28

Artik Türkiye’deyim…

Tüm dostalarimi selamlarin en güzeli olan Allah’in selamiyla selamliyorum…

Yillardir kurulan hayaller, gayretler, emekler, palanlar, düsünceler, düsünceler, düsünceler… Acabalar icin sarfedilen bir sürü zaman…Pisman olursunuz diyenlere, geri dönersiniz diyenelere, hatta ” Siz gidemezssiniz!” diyenelere inat vatanimin topraklarindan sizlere ilk yazimi yaziyorum. Bu günüme binlerce sükrediyorum. Artik ben de ait oldugum, dogdugum topraklardayim. Siz, yani Tükiye den gurbete cikmayanlar, sizler bu duygulari zannediyorum ki, anlayamazssiniz ama gurbetci dostlarim beni cok iyi anlar. Rabbim dönmeyi isteyen, kalbi vatan icin carpan herkesi vatanina hayirla kavustursun.

Simdilik tarif ekleyemiyorum, zira henüz yeni hayatimla ve mutfagimla bizbize zaman geciriyoruz. Ancak Allah nasip ederse en kisa zamanda yeni tariflerle burada olacagim.

Ziyaret eden tüm dost ve takipcilerimi sevgiyle selamliyorum…

Reklamlar
3

Cuma Yazıları / Aşk ve Hasret

  Ekleme: Okullarin da kapanmasiyla blogcularin tatili basladi…insallah bir kac ay sonra tekrar burada olacagim. Soru ve görüslerinizi yine yazabilirsiniz, cünkü uzaklarda degilim…                                                                                                                                                                                                      Tüm dost ve takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Cumamız hayırlı ve bereketli olsun.  Bu güncuma yazıları için kendi kalemimden çıkan bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Malum, gurbeti vatan değil ama mekan edinenelerdeniz. Ve bu bizim hayatımızın her deminde, her nefesimizde içimizde yanıp duran daimi bir ateş gibi. Bu ateş zaman zaman aşağıdaki yazıda olduğu gibi bir nefeste dilimizden dökülüverir…

Güneşi, yeşili, sevdiğim her şeyi benim olduğu için sevmişim meğerse. Bencilce sahiplenerek sevmişim taşı, toprağı. Çocukluğumu bırakıp gelmişim sanki oralarda. Ruhumu, kalbimi, rüyalarımı…Ben beni bırakıp gelmişim buralara. Ben bende olmadan yaşadım bunca zaman! Kışı geçirip yazı iple çektim hep. Sıcak dışımı yakarken, gözlerimi kapatıp serin hatıralara daldığım için daha çok sevdim temmuzu. Elime aldığım salatılığın kokusunda, sineğin sesinde, yüzüme çarptığım buz gibi suda bile uzaklara gidip geldiğim için. Geçmişten her lahzayı  gönlümün en dip köşesine yazdığım için…

Bana sorsan, her harfinin içini doldurarak “Gurbeti ben yaşadım!” derim, hasreti de… En tanıdık kelime hasret, rumuzum hasret, göbek adım da…içim ve dışımda…”Nasıl özledim!” diye söze başlayınca, içimde hep bu hasreti nasıl anlatabileceğimi düşündüm. Kelimleri kelimelerin üzerine kattım, süsledim, kestim, biçtim… ama hep anlatamadığımdan emin olarak sözü bitirdim.

Aşk, uzaktayken şekillendi adı aşk oldu. Hasreti zaten beraberinde getirdi. Gurbet, onu yaşayınca tam anlamını buldu, okuduğum şiirlerdeki gurbet gibi değildi üstelik. O şiirler içimde bir yerleri acıtırdı, ama gurbet içimde acıyacak her noktaya adini yazdi!

4

Kıtır Çörek

Günlerden pazar, miladi 12 haziran, hicri 10 recep… Tüm takipçi ve dostlarımı Allah’ın selamıyla selamlıyor, Allah’ın ayı olan bu mübarek ayı hakkıyla ihya etmelerini diliyorum. İçinde bulunduğumuz recep ayının faziletleri saymakla bitmez bir hazine. Lütfen araştırıp bu hazineden pay almaya çalışın.

Günün anlam ve önemine on günlük bir gecikmeyle de olsa vurgu yaptıktan sonra yazımızın normal seyrine geçebiliriz. Ha bu gün Türkiye için yine çok önemli günlerden biri, bu gün seçim var. Hayatım boyunca hiç oy kullanmamış biri olarak acaba oy kullansam kime verirdim diye düşündüğüm oluyor ve oy kullanmanın ne büyük bir sorumluluk olduğunu hatırlayıp içten içe her şeyi hayırla yaratanın takdirine şükrediyorum. Siyasi fikrim Allah’ın yoluna yaklaştıracak, adaletli, dürüst, atalarının izinden taviz vermeyecek insanların başa gelmesidir. Hangisi bizim için hayırlı ise rabbim o insanların yolunu açık ve istikametlerini dosdoğru kendine yöneltsin.

Şu sıralarda önüme gelen yemek bloglarını didik didik gezip yeni tarifler not alıyorum. Tarifim o gezilerimden birinde rastladığım kıtır çörekler. Ev de en çabuk tükenen . Bizim eve de hiç Bir şey çabuk tükenmez yiyeceklerden biri oldu. Kurabiye gibi görünse de kurabiye gibi bir dokusu yok. İçi yumuşak dışı daha kıtır lezzetli mi lezzetli çörekler.

Malzemeler:

  • 2 tane yumurta ( 1 tanesinin sarısını üzerine sürmek için ayırın.)
  • yarım çay bardağı yoğurt
  • yarım çay bardağı sıvı yağ
  • 125 gr. oda ısısında tereyağı
  • 125 gr. beyaz peynir
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 yay kaşığı kadar tuz
  • Yumuşak bir hamur olana kadar un

Üzerine sürmek için:

  • 1 yumurta sarısı
  • 1 kaşık süt
  • 1 kaşık sıvı yağ

Yapılışı:

  • Fırını 180° de ısıtın.
  • Peyniri iyice ezin ve diğer malzemeleri karıştırıp yumuşak bir hamur yoğurun.
  • Hamuru merdane yardımıyla yarım cm. kalınlığında açın.
  • Bıçak veya rulet yardımıyla üçer parmaklık kareler kesin.
  • Karelerin bir köşesine su sürüp çaprazındaki köşeyi üzerine kapatıp ucuna bastırın.
  • Hazırladığınız üçgenleri yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin ve üzerine sürülecek karışımı hazırlayıp üçgenlerin üzerine sürün.
  • Sıcak fırına verdiğiniz çörekleri güzelce kızarana kadar pişirin ve yanında dost sohbeti ve güzel bir çay eşliğinde afiyetle yiyin.
7

Közlenmiş Patlıcan ve Domates Kavurması

Tüm inananları, dost ve takipçilerimi selamların en yücesiyle selamlıyorum. İstemeden verdiğim plansız bir aradan sonra tekrar buradayım…

Bu gün mevsimin bilmem kaçıncı çileğini toplamaya gittik… Önümüzde ortalama bir ay gibi bir zaman var ve ne kadar çok çilek toplarsak bu yılki çilek iştahımızı gelecek yıla kadar bastırmış olacağız.:) O yüzden zaten tarlayı, ekini yani yeşili seven biri olarak çilek tarlasına gidip de dalından kopardığım çilekleri yemek benim için tarifsiz bir güzellik. Sanırım Almanya ‘da özlemini duyacağım tek şey yemyeşil çilek tarlalarında istediğin kadar yemek ve topladığın kadarını ödemek olacak.

Tabi yazın habercileri etrafa yayılan mis gibi mangal kokuları da bu mevsimin güzelliklerinden ancak burada mangalın üzerinde olması muhtemel etin ne eti olduğunu düşününce burnuma gelen koku bile beni rahatsız ediyor. Elbette mangalda sadece et olmaz ya patlıcan, biber, domates vs… Konuyu nihayet yemeğe bağladım, yoksa söz börtü, böcek, çiçek, ot diye uzar gider…

Antep de alinazik sadece yoğurtlu olmaz bir de domatesli alinazik vardır. Benimki de domatesli alinaziğin etsiz  uygulaması gibi birşey. Yani uyduruk söğürme…

Malzemeler:

  • 4 tane közlemelik patlıcan
  • 2 tane domates
  • 2 tane sivri biber
  • 1 baş ince kıyılmış kuru soğan
  • Yağ
  • Tuz, pul biber ve karabiber
  • Yanında bir sürahi soğuk ayran

Yapılışı:

  • Patlıcan, domates ve biberleri közleyin.
  • Közlenen malzemenin kabuklarını soyup doğrayın.
  • Soğanı yağda yumuşayana kadar kavurun ve pul biberini atıp közlenmiş sebzeyi ilave edin.
  • Malzeme bütünleyene kadar 5-6 dakika kavurup tuz ve karabiberini atıp servis yapın.

Yemeği yerken çatal kullanmadan ekmek yardımıyla yiyin ve yanında mutlaka ayran için. Deneyin, pişman olmazsınız.:)

14

Boşnak Mantısı

Tüm takipçi ve dostlarımı selamların en güzeli olan Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Eşim askerdeyken yalnızlıktan olsa gerek doğru düzgün yemek pişirmedim. Hatta 5 hafta boyunca hiç sebze yemeği yapmamışım! Benim gibi yeşillik diye taze fasulyeye salatalık muamelesi yapan biri için bu epey bir hasretlik anlamına gelir.:) Kendimi en son hamileyken şehir dışına çıktığımızda etraftaki ot yaprak hatta ağaçlara  art niyetli gözlerle baktığımdan beri hiç böyle görmemiştim. Sahi o zamanlar ağaçlar bana öyle çekici geliyordu ki, eşim koyuna dönüşeceğim konusunda derin endişeler duyuyordu.:)) Bu hasretle Türk bakkalına gittim bir sürü sebze aldım…artık evdekiler “Yetreeeeer!” diyene kadar sebze yedireceğim….onlar için hain planlarım var.:)))

Üsteki yazı hasbi haldi ama tarifim birkaç ay önce denedim Boşnak mantısı. Boşnak mantısı her gördüğümde ağzımın suları akarak bakıyor ama fazla yağ konduğundan denemeye cesaret edemiyordum. Bir kereden bir şey olmaz diye denedim ve Boşnakların hamur işlerinde ne kadar mahir olduklarındı bir kez daha anladım.

Malzemeler:

  • 3 bardak un
  • Tuz, su
  • Aralarına sürmek için yarım paket tereyağı (125 gr. Kadar)

İç malzemesi:

  • 300 gr. Kıyma
  • 1 tane ince kıyılmış kuru soğan
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Kıymayı ocağa koyup rengi dönünce soğanı katıp soğan katıp bir süre daha kavurduktan sonra baharatlarını koyup ocaktan alın. Soğumaya bırakın…
  • Un, su ve tuzla hamuru yoğurup 20 dakika dinlendirin.
  • Hamurdan 6-7 beze yapıp bezeleri tabak büyüklüğünde açın, üzerine yumuşak tereyağı sürün.
  • Diğer bezeleri de aynı işlemeden geçirip yağlanmış hamurları üst üste dizin.
  • Elde ettiğiniz tek parça yağlı hamuru yağlı bir masa vs. üzerinde fazla inceltmeden elinizle çekerek açın. Dikkat edin hamur mantı hamuru kadar incelmeyecek.
  • Açtığınız hamuru üç parmak eninde ve boyunda kare olarak kesin.
  • Parçaların üzerine tamamen soğuyan kıymalı harçtan paylaştırıp tıpkı bir bohça katlar gibi katlayıp katlı olan taraf tepsiye gelecek şekilde fırın tepsinize dizin.
  • Kalan yağı üzerilerine sürün ve önceden ısıtılmış 180° de kızarana kadar pişirin.
  • İster üzerine yoğurt dökerek ister sade olarak servis yapın.Afiyet olsun…
3

Cuma Yazıları / Halil İbrahim Bereketi…

Cumanın bereketi tüm inanan kulların üzerine olsun. Bu gün face den aldığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Doğrusunu yanlışını bilemem ama kanaat ve kardeşiliğin öyle güzel bir örneği ki, hepinizin çok hoşuna gideceğini düşündüm.

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış…Büyüğün adı Halil, küçüğün  ise İbrahim…

Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış…

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin… Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederler, bununla geçinip giderlermiş…

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı, ikiye ayırmışlar, iş kalmış taşımaya…

Halil, bir teklif yapmış:“İbrahim kardeşim; ben gidip çuvalları getireyim, sen buğdayı bekle.” ‘Peki, ağabey.” demiş İbrahim…

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye…

O gidince, İbrahim demiş: “Ağabeyim evli, çocuklu, daha çok buğday lazım onun evine…” ve kendi payından bir miktar atmış onunkine…

Az sonra Halil çıkagelmiş. “Haydi İbrahim, önce sen doldur da taşı ambara.” demiş.

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola…

O gidince, Halil düşünür bu defa der ki: “Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var, ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp para biriktirecek, ev kurup evlenecek.”

Böyle düşünerek, kendi payından atar onunkine birkaç kürek.

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu böyle sürüp gider…Ama birbirlerinden habersizdirler.

Nihayet akşam olur, karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar, hatta azalmıyor bile.

Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki, günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.

Şaşarlar bu işe… Aksine çoğalır buğdayları, dolar taşar ambarları.

Bugün ‘bereket’ denilince, bu kardeşler akla gelir. Adına da Halil İbrahim bereketi denir.

7

Arap Kreması (Qashta) ve Limonlu Kek

Allah’ın selamı tüm inananların üzerine olsun. Gelmesi beklenen sayılı günler bizim için geçti ve çok şükür askerimize kavuştuk. Çok kısa da olsa eşimin anlattıklarına bakılırsa asır gibi geçmiş. Bize askerden eşimin bir aydır hala geçmeyen öksürüğü ve göğüs ağrıları kaldı! Neyse bunlar geçti, biz dünden dersimizi alıp bu güne bakalım…

Hayatımda bir başka yenilik  Zühre Pardesü’nün Sosyal Medya Sorumlusu sevgili Ümmügülsüm’ün teklifiyle artık  Zühre Pardesü nün yeni hazırlanan bloğunda cuma yazılarım ve tariflerimin yayınlanacak olması. Sayfa içerik açısından biz hanımların ilgisini çekecek faydalı bilgilerin de olduğu hoş bir sayfa. Henüz tam olarak hazır değil ama zamanla herşey daha güzel olacak inşallah…

Gelelim tarifimize: Ben çocukluğumdan beri kek olayına yabancıyımdır. Ne yerim, ne de yaparım. Şöyle bir dilim keke , bir bardak çay hayalim de hiç olmamıştır. Kek benim için altında üstünde kreması, pudingi olmadıktan sonra boğazıma takılan bir yiyecektir. Geçenlerde ilk kez limonlu kek yaptım ama tabi kreması olacaktı bu kekin yoksa yiyemem! Keki pişirdim, sevgili Pepela‘dan aldığım qashta yani Arap kreması da denilen farklı bir krema tarifini denedim… ikisini birleştirmekten son anda vazgeçtim zira ben pasta haline getirmekten ziyade keke ve krema vs. aynı tabakta öğünlük servis etmeyi daha çok seviyorum. Dediğim gibi de yaptım. İkisi de çok nefis oldular ve uyumları da tartışılamaz. Ama benim asıl hoşuma giden kekin tadı oldu. Hayatımda ilk kez sade kek yedim. Benim gibi kek sevmeyen var mı bilmiyorum ama sevenin de sevmeyenin de beğeniyle yiyeceği bir kek…

Kek İçin Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • Bir bardaktan bir parmak eksik şeker ( Şekeri bir bardağa tamamlayabilrisiniz.)
  • Yarım bardak yoğurt
  • Yarım bardak sıvı yağ
  • 1 limon suyu
  • 1,5 bardak un
  • Yarım limon kabuğu rendesi
  • Yarım kabartma tozu
  • 1 paket vanilya

Krema: ( qashta )

  • 2 kutu çiğ krema ( toplam 500 gr.)
  • 2,5 kaşık nişasta
  • 2 kaşık şeker
  • Yarım çay bardağı ılık su

Yapılışı:

  • Önce fırını 180° ye açın… Yumurtaların sarı ve beyazlarını ayırın.
  • Yumurta beyazlarını şekerle birlikte iyice sertleşene kadar mikserle çırpın.
  • Yumurta sarılarını, yoğurdu, sıvı yağı ve vanilyayı da iyice çırptıktan sonra karışıma limon suyunu ve rendelenmiş limon kabuklarını ilave edip biraz daha karıştırın.
  • Bu karışıma en son un ve kabartma tozunu karıştırıp eleyin ve bu karışıma ilave edin.
  • Unu kattıktan sonra düşük devirde yavaş yavaş malzemenin karışmasını sağlayın.
  • En son yumurta aklarını ve hazırladığınız diğer karışımı birleştirin ve spatula veya bir kaşık yardımıyla yavaş yavaş, yumurta akını söndürmeden karıştırın. Bu karıştırmayı çırparak değil de malzemeyi alttan üste doğru havalandırarak yapın.
  • İstediğiniz bir kalıba yağlı kağıt serip önceden ısıttığınız fırına koyun ve 30-40 dakika fırının ağzını açmadan pişirin. Fırından almadan önce kekin tam ortasına kürdan benzeri Bir şey batırın ve kuru çıkarsa keki fırından çıkarın.
  • Kek pişerken kremayı hazırlamak içintemiz çelik bir tencereye kremaları koyun ve orta ateşte açtığınız ocağın üzerine koyun.
  • Krema ısınınca nişastayı suda ezip içine ilave edin ve sürekli karıştırarak şekerini ilave din ve koyulaşınca ocaktan alın. Dikkat edin malzemem kaynamasın!
  • Tamamen soğuyan kek ve kremayı istediğiniz gibi servis yapabilirsiniz.

Afiyet olsun…

4

Dövmeli Kelle

Allah’ın selamı onun tüm halis kullarının üzerine olsun. Aradan koskoca bir on beş gün geçti…bizim için özlem dolu günlerdi… Allah tüm hasret kalanları hayırlısıyla kavuştursun bizim hasretimiz de inşallah çok kısa zaman sonra bitecek. Eşimin yokluğunda misafirlerim haricinde yemek pişirmedim desem yalan olmaz. Taslak bekleyen tariflerle bile uğraşmak istemedim… Hayatın tadı da tuzu da insanın sevdikleri, onlar olmayınca hayat bomboş.

Çocukken annem her işkembe pişirdiğinde ben kelimenin tam anlamıyla suyunu tirit ederdim. Yemek hazırlanana kadar her aşamasını izleyip iyice acıkır, akşam yemek sofraya konunca da ilk bir iki kaşıktan sonra bana ağır gelir sadece suyuyla yetinirdim…Aradan onca yıl geçti, zevklerim renklerim değişti, eh bu hasretle artık ben kelle paçayı yerim…

Annem vari tavırlarla kelleyi paçayı hazırladım, aklımda kalan tüm ayrıntıları uygulayıp sofraya getirdim. Ben bu yemeği yiyeceğim dedim ya… yok, yine ben hala eski benmişim. Yemeğin o güzelim lezzetine rağmen ben yine iştahsız alınan lokmalarla tabağımı bitirdim ve anladım ki, ben kelle paça yiyemiyorum. Ama siz bana bakmayın, gerçekten çok lezzetli olmuştu. Kelle paça yaparken koyunun ayaları da kullanılır ama benim tarifimde ayak yok çünkü malum ki gurbetlik hali. Annem kelle paçaya hem yarma hem nohut koyardı, tabi ekşisi, sarımsağı ve pul biberiyle…

Malzemeler:

  • 1 adet temizlenmiş koyun veya kuzu başı
  • 1 tane işkembe
  • 1 bardak nohut
  • Yarım bardak dövme

  • 1 küçük kaşık salça
  • Sarımsak
  • Tuz, karabiber, pul biber
  • Limon

Yapılışı:

Bütün malzemeleri üç su güzelce yıkayın. Kelle ve işkembe dörde bölünmüş bir baş soğanla büyük bir tencereye koyarak üzerini geçecek kadar suyla ocağa koyun. Su kaynamaya başladıktan bir süre sonra köpüklerini alın ve suyunu dökün, içindeki soğanı çıkarın. Kaynatılmış taze su koyarak tekrar ocağa koyun. Kaynayınca üzerindeki köpükleri alın ve tencerenin ağzını kapatın.

Düdüklü tencerenizin ayarına göre 30 – 45 dakika pişirin.

Tencerenin kapağını açıp kelleyi içinden çıkarın. İşkembe geç pişeceğinden tencerenin ağzını tekrar kapatın ve bu arada siz kelleyi ayıklayıp hazırlayın. Düdüklü tencerelerde kalitesine bağlı olarak pişirme süreleri değişiyor. Bu yüzden pişip pişmediği konusunda biraz tencerenizle olan tecrübenizi kullanmalısınız.

15-30 dakika sonra işkembeyi ocaktan alın ve suyunu içindeki kemik parçalarından arındırmak için süzekten geçirin.

İşkembeyi de lokma lokma doğrayarak tenceredeki süzülmüş suyunun içine ayıklanmış kelleyle birlikte koyun.

Tencereyi tekrar ocağın üzerine alarak salça, sarımsak ve baharatlarını atın, 10-15 dakika daha pişirin. Kelle yapmak her halükarda zahmetli ve zaman isteyen bir yemektir.

Nohut ve dövmeyi ayrı pişiriyoruz, çünkü kelle pişerken suyuna karışacak kemikleri süzerek temizliyoruz. Bu aşamada nohut ve dövme olursa o suyu temizlemek imkansız hale gelir. Bu yüzden tenceredeki et suyunu süzekten geçirip kemik parçalarından arındırın. Bu kez de geceden ıslanan nohut ve dövmeyi tencereye ilave edip yumuşayana kadar pişirin.

Pişen nohut ve dövmenin üzerine etleri katıp, salça, tuzunu ilave edip 10 dakika malzeme iyice özleşene kadar daha pişirin. Bol limon, sarımsak ve pul biberle servis yapın.

Yanında yeşil salat güzel gider…

4

Cuma Yazıları / Muhabbet Fedaileri

Tüm dost ve takipçilerimin cuması mübarek olsun.

Bir Cuma vakti cemaat tek tük camiye girmekte.
Meshur Imam Abdürrezzak Hoca kürsüde..
Girenlerin arasinda Hizir (a.s) da var.
Hz. Hizir genç ihtiyar arasinda onlardan biri gibi gidiyor, bir kösede oturuyor.
Kürsüde imam sohbete basliyor, çok feyizli bir sohbet oluyor.
…Hizir (a.s)`in yanina kirklarinda bir adam gelip oturuyor.
Cami yavas yavas dolmakta.
Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallaniyor, ha uyudu ha uyuyacak..
Hizir (a.s) adami dürtükleyip:
“Bu sohbet kaçmaz, uyuyacaksin.”der.
Adam:
“Uyumam, beni rahat birak.”diye cevap verir.
Hizir (a.s) ses etmez; ancak sohbet de çok feyizlidir.
Adam ha uyudu, ha uyuyacak bir durumdayken, Hz. Hizir bir daha dürtükleyerek:
“Uyuyacaksin, dedim!”
Adam:
“Ben de sana uyumam, beni rahat birak, dedim!” der ve ekler:
“Biz feyzimizi Abdürrezzak`tan degil, Rezzak olan Allah`tan aliyoruz. Rahat birak beni.
Yoksa, senin Hizir oldugunu söylersem, bu cemaatten yakani zor kurtarirsin.
“Hizir (a.s) susar ve gözlerini kapar, boynunu büker Allah`a yönelerek:
“Ya Rabbi! Bu nasil istir, bendeki listede bu zatin ismi yok! “
Cenab-i Hak lisan-i münasiple cevap verir:
“Ya Hizir! Sana verdigim liste beni sevenlerin listesidir.
Bir de bende bir liste var ki, o da benim sevdiklerimin listesidir.”

5

Antep Gezisi…

 Tüm dost ve takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Dışarıda güneşli güzel bir hava var insan ev de olmak istemiyor. Şu na da 21 güncük olan askerli vazifesi için vatan da olan eşim halinden şikayet ederken “Dışarısı güzel içerisi kötü! Dışarısı güzel içerisi kötü” deyip duruyordu.:)) yani dışarı her bakımdan güzel.

Antep yemekleri sayfası olarak çook eksiklerimin olduğunu fark ettikçe harekete geçmeliyim deyip harekete geçeceğime oturmayı tercih ediyorum. Ama bu tembelliğin bu durgunluğun bir sebebi var. Şimdi açıklamayacağım ve inşallah yakında vereceğim hoş bir sürprizim var. Bu sürpriz bir tarafa elimde miadını doldurmak üzere olan  Antep resimlerini artık sizinle paylaşmalıyım. Geçen yıl çekilen bu resimlere her baktıkça üzerimde bir dağ varmış gibi ağırlığını hissettim. Nedeniyse resimlerle birlikte yazacağım iki satır yazıyı acep nasıl yazsam düşüncesiydi. İnşallah bölüm bölüm Antep’in bazı güzel mekanlarını tanıtarak size oraların havasını koklatmaya çalışacağım.

Burası görüntüden de anlaşılacağı üzere G.Antep kalesi. Ancak size göstermek istedeğim sadece kalenin dış görüntüsü değil…Gaziantep Büyükşehir beldiyesi tarafından açılan Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi. Bu güne kadar Antep kalesi atıl bir şekilde adeta halktan saklanmıştı. Ancak artık Antep ehil ellerde görünüyor.

Kalenin kapısına bu yükseklikten ve yol boyunca dikilen heykelleri geçerek varıyorsunuz. Hoş heykelleri çok sevmedim ama sunulan bu güzellikler karşısında o kadarına da razı oluyor insan.

Kalenin içinde hazırlanan galeri de  62 adet heykel, 37 adet yüksek kabartma rölyef, 13 adet büst, 130 adet portre, haritalar, krokiler ve bilgi panoları ile muhteşem bir tarihi anlatım yapılmış. Sık sık yerleştirilmiş ekranlarda Antep kurtuluşunu anlatan belegeseller gösteriliyor.

Bir savaş verilmiş, canlar, nice canlar yitirilmiş ancak bu kahramanlık gereğince sonraki nesillere aktarılmamış. Okul kitaplarındaki kısacık bahislerden başka kendimizden bihaber büyüdük. Oysa gerçekten bu direnişi öğrenen herkes gibi, biz de sıkıntı ve yokluk içinde imkansızlıklarla ama dimdik bir duruşla verilen mücadeleyi öğrendiğimizde göz yaşlarımızı tutamadık.

Antep den kalasikleşmiş bir görüntü, şerbetçilerimiz… Harika tadıyla tepemizdeki 30-40° lik sıcakta buz gibi meyan şerbeti… Olsada içsek…

2

Cuma Yazıları / Minberdeki Sır!

Tüm dostların cuması mübarek olsun… Bu gün posta kutumda sevdiğim bir dosttan Çiğdem’den gelen hoş bir yazı vardı. Güyel arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.

Ecdadın dünya hayatında da  kadar önde olduklarının bir ıspatı olan bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim.

BURSA (İHA) – 670 yıllık tarihî Ulu Câmii’nde yapılan rölöve çalışması sırasında, Osmanlı’nın ilim ve sanatta ne kadar ileri gittiğini gösteren belgeler bulundu. Câminin dünyada bir benzeri bulunmayan ahşap minberindeki motifler, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın desteğiyle en ince teferruatına kadar Nakkaş Mimar Semih İrteş başkanlığındaki bir ekip tarafından çizildi. Ahşap motif ve sedef kakmaların kaybolmasına yol açan minberin üzerindeki 12 kat vernik ve cila, özel yöntemlerle kazındı.

Böylece minberin motifleri net bir şekilde ortaya çıkartıldı. Çalışma sırasında açığa çıkan müthiş detaylar ise herkesi hayrete düşürdü.

Tarihî minber üzerine, güneş sisteminin günümüzde tespit edilen uzaklıklarına göre resmedildiği görüldü. Güneş sistemindeki gezegenler ile dünyanın etrafında döner hâlde resmedilen ayın dışında, Plüton’un metal olarak ve gezegenlerden ayrı bir yerde nakşedilmesi dikkati çekti. Gezegen mi yıldız mı olduğu günümüzde dahi tartışılan Plüton’un, minberde diğer gezegenlerden farklı bir maddeden yapılması, bugünkü tartışmalara o zamandan cevap bulunduğunu gösteriyor.

Nakkaş Mimar Semih İrteş, dünyanın döndüğünü söylediği için engizisyon mahkemesince öldürülen ve astronominin kurucularından biri olduğu iddia edilen İtalyan Galileo’dan tam 230 yıl önce, 1396 yılında, Osmanlı alimlerinin verdiği projeye göre yapıldığı anlaşılan minberdeki motiflerin hayret verici olduğunu söyledi. İrteş, “Biz Ulu Câmii minberinin ahşap motiflerindeki 2-3 katlı parçaların nasıl yapıldığına, minberin geçmeli olarak nasıl birleştirildiğine kafa yorarken, güneş sisteminin nakşedildiğini görünce hayrete kapıldık. Bu, Osmanlı alimlerinin ve sanatkârlarının zirvede olduklarını gösteren muhteşem bir eser.” dedi.

8

Fasulyeli Nohutlu Dövme Çorbası

Tüm dost ve takipçileri Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Biraz hastalık biraz yorgunluk derken kendimi bilgisayarın başına biraz zorda olsa atabildim. Daha önce de bahsetmiştim bir yılı aşkındır her sabah ve her akşam bir bardak suya elme sirkesi katıp içiyorum ve bu zaman zarfında elhamdülillah grip vs. yanımdan bile geçmedi. Son iki haftadır o veya bu sebepten ihmal etmiştim ki, boğazımdaki yanmayla kendime geldim. Bundan sonra aksatmamlı artık bir köşeye yazmalı…

Yaklaşık iki ay önce küçük bir ev kazası geçirmiştim ve ayağımda hafif bir morluk ve ağrıyla altlattığımı düşünüyordum. Bir süre sonra morluk yerini sertliğe ve bıraktı ve çok hafif ağrılı ve hafif ateşli bir kitleye dönüştü. Aradan iki hafta geçtiğinde normal olmayan birşeyler olduğunu fark ettim ama ihmalkarlığımdan doktora gitmedim. Ev doktorunda rutin kan testini yaptırdığımda kanımda yüksek miktarda iltihap çıkınca anladık ki, o kitle iltihaplı olabilir… Tabi antibiotik aldım ama ona rağmen ağrısı daha hafiflesede sertlik kaybolmadı. Geçen hafta ayağımı göstermek için cerraha gidince durumu öğrendik…doktor kemiğin üzerinde kan toplandığını yarsalarda alamayacaklarını bu yüzden bir çeşit fizik tedavi uygulayacaklarını söyledi ve beş günkük terapiye başladık. Yani zamandan mıdır, mekandan mıdır bilmem ama vücutlarımız eski vücutlar gibi değil sanki daha bir hastalıklara açık, daha bir kırılgan olmuş. Benim kibi morluk deyip geçmeyin ve takibini iyi yapın.

Sağlık durumumuzdan kısacık bahsedip asli konumuz olan yemeğe geçelim. Benim için yöresel tatların yeri hep başkadır. O tatları yerinde yemeyi çook isterdim ancak bu pek mümkün olmayacağından cağ kebabı gibi baş döndürücü tatları yerinde ziyaret edebileceğimiz zamanlara bırakıp tarifimizden bahsedeyim. Yine yemeğimizin adresi Cahide arkadaşım. Fasulyeli nohutlu döğme çorbası…benimki biraz koyuca oldu ama siz daha sulu yaparsanız.Tam olarak nereye ait olduğundan bahsetmemiş ama Doğulu olduğunu yazmış. Biz tadını çok beğendik… Et, tahıl, baklagiller ne arasınız var. Yapanlara afiyet olsun deyip tarifi veriyorum:

Yapılışı:

  • 3-4 parça kemikli et (Olmasa da olurmuş)
  • Yarım bardak dövme (yarma)
  • 1 çay bardağı nohut
  • 1 çay bardağı kuru fasulye
  • 1 baş soğan
  • Biraz yağ
  • 1 yemek kaşığından az salça, tuz, karabiber

Yapılışı:

  •  Dövme, fasulye ve nohudu bir gece önceden ıslayın.
  • Ertesi gün sularını süzüp etle birlikte üzerini dört parmak geçecek kadar suyla ocağa koyun pişmeye bırakın.
  • Diğer tarafta soğanı kıyıp yağda kavrun ve salçasını da katıp salçanın kokusu çıkana kadar çevirip pişmeye yakın tencereye ilave edin.
  • Bahartlarında katarak tamamane yumuşayana kadar pişirin. Su miktarını az gelirse kendiniz ayarlayın.
6

Cuma Yazıları / 1 Nisan Şakası Nedir?

  Hayırlı cumalar dostlar…

 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya daki Endülüs müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil:

   “Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım.” der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler. Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine         Müslümanlar:

    “Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz.” dediklerinde Haçlı ordusu komutanı:

    “Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur diye cevap verir ve BÜTÜN MÜSLÜMANLAR ORADA ŞEHİT EDİLİR. İşte o gün bugündür 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır. Nereden geldiğini bilelim. Bilelim de ona göre kutlayalım.. (ispanya asırlar boyu müslümanların hakimiyetinde kalmıştır)

10

Tavuklu Çökertme Kebabı

Bedenen yorgun olsam da dışarıdaki hava zihnime ve ruhuma başka bir huzur ve sevinç veriyor. Birkaç hafta önce kayın validem ve kayın pederim Türkiye’den geldiler ve bir süre de bizde kaldıklarından yeni tarifler ekleyemedim. İnşallah bundan sonra düzenli olarak devam edeceğim.

Bu güzel gün de nefis bir Bodrum yemeğiyle burada tam karşınızdayım.:) Yemeğimiz: “Çökertmeden çıktım da Halil’im.” değil tabi Bodrum’lu olanlar anlamıştır çökerteme kebabı. Bazen espirikli biri olduğumu düşünüyorum, öyle miyim neyim.:) Dışarıda güneş var ya mutlu olduk, siz anladınız durumu…

Çökertme kebabının aslı kırmızı etle yapılıyor. Yöresel yemek tarifleri verirken aslını bozmamak adına epey araştırma yaparım. Çökertme kebabını da araştırdım ve aslı et le yapılsa da tavukla hazırlandığı tariflere de rastladım. Tavuklu tarif Bodrum da da yapılır mı, yoksa hanımların kendi geliştirdikleri tarif mi bilmiyorum, bilen varsa düzeltmeye açığım.

Kısacası kızarmış patatesin, tavuğun ve yoğurdun uyumunu damak tadına düşkün olanlar tahmin edebilir. Yöresel yemeklere düşkün biri olarak bu güzel yemek nasıl gözümden kaçmış anlamadım. Bundan sonra daha sık yapacağım inşallah.

Not: Kırmızı etle hazırlanırken terbiyesine rendelenmiş soğan da katılıyor.

Malzemeler:

  • 350-400 gr uzun şeritler halinde veya istediğiniz gibi doğranmış tavuk eti
  • 4 tane patates
  • 1 çorba kasesi sarımsaklı yoğurt
  • Sıvı yağ
  • Yarım bardak süt
  • Karabiber, kimyon, tuz, pul biber

Yapılışı:

  • Tavuk etini etini süt, iki kaşık sıvı yağ, ve baharatlarla karıştırıp mümkünse bir gün önceden terbiyede bırakın. Vaktiniz yoksa bir iki saat de olur.
  • Terbiye de beklemiş eti tavaya koyup bir iki kaşık yağ ilavesiyle kızarmaya bırakın.
  • Diğer tarafta patatesleri iri rendeyle rendeleyip bol yağda kızartın. Bu tür kızartma istemiyorsanız, çubuk doğrayarak da kızartabilirsiniz.
  • Kızaran patatesleri servis tabaklarına alıp üzerine sarımsaklı yoğurdu yayın.
  • Pişen tavuk parçalarını da yoğurdun üzerine dizdikten sonra pul biberle süsleyip sıcak servis yapın.

Özellikle çocuklar çok seviyor.

6

Cuma Yazıları / Şeyh Edebali Hz.’den Öğütler..

 Allah”in selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun… Tüm takipçi ve dostların cuması mübarek olsun.

Şeyh Edabali’ Hz.’nin öğütleri o kadar hoşuma gitti ki, mutlaka paylaşmalıyım diye düşündüm. Eminim ki, içiniz de uyugun olmyan dostluklar yüzünden çok üzülen olmuştur. Mübarek nasılda güzel anlatmış, hep aklımada kalacak ve dost edinirken bu sözleri hatırımda tutacağım…

Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün..!

Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sinir bilmez; üzülürsün..!

Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün..!

Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün..!

Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün..!

Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün..!

Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.! 

İlim bil, irfan bil, söz bil.

İkram bil, kural bil, doyum bil.

Usul bil, adap bil, sinir bil.

Yol bil, yordam bil.

Hal bil, ahval bil, gönül bil.

Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.

Mert ol, yürekli ol.

Kimsenin umudunu kırma.

Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana..!

Şeyh Edebali

4

İstiridye (Kayın) Mantarı Kavurması ve Bulgur Pilavı

Allah’ın selamı ona kul olanların üzerine olsun… Arayı epey açtım ama sorun bakalım niye yaptım.:) Hafta sonu yatılı misafirlerim vardı, sonrası biraz rahatsızlandım yani sorsanız da çok mühim bir durum yok. Bir ara nette “ Karımı öldürdüm ama sorun bakalım niye yaptım!” diye bir yazı dolanıyordu. O kadar gülmüştüm ki, o günden beri yeri geldikçe bu sözü kullanırım. Bir ara arama motorlarından araştırıp bulursanız eminim okumayan varsa çook gülünecek, bir yazı.

Bu gün, benim çoook sevdiğim nefis bir mantar yemeğini anlatacağım. Zaman zaman 7,99 eu ya çıkan fiyatına kızıp almak istemesem de en sık yaptığım mantar yemeği. Özellikle mantarı kavururken gelen kızarmış et kokusu sanki sofra da sizi bekleyen ziyafetten haber veriyor. Yemek dediysem öyle kelli felli uğraştırıcı bir yemek değil. Ben bu tür sade tadını beğendiğim malzemelere ekler yapmayı sevmiyorum, sadece tuz ve karabiberle lezzetini sabitliyorum, gerisi malzemenin kendi lezzeti.

Buralarda austernpilz olarak bilinen istiridye ya da diğer adıyla kayın mantarı. Tadının ete benzemesi en büyük özelliklerinden biri. Hatta o kadar ki işkembe çorbasında bile işkembe yerine kullanılıyor. Görüntü olarak da işkembe çorbasında ayırt etmemek pek mümkün değil zaten. Galeta ununa batırıp kızartanı da var, güveç yapanı da, hatta böreği bile yapılıyor. Ülkemizde bildiğim kadar Karadeniz’de doğal olarak yetişiyor ama kültür olarak da üretimi yapıldığından pazarlarda bulmakta zorlanmazsınız. Dedim ya er gibi bir çok değişik usul ve malzemeyle birlikte nefis yemekler hazırlayabilirsiniz.

 

Malzemeler:

  • 500 gr. istiridye (kayın) mantarı
  • 2-3 kaşık zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Geniş ve mümkünse yapışmayan bir tavaya yağını koyun ve ısınınca yıkanıp kuruladığınız ve istediğiniz büyüklükte doğradığınız mantarları tavaya koyun ve harlı ateş de güzelce kızartın.
  • En son baharatlarını atıp ocaktan alın. Bulgur pilavıyla sıcak servis yapın.

Bulgur pilavı için:

  • 1 bardak bulgur
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça ( Koyu kıvamlı olmalı yoksa miktarı çoğaltın.)
  • Zeytinyağı ve tereyağı karışımı
  • Tuz, karabiber, pul biber

Yapılışı:

  • Yağı kızdırıp salçayı ve kokusu gelene kadar orta ateşte kavurun ve pul biberi katıp bir ki çevirin.
  • Üzerine 2 bardak su koyarak bir iki taşım kaynatın.
  • Yıkanmış bulguru ve baharatlarını katarak kaynara çıkınca altını iyice kısıp kapağını kapatın.
  • Bulgur suyunu çekince ocaktan alıp demlenmeye bırakın.
4

Cuma Yazları / Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Fransa Kralı Fransuva ya Mektubu

 Tüm dost ve takipçilerimin cuması mübarek olsun. Bir haftalık istek dışı bir aradan sonra yine buradayım… Geçtiğimiz cumartesi derin bir sevgi ve saygı beslediğim, yüzünü görmeden kalben hayranı olduğum büyük alim Tahir Büyükkörükçü Hoca rabbine yürüdü. “Alimin ölümü alemin ölümü.” sözü ne kadar doğru. Yüreğimde onunla birlikte birşeyler öldü sanki. İçimden sayfama yemek koymak bile  gelmedi. Rabbim mekanını cennet etsin ve biz sevenlerini de  onun şefatine nail etsin.

 Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Azerbaycan’ın ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım. Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Fransuva’sın.

Hükümdarların sığındığı kapıma elcinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz.

Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz.

Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz. Böyle biliniz.”

Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken ile 24 Şubat 1525’te Kuzey İtalya’da yaptığı savaşta yenik düşen Fransa Kralı Fransuva’nın yardım istemesi üzerine Kanunî Sultan Süleyman’ın gönderdiği meşhur Ferman’ın metnidir…

2

Cuma Yazıları / “Araplar Bizi Arkadan Vurmuş Mu?”

Hepimizin cuması mübarek olsun…

Ben oldum oluşu Arapları severim… belki  büyüdüğüm coğrafyadan yani Antep’ li olmamdan, belki sevip sevmeyeceklerimizin günlük hayat icinde  zihnimize işlenmesinden… Hiç sevmesem bile Efendimizin, sultanımızın, önderimizin ırkı olduğu için severim…

Allah  Yavuz Bahadıroğlu,  Kadir Mısıroğlu gibi aydın tarihçilerden razı olsun ki, onların sayesinde bir takımları gibi kökümüzden nefret edip dindaşlarımızla alakalı yalan yanlış inançlarımız olmuyor.

Hayır vurmadı! Buna rağmen Başöğretmenim Hikmet Bey sık sık şunu tekrarlardı: “Araplar ve diğer Müslümanlar, I. Dünya Savaşı’nda bizi sattı…”Sözlerini de şöyle bitirdi: “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.”

Gerçek şu ki, Osmanlı’ya karşı toptan bir Arap ayaklanması yoktur. Sadece Mekke Şerifi Hüseyin’in önderliğinde (İngilizler ona Arap imparatorluğu sözü vermişlerdi), birkaç bedevi kabile ayaklanmış, tanınmış Arap kabilelerinin çoğu Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla Hilâfet’e bağlı kalmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin “Arap imparatorluğu” vaad eden İngilizlerle anlaşmış Osmanlı’ya karşı isyan etmiş, bir bakıma arkadan vurmuştur.Ancak Şerif Hüseyin tüm Arapların temsilcisi değildir. O bir istisnadır.

              Mesela Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini “arkadan vuran” herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Osmanlı’ya sadık kalmıştır… Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.

      Araplara söylenenler ise bunun tam tersiydi: “Türkler sizi yüzyıllar boyu sömürdü” diyorlardı.

Hâlbuki ikisi de doğru değil: Ne Araplar Türkleri arkadan vurdu, ne Türkler Arapları sömürdü. Bu sadece bir İngiliz propagandasıydı. İngilizler petrol yataklarına hâkim olmak için hazırladıkları plânın gereği olarak Osmanlı Devleti’ni parçalamak istiyorlardı. Bunun için de Arapları ayaklandırmaları gerekiyordu. Şerif Hüseyin’i plânlarının piyonu olarak kullandılar.

          Sözün burasında bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum: Araplar arasında ayrılıkçı milliyetçiliği Müslüman Araplar değil, Hristiyan Araplar başlatmıştır.  Müslüman Arapların çoğu “Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı.” (Prof. Dr. Kemal Karpat).

Gerçek bu merkezde olmasına rağmen, Avrupa’nın büyük emperyalist ülkeleri, Papalık ve enternasyonal Siyonizm’in çabalarıyla etkili bir karalama kampanyası açıldı ve maalesef başarıya ulaştı. Araplar hafızamızda “hain” olarak, biz Arapların hafızasında “emperyalist” olarak damgalandık. Bu kara damga zamanla etkisini artırdı: İngiliz siyasetinin kendilerine “ikram” ettiği bölgelerde, kimi “kral”, kimi “emir”, kimi “sultan”, kimi de “başkan” unvanlarıyla hüküm süren diktatörlerle buna paralel olarak Türkiye’de hüküm süren “Şeflik rejimi”, kendi menfaatleri ekseninde Türk-Arap düşmanlığını körüklediler…

Sonunda iş Sayın Başbakan’ın yakındığı noktaya geldi: Kimi bilinçli, kimi bilinçsiz, köpeklerine “Arap” ismi veren Türkler türedi… “Ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri”, “Arap saçı gibi karışık”, “Yalanım varsa Arap olayım”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” şeklindeki sözler de aynı düşüncenin mirasıdır. Daha da ileri gidilip Türk-Arap düşmanlığı karşılıklı olarak ders kitaplarına işlendi.

Yavuz Bahadıroğlu

9

Karnabahar Köftesi

Kızartmalarla aranız nasıl? Türk mutfağı gibi bir mutfağa sahip olup da yağda kızaran bilumum sebze, et, hamur kızartmalarına hayır diyen çok az olmalı. Mutfakta keşfettiğim yağ eşittir lezzet olayı maalesef bir çok yemek için geçerli. Dolmanın yağlısı, hamur işinin yağlısı ve kızartmalar… Damakta tat bırakırken vücutta da iz bırakma olasılığı… Ancak sınırı bir teraziyle belirlersek kendimizi kontrol etmekte daha başarılı oluruz. Terazimiz sünnet-i seniyyeler… yani midenin üçte biri yemek için, üçte biri su için, üçte biri nefes almak için…

Bu girişten sonra okkalı yağ içeriği yüksek bir tarif gelsin bari.:) Tarifini kötülemek gibi oldu ama iyisini de kötüsünü de söylemek gerek. Karnabahar köftesi karnabaharın en güzel hali gibi. Gerçi ben haşlandıktan sonraki atıştırdığım halini hiçbir şeye değişmeme ama, yemek olarak düşünürsek nefis bir yemek. Ekmek arasında üzerine biraz limon ve pul biberle damağınızda tat bırakacak.

Tarifi ruh ikizim Cahide arkadaşıma ait, kendi geliştirmesiymiş…

 

Malzemeler:

  • Yarım baş karnabahar
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 1 soğan
  • 1 yumurta
  • 5-6 kaşık un
  • Maydanoz
  • Kimyon, yenibahar
  • Tuz, karabiber, pul biber
  • Kızartmak için zeytinyağı
  • Servis için limon

Yapılışı:

  • Pirinci üzerini 2-3 parmak geçecek suyla pişirin.
  • Pirinçler tam açılınca varsa suyunu süzüp bir kenara alın.
  • Karnabaharı çiçeklere ayırıp tuzlu suda yumuşayana kadar haşlayın.
  • Yumuşamış karnabaharı çatalla iyice ezin ve pirinç, ince kıyılmış maydanoz, soğan ve diğer malzemeleri katarak karıştırın.
  • Karışımdan kaşık yardımıyla parçalar alıp kızgın zağın içine bırakın ve kaşığın arkasıyla düzelterek yuvarlak şekil verin.
  • Kağıt üzerine çıkarıp limon ve pul biberle sıcak servis yapın.

 

Servis önerisi kesinlikle bol köpüklü ayran.

6

Etli Nohut Yahnisi

Allah’ın selamı tüm dost ve takipçilerimin üzerine olsun… Lavantin Antep yemekleri henüz mini minicik bir bebek iken ben günlük birkaç tarif yayınlardım. Genellikle sağlamcı biri olduğumdan yola azıksız çıkmam ve blog yapmaya başlamadan epey çekilmiş resim ve tarifim vardı. Her gün gayretle yeni denemeler yaparak bir ay da 30 un üstünde tarif yayınlardım, hey gidi günler… Şimdi haftada bir tarif…yüzü eskimesin diye tv. Çıkmayan meşhurlar gibi.:) Ama olsun efendimiz ibadetlerinde çok ama düzensiz olanından ziyade az ama devamlı yapılanını severmiş. Ben de az tarif versem de inşallah nete kök salmış durumdayım, bir yere gideceğim yok. Tabi Allah ömür ve devam edecek sıhhat verdiği sürece…

Nohut yahnisini çoğumuz biliriz ama körili olanı sanırım pek bilen yoktur. Zira acaba? Diye denenip tutturulmuş bir lezzet. Yıllardır körisiz hiç yapmam ve soğanıyla birlikte bir diş de sarımsağı iyice kavurarak farklı bir lezzet katarım. Nohut yahnisini seviyorsanız mutlaka denemenizi tavsiye ederim, yoksa hatırım kalır.:)

Malzemeler:

  • 250 gr. Kuşbaşı et
  • 1 bardak kuru nohut
  • 1 tane kuru soğan
  • 1 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • 1 çay kaşığı köri
  • Etin yağına göre margarin hariç herhangi bir yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Nohudu geceden ıslayın.
  • Ertesi gün eti kavurup yemeklik doğranmış soğanı ilave edin.
  • Soğanlar ölünce doğradığınız sarımsağı tencereye atıp kavurmaya devam edin ve köriyi de ekleyin.
  • Sarımsak ve körinin kavruk kokusu gelince salçayı katıp bir iki daha çevirin.
  • Tencereye ıslanmış nohudu ve nohudun üzerini iki parmak geçecek kadar su ve tuz koyarak düdüklü tencerede nohut yumuşayana kadar pişirin.
  • Pişince karabiberle tatlandırıp limonla servis yapın.

Afiyet olsun…

1

Cuma Yazıları / Kim Bu Sultan?..

 Bütün Muhammet ümmetinin cuması mübarek olsun.  Geçen hafta “Kim Bu Sultan?” yazısına sağolsun arkadaşlardan cevaplar geldi. Ne güzel ki, tüm cevaplar doğruydu… Cevap veren arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Bunları bizler bilip de gelecek nesillere aktarmaz isek,  çocuklarımız başarılı devlet adamı olarak Amerikan filmlerindeki başkanları görmeye devam edecek!..

Geçen haftaki yazının devamı aşağıda, okumadan geçmeyin…

  • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan kendisidir.(Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur.)
  • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan…
  • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren… (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M. köprüsünün bulunduğu mevkidedir)
  • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koydurmuştur.
  • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran…
  • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan…
  • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran yine kendisidir.(Sirkeci Büyük Postane binası..)
  • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran… (32 tane) (ör. şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu)
  • Kız Öğretmen Okullu açan… (Daarül Malumat)
  • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran… (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
  • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu…
  • Lise eğitimi için İdadiler açan… (109 tane) (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
  • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran…
  • Ayrıca Abdülhamit iki tane denizaltı siparişi vermiştir. Zaten bu pek şaşırılacak bir olay değildi zira, en önde gelen mucitlerden üçü General Berdan, General Wallace ve Williams’ın uğrak yeri İstanbul’du. Nordenfelt adlı silah fabrikatöründen sipariş edilen ilk deniz altıya “Abdülhamit” adı verilmişti. 1887 yılında parçaları Taşkızak tersanesinde birleştirilmişti. İlk testler Haliçte yapılmış fakat denizaltı suyun hemen altında gidiyor ama tamamen batmıyordu. Bunun üzerine Garett çağrıldı ve Abdülhamit bunca ödediği paraların karşılığını alamadığından hoşnutsuz bir halde sorunun hemen giderilmesini istiyordu.
  • İkinci denizaltı 1887 de tamamlanıp 1888 de suya indirilmişti. Bu denizaltıya da “Abdülmecit” adı konmuştur. Bu iki denizaltı Haliçten Sarayburnuna oradan da İzmit Körfezine götürülmüştür. Gerek dalma, gerek torpido, gerek seyir testleri yapılmış ve iş sözleşmesi tamamlanmış oldu. Böylece ilk torpido atan dünyanın ilk denizaltısı “Abdülmecid” olmuştur.
  • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu, (GATA’nın atası) Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler, (Harp Okulları yani) Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye, (Siyasal Bilgiler Fak.) Mekteb-i Tıbbıye-i, (Marmara Ünv.Tıp Fak.) Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye, (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye, (Yüksek Adalet Okulu) Maliye-i Mekteb-i Ali, (Yüksek Ticaret Okulu) Ticaret-i Bahriye, (Deniz Ticaret Okulu) Sanayi-i Nefise Mektebi, (Güzel sanatlar fak.) Hamidiye Ticaret Mektebi, (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi) Aşiret Mektebi, (Osmanlılık fikrini yaymak için) Bursa’da İpek böcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
  • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..

TANIYAMADINIZ MI?

ani neredeyse bütün sözde aydınların sövdüğü, öğretmenlerimizin kendi ideolojik yaklaşımı ile anlattığı, baskı yapıyor diyerek, o dönemin şartlarını bile düşünmekten aciz olan insanların sevmediği.. (Neden kimse 1925’deki Takrir-i Sükun Kanununu ile bütün muhaliflerin susturulduğunu düşünmez? Bu dönemde hükumet veya mahkeme kararıyla pek çok yayın organı kapatıldı, özellikle sağ yayınlar tamamen yer altına itilmişti. Ya da İsmet İnönü döneminde 44 gazete kapama emri verildiğini. Yakub Kadri’nin “İsmet Paşa bir polis devleti kurdu dediğini.”düşünmeyiz; çünkü o kişilere karşı körü körüne yargılarımız yoktur, at gözlüğü ile değil o dönemin şartlarına göre bakarız tarihe.

İngilizlerin oyunu, İttihatçıların tertibi ile “Din elden gidiyor!” gibi komik bir gerekçe ile 31 Mart vakasına maruz bırakılan,

1895-96’da Doğu Anadolu’da Ermeniler tarafından kurulmak istenen devleti, Hamidiye Alayları ile bastıran, bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan diye isimlendirilen, ABDULHAMİD’dir..

Ruhuna Fatiha’larımızı eksik etmeyelim..

Düzenlenmiş alıntıdır…

9

Efendimizin Veladeti…

 Mevlid,Rasülüllah Efendimizin doğum günü ve dünyaya geldiği tarih demektir.
Peygamberlerin her hususta en üstün,en büyük ve en faziletlisi , şüphesiz Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)dir. Peygamberimizden evvel gönderilen peygamberlerin çoğu belli bir kavme gönderilmiş, Peygamber Efendimiz ise bütün mahlukata yani on sekiz bin alemin tamamına rahmet olarak gönderilmiştir.

 Rasülullah Efendimizin doğumu sırasında Amine validemizin yanında yardımcı olarak bulunan peygamber efendimizin halası Safiye annemiz de bu anı şöyle anlatıyor: Rasülüllah (s.a.v)’in doğumunda Âmine’nin evindeydim Altı ayrı mucize yaşadım. Rasülüllah doğar doğmaz başını yere koyup Rabbine secde etti. Secdede(lâ ilahe illallah innî rasülüllah) dediğini işittim. Biraz daha yaklaşıp dinlediğimde “Ümmetî Ümmeti” dediğini duydum.
Yavruyu yıkamak istediğimde “Ey Safiye, zahmet etme biz onu yıkanmış olarak gönderdik.”diye bir ses duydum. Sünnet olmuş ve göbeği kesilmişti. Kundak yapacağım sırada,sırtında bir mühür gördüm üzerinde tüylerle (La ilahe illallah Muhammedürrasülüllah) yazıyordu.

 Müminler olarak her birerimiz bu gecenin manevi zenginliğinden istifade edebilmenin gayreti içerisinde olmalı,bu suretle de mevlamızın rızasına, Rasülüllah Efendimizin şefaatine, Piranımızın (Allah dostlarinin)himmet ve teveccühlerine mahzar olabilmek için gücümüzün yettiği nisbette ibâdâtü taatle meşgül olmalıyız. Bu babdan olmak üzere bu gecede çokça salavatı şerife okunması, ve bir tespih namazı kılınması ehemmiyetle tavsiye olunmaktadır.

 Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…
 
Not: Bu geceye ait ibadet ve zikirleri netten araştırabileceğiniz gibi, her ev de olması gereken dini gün ve gecelerin faziletlerinin anlatıldığı kitapçıklar edinerek de bu bilgilere kolayca ulaşabiliriz. Şimdi en yakınınızdaki kitapçıya uğramanın tam zamanı…

7

Tavuklu Keşkek…

Keşkek Anadolu’da hemen her şehirde ufak değişikler göstererek yapılan özel günlerin yemeği. Düğün merasimleri, çeşitli şenlikler, davetler sofralarını süsleyen bir yemek. İsmi de yöreden yöreye değişiyor…Antep de salça ve nohut ilavesiyle yapılan haline herise, Kilis’ de etli keşkek, Mersin de köşeli, Adana da döğme pilavı gibi isimlerle anılıyor. Hatta Antep de “Yağlı etten olur herise erkek pişirip getirsin er ise.” diye dillendirilmiş bir söz vardır.

Dedik ya yöreden yöreye malzemelerinde faklılıklar oluyor diye…keşkek yapımında genellikle kemikli et kullanılırken, Ege bölgesinde düğünler de yapılıyor ve et yerine tavukla kullanıldığı da oluyor. . Ama öyle bir lezzet ki tatmayan bilmez. Kolay, sağlıklı ve tatmadan geçilmeyecek bir lezzet keşkek.

 

Malzemeler: (4 Kişilik)

  • Yarım tavuk veya 2-3 but
  • 1 bardak yarma (aşurelik buğday, dövme)
  • 1 kaşık tereyağı
  • Toz ve pul biber
  • Tuz 

Yapılsı:

  • Yarmayı geceden ıslayın.
  • Tavuğun derisini ve yağlarını temizleyip tencereye alın.(Yağlarını almamızdaki maksat üzerine tereyağı kavuracağımız iç,in fazla yağ yüklenmesinden korunmak.)
  • Islanmış yarmayla tavuğu üzerini geçecek kadar su ve tuzla ocağa koyun ve mümkünse düdüklü tencere de yarma tamamen açılana ve tavuk lime lime olana kadar pişirin.
  • Tencerenin kapağını açın ve tavuk parçalarını dikkatlice çıkarıp kemiklerini ayıklayıp tekrar tencereye atın.
  • Büyük ve sağlam bir kaşık yardımıyla keşkeği ezerek karıştırın ki, tavuk etleri tel tel olsun.
  • Karıştırma işleminden sonra servis tabaklarına aldığınız keşkeğin üzerine tereyağında kavrulmuş pul ve toz biber dökün.
5

Cuma Yazıları / Kim Bu Sultan?…

Tüm takipçilerimi gönül dolusu muhabbet ve rabbimin selamıyla selamlıyorum. Hepinizin cuması mübarek olsun…Bu güzel cuma gecesinde sizinle çok güzel ve bilgilendirici bulduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Kim olduğunu haftaya açıklayacağım ve bu arada tahminlerinizi beklediğim bu sultanımızın 10 Şubat(Kabri nur olsun) vefat yıldönümüdür. Bu vesile ile kim olduğunu açıklamdan onun hakkında biraz bilgi sahibi olalım istedim.

İnsanlar genellikle kulaktan dolma bilgilerle başkalarını vicdansızca eleştirir. Hele bu tarihe mal olmuş ve bir çok çıkar hesaplarının kurabanı olan muhteşem Osmanlı hanedanından olan mübarekler olunca, bu elştiriler eleştir olmaktan  çıkıp okul kitalarında okutulan yalan tarih romanlarına dönüşür. Ön yargılı davranmadan kime neden tepki gösterdiğimizi bilerek hareket edelim.

  • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran…
  • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan…
  • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran…
  • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran… (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi)
  • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan..
  • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez dahil eden…
  • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran…
  • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran…
  • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten  O dur.
  • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alan…
  • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran…
  • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran…
  • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kuran…
  • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri yaygın hale getiren de odur.
  • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen…
  • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan…
  • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan…
  • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden…
  • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan yine odur. (10 bini el yazmasıdır)
  • Yabancı bilim adamı ve yazarlara nişanlar veren…
  • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren…
  • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran… (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır)
  • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur. (İzmir,Dolmabahçe..),
  • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen…
  • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan…
  • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur. (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır)
  • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven…
  • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de…
  • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin’in göbeği Pekin’de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan…
  • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan… (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu])
  • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten…
  • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!

Bilin bakalım bu sultan kimdir?

8

Hatay Mutfağından Ekmek Köftesi

Çocukların uzun uğraşları sonunda mutfakla aramızdaki buzlar eridi ve tekrar yemek denemeye başladım. Tariflerini ve yazılarını severek takip ettiğim arkadaşım Cahide’nin hazırladığı yöresel bir tat olan Hatay’in  ekmek köftesini denedim.  Eşim ekmek köftesi değil de felafel yani nohut köftesi olduğu konusunda ısrar etse de ilginç ve lezzetli bir tarif. Özellikle et ve tavukla hazırlanan köfteler nazaran çok hafif ve sanırım çocuklara daha kolay yedirilebilir. Tabi bu benim şahsi fikrim, yoksa bir çocuğun huyu diğerine benzemez. Mübarekler sanki uzaydan gelmişler, bizden doğuyorlar ama her biri ayrı bir alem. Zaten psikolojileri de ne zaman onlara yeme komutu verir, ne zaman yemeği reddederler ben hala çözebilmiş değilim.

 

Malzemeler: (4 kişilik)

  • 250.300 gr. Bayat ekmek
  • Yarım çay bardağı ince bulgur
  • 1 tane rendelenmiş soğan
  • Bir tutam maydanoz
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Tuz, karabiber, kimyon
  • Kızartmak için 2 yumurta ve sıvı yağ

Yapılışı:

  • Ekmeklerin üzerine sıcak su dökün ve ekmeklerin ıslatın. Suyu fazla dökmeyin ekmeklerin tamamen ıslanacağı kadar olacak. Fazla gelirse ekmekleri sıkarak fazla suyunu alın.
  • Yumuşayan ekmeklerin üzerine ince bulguru döküp karıştırın ve üzerini kapatıp bulgurun şişmesi için yarım saat bekletin.
  • Bulgur şişene kadar soğanı rendeleyip maydanozu kıyın.
  • Malzemelerin hepsini karıştırıp özleşene kadar yoğurun.
  • Yuvarlak yassı şekiller hazırlayıp tabağa dizin.
  • Yağı kızdırın ve köfteleri çırpılmış yumurtaya batırarak yağda kızartın.

 

Serviste limon ve yeşillikler kullanabilirsiniz ve mutlaka ayran…

28

Çıtır Çıtır Simit…/ Yenilendi…

Son günlerde Almanya  yeni bir sağlık skandalı ile sarsılıyor. Dioksinli yumurtalar ve kullanım alanları… Sık sık yeni skandallar ola dursun bu konu benim aklımı farklı bir yönden kurcalıyor. Devir Müslüman insanın yaşaması için çook zor bir devir. Helal kazanıp haram yenmesi hemen hemen kaçınılmaz bir hale gelmiş.

Önceleri alışveriş yaparken ilk ve tek süzgecim alkol ve domuz katkılı gida maddeleri olarak  başlamıştı… Ardından deli dana var et ürünlerine dikkat!…Kuş gribi çıktı kanatlılara dikkat!  Sonra bir de dolaylı olarak helal kapsamının dışında kalan sağlıksız katkı maddeleri, genetiği değişmiş ürünler, kısır tohumlar…derken boykot meselesi çıktı -zaten oldum oluşu markalara özel gicigim vardi ve almamaza dikkat ederdim- ve  bizleri deli dana olmuş gibi ne yapacağımızı bilmez hale getirdiler. Aslında genel anlamda sağlığa zararlı olan her şey haramdır. Ancak sağlığa faydalı ne kaldı artık onu çözemiyorum.   Ancak  ümitsizliğe filan düşmüş değilim, beslenirken sünnet üzere beslenmeye dikkat ederek, tevekküllü olmaya çalışıyorum. Diğer taraftan ise doymayan nefislerimizin içine girdiği terbiye edici bir çember gibi. Kısıtlandıkça boyun eğiyor elhamdülillah. Ama az bir şey ucunu açık görünce de insana var kuvvetiyle yükleniyor. Rabbim kendi nefsimizin ve nefsinin emrinden çıkmayanların şerrinden korusun. Çözüm ise küçük üreticilere yönelmek, hazır gıdaları hayatımızdan yavaş yavaş çıkarmak, ve emanet olan dünyamıza daha çok sahip çıkmak.

Simit de katkı maddelerinden dolayı hazır alıp yiyemediğimiz bir gıda. Belki vatanımda araştırıp hamuru hamur gibi hazırlayan simitçiler bulursam ev de yapmam, ama şimdilik en iyisi ve temizi lavantin simitleri.

 MALZEMELER:

  • 5 bardak un
  • Yarım bardaktan az sıvıyağ
  • 2 kaşık şeker
  • 1 paket kuru veya yarım paket yaş maya
  • Aldığı kadar su ( Kulak memesi yumusaklığında bır hamur olacak.)
  • 1 tatlı kaşığından fazla tuz
  • Susam
  • 2 kaşık pekmez ( Pekmez suluysa 3 kaşık koyun)

YAPILIŞI:

  • Susam ve pekmez hariç diğer malzemelerle hamur yoğurup mayalandırın.
  • Susamı  bir tavaya konup sürekli karııştırıp sallayarak hafif pembeleşene kadar kavrup geniş bir tabağa alın.
  • Pekmezi yaklaşık 1 bardaktan az suyla iyice karıştırın.
  • Mayalanan hamurdan yumurtadan büyükçe parçalar koparıp bezeler hazırlayın.
  • Bezeleri yuvarlayarak bir karış kadar uzatın ve sonra iki ucu birleştirilrek halka şekline geririn. Dikkat ederseniz yuvarlamıyorum.
  • Halkayı elde sıkarak ve çevirerek genişletin.
  • Pasta tabağı genişiliğine geldiğinde pekmezli suya daldırıp fazla suyu akıtın  ve susamın içine koyun. ( Halkanın her yerinin eşit kalınlıkta olmasına dikkat edin.)
  • Susamın içinde çevirip bastırarak her yerinin susama batması sağlayın. Bu arada elinizle hafifçe bastırınki susamlar iyice yapışsın.
  • Hamuru alıp hafif sıkarak elinizde bir iki tur çevirin, böylece yerken susamların dökülerek size temizlik işgencesi yapmasından kurtulmuş olursunuz.
  • Simitleri yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralarında bir iki cm. aralık bırakarak dizin ve elinizle istediğiniz gibi simitleri düzeltin, tam bir halka olsunlar.
  • 200° de kızarana kadar pişirin, ama fazlaca kurutmayın zaten çok çabuk pişiyor.
0

Cuma Yazıları / Sabaha Kadar namaz Kıl Hatırlarsın…

Binlerce şükürler olsun ki, yine bir cumaya eriştik. Bu güzel günümüz tüm inananlara hayır ve bereket getirsin inşallah.

Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu. Ne kadar düşündü ise günlerce aramasına rağmen parayı sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu. Benim bu derdime bir çare bulursa o bulur diyerek doğru imam-ı a’zam hazretlerinin huzuruna gitti.

İmam-ı a’zam dedi ki:
“Bu senin …meselen fıkıhla ilgili değil ama, yine de sana bir akıl vereyim: Sen git bu gece sabaha kadar namaz kıl, ümit ediyorum ki, paranı koyduğun yeri hatırlarsın.”

Adam o gece sabaha kadar ibadet etmeye karar verip abdest aldı, namaz kılmaya başladı. Daha gecenin yarısı bile olmadan parayı koyduğu yeri hatırladı. Namazı bıraktı, doğru parayı koyduğu yerden alıp yattı.

Sabah olunca imam-ı a’zama, (Allah senden razı olsun, bu derdime de çare buldun. Daha gecenin yarısında parayı koyduğum yeri hatırladım) deyince, Hazret-i İmam, (Keşke sabaha kadar ibadete devam etseydin. Çünkü şeytan senin sabaha kadar ibadet etmene tahammül edemediği için daha gecenin yarısında sana hatırlatmış. Sabaha kadar da şükür namazı kılsaydın daha iyi ederdin. Sen parayı bulunca namazı bıraktın) dedi.

16

Patatesli İçli Köfte

Tüm dostları selamların en güzeli ile selamlıyorum…

Benim mutfakla aram açılınca artık evdeki herkes şikayetini yüzüme sözler oldu. Son darbeyi de kızım vurdu ve blog arkadaşlarımı kast ederek : “Anne, neden bu kadar güzel yemek yapıyorlar, bizim malzememiz mi yok!” demesiyle annesini can evinden vurdu.:(( Bazen istediği bir şeyler olunca ev de onun malzemesi yok dememden aklında kalmış olacak, yavru bana altın vuruşu yaptı. Hatta kendini sık sık resimle ifade eden kuzum, kocaman üç katlı bir pasta resmi bile çizip bu resme bakarak ona pasta yapmamı istedi. Çocuklar alışmış annelerinin deli dana gibi mutfakta koşturmasına, bu düzen bozulunca canları fena halde sıkılıyor. Sanırım bundan sonra yavaş yavaş sadık dostum mutfakla daha sık bir araya geleceğim.

Bu tetiklemeden sonra sevgili  Cahide’nin  güzel tariflerinden Malatya mutfağında sıkça yapılan patatesli içli köfteyi denedim. Bilindik içli köfteden daha farklı oldu çünkü üzerine kavrulan tereyağı ve pul biber çok hoş bir rayiha verdi.

 

Köftesi çin malzemeler:

  • 2 bardak ince bulgur
  • 1 bardaktan 2 parmak eksik un
  • 1 yumurta
  • Tuz, su

İç harcı için:

  • 250-300 gr. Kıyma
  • 2 tane patates
  • 2 tane kıyılmış soğan
  • Bir tutam maydanoz
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Karabiber, tuz, yenibahar, kimyon

 

Servis için tereyağı ve yoğurt

Yapılışı:

  • Önce kıymayı suyunu çekene kadar kavurup ince kıyılmış soğanı ilave ederek soğan yumuşayana kadar kavurun.
  • Baharatlar ve kıyılmış maydanoz ilavesiyle harcı ocaktan alıp soğumaya bırakın.
  • Kıyma kavrulurken patatesleri soyup minik küpler şeklinde doğrayıp sıcak suda yumuşayana kadar haşlayın. ( Tabi varsa normal haşlanmış patates de kullanabilirsiniz ama bu yöntemle daha çabuk pişiyor.)
  • İnce bulguru ıslatacak kadar sıcak su ile karıştırıp ağzını kapatıp dinlenmeye bırakın.
  • Ortalama yarım saat sonra bulgura diğer köfte malzemelerini katarak yoğurmaya başlayın.
  • Arada bir su alarak macun gibi bir köfte hazırlayın.
  • Köfteden ceviz kadar parçalar koparıp sol avuç içinizde tutarak sağ şahadet parmağınızla oymaya başlayın. Elinizin kurumasına izin vermeden sık sık parmaklarınızı suya batırın ama vıcık cıvık da olmasın.
  • Oyduğunuz köfteye ılıyan iç harcını 2-3 tatlı kaşığı kadar doldurup sol elinizle sıkıp sağ elinizle döndürerek ağzını kapatın. Pürüzleri ellerinizi ıslatarak düzeltin ve köfteleri tamamlayın.
  • Geniş bir tencere de suyu kaynatın ve bir tutam tuz atın. Köftelerinizi kaynar suya yavaşça bırakın ve orta ateş de köfteler suyun yüzüne çıkınca kevgirle servis tabağına alın.
  • Üzerine tereyağında kavrulmuş kırmızı biber dökerek yoğurtla sıcak servis yapın.
     
4

Cuma Yazıları / Sabırsızlık Helalı Harama Çevirir

Hepimizin cuması mübarek olsun.

 Oğlumun okuldan Alman bir arkadaşı doğum günü kutlamadığı ve hediye almadığı için oğlum adına üzüldüğünü söylemiş. Çocuk nereden bilsin ki, bizler mümkün mertebe cuma günleri çocuklarımıza ufakta olsa hediyeler verdiğimizi, kandil günlerinde de bu hediyeleşmeyi tekrarladığımızı, bayramları ise bu kuralın hiç bozulmadığını… Daha önce de yazmışımdır ama yine de ben tekrar yazmak isitiyorum: Çocuklarımıza aldığımız hediyeleri vermek için özellikle dinimizin özel günlerini tercih edelim ki, çocuklarımız da ellerin bayramlarına, özel günlerine kulaktan dolma tepeden inme bir hayranlık duymasın. Her cuma evladımızı kucaklayıp hayırlı cumalar dilemenin maddi hiç bir yükü olmaz. Lütfen ihmal etmeyin…onlar hiç ihmal etmeden bize kendi kokuşmuş kültürlerini pompalıyor!

Hz.Ali (r.a) mescide namaz için girerken, muhtaç olan bir şahsa 20 akçeye devesini beklemesini söyler. Adam beklerken atın Eğerini alıp çeker gider…
Mescidden çıkan hz. Ali (r.a) evine gider, hizmetlisine 20 akçe vererek çarşıya gönderir ve ata eger almasını söyler. Çarsiya gelen hizmetli aynı eğeri malum şahıstan 20 akçe vererek alır.. Zaten kendisine verilecek olan 20 akçeyi kazanacak olan malum şahıs, helal kazancı sabırsız davranışıyla harama çevirir.

4

Cuma Yazıları / Bunları Biliyor Muydunuz?

Günlerin en hayırlılarından olan güzel bir cuma gününde tüm dostaları selamlıyorum. Cumaya hürmeti olan herkesin cuması mübarek olsun.

İman teslimiyet ister… Rab dediğinizin her sözüne kayıtsız şartsız teslim olmayı, inanmanın geregini yapmayı gerktirir. Allah birine tabi olunmasını söylüyorsa başımıza tac derdimize ilaç ederiz. İşte bu günkü cuma yazımda efendiler efendisinin sünnetlerinden bir kaçının bilimsel açıklamalrına yer vermek istedim. Biz sünneti sünnet olduğu için yapıyoruz…karşılığını beklemeden. Ama bakın 1500 sene önce okuması yazması bile olmayan efendimizin sünnetlerini modern bilim ancak açıklayabiliyor!  İman ediyorsan…neden? deme!!!…

-Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, mide…de mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…

-Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon seklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

-Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp ant i bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

-Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

-Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

 -Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp, sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın hareketini artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

-Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona (genişleme) neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

Bütün bunların, 1500 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i Seniyeler olduğunu biliyor muydunuz…?

3

Kıymalı Pide

 Yeni bir hafta başında tüm takipçileri Allah’ın selamıyla semalıyorum. Artık tembelliğimin açıklamasını yapmaya kalkışmayacağım çünkü baydı.:) Ama inşallah geçecek bunu söyleyebilirim.

 Geçen gün silkindim ve şöyle güzel bir pide yapayım dedim… çoluk çocuk hamur işine hasret kaldık.  Bol soğanlı ve çıtır çıtır bir pideler için buyurun tarifi:

 

Malzemeler:

  • 2-3 bardak un
  • Yarım paket yaş maya
  • Yarım çay bardağı sıvı yağ
  • Su, tuz

Yapılışı:

  • 250 gr. Orta yağlı kıyma
  • 3-4 tane ince kıyılmış kuru soğan
  • 2 tane rendelenmiş domates
  • kıyma yağsız ise yarım bardak sıvı yağ
  • 1 yumurta
  • Karabiber, pul biber tuz

Yapılışı:

  • Hamur malzemesiyle hazırladığınız hamuru kabarması için bir kenara bırakın.
  • İç harcı için yumurta hariç diğer malzemeleri karıştırın.
  • Hamur kabarınca fırını 200° de ısıtın.
  • Hamurdan mandalina kadar bezeler hazırlayıp silindir olarak açın ve yağlı kağıt serili tepsiye yerleştirin.
  • Üzerlerine kıymalı karışımdan 2-3 kaşık yayın ve sivri uçlarına su sürerek pide şeklinde kenarlarını içe doğru katlayıp bastırın.
  • Üzerlerine çırpılmış yumurta sürün ve fırınlayın.
  • Son kalan pidelerinizin üzerine kalan yumurtayı da gezdirip yumurtanın ziyan olmasını önledikten sonra fırına verin ve sıcak servis yapın.

 Yanında birer bardak ayranla ikram edin.

2

Cuma Yazıları / Gerçek Kanuni Sultan Süleyman Kimmiş?

Bütün Muhammet ümmetinin cuması mübarek olsun…

 Aslında bu cuma için bambaşka bir konu ve yazı seçmiştim, ancak son günlerde bir çoğumuzun canını fena halde sıkan bir konuyla alakalı bir şeyler yazmadan edemedim.  Konu malum olduğu üzere şimdilik hala yayında olan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın karalandığı ve acdadın adeta hakaret yağmuruna tutulduğu şu iğrenç dizi. Ben diziyi izlemedim, elhamdülillah o kanalı da izlemiyorum ama duyduğum gördüğüm bana yetti ve bu sabah da RÜTÜK’ün 0216 444 11 78 numaralı telefonunu arayarak vatandaşlık görevimi yapıp şikayette bulundum. Konu uzun ancak ben bu konuyla ilgili bir video bağlantısı vereceğim,  SULTAN SÜLEYMAN kimmiş bir de gerçekleri izleyelim istedim. Videoyu izlemk için BURADAN tıklayın ve sonra da telefonu alıp görevinizi yapın.

Son birşey…Allah dan başka hiç bir kuvvet o güneşlerin üzerine çamur sıvayamaz! Bunlar beyhude çabalar… Geçmişte bedenen yıkılan ve   “hasta adam” yakıştırması yapılan bu toprakları, inşallah günümüzdeki ahlaki hastalığı da atlatarak yeniden dirilecektir. Bir kurt yaşlanıp sırtlanların masakarası olsa da binlerce kurt yeniden doğar!

5

Cuma Yazıları / MEHMET AKİF´İN OĞLUNUN YÜREK YAKAN HİKAYESİ

Tüm Muhammet ümmetinin cuması mübarek olsun. Bu gün cuma yazısı olarak paylaşacağım insanımızın acı ama gerçek olan vefasızlığına bir örnek teşkil ediyor. Babasını bile tanımıyoruz ki oğluna sahip çıkalım! Face de dolaşan bir video da mikrofon uzatılan insanlar ne yazık ki ne Mehmet Akif’i, ne İstiklal marşının kim tarafından yazıldığını, ne de marşımızın sözlerini bilmiyor. Bu nasıl bir cehalet ki, bu kadar yakı tarihten bile bihaberiz!

MEHMET AKİF´İN OĞLUNUN YÜREK YAKAN HİKAYESİ

Devlet; Mehmet Akif´e sahip çıkamadığı gibi onun emaneti olan oğluna da ayni şekilde sahip çıkamadı. Mehmet Akif´in oğlu, yoksulluk içinde sokaklarda hayatini geçirdi ve ölümü de ayni şekilde acı oldu. Akif´in oğlunun cesedi bir kış günü çöplükte bulundu.

MEHMET AKİF´İN OĞLU KAPIMI ÇALDI VE…

Yasanan bu sahipsizliği ve arkasındaki dramı anlatan en acı örneği ise Gazeteci-Yazar Çetin Altan, 2006 yılı başlarında SkyTürk´te bir bayram sabahı katıldığı programda açıkladı.

Altan, çıktığı programda Akif´in oğluyla ilgili hatırasını anlatırken, ekran başındaki milyonlarca kisi duydukları karşısında isyan ederek, gözyaşlarına boğuldu.

Çetin Altan, Mehmet Akif´in oğluyla ilgili yaşadığı o gözleri yaşartan anları 4 yıl önce söyle anlatıyordu;

“İstiklal marşının şairi Mehmet Akif Erksoy’u hepimiz tanırız. Çok ünlü bir vatan şairi olarak biliriz. Çünkü İstiklal marşını yazmıştır. Yarışmayı kazandığı halde, para ödülünü almayı reddetmiştir. Ama biyografi okumayı bilmediğimiz için mesela yoksulluk içinde geçen bir hayat sürdüğünü pek bilmeyiz.

Size bir anımı anlatayım. 1966 sonları, bir öğle sonrası odamdayım. ‘Sizi biri görmek istiyor’ dediler. ‘Buyursun’ dedim. İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazrolu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla; ‘Bendeniz Mehmet Akif’in oğluyum’ dedi. Bir anda ne olduğumu şaşırdım. Nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine; ‘Oooo buyurun buyurun, nasılsınız?’ türünden bir yakinlik göstermeye çalıştım. O, tavrını bozmadı; ‘Rahatsız etmeyeyim, sizden ufak bir yardim rica etmeye gelmiştim’ dedi. Gökler mi tepeme yıkıldı, yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena, allak bullak oldum. Ve tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkartıp uzattım. O, bükük boynuyla: ‘Siz ne münasip görürseniz’ dedi. Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. ‘Durun bakalım neyimiz varmış’ gibiler den cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, fazla bir şey de yoktu, elimde tuttum. Bir iki adim attı. sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı. ‘Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim’ dedi ve çıktı.

Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme: Beşiktaş taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif’in oğlunun ölüsü bulunmuştu! ”

Çetin Altan´in anlattığı bu hatıranın sonundaki su sözleri ise fazla söze gerek bırakmıyordu;

“Mehmet Akif’in oğlunun ölüsünün bir çöplükte bulunduğunu çoğu kimse bilmez!

 RotaHaber

16

Tavuklu Makarna

Allah’ın selamı tüm inananların üzerine olsun. İki saat öncesine kadar bitkin bir şekilde uzanmış kendi halime ah vah ediyordum ki, oğlum sabah Ibrahim Saraçoğlu’nun bitkinlik ve halsizlik karşısında verdiği doğal reçeteyi hatırlattı. Biraz mırıldanıp oğlumdan hazırlamasını isteyince sağ olsun çocuk suyu ısıtıp çayı karanfili yanıma hazır etti. Saraçoğu hocanın anlatmasına göre hemen etki yapan bu çayı içtikten sonra, saçların dibinden bir zindeliğin başlayacağını ve kısa sürede kendimizi daha dinamik hissedeceğimizi söylemişti. Siyah çayı 1-2 dak. Demleyip içine 10-15 adet kuru karanfilin atılarak şekersiz içilmesini salık vermişti ve antlattığı gibi yaptım. 2 bardak kaynar suya 1 tatlı kaşığı kuru siyah çayı atıp karıştırdım ve 2 dakika sonra hafif renk alan çayı bardağıma doldurdum. İçine 15 tane karanfil attım ve yudum yudum içtim. Ben denedim ve inan ki, daha yarım saat geçmeden mutfakta bekleyen işleri yapıyor hatta aylardır kızımın isteyip benim ertelediğim ıslak keki hazırlıyordum! Şu an da bu satırları yazıyorsam önce rabbimin izini, sonra onun yarattığı ve kulaklarımıza kadar duyurduğu bu çay sayesinde oldu.

Ayrıca Saraçoğlu hoca çay demleme ile ilgili çok faydalı kulaklara küpe bilgiler verdi. Çayın demleme süresine göre içindeki etkin maddelerin suya geçtiğini ve 1-2 dak. Demlenen çayın uyarıcı 4-5 dak. Demlenen çayın sindirim sistemine yardımı olacağını ve yemeklerden sonra bu şekilde içilmesini…8-10 dakika demlenen çayın ise keyif verici ve sakinleştirici etkilerinin olduğunu anlattı.

Resmini gördüğünüz bu nefis makarna benim rahmetli dedemin bana öğrettiği bir tarif. Onun ocak başında yemek pişiren hali hala gözlerimin önünde…rabbim mekanını cennet etsin. Onunla yemek yaparken yemeğin her aşamasını bir bir bana anlatırdı. Onu ne kadar çok özlüyorum…

 

Malzemeler:

  • 500 gr. Makarna
  • 1-2 tavuk budu veya ona yakın kemiksiz kuşbaşı tavuk eti
  • 1 tatlı kaşığı karışık salca
  • Kullandığınız tavuk etinin yağına göre bir miktar yağ
  • Tuz, karabiber, pul biber

Yapılışı:

  • Makarnayı bildiğiniz usulle haşlamaya koyun.
  • Tavuk etlerini tencerede kavurmaya başlayın.
  • Pişen makarnayı süzeğe dökün ve üzerine su tutmadan bir kenarda bekletin.
  • Tavuk etleri pişince içine salçayı katıp bir süre salçanın kokusu çıkana kadar kavurun ve pul biberini ilave edin..
  • Yeterince kavrulan malzemeye makarnayı koyup güzelce karıştırarak kavurun.
  • En son üzerine karabiber serpip servis yapın.

 

     
14

Kuruluk Dolması (Kış Dolması) Kuru Patlıcan, Biber ve Haylan Kabağı Dolması

Mutfakla arama giren kara kedilere kış demenin vakti geldi geçti. Artık komşu mutfaklarda pişen yemek kokuları bana hoş gelmeye ve kim ne pişirmiş diye düşünmeye başlayınca kendi kendime dedim:”Artık bu gün ev halkına da kendine de merhamet et de kalk bir yemek pişir.”:)) Demeyin ki, ne yeniyor sizin ev de?.. Uydurmasyon ne olursa o pişiyor. Makarna, pilav, çorba vs… Bunları küçük görmüyorum haşa, ancak Türk kültürü icabı allı-kırmızılı salçalı-sulu yemekler yemeğe alışığız. Yoksa pilav da çorba da makarna da baş tacı. 

İşte cilası yerinde bu mevsim yemeği böylece pişirildi ve : “Aman ne de güzel yapmışım, annemin ablamın dolmalarına benzemiş mmm…”diye diye dolmaları götürdüm. Ablamın kulağını çınlatayım, her gidişimde mevsimin dolmasını yapar ve yemeğe doyamam. Hatta geceleri bile kalkıp acaba bir gören olur mu diye diye dolaba yollanırım. Maşallah çok güzel yemek yapar kendisi, ne de olsa benim ablam.:)

 

Malzemeler: 4-5 kişilik

  • 6 tane kuru patlıcan
  • 4 tane varsa kuru haylan kabağı ( Antep de yetişen bir kabak türü.)
  • 3-4 tane kuru biber
  • Her dolma için 1 yemek kaşığı pirinç
  • 1 dolu kaşık karışık salça
  • 5-6 diş sarımsak
  • 1 baş soğan
  • Yarım bardak zeytinyağı
  • 2 limon suyu
  • Karabiber, tuz

Yapılışı:

  • Kurulukları kaynar suda tırnağınızın geçeceği kadar haşlayın. Tırnağınızı batırınca zorlanmadan geçebilmeli.
  • Pirinci yıkayıp soğan ve sarımsağı incecik kıyın.
  • Zeytinyağının bir kısmıyla soğanı öldürüp pirinci katın, sarımsağın yarısını ekleyip bir süre kavurup salçasını koyarak ocaktan alın. Malzemeleri tamamen çiğden de kullanabilirsiniz.
  • Baharatlarını ve kalan sarımsağı ilave dip karıştırın.
  • Ilıyan harcı yarıya kadar gelecek şekilde kurulukların içine doldurun ve bir dolmanın dibi diğer dolmanın ağzının üzerine gelecek şekilde dolma tencerenize dizin. Bu şekilde dizince dolmalarınız açılmaz.
  • Dolmanın üzerini hemen hemen geçecek kadar suyla ocağa koyun.
  • Kaynamaya başlayınca üzerine dolma taşı veya bir tabak kapatarak harlı olmayan ama kısık da olmayan ocakta 30 dak. Pişirin.
  • Tencerenin kapağını açıp limon suyunu ilave edin ve 10 dakika daha pişirip ocaktan alın. Ağzı kapalı bir süre dinlendirip servis kabına alın.

 

Yanına ayranı unutmayın…İnşallah bilinçli aileler sayesinde gazlı, şekerli içecekler gün geçtikçe olmaması gereken sofralarımızdan çekiliyor. Onun yerine hoşaflar, limonata, ayran, doğal meyve sularıyla hazırlanmış sofralarımızın olması dileğiyle…

2

Cuma Yazıları / Helal Kazanç…

Biz küçükken cumanın değerini bilerek büyümedik… Cuma günleri sadece geçmişlerin ruhuna Yasin okunan bir gündü. Bizim analarımız babalarımız İslam yönünden cahil bırakıldı ama elhamdülillah artık güzel bir uyanış var. Bizler de evlatlarımız da bu mübarek günün kıymetini bilerek yaşayacak inşallah. Hayırlı cumalar…

  Hz.Ali (r.a) mescide namaz için girerken, devesini beklesin diye muhtaç olan bir şahsa 20 akçeye beklemesini söyler, adam beklerken atin Eğerini alıp çeker gider..

Mecid’den çıkan Hz. Ali (r.a) evine gider, hizmetlisine 20 akçe vererek çarşıya gönderir ve ata eğer almasını söyler. Çarşıya gelen hizmetli ayni eğeri malum şahıstan 20 akçe vererek alır.. Zaten kendisine verilecek olan 20 akçeyi kazanacak olan malum şahıs Helal kazancı sabırsızlığıyla harama çevirir.

4

Et Suyuna Şehriye Çorbası

Hepimizin yeni haftası hayırlı olsun inşallah… Benim için son aylarda hafta başı hafta sonu pek fark etmiyor. Hayatımın en tembel, en boş vermiş dönemini geçiriyorum adeta. Beni mutfaktan bile uzak tutan bu hale anlam veremesem de onunla barışık olmaya çalışıyorum.

Son dönemlerde kendi keşiflerimden olan bu çorba kolaylığı ve lezzetiyle bu dönemde beni yemek derdinden kurtarıyor. Şükrediyorum ki ben den kelli felli sofra bekleyen eşim yok. Annemin paça çorbasına duyulan özlemin benim imkanlarımda şekillenmiş hali. Elinizde tavuk veya et suyunun ve haşlanmış nohudun bulunması kafi. Sofralarımızda Bir kaç çeşit yemek tüketme alışanlığımız olmadığından elhamdülillah çorbayla doyulamaz iddiasının aksine biz gayet güzel doyuyoruz.

Dışarıda kar, sofrada sıcak çorba ve ekmek gözü tok karnı aç olana yeter de artar…

Malzemeleri:

  • 5 bardak tavuk veya et suyu
  • Yarım bardak şehriye
  • Yarım bardak haşlanmış nohut ( Konserve değil ev de haşlayıp buzluğa koyuyorum.)
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça ( Salçanız katı kıvamlı değilse kaşık ölçüsünü yemek kaşığı olarak ayarlayın.)
  • Biraz yağ
  • Pul biber, karabiber
  • Tuz, limon

Yapılışı:

  • Tencereye bir miktar yağ koyup salçayı kokusu çıkana kadar kavurun.
  • Üzerine et suyunu ilave edip kaynayınca şehriyeyi ekleyin.
  • Şehriyeden sonra haşlanmış nohudu da tencereye atıp şehriyeler yumuşayana kadar pişirin.
  • Çorba kıvama gelince ocaktan alıp baharatlarını sarımsağını ve limonunu katıp sıcak servis yapın.

.

9

Susamlı Kurabiye

Bu yıl kışın gelmesini iple çektim. Aslında soğuk ortamları sevmem ama bu kışın sonu belki yönüm farklı yerlere çevrilmiş olacak ve buna yaklaştıran her adım beni mutlu ediyor. Merak edenlerin bir süre daha merak edeceklerini söylemeliyim çünkü bu zamanı gelince açıklayacağım şimdilik ben de gizli kalacak bir konu.

 Yazının başına böyle gizemli başladım ki, arkasını da merakla okuyun diye.:) Resmini gördüğünüz güzeller benim ilk göz ağrım. İlk yaptığım ve hala yapmaya devam ettiğim harika kurabiyeler. Susamlı tuzlu kurabiye tarifi çoktur ama bu lezzette olanı yoktur. Olayın kendisine de dikkat çektikten sonra şimdi tarife geçebiliriz.:)

 

Malzemeler:

  • 1 çay bardağı erimiş tereyağı
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 yumurta
  • Yarım paket kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı tuz
  • Aldığı kadar un

Yapılışı:

  • Yumurtanın akı hariç tüm malzemeyi karıştırıp kurabiye hamurunu hazırlayın.
  • Fırını 160° ye açın.
  • Kurabiyeleri istediğiniz gibi şekillendirip önce yumurta akına sonra da susama batırıp tepsiye dizin.
  • Kurabiyeler pembeleşene kadar pişirin. Bu kurabiyelerin aslı kızarmadan pişiriliyordu…deneme yanılma yöntemiyle fırın ısısını düşürüp kurabiyeleri daha uzun süre fırınlayınca çok daha lezzetli olduğunu fark ettim.

Afiyet olsun…

7

Cuma Yazıları / Unuttuğumuz Hacamat…

Birkaç gün öncesine kadar hacamat kelimesi hafızamda çocukluğumdan kalan çağrışımlardan başka bir şey ifade etmiyordu. Taki yorumcu olarak tanıdığım sevgili Ayber abla ile bu konu hakkında konuşana kadar. Sağ olsun o beni bu konuyu araştırmaya teşvik etti ve kendi bilgilerini de benimle paylaştı. Meğerse ne muhteşem bir şeymiş bu hacamat! Hakkında bunca hadisi şerif bulunan bir tedavi yöntemi hakkında bu kadar az şey biliyor olmamdan dolayı ben kendimi çok kınadım. Ama bu unutma tabi ki sadece benim hatam olmazdı. Bu bize kasıtlı olarak unutturulmaya çalışılan sünneti seniyelerdendi.

Çocukken annemin babama yaptığını çok net hatırlıyorum. Ben eskilerin devam ettiği alışkanlık vs. nin mutlaka bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Yani kökümü elhamdülillah inkar etmem. Bu düşüncelerle hacamat hakkında edindiğim bilgileri özet olarak sizlerle paylaşmak istedim. Hatta nasip olursa bu işi öğrenmeyi ve devam etmeyi düşünüyorum.

Efendim önce şunu belirtmeliyim ki, hacamat çoğumuza çook uzak gibi gelse de özellikle Arap ülkeleri olmak üzere Almanya, Kanada, Çin, Malezya’dan, Avustralya’ya dünya da yaygın olarak kullanılan alternatif bir tedavi metodu.

Hacamat hakkında hadisler bakın ne diyor?:

Ey Muhammed kan aldırmaya (hacamata) devam et ve ümmetine de bunu emret” (Tirmizi Tibb 12, Ibn Mace Tibb 20 Müsnet I, 354)

“Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.”

“Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.”

Hayber’de zehirli koyun etinden zehirlendiği zaman, Cebrail (a.s) kendisine, hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir. Ibn Ömer (r.a) söyle buyurdu: “Ben, Rasûlullah (s.a.v)’den su buyruğu işittim:

“Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak akli ve hifzetme (ezberleme) gücünü arttırır.” (2) Yine bir Hadis-i şeriflerinde:

“Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.” buyurmuştur.

Hacamat efendimizin hem tavsiye ettiği hem de devam ettiği sünnetlerden. Hacamat  belli hastalıkların tedavisinden çok vücuttaki fazla kanın alınmasında kullanılan bir tedavi. Bu kanın vücutta bir çok rahatsızlığa sebep olduğununda da burada altını çizmek lazım. Hacamatla alınan bu kan temiz kan olmayıp bilakis vücuda zarar veren kirli kandır. Ve bu kanın vücuttan uzaklaştırılmasıyla vücuttaki kanın akışkanlığını artar  ve dolaşımı kolaylaştır.

Hacamat neden yapılır?

Hacamatın birinci hikmeti sevgili peygamberimizin (s.a.v.) sünneti olması ve Mirac’ta verilmiş olmasıdır. Onun her bir sünnetine uymanın ne kadar makbul olduğu hepimizce bilinmektedir.

Biz tabiki isin tıbbı yönüne bakacak olursak önce hacamat (kan aldırmak) damardan değildir. Kan bağışı ile hacamat tamamen değişik iki yöntemdir.  Hacamat vakum usulu ile vücudun çeşitli yerlerinden kan almaktır. Damardan değil. Hacamatla vücutta fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, alerji gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır. Hacamatla; iste bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Deri altındaki kılcal damarlardan kan dolaşımı normal dolaşıma nazaran daha yavaş yürüdüğünden dolayı yıllarca bu kanlarda kirlenme oranı artar. Bu sebepten dolayı vücutta çeşitli rahatsızlıklar (bas ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık, v.s) bas gösterir. Hacamat ile deri altındaki bu rahatsızlıklara sebep olan kan dışarı çıkartılarak kanin rahatça dolaşması sağlanmış olur.

Hacamat nasıl yapılır?:

Önce, bardak vb. den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, orayı havasız bırakıp uyuşturuluyor. Ayni yeri neşterle et ile deri arasını 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupayı neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor.

(Hacamat yapılırken çizikler o kadar ince yapılır ki, çizilen yerler kabuk bile bağlamadan aynı gün iyileşme görülür.)

Hacamat yaptırmak 70 hastalığa şifadır..

  • Bas ağrısı, yarim bas ağrısı ve sinüzit
  • Tembellik, uyku fazlalığı 
  • Yüksek tansiyon ve seker hastalığı 
  • Prostat ve cinsel zayıflık
  • Sırt ağrısı, bel grisi (lumbago), diz ağrısı, yanlarda uyuşukluk
  • Hormon bozukluğu
  • Yumurtalık hastalıkları 
  •  Buna benzer bir çok kadın hastalığı

Hacamatın Faydaları: 

  • Kırmızı kan hücrelerini (alyuvarları) büyüten kanı katılaştıran, dolaşımı bozan fazla asitleri hacamatla vücuttan dışarı atabiliriz.
  •  Kan ve dokulardaki gaz ve toksinleri atar.
  •  Ödemleri çözer.
  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır.
  • Kan üretimi ile görevli organları uyarır.
  •  Beyin fonksiyonlarını canlandırır.
  • Ağrıları giderir.
  •  Hastalıkları önler. Bel, boyun fıtığı, eklem ağrıları, karaciğer, kalp hastalıkları, psikolojik hastalıkların ve bunun gibi tüm hastalıkların tedavisinde yardımcı olur.
    Hacamatta kanser’den kısırlığa kadar birçok hastalığa şifa vardır. Hacamatın faydası akılla bilinebilecek bir şey değildir, nakille bilinir.
    Hacamatın faydalı olduğu yaşlar, 7 yaş ile 70 yaş arasıdır. Kadınların adet nedeniyle hacamata ihtiyacı yoktur görüşü yanlıştır.
    Adet şifayı gerektirmez, şifa için hacamat olmaları gerekmektedir. Efendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) hanımları hacamat olmuşlardır.
    Büyük alimler 3 ayda bir hacamat olurlardı.

    Rasûlullah (s.a.v), bas ağrısından dolayı alnının her iki yanından, zehirlenmeden dolayı her iki omuz başı arasından, topuğundaki bir incinmeden dolayı da ayağının üzerinden kan aldırmıştır. (1) Rasûlullah (s.a.v)’in hanımları da hacamat yaptırmıştır. Rasûlullah (s.a.v): “Miraç’tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v)! ümmetine hacamat olmalarını emret dediler.” buyurmuştur.

    Londra Milli Hastanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastanesinde hacamat’la ilgili Tıbbi araştırmalar yapıldı. Araştırmalar neticesinde kirli kan alınca, koyu kani bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akisi hızlandığı, kanin incelmesiyle, kandaki alyuvar yoğunluğunun azaldığı, hemoglobin seviyesinin düştüğü, böylece kalbin beyne daha rahat pompalama yaptığı tespit edildi. Ayrıca araştırmalarda, kan akisinin artmasıyla insanin ataklığının da fark edilir derecede arttığı görüldü. Hastalıklara karşı kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği bu araştırmalarda ortaya çıktı.Hacamat hangi hallerde yapılmaz?:

    •  Hacamat çok ihtiyar ve zayıf kişilerde 
    •  Kalp Yetmezliği olanlarda
    • Bir yeri kesildiğinde kani durmayan kişilerde 
    •  Hamilelerde
    • Aşırı kansız kişilerde
    • AIDS HIV 
    •  Tansiyonu çok düşük olan kişilerde
    • Küçük çocuklarda 
    • Çok hassas ve korkan kişilerde kanlı hacamat yapılmaması tavsiye olunur, duruma göre kansız hacamat tatbik olunur.

    Kaynaklar:

    1-E. Davud Tip H. 3859. 3860, Tirmizi Tip H. 2052, I. Mace Tip H. 3484. 3484.

    2-Ibn Mâce, Kitâbu’t-Tib, 22.

    3-Buhâri, Tib 13; Müslim, Musakat 62, 63; Ebû Dâvûd Nikâh 26, Tib 3.

5

Ispanaklı Börek

Kurban bayramı ertesi tüm takipçileri selamların en güzeli olan Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Gurbette Türk sayısı ne kadar çok olursa olsun bayramlar hep mahzun geçer. Biz de sessiz sedasız bir bayramı daha çam gibi devirdik. Darısı gelecekte vatanımda geçireceğim bayramlara… 

Ben börek özürlü biriyim. Her türlü hamuru açarım ama açma börekleri bir türlü kıvamında yapamam. Sanıyorum ki hamur işinde olmaz ise olmaz olan bol yağ kuralına riayet etmememden sebep. Bir türlü elim bol yağ koymaya gitmez ve mutlaka yağı azaltırım ve sonuç da elbette hoş olmaz. Ama bu börek bu kuralı değiştirdi, hem normal sınırlar içerisinde yağ kullanılıyor hem de sert ve başarısız olma riskiniz yok. Yani garanti börek. Tabi börek uzmanları için saçma gelse de benim gibi beceriksiz olan birkaç kişi vardır.

Böreğin hamurunda baklava hamuru gibi su kullanılmıyor. Sıvı malzemesi sadece yağ, yumurta ve yoğurttan oluşuyor. Yarım bardak yağ kullanılıyor ama sekiz porsiyon börek çıkıyor. Yani bizim gibi dört kişilik bir aile için yarısını pişirip kalanı buzluğa atılabilir veya malzeme yarım tertip uygulanabilir.

 

Malzemeler: (Hamur için)

  • 2 tane yumurta
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 paket kabartma tozu
  • Alabildiği kadar un

İç malzemesi:

  • 500 gr. Ispanak
  • 2 baş kıyılmış kuru soğan
  • 200 gr. Beyaz peynir
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Hamur malzemeleriyle yoğuracağınız hamuru dört eşit beze yapın ve 10 dakika dinlendirin. ( Dikkat edin kabartma tozu kullanıldığı için bekletme süresini aşmayın, yoksa açarken zorlanabilirsiniz.)
  • İç malzemesini hazırlamaya ıspanağı kıyarak başlayın ve diğer malzemelerle karıştırın.
  • Dinlenen bezeleri açabildiğiniz kadar açın ve ortadan ikiye yarım daire olacak şekilde kesin.
  • Kesilen uzun tarafa ıspanaklı harçtan uzunlamasına koyun ve sararak rulo yapın. İster benim yaptığım gibi önce iki ucu ortada birleştirerek katlanan uçları tekrar birbirlerine değecek şekilde katlayın ve bir porsiyonluk börekler hazırlayın, isterseniz tepsinin ortasından başlayarak sararak tepsiyi doldurun.
  • Fırını 180 de ısıtın ve tamamladığınız tepsiyi sıcak fırına koyun. İyice kızarana kadar pişirin ve ılık servis yapın.

 

0

Cuma Yazilari / BU BİR OSMANLI SAVAŞ FERMANIDIR…

Tüm takipçilerin cuması mübarek olsun. Bu günkü cuma yazısı biraz uzun ama inanın vakit ayırmaya değer.

Yıl 1912, İngilizler Hindistan’ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı’dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan’a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan’a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

1918’de Avustralya Çanakkale’ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.

Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya’da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.

Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:

Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,

Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.

Bu bir “Osmanlı Savaş Fermanı “dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.

Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet,

Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah

İki Osmanlı askeri, Sidney’ in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur

Ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.

İki askerin şu an mezarı Sidney’e 250 km uzakta Karlıdaglar’da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan’da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.

Bu bilgi Hindistan büyükelçiliğinin açıklamasından çıkarılmıştır.

6

Beşamel Soslu Fırında Tavuk

Uzun zamandır tariflerimi sıcağı sıcağına bloguma yazmıyorum. Ama dün yaptığım bir yemek sıradaki diğer tarifleri bir kenarda bıraktı. Yine o anki damak tadıma göre doğaçlama hazırladığım geliştirme tariflerden…amacım körili bir sos hazırlamak ve fazla yüklerden kurtulma çabalıma destek olacak haşlama tavuklu bir yemek yapmaktı… Her zamanki gibi bu niyetle mutfağa girdim ama 1 saat sonra fırın tepsisinde bu nefis tavuk butları sofraya geldi. Önce tavuğu neden böyle hazırladığımı eleştiren ve burun kıvıran oğlum tadına baktıktan sonra mmm…sesleri içinde normal yediğinden daha fazlasını mideye indirdi. Özellikle sosu öyle nefis olmuştı ki, yemeğin sonunda tepsideki sosa ekmeğimi bandırıyordum. Daha önce beşamel sos hazırlamadığımdan tadını bilmiyorum ama, sanırım bu da bir çeşit beşamel sos oldu.

 Rabbim, olmayan herkesin sofrasını ve gönlünü zengin, şükrünü daim eylesin diyerek tarife geçiyorum:

Malzemeleri:

  • 3 adet tavuk budu ( 4 kişi için)
  • 2 kepçe süt ( Bildiğiniz çorba kepçesi…doğaçlama yaptığımdan ölçü kullanmadım.)
  • 1 kaşık un
  • 2 kaşık krem peynir ( Yerine bir iki dilim beyaz peynir de kullanabilirsiniz, benzer bir sosta kullanmıştım ve tadı güzel oluyor.)
  • 1 yemek kaşığı sebze tozu ( İçinde tatlandırıcı kimzasal bulunmayan sadece sebze tozu ve deniz tuzu olan bir karışım. Bunun yerine tuzot gibi malzemelerde kullanabilirsiniz. Veya sadece tuz…)
  • Yarım çay kaşığı köri
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Tavuk butlarını iki parçaya kesip üzerlerini geçecek kadar suda sebze tozu ilavesiyle yumuşayana kadar pişirin.
  • Fırını 170° ye ısıtın.
  • Tavukları haşlama tenceresinden alıp fırın kabına yerleştirin.
  • Tenceredeki tavuk suyunun bir kepçesini tencerenin dıbinde bırakın ve kalanı başka bir kaba aktarın.
  • Tavuk suyunun üzerine 2 kaşık un ve iki kepçe sütü köriyi ve sebze tozunu ilave ederek çırpın.
  • Koyulaşana kadar pişirin ve karabiberle tatlandırın.
  • Hazırladığınız karışımı tavuk butlarının üzerine gezidin ve sıcak fırında üzeri kızarana kadar pişirip sıcak servis yapın.

Farkındaysanız tavuğun mevcut yağı suyunda kaldı ve bu yöntemle çok az yağla nefis bir tavuk yemeği yapabilirsiniz.

Yanında güzel bir salatayla harika bir öğün olur…

29

Kumpir

Haftadan haftaya bir tane yemek tarifiyle blog dünyasında kötü bir çizgim olduğunun farkındayım ama hala düzeleceğim konusunda ümitlerim var.:) Allah ümitsiz bırakmasın.

Daha önceleri kolay gelen şeylerin artık daha zor geldiğini fark ediyorum. Bunlardan biri de beğeni yorumlarına cevap vermek…aslında kafam da karışık bu konuda. Arkadaşlar şimdi herhangi bir sorunun veya cevap bekleyen bir konusu olmayan beğeni yorumlarına ezbere cevap yazmak mı gerekir yoksa… İlk baştan beri hep yorumlara cevap verilmesini savunmuştum hatta bu konuyu konuştuğum sevgili arkadaşım Ümran, eminim bu yazıyı okuyunca kızacaktır ama insanın fikirleri değişebiliyor. Bu konudaki beklenti ve fikirlerinizi lütfen paylaşın da beni şu sıkıntıdan kurtarın. Herkes gibi yemek blogcusunun ana beslenme damarlarından biri yorumlardır, yanlış anlaşılmasın. Her yorum benim için değerlidir. Ama demek istediğimi siz anladınız.

Kumpiri öğrendiğim ilk günden beri imkan buldukça yapıyorum ve hem pratik hem güzel bir yemek. Önceki resmin miadı dolduğundan resmi değiştirmişken tarifi de önlere alayım dedim.

Kumpir normalde büyük porsiyonluk patateslerle hazırlanoyor ancak bu patatesler her zaman elimizin altında olmyabilir. O zaman normal patatesleri haşlayarak tabaklarda tek kişilik porsiyonlar hazırlayabilirsiniz.

 

MALZEMELER:

  1. Patates
  2. Mısır konservesi
  3. Kornişon turşu
  4. Bebek mısır turşusu (Bu kez kullanmadim ama çok güzel oluyor.)
  5. Tereyağı veya kaşar peyniri
  6. Mayonez
  7. Keçap
  8. Karabiber, tuz

YAPILIŞI:

  1. Patatesleri ister suda haşlayın işter buharda isterseniz de fırınlayarak ezilecek kıvamda pişirin.
  2. kabuklarını soyduğunuz  patateslerin içine bir miktar tereyağ veya rendelenimiy 2-3 kaşık kaşar peyniri, tuz ve karabiber koyup çatalla iyice ezin.
  3. Kornişon turşuyu ister halka halka isterseniz minik minik doğrayın.
  4. Mısır konservesini ve doğradığınız kornişonları tabaklara servis ettiğiniz ezilmiş  patateslerin üzerine serpiştirdim.
  5. En üste mayonez ve keçap dökün.

Gerçek kumpir böylemi yapılır bilmem ama, biz bu tadı çok sevdik. Ayrıca sosis kullananlarda var ama ben bu sosisi sevmiyorum ve kullanmadım, tercih size kalmış.

3

Cuma Yazıları / Dul Kadın ve Evliyanın Kerameti

Tüm takipçilerimin cuması mübarek olsun.
Bağdat. Dul bir kadın…

Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar ana. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı.

Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafata çıkamıyor, ip eğiriyordu. Bir zaman baktıki altıyüz dirhem kadar ip eğirmişti, pazara götürmeye karar verdi.

– Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rızkını ver, diyerek sabah erkenden pazarın yolunu tuttu. Yolda giderken Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladı. Şeyh mürüdleriyle sabah namazından çıkmıştı, yaşlı kadını görünce duraklayarak:

– Hoş geldin bacı, nereye gidiyorsun

– Bir miktar ipliğim var, pazara götürüp satacağım.

– Ver bakalım. Benden altıyüz dirhem ip isteniyor, bunu ver de ben satayım.

– Memnuniyetle, lütuf buyurmuş olursunuz, efendim dedi ve ipi verdi.

Abdülkadir Geylani Hazretleri eline aldığı ipi şaka yollu mescidin damına atınca hemen nereden geldiği belli olmayan büyük bir kuş gelip, ipi kapıp gider. Kadın bu nebiçim şaka diye kendi kendine söylenmeye başlayınca, müritler kadına itiraz etmemsi için işaret ettiler, kadında daha fazla bir şey demedi.

Hazreti Şeyh kadına dönerek.

– Hatun canını sıkma, ipliği satmaya gönderdim, parası gelsin ne kadar etti se alırsın.

– Pekala, diyerek gider, ertesi gün gelir.

– İpilik satıldı mı

Abdülkadir Geylani Hazretleri:

– İplik satıldı, fakat parası henüz gelmedi. Bir hafta hadar bir zaman içinde gelir.

Kadın bir hafta sonra gelir, para henüz gelmemiştir, kadına:

– Yarın gel, paranı al.

Kadın, pazara niye gitmedim, şimdi param elimde olurdu hayıflana hayıflana evine gitmek üzere iken, Mürütler:

– Bir gün daha sabret bakalım mevla ne gösterecek, derken bu işin sade bir şaka olmadığının farkında idiler.

Ertesi gün oldu. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna o ana kadar görülmeyen bir heyet geldi. Bin altın takdim ettiler. Müritler heyete bu kadar paranın ne olduğunu, niçin Şeyhe takdim ettiklerini sordular. Gelenler tüccar olduklarını belirterek:

– Altınlar Hazreti Şeyhindir. Denizde yolculuk yaparken fırtına sebebiyle geminin yelkeni delindi, yol alamaz olduk, denizin ortasında kalacaktık. Kaptana bir çaresi yok mu diye sorduğumuzda:

– Altıyüz dirhem ip olsa geminin yelkenini onarır, yolumuza devam ederdik ama, şu anda nerede bulacağız, dedi.

Biz ellerimizi kaldırarak Allaha dua ettik ve duamızda:

– Ya Sultanul Arifin bize altıyüz dirhem kadar ip gönder, sana bin altın vereceğiz diye yalvardık. Bir de baktık ki, bir kuş gelip altıyüz dirhem ipliği geminin güvertesine bırakıp uçtu gitti. Şimdi o adağımızı yerine getirdik, dediler.

Tüccarlar ayrıldıktan bir müddet sonra, ihtiyar kadın gelip sordu.

– Para geldi mi efendim

Şeyh bin altını kadına verirken:

– Benim satışım seninki kadar kârlı olmuş mu

Kadın bir anda zengin olmuştu. Abdülkadir Geylani Hazretleri´ne teşekkür ederek huzurdan ayrıldı.

8

Alişke Çorbası

Yine bir hafta başı ve okullu okuluna çalışan işine başladı… Özellikle kış günleri çalışan biri olmadığım için şükrederim. Sabah erken saatlerde dışarı çıkmak her ne kadar zindelik verse de bütün gün dışarıda olmak o zindelikten kat kat fazla eziyet olurdu herhalde benim için. Bu biraz da alışkanlık ve şartlanmışlıkla ilgili sanırım. Kendimi bildim bileli çalışan biri olmayı hayal dahi etmedim.:) Eh rabbim de ona göre imkanlar lütfetti elhamdülillah.

Bu gün Tatar mutfağından nefis bir çorba paylaşacağım inşallah. Tatar mutfağı hamur işi hakimiyetinde olan bir mutfak. Bu güne kadar Tatar mutfağından denediğim her tadı çok sevdim. Alişke çorbası da benim sık yaptığım bir çorba. Doyurucu ve lezzetli olmasına rağmen yapımı da gayet kolay.

Çorbanın içindeki hamurlar daha küçük olmalı ama benimki biraz devasa olmuş.:)

Malzemeler:

  • 5-6 bardak tavuk suyu
  • 1 bardak kadar un
  • 1 yumurta
  • 1 orta boy patates
  • 1 küçük soğan
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Karabiber, tuz
  • Sıvı yağ

Yapılışı:

  • Soğanı minik minik doğrayıp yakmadan pembeleştirin, salçasını katıp biraz kavurun.
  • Üzerine tavuk suyunu ilave edin ve minik küpler halinde doğradığınız patatesi ilave edin.
  • Çorba kaynarken un, tuz ve bir miktar suyu karıştırıp kek hamuru veya bulamaç kıvamlı bir hamur hazırlayın. Bu hamur kaşık kaşık çorbanın içine atılacak ve çabuk pişmesi için kıvamının akıcı olması gerek.
  • Kaynayan çorbaya çay kaşığı yardımıyla fındık büyüklüğünde parçalar atarak hamuru bitirin.
  • Hamurlar çabucak pişip çorbanın yüzüne çıkacaktır. Çorbanın tadına bakın ve pişmişse ocaktan bir kenara alın.
  • 1 yumurtayı iyice çırpın ve sıcak çorbanın içine incecik ip gibi akıtın. Yumurta bitince çorbayı şöyle bir karıştırıp ağını kapatın.
  • 5 dakika sonra baharatlarını katarak servis yapın.
2

Cuma Yazıları / Üç Çuval Yeniçeri Kıyafeti

Tüm inananların cuması mübarek olsun.  Bu cuma yine şanlı tarihimizin altın sayfalarından güzel bir yazı paylaşacağım. İnsan geçmişe bakınca Kur’an’ı Kerimden uzaklaştıkça bu dünya da da nasıl bir zillete düştüğümüzü düşünmeden edemiyor.

19.yüzyılda Almanya’nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın.”

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:

“Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir.

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar’ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:

“Osmanlılar’dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.”

Bu olay, Mülheimli’lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülheim’a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıl dönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.

Bu olay Osmanlı’nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanlar’ı Fransızlar’ın elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadır.

8

Piliç Kavurma ve Bulgur Pilavı

Allah’ın selamı tüm inananların üzerine olsun. Sayfam yeniyken günlük tarif yayınlardım. Şimdi bu gün gibi hafta içinde iki tarif hazırlayınca, su gıcık, kel kafalı, çocukların sevgilisi Yumurcak tv. nin göz bebeği(!) çizgi kahraman gibi kendimle gurur duydum.:) İkide bir okunuşu kayu yazılışı caillou olan, annelerin korkulu rüyası o çocuğun kendiyle gurur duymasına da ayrıca gıcık olduğumu burada belirtmeyi bir borç bilirim. Ne yapalım vatan millet sağ olsun ama çocuklarımız onu seviyooor!!!..

 Gelelim piliç kavurmamıza…piliç deyip geçmeyin tavukla arasında yaş farkı var. Tavuğu pişirme süresinin üçte birinde yumuşacık pişiveriyor. Hatta ben bu kavurmayı abartmıyorum on dakika da pişirdim. Yumuşak pişmiş bir bulgur pilavıyla yanında salata yeterli ve güzel bir öğün olur. Tavuk pişince biraz sertleşir ama piliç daha yumuşak kalıyor ve ayrıca pilavı da biraz ölgün yapınca yemesi ve hazmı daha kolay oluyor.

 

Malzemeler:

  • 1 adet piliç
  • 1 bardak bulgur
  • 1 tane sivri biber
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • Zeytinyağı ve sıvıyağı karışımı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Yağı pilav tenceresine koyup ocağa alın.
  • Biberi ince kıyıp yağa ilave edin.
  • Biberler kavrulunca salçayı da katarak bir süre daha kavurmaya devam edin.
  • 1,5 bardak kadar su, tuz ve karabiberi koyarak kaynamaya bırakın.
  • 5 dakıka kaynadıktan sonra bulgurunu atıp suyunu kontrol edin ve altını kısıp pişmeye bırakın.
  • Bulgur açılınca ocaktan alıp dinlendirin.
  • Pilav demlenirken piliçi kemikli olarak kuşbaşı parçalara doğrayın. Kemiklerini kırmak için uygun bir alet kullanın.
  • Geniş bir tavayı iyice kızdırın ve piliç parçalarını teker teker sulanmasına izin vermeden harlı ataşteki tavaya atın ve karıştırın.
  • Tuzunu ilave edip harlı atşte karıştırarak kavurmaya devam edin.
  • Tadına bakarak pişmesini kontrol edin.
  • Demlenen pilavı genişçe bir tabağa yayıp üzerine piliç parçalarını yerleştirip karabiber serperek servis yapın.
9

Sini Köftesi

Yazın ucunun görünmesiyle rehavet havaları esmeye başlar…kış soğuğu kapıdayken uyuşukluk! Acaba ne zaman canlanıp kendimize geleceğiz bilmiyorum. Hoş bu serzenişi kendime söylüyorum, isteyen üzerine alınabilir. İnsanın hayatında yönlendirici işleri ve mecburiyetleri yoksa insan miskinleşip et yığınına dönüşmesi içten bile değil. Biz burada okul tatilinden yeni çıktık ve tekrar erken kalkma ve günü ona göre ayarlamaya başladık. Bir taraftan da şükrediyorum, çünkü nefis pek miskin. Niye mi bunları yazıyorum, sabah çook erken kalktım ve uykuluyum arkadaşlar. Fıtrat gereği ruh ve beden halimizi çok çabuk yansıtıyoruz. Eşim bu durumdan hep şikayet eder, yolda giderken her konuşulan bu kadar yüzüne yansımalı mı diye.:)

 Haftaya güzel bir Antep yemeğiyle başlamak istiyorum. Sini köftesinin Antep li olduğunu sonradan öğrendim, zira çevremde pek yapan görmedim. Antep de kadın olmak zor iştir çünkü o kadar çok yemek çeşidi vardır ki, hepsini bilmek ve yapmak gerçekten çok zor. Bu yüzden her kadın ev ahalisine ve çevresine göre sofralar hazırlar. Hatta övünmek gibi olsun, Türkiye’nin en zengin mutfağı unvanına sahibiz.:)

 Sini köftesi sadece Antep de yapılmıyor tabi…başta Antakya mutfağı olmak üzere bölge mutfaklarında yapılan ve sevilen bir yemek.

Malzemeler: (Köfte için)

  • 1,5 bardak ince bulgur (28 cm. çapında yuvarlak tepsi için.)
  • Yarım bardak un
  • 1 baş ince kıyılmış kuru soğan
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • Köftenin üzerine sürmek için yarım çaybardağından az zeytinyağı
  • Kişniş, tarçın, karabiber ve tuz

İç harcı:

  • 250-300 gr. az yağlı kıyma
  • 2 baş kıyılmış kuru soğan
  • Yarım bardak kıyılmış ceviz içi (Antep de Antep fıstığı ekleyenler de var.)
  • Tuz, karabiber
  • Kavurmak için tereyağı ve zeytinyağı karışımı

Yapılışı:

  • Kıymayı ocağa koyup suyunu salıp çekince soğanı katarak soğanlar yumuşayana kadar kavurun.
  • Baharatlarını ve cevizini katıp soğumaya bırakın.
  • Bulguru sıcak suda ıslayıp şişmeye bırakın.
  • Hazır hale gelen bulgura diğer malzemeleri katarak gerekirse su ilavesiyle yoğurun.
  • Köfteyi macun kıvamına gelene kadar yoğurun ve iki parçaya bölün.
  • Fırını 180 °de açın.
  • Tepsinin altını bol yağla yağlayın ve köftenin yarısını iki plastik (strec) folyo arasında tepsi büyüklüğünde inceleterek açın. Açtığınız köfteyi uygun bir şekilde tepsinin tabanına yerleştirin.
  • Ilıyan harcı köftenin üzerine eşit olarak paylaştırın.
  • Kalan köfte harcını da ilk seferki gibi plastik folyo arasında açıp folyonun tek katını çıkarıp uygun şekilde tepsinin üzerine yerleştirin ve üstte kalan folyoyuda sıyırıp alın.
  • Köftenin üzerine zeytinyağını sürün.
  • Sıra köfteyi dilimlemeye geldi…bir bıçak yardımıyla servis edeceğiniz büyüklükte dilimlere kesin.
  • Sıcak fırına koyup 30-40 dakika kızarana kadar pişirin.

Servisi ılık olarak çorba ve salatayla yapabilirsiniz. Hatta çayla da çok güzel gider.

Afiyet olsun…

5

Cuma Yazıları/ Yüzde Ellisi Eşek…

Tüm inananların cuması mübarek olsun…

 Benim tanıdığım ilk şiir kitabı Necip Fazıl’ın “Çile” kitabıydı… Saatlerce elimden bırakmadan okur, okurdum… Yaprakları sararmış çok eski bir baskısıydı bu kitap. Evlerimizde çocukların çeşitli konularda benimseyeceği ve özdeşleşeceği büyüklerin kitapların bulunması çok önemli. İlk şiirimi bu kitaptan esinlenerek yazmıştım ve haala yazarım…

Necip Fazıl, mahkemede sinirlenmiş. Hâkime:
– Burada bulunanların yüzde ellisi eşektir, demiş. Hâkim, sözünü geri
almasını istemiş. Şair buna yanaşmamış. Ancak hâkim diretmiş. İşin
…kötüye varacağını anlayan Necip Fazıl:
– Peki hâkim bey, demiş, sözümü geri alıyorum. Burada bulunanların yüzde ellisi eşek değildir.

12

Laz Böreği

Haftanın bu ikinci gününde, kısa bir aradan sonra geri dönmenin sevinciyle herkesi selamlıyorum. Kısa ayrılıklarda bile sevenler ve dostlar tarafından aranmak, sorulmak ne güzel…hatırımı soranlara teşekkür ediyorum.

Tarifim harika, süper, muhteşem bir tatlı börek olan laz böreği…ama öyle sıradan bir börek değil bu. Hiç tatmayanların baklavanın içinde muhallebi mı olur diye düşüneceğini sanıyorum ki, ben de ilk duyduğumda aynı şeyi düşündüm. Ama mutfakla ilgili bu tür her ön yargımda tatlar beni epey yanılttığından, sanırım artık işkembeye bal konacak dense bile bir bildikleri vardır diye düşüneceğim.:))

Laz böreğini İnternet’e araştırınca farklı tariflerle karşılaşmak mümkün. Ben daha önce de denediğimden az çok bir fikre sahiptim. Bazıları tereyağsız yapıyor ama bunun olayın özüne aykırı olduğunu düşünerek ben baklava gibi yaptım ve nefis bir şey oldu. Tek eksisi tazeyken yenmesi gereken bu böreği kalabalık değilseniz iki en fazla üç porsiyondan fazla hazırlamayın. Özellikle yapıldığı gün yenmesi makbul ama ikinci günü de yenebilir.

Muhallebisine vanilya konuyor ve isteyen limon kabuğu rendesi ekliyor. Ben sade vanilyalıyı tercih ediyorum ama tepsinin bir kenarına da limon kabuğu rendesi serperseniz iki çeşidin de tadına bakma imkanınız olur.

 Hamur malzemeleri:

  • 1 yumurta
  • Yarım çay bardağı süt
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 kaşık sirke
  • Bir fiske tuz
  • Yeteri kadar un
  • Araları ve üzeri için 200 gr tereyağı
  • Açmak için bir kase nişasta

 Muhallebi malzemesi:

  • 1 lt. süt
  • Bir bardaktan 2 parmak eksik toz şeker( İsteğe göre artırabilirsiniz.)
  • 3 yumurta
  • 2 kaşık un
  • 1 vanilya

Yapılışı:

  • Önce muhallebiyi hazırlayıp soğumaya bırakın. Bunun için sürren yarım bardak ayırıp ocağa koyun ve kaynama aşamasına geldiğinde geride kalan yarım bardak süte iki kaşık unu katarak çıtpıp süte ekleyin.
  • Sürekli karıştırarak şekeri ilave edip muhallebi kıvama gelince ocaktan alıp vanilyayı katın.
  • Muhallebiniin ilk sıcaklığı çıkınca yumurtaları kırıp iyice çırpın ve gerisini zamana bırakın.
  • Hamur malzemelerini kullanarak yumuşak bir hamur yoğurun. Bu tür hamurları sert yoğurursanız nişastayla açarken hemen kuruyor ve açmak işkenceye dönebiliyor bu püf noktaya dikkat!
  • Tereyağını tavada kavurup rengi dönünce ocaktan alın.
  • Hamuru 10-15 dakika dinlendirip 20 beze hazırlayın.
  • Fırını 180-190 °ye açın.
  • Bir bezeyi tabak büyüklüğünde açıp bir kenara koyun ve ikinci bezeyi de açıp aralarına nişasta serperek ilk bezenin üzerine koyun ve ikisini birlikte nişasta yardınmıyla açın ve tepsininizin büyüklüğüne geldiğinde yağlanmamış tepsiye ilk katı serin. Ben 35 cm. çapında  yuvarlak bir  tepsi kullandım.
  • İlk on katı bu şekilde hazırlayın ve her kata yarım kaşık kadar kavrulmuş tereyağı gezdirin. En son kata gelecek yufkayı tepsiden biraz büyük açıın ki muhallebi döktüğünüzde muhallebi yufkanın içinde kalsın ve kenarlara taşmasın. Ayrıca tereyağının köpüklerini ara katlara gezdirmeye özen gösterin çünkü en üste köpüklü döktüğünüzde pişerken bu köpükler yanarak siyah çirkin bir görüntü oluşturuyor.
  • İlk on kattan sonra ılık muhallebiyi daha büyük açtığınız son yufkanın üzerine dökün ve eşit olarak yayın. Bu aşamada isterseniz bir bölüme limon kabuğu rendesi serpebilirsiniz.
  • Diğer katrarı da daha önceki gibi aralarına yağ serperek hazırlayın.
  • Sonra sabrınızı gözden geçirerek elinize keskin bir bıçak alın ve baklavaya nispeten daha büyük olacak şekilde dilimleyin. her seferinde bıçağı temiz bir bezle silerseniz kemesniz kolaylaşır. Bundan sonrası gerçekten sabır işi kolay gelsin…
  • En üste kalan tereyağını gezdirin ve eğer tereyağını katlara çok kullandıysanız biraz daha ileve etmelisiniz. Bu yüzden katlara yarım kaşık veya iki yufkada bir tereyağı gezdirmelisiniz.
  • Tepsiyi fırına verin 30-40 daika tamamen kızarana kadar pişirin.
  • Ilıyınca pudra şekeri serperek servis yapın. Bu böreği aç karnına yerseniz tepsinin kalanı tehlikeye girer o yüzden yarı aç yemenizi tavsiye ederim.