Telefondayım Geleceğim…

Hayırlı ve güzel bir hafta diliyorum tüm takipçilerime.  Kendi sermayemizden çalarak karşılıyoruz her haftayı, her günü…  Sermayemiz uzun bir ömür. Kimi itaat ve aşkla yaşar, kimi elindeki kıymeti rüzgara savurur. İnşallah rüzgara savuranlardan değilizdir. İnşallah gelecek günler hep hayırlı insanların  hayrına olur.

Şimdi bu manalı sözler nereden çıktı?  Ne oluyor kardeşim bir durum mu var? Ayrılık kısa da olsa uzun da demek ki insanı duyguların eline bırakıveriyor. Kardeşlerim… 25 milyon senelik bir ayrılık var önümüzde!.. Demeyeceğim elbette.:))) Bak şimdi, 1 ay ara vereceğim diye neler yazdım.:) Ağlasam mı acaba?:(((  Ben saadet veya sedata  geleyim de millet daha çok sıkılmasın. Efendim, bir en fazla iki ay bloğumu güncelleyemeyeceğim. Bloğumu güncellerken vermiş olduğum sessiz ama derinden rahatsızlık için özür dilemeye hiç niyetim yok. Ama bu ara için üzgünüm, hatta kızgınım. Ama kime kızgınım bulabilirsem sizlerle de paylaşacağım.

Cuma Yazıları – Tüccar ve Papağan

 

Bu güzel cuma günü tüm dostları Allah’ın selamıyla selamlıyorum.  Cumamız bereketli ve mübarek olsun.

Hikayeyi ilk eşimden dinledim ve çok hoşuma gitti.  sağ olsun okumayı çok sever ve her gün bir dergi kadar çeşitli konularda yazılar okur, aklı selim sahibi aydınların konuşmalarını dinler. Okur dinler, dinler okur…. bu kadar şeyi nasıl aklında tutar şaşarım. Doğal olarak  okuduklarının  içinden ilginç bulduklarını da benimle paylaşır ve  bazen cuma yazıları için önerilerde bulunur. Ona teşekkür ediyorum…  bakalım Mevlana Hz. ne diyor:

Zengin bir tüccarın bir papağanı vardı. Kafeslere mahkûm edilmiş güzel bir kuştu. Bir gün tüccar Hindistan’a gitmek için yol hazırlığına başladı. Konağındaki herkesin, hatta kölelerinin, câriyelerinin her birine ayrı ayrı:

  “Sana Hindistan’dan ne getireyim, ne istersin?” diye sordu. Her biri ayrı bir şey istedi. Tüccar oldukça konuşkan olan papağanına da sordu:

  “Ey güzel kuşum, sana ne getireyim, sen Hindistan’dan ne istersin?” dedi. Papağan:

  Oradaki papağanları görünce benim hâlimi anlat ve de ki: ‘Falanı papağanı ben kafeste besliyorum. Size selâm söyledi. Ben gurbet ellerde kafeslerde sizin hasretinizle çile doldurayım, siz serbestçe ağaçlıklarda kayalıklarda dolaşın, bu revâ mıdır? Hiç değilse bir seher vakti ben garibi de hatırlayın ki, ben de birazcık mutlu olayım.’ dedi, de benim için; başka bir şey de istemem. dedi.

Tüccar kervanını hazırladı yola koyuldu. Günler geceler boyu yol gitti nihayet Hindistan’a vardı. Alışverişini yaptı, kimin ne isteği varsa yerine getirdi. Sonra aklına papağının isteği geldi. Gezinirken, bir kaç papağan gördü. Kayalıklara konmuş, bekliyorlardı. Atını durdurup seslendi:

      “Ben falan memlekette falan kişiyim, ticaret yapmak için buralara geldim. Benim bir papağanım var, size selâm söyledi ve böyle böyle dememi istedi.” dedi.

Tüccar sözlerini bitirir bitirmez o papağanlardan biri titredi, nefesi kesildi, düşüp öldü. Tüccar sözlerinden dolayı bin pişman oldu: “Ben ne yaptım, bu zavallı kuşun ölümüne sebep oldum. Galiba bu benim zavallı kuşumun bir yakını, candan seveni olsa gerek” diye düşündü. Kendi papağının durumuna üzüldüğü için öldüğü kanaatine vardı.

Aradan bir hayli zaman geçti, tüccar alış verişini bitirip memleketine döndü. Herkesin istediğini bir bir verdi. Papağanı kafesinde bu olanları seyrediyordu. Sonunda dayanamayıp tüccara sordu:

– “Benim istediğim nerede? Oralarda hemcinslerimi, papağan topluluklarını gördün mü? Ne söyledin, ne gördüysen bana anlat, beni de mutlu et.” dedi. Tüccar:

– Sevgili kuşum, kusura bakma, söylemesem daha iyi olacak sanırım. Çünkü halâ o saçma sapan haberi götürerek yaptığım câhilliğe yanmaktayım, olup bitenleri anlatmasam daha iyi olur, dedi. Papağan ısrar etti, bunun üzerine istemeye istemeye olanları anlattı:

–      Tarif ettiğin yere varıp dostların olan papağanları görünce senin sözlerini ve selâmını söyledim; içlerinden biri buna dayanamadı, üzüldü, titredi ve hareketsiz kaldı, sonunda öldü. Bundan dolayı çok pişman oldum, fakat nâfile, bir kere söylemiş bulundum, dedi. Tüccarın bu sözlerini dinleyen papağan kafesin içinde titredi, hareketsiz kaldı ve biraz sonra düşüp öldü. Bunu gören adamın aklı başından gitti, ağlayıp sızlamaya başladı, külâhını yerlere vurdu.

– “Ey güzel sesli kuşum sana ne oldu, neden bu hâle geldin, ben ne yaptım, başıma ne işler açtım!”  diye dövündü. Ağladı, ağıtlar yaktı. Sonunda ölü papağanı uygun yere gömmek için kafesten çıkarıp pencerenin kenarına getirdi. Oraya bırakır bırakmaz, papağan hemen canlanıp uçtu, bahçedeki bir ağacın yüksek dalına kondu. Tüccar buna şaşıp kaldı:

– “Ey güzel kuş bu ne haldir, anlat bana; bu hileyi nasıl öğrendin, beni kandırdın?” demekten kendini alamadı. Papağan konduğu yerden seslendi:

–      Sevgili efendim,  Hindistan’da gördüğün o papağan benim selâmımı alınca, düşüp ölmüş gibi yaparak bana bu haberi gönderdi. “Eğer kurtulmak istiyorsan, ölü numarası yap” dedi. Ben de gördüğün gibi, onun dediğini yaparak hapisten kurtuldum. Kısaca, öldüm ve kafeslerde tutulmaktan kurtulmuş oldum”, dedi.

Enginar Dolması

 Haftadan haftaya tarif vermek hoş olmasa da bu  geçici bir dönem olduğundan kendimi sıkmıyorum.  Vakitsiz kalmadan vakit nimetinin kıymetini daha iyi bilmeliyiz demek ki.

Bu dolmayı seneler önce İzmirli bir arkadaşta yemiştim. O benimkinden farklı olarak bilindik kuş üzümlü fıstıklı dolma harcıyla hazırlamıştı. Yemeği bir İzmirliyle bir Anteplinin yapması elbette farklı olacaktır. Ben klasik Antep dolma harcının içine nane, yenibahar ve tarçın ilavesiyle hazırladım. Çok severek yedim. Yedim çünkü evdekiler yemesini zor bularak yemek istemedi. Ancak enginarın kokusuyla yaprakların üzerindeki pirinç tanelerini sıyırarak yemek gerçekten çok nefisti. Göbeğinin tadını da saymıyorum…

Ekleme: Arkadaşlar, meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmeye çalışan biri olarak açıklama yapmak zorunda hissettim. Enginar dolması yeni değil.  Daha önceden yapmıştım…

Malzemeler:

  • 4 tane büyük enginar
  • 1 – 1,5 bardak kadar pirinç
  • 1 büyük soğan
  • 5-6 diş sarımsak
  • 1 kaşık karışık salça
  • Yarım bardaktan az zeytinyağı
  • 1 kaşık limon tuzu
  • 1 tatlı kaşığı nane
  • 1 çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı yenibahar
  • Karabiber, tuz

Yapılışı:

  • Enginarların dış yapraklarını bir kat soyun, sapını kesin ve içindeki yaprakları temizleyin. Ortasındaki tüyleri bir kaşık yardımıyla çıkarıp limon suyu sıkarak bir kenara alın.
  • Pirinci yıkayıp limon tuzu hariç diğer malzemelerle bilindik usulle dolma harcını hazırlayın.
  • Dolma harcını önce enginarın içine doldurun. Daha sonra her yaprağın arasına bir miktar harç koyun ve  her yaprağın içine harç konmuş olsun.
  • Enginarı elinizle biraz sıkıştırın ve dik olarak tencereye dizin.
  • Üzerine enginarların yarısına gelecek   şekilde limon tuzlu ve tuzlu suyla doldurun.
  • Üzerine biraz daha zeytinyağı gezdirin ev ateşe koyun. Kaynayana kadar harlı ateşte kaynadıktan sonra kısık ısıda ağzı kapalı pişirin.

Acılı ve Nişastalı Tavuk Kızartması

  Bol karlı bir hafta başında tüm takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum…  Eskisi gibi blogumu yenileyemesem de – bu geçici bir dönem- düşe kalka devem ediyorum. İnşallah takipçilerim beni anlayışla karşılanıyordur.

Yemeğimiz nefis bir tavuk yemeği. Hani malum olan bazı yerlerde satılır ve tadını ben hariç bir çok insanın bildiği tavuk kızartması vardır. Sırrını kimse bilmez vs… Tabi sırrını çözdüm diyemem tadına hiç bakmadım çok şükür. En başta o tür yerleri sevmiyorum ve kullanılan malzemenin helalliğinden emin değilim.

Tarif araştırmalar sonucunda ulaşılarak, geliştirilmiş bir tavuk kızartması. Birkaç yıldır yapmıyordum, zaten kızartma yemeklerini az yapıyorum. Geçenlerde değişikli olsun diye yaptım. Eşim ve çocukların halleri çok komikti. Ertesi güne tekrar istediler ve artık sürekli o tavuktan yapmam için baskı yapar oldular. Hele çocuklar, daha önce tavuğu yemek istemeyecek kadar da nankörlük yapıyorlardı. Oğlumun dediğine göre üç öğün olsa yermiş…

Malzemeler:

  • Yarım  tavuk (Parçalanmış  kemiklerinden ayrılmış veya az kemikli. )
  • 1 yumurta
  • 2 kaşık un
  • 2 kaşık nişasta
  • Yarım çay bardağı su
  • Yarım paket kabartma tozu
  • Tuz, karabiber
  • Acı toz kırmızı biber
  • 2 kaşık tavuğu batırmak için un
  • Kızartmak için yağ

Yapılışı:

  • Un, nişasta, su ve baharatları karıştırıp üzerine yumurtayı kırın ve çırpın.
  • 2 kaşık unu palstik torbaya koyun ve tavuk parçalarını ikli üçlü parçalar olarak torbaya atıp sallayın. Un etlerin heryerine yapışsın.
  • Tavuk parçalarını fazla ununu silkeleyerek torbadan alıp hazırladığınız karışıma batırın ve oradan çıkarı orta ısılı yağa atın.
  • Kemikli parçaları daha düşük ısıda pişirip çıkarmadan ısıyı yükseltinki kıtır olsun.
  • Bütün tavukları aynı şekilde hazırlayıp salatayla ve ayranla servis yapın.

Asitli içecekleri aklınızdan bile geçirmeyin artık herkes ne kadar sağlıksız ve zararlı olduğunu biliyor.