Aşure… (Yenilendi)

Annemin anason kokulu aşuresinin tadını unutamam… Çikolata tadına alışan damak tadı bozulmuş zamane çocuklarının ağzına bile almadığı bu lezzeti biz çocukken yemeye doyamazdık…

Annemin dolabında o kadar çok baharat vardı ki, şişeler bir baştan bir başa ikişer sıra dizilmişti. Aşurede anason, güllap( gülsuyu) tarçın, karanfil belirleyici tat olurken, pancar (pazı) sapının kavurmasına mutlaka kimyon koyar, yoğurtlu yemeklerin üzerine hasbir( bir çeşit safran) serperdi.

Ne zaman Ihlamur benzeri bir koku alsam düşüncelerim kış günleri odaya dolan bitki çaylarının olduğu çocukluğuma gider… Kendim de baharatları sevmem rağmen hiç bir zaman onun kadar baharat bilgim ve çeşitlerim olamadı.

Aşurenin anasonundan söz nereler gitti…

 Herkesin bir aşure tarzı vardır, her biri birbirinden daha güzeldir. Ben en çok kendi ailemin aşuresini severim doğal olarak.  Mesela portakal asla koymayız, yazdığım gibi anason olmazsa olmaz, tarçın herkes gibi ve karanfil mutlaka olur. Bu bizim alışık olduğumuz tat olduğundan elbet bize en güzeli gibi gelir ama, sanırım herkes annesinin aşuresini daha çok sever.

Memlekette ablamlarda da şimdi aşure yapmış benimle benzer duyguları yaşıyor olmalılar…

MALZEMELER:

  • 1 bardak aşurelik buğday
  • 1/2 bardak fasulye
  • 1/2 bardak nohut
  • 1/2 bardak mısır
  • 1/2 bardak pirinç
  • 1/2 bardak badem
  • 1/2 bardak fındık
  • 1/2 bardak pekmez
  • 1/2 bardak kuru üzüm
  • 6-7 tane kuru incir
  • 19-20 tane kuru kayısı
  • 2 tane elma
  • 1/2 bardak gül suyu
  • 2 kaşık anason
  • 1 bardak şeker
  • 9-10 tane karanfil
  • Toz veya çubuk tarçın 

YAPILIŞI:

  • Buğday, nohut, fasulye ve mısır geceden ıslatılır.
  • Fasulye, nohut, mısır ayrı buğday  ayrı tencerelerde pişirilir ve yumuşadıkları zaman hepsi birlikte daha büyük bir tencereye aktarılır.
  • Tencere yavaş yavaş kaynarken, badem haşlanıp kabukları soyulur ve fındıkla birlikte tencereye ilave edilir.
  • Kayısı küçük doğranıp üzümle birlikte yıkanıp, tencereye ilave edilir.
  • İncirler yıkanıp doğranıp  tencereye aktarılır.
  • Anason ayrı bir tencerede bir iki taşım kaynatılıp sarı suyu çıkınca tarçın çubuklarıyla birlikte da tencereye ilave edilir.
  • Tadına bakılıp piştiği anlaşılınca, pekmez, şeker ilave edilir, 5 dak. daha kaynatılır.
  • Ocaktan almadan gül suyu ve doğranmış elmalar ilave edilip ocaktan alınır.
  • Süslemeden önce karanfil çiçeklerini kırıp kaselerin üzerine serperken toz tarçın kullanacaksanız onu da karanfilin üzerine  serpebilirsiniz.
  • Ceviz ve istediğiniz diğer malzemelerle üzeri süslenir.

Yurt dışında olanlar anasonu Anis olarak bulabilirler. Ayrıca rezenede kullanabilirler anasonun yerine, onuda Fenchel olarak bulabilirler. Anasonu robottan geçirip üzerine de serpebilirsiniz.

Reklamlar

Cuma Yazıları-Yaşayan Herkesin Yolu Fıtrata Çıkar

Cumanız mübarek ve bereketli olsun..

Son zamanlarda beynimde bir çok konu uçuşuyor. Bu konuların çıkış noktası farklı gibi görünse de vardığı veya varması gereken nokta hep aynı.

Eminim bir çoğumuz alevlenen sağlıklı ve doğal yaşamla ilgili tartışmaların etkisinde kalıyoruz. Hatta etkisinde kalmaktan ziyade beynimizin süngere dönüştüğünü hissedip çaresiz boş gözlerle takip ediyoruz bu tartışmaları…

Sağlık sunan bitkisel reçeteler, genetiğiyle oynanmış gıda çıkmazı, çemberinden kurtulamadığımız hastalıklar, artan kilolar ve güya zayıflama diyetleri… Ve kimsenin pek de önemsemediği sağlıklı yaşam ve fıtrat ilişkisi.

Ben otu kökü içmeeem! Hap yok mu hap?

Bir zamanlar bitkisel reçeteleri güdümlü kafalarla “Koca karı” ilaçları suçlamasıyla adeta lügatimizden silmeye çalıştık. Geçmişten gelen tedavi yollarının bir çoğunun yıllar içinde deneme yanılma yoluyla kazanıldığı gerçeğini sildik beynimizden. Bizlerden çok daha sağlıklı olan ecdadımızın göz dolduran fiziki görüntüsü, yaşamdaki başarıları, aile ve toplum yaşantısındaki dengesini de görmezden geldik. Şimdiyse hastalıklı yaşantımızın çaresini bu hastalıklı yaşantıyı düzeltmeden, yine bitkisel reçetelerde arıyoruz. Bu yaşam tarzının getirisi olan sıkıntılara sıra gelmesi için önce bu benimsediğimiz yanlış tarzın tedavi edilmesi gerekir.

Yandım Allah! Mısır yerken ağzım yandı biber misin be mübarek?

Gıdaların genetiğiyle oynanamaya neden ihtiyaç duyuldu? Artan tüketim çılgınlığına cevap için daha fazla verim mi? Doymayan gözlerin bire bin alma çabası mı? Yoksa, Dünya vatandaşları ruhen ve bedenen ne kadar çürürse o kadar işime gelir düşüncesi mi? Cevabı ister bunlar, ister başka ister hepsi birden olsun sonucu bizim azla yetinmeyip de daha,daha, daha istememize çıkar.

 Hastayım hasta her yerim hastaaa!!!…

Artık hastalık deyince de aklımıza yaşını başını doldurmuş insanlar gelmiyor. Otuz yaşına varan herkes hastalıklar kaderi gibi kanıksıyor. Daha küçücük evlatlarımızın şeker hastalığı, kalp rahatsızlıkları, obezite ve bağlı hastalıklara yakalanmaları bizi artık şaşırtmıyor! Daha alerjik, daha kilolu, güya modern hayatın dayattığı gibi daha hantal olduk. ( Tüket ve daha rahat yaşa mantığı.) Çocuklarımız güven için de sokaklarda oynayıp enerji fazlalarını atamıyor, bedensel gelişimlerine yardımcı olamıyorlar. ( Yine inanç ve gelenekten şaşmamızın insan psikolojisi üzerindeki etkileriyle sıfırdan türeyen sapıklıklar…) Biz anneler canımızın canı evlatlarımızı acımadan hazır ve katkı maddeli gıdalarla besiliyor, kontrolsüzce bilgisayar başında aşındırıyor, aşırı himayeci yapımızla onları tembel ve çelimsiz karakterlere dönüştürüyoruz!

Peki bu zararı sadece çocuklarımıza mı veriyoruz? Elbette hayır. Bizim bilinçsiz ve pervasızlığımız tüm topluma direk veya dolaylı yoldan zarar veriyor. Satışa sunulan her şey cazip, geleneksel olan her şeyi Batılı yaşantıya uymuyor diye hayatımızdan çıkarırsak bu hastalıkların, sıkıntıların sonu gelmez elbette. Yaşantımıza anne ve ninelerimizin o öcü (!)gibi gördüğümüz yaşantılarından faydalı örnekleri katsak fena olmaz herhalde.

Pazartesi diyete başladım salı bozduuum!..

Bir çok isim altında çoğunun bilimsel gerçekle bile alakası olmayan sağlıklı yaşam ve zayıflama diyetlerinin hayatımıza getirilerini bir düşünün. Aslında işin kökü genetik yatkınlığı, vücut yapısı ne olursa olsun her kadın çubuk gibi olması gerektiği dayatması. Dayatma kelimesini bilinçli kullandım, çünkü dayatma illa silah zoruyla olmaz. Modern dünya da bu işler için artık çok başka yollar kullanılıyor. Kitlelerin bilinçaltını etkilemek, ona bir şeyi dayatma yapmadan dayatmak yazılı ve görsel basının sayesinde gerçekleşiyor. Bir taraftan süper marketler senin al, al, al… Diğer taraftan 34 bedene kadar düşen kadın elbise bedenine girmeye çalışacaksın ( Anneler 8 yaşındaki kızlarıyla aynı bedene giremeye çalışıyor neredeyse!) modaya uy!  Hastalanırsan ilacın bizden… Kiloların için biz sana diyetler yazar, zayıflama ilaçları üretiriz. Olmazsa tam teşekküllü hastanelerimiz emrine amade gel ve fazla yağlarından (!)kurtul! O da olmazsa  “Kişisel gelişim” (!)  l kurslarımıza katıl kendinle ve kilolarınla barış. ( Seni bu hale getiren biz değiliz ki ,zaten sen hazırdın biz sana yol gösterdik sadece.) Bu mantık size de hiç yabancı gelmiyor olmalı…

Bize düşen verilen her şeyi modernitenin getirisi baş tacı mantığıyla algılamamak. Bizim yol haritamız bizden olmayan toplumlar olamaz. Kendinden başkası gibi olmaya çalışan kendini de kaybeder.

Bizler incecik olmak zorunda değiliz. Biz gelecek nesillerin anası, bir uygarlığın medeniyetin devamıyız. Bizim görevimiz kendi hayat yoluna, kendi değerleriyle devam edebilecek bir nesil bırakmaktır. Bizler Müslüman Türk anneleriyiz, ağırlığımızı, zenginliğimizi bilelim.

Bütün bunlardan-yazının son unu okumayan eşimin çıkardığı gibi- doğal ve sağlıklı olan gıdalardan istediğimiz kadar yiyelim, biz zayıf olmak zorunda değiliz sonucunu çıkarmayın. Bütün bu çabalar gerek yok diyorum, yol rehberle kolaylaşır. Rehber edinmeyen bilmediği yolda kaybolur. Bizim rehberimiz bizi yaratanın çizdiği yol. Yani söze nereden başlarsak başlayalım sonu fıtrata çıkar. Efendimizin yaşantısını kendi hayatımıza giydirsek ne diyetler, ne hastalıklar- Allah’ dan gelen baş tacı, benim sözüm, yanlışların getirdiği rahatsızlıklar- ne huzursuzluklar ne dertler kalır geride? En azından biz kendi kullanma kılavuzumuzun talimatlarına göre yaşadık, değerlendirmeyi “O” yapacak deyip ruhen bir rahatlık duyarız.

Var olan gerçekleri bilim “Bulduum!” diye bağırmadan da görelim lütfen. ( inanç bilime elbette karşı olamaz ama biraz seçici ve bilinçli yaklaşalım. ) Bu günün bilimsel gerçeği bir kaç yıl sonra geçersiz ilan edilebilir veya belirli çıkar çevreleri tarafından maniple edilebilir ve edilmekte… Bilimin bulduğu ve bulacağı gerçekler açıp bakın bizim rehber kitaplarımız da zaten var. Bırakın bilim bizden alsın hayatın sırrını biz onda arayana ve yanlış sapaklarda kaybolana kadar…

Nefis Ispanaklı Börek

 Antep’ de öyle tepsi tepsi incecik yufkalı börekler pek yapılmaz. Hamur işlerimiz daha çok fırınlarda hazırlanırdı ve bizler hazıra konardık… Benim yufkalı börek tecrübem evliliğimden sonra başlamıştır. Sanırım bu yüzden olacak ki, hem lezzetli, hem kolay,  pratik isterim böreği.   Yani ana tarifim olacak ve beni utandırmayacak.

Çok düşünmüşümdür evde  açılan yumuşacık börekler nasıl oluuur? Şu köylerdeki maharetli hanımların açtığı koca tepsilerdeki nefis börekler… Bilmiyorum naslı yapıyorlar, havasından mı suyundan mı? Bir sürüde tarif denedim ama sonuç hep fiyasko oldu. Aslında hamur işine ne kadar çok yağ koyarsan o kadar lezzetli olur bilirim ama bu işin normal ölçüde yağ kullanılarak yapılanı yok mu? Haa bilen varsa rica ediyorum paylaşsın, benim gibi börek cahilleriyle.

Bir arkadaşla  börek konusunu   konuşurken o bahsetti bu börekten ve gittiği bir davette yeyip  tarifini almış. Hemen denedim. Bu güne kadar yediğim en lezzetli börek hamuru. ( Milföy, talaş böreği tarzı börekler ayrı bir kategori onları kastetmiyorum.) Hamuru diyorum çünkü iç malzemesi haricinde hamuru kıtır kıtır ağızda dağılıyordu.

Hala ümitliyim ama yumuşak hamurlu – kastım hazır yufka börekleri gibi yumuşak olanlar- böreklerin var olduğu ve bir gün benim de becereceğim konusunda.:))

  Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 1 çay bar. yoğurt
  • 1 çay bar. Sıvı yağ
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • Aldığı kadar un

İç malzemesi:

  • 400-500 gr. doğranmış ıspanak
  • 100 gr. beyaz peynir.
  • 2 kıyılmış kuru soğan
  • Karabiber

Yapılışı:

  • Önce sıvı malzemeler karıştırılıp yavaş yavaş un eklenerek orta yumuşaklıkta bir hamur yoğurulur.
  • Hamur 4 bezeye ayrılıp 10 dak. dinlendirilir.
  • İç malzemesi karıştırılıp harç hazırlanır.
  • Fırın 200° de ısıtılır.
  • Bezeler açılabildiği kadar açılıp ortadan ikiye kesilerek iki yarım daire elde edilir.
  • İç harcı dairenin kesilen tarafı boyunca yayılıp sarılır.
  • Sarılan yufkalar yağlanmış tepsiye ortadan başlanarak yerleştirilir.
  • Sıcak fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.
  • Diğer yufkalara da aynı işlem uygulanır.

Fırında Simit Kebabı

 Yaz mevsimi düşünüp düşünüp ne pişireceğini bulamayan bizler, artık bir günlük değil bir haftalık yemek listesini bile büyük bir iştahla hazırlayabiliyoruz. İştah kelimesi hanımların kulağına hiç de hoş gelmiyor olmalı.:) Nede olsa nefisle epey bir mücadele içinde olduğumuz bir mesele iştah ve onu sınırlandırma konusu.

Ama kul olarak en büzük vazifemiz bedenimizin içindeki ve dışındaki maddi ve manevi düşmanlarla mücadele etmek. Zaten buyrulduğu gibi en büyük cihadımız  nefis cihadı. Biz nefsin azdıkça azdığı bu asırda  onun bu pervasızlığına midemizi doldurmayarak gem vurabiliriz. Büyükler karnı tokken yapılan ibadetin bile zevk vermediğinden dem vururken, Mevlana hazretleri bir gün karnını doyuracak kadar yemek yediği için,  o gün artık ilahi ilhamın gelmeyeceğini söyleyerek üzüntüsünü belirtmiş.( Bunu bir hoca efendiden duymuştum ve tam olarak hatırlayamadığımdan meal olarak anlattım.)

Yani diyorum ki, simit kebabını yapın ama çok yemeyin efendim.:) Anlattık işte çok yemek her yönden zararlı! Girizgahı uzun tutunca bir o kadar da yemeği anlatmak olmaz  ben de en kestirmeden dedim diyeceğimi.:))

Yemeğimiz memleketim olan Antep’ten nefis bir yemek. Zaten Antep yemeklerinden nefis olmayanı var mı? Kızmayın genel değil kendime diyorum, benim için tatsız Antep yemeği yok doğal olarak.

Not: Bir paragraf daha yazmaya utandığımdan başına “Not” yazdım.:)  Simit kebabının Doğu ve Güneydoğuda benzerleri yapılır ve oruk olarak birçoğunuz duymuşsunuzdur. Bizimkinin farkıysa biz Antep’liler kebapsız yapamadığımızdan başkaları fırınlar kızartır vs. biz mangalda yaparız. Yaşasın kebaplar!..

  Malzemeler:

  • 300 gr. orta yağlı kıyma
  • Yarım bardak veya biraz daha fazla simit yani ince bulgur
  • 1 kuru soğan
  • 3 diş sarımsak
  • Yarım demet maydanoz
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1 çay kaşığı kimyon ve aynı miktarda köfte baharatı (  köfte harcı değil onunla karıştırmayın.)
  • Karabiber, tuz

Yapılışı:

  • Maydanoz, soğan ve sarımsağı incecik kıyın.
  • Bütün malzemeleri karıştırıp gerekirse su ilavesiyle bulgur yumuşayana kadar yoğurun. ( Bulguru önceden ıslatarak da yapabilirsiniz ama ben tarifin aslına sağdık kaldım.)
  • Hazırladığınız harçtan küçük köfteler koparıp ister şişe takıp mangalda kızartın isterseniz tahta şiş kullanarak fırına atın. En kötü ihtimalle yassı köfteler hazırlayıp teflon tava da veya fırında pişirin.

Yanına yoğurtlu soslar veya yeşillik, domates, soğan çok yakışır.

Bahsettiğim gibi adından anlaşılacağı üzere Antep de mangalda pişirilir. Tadına doyum olmaz.

Hicri Yılbaşı ve Tulumba Tatlısı

Yarın hicri yılbaşı. Rabbım yeni seneyi bütün Muhammet ümmeti için hayırlı etsin. Kalplerin sahibini bulduğu, akan Müslüman kanlarının durduğu, ümmetin uyanmasının başlangıcı olacak bir sene diliyorum.

Güzel vakitlere şükrünü bilmek şartıyla güzel nimetler yakışır, diye düşündüm ve sizlerle nefis bir tat paylaşmak istedim.

Bir süre önce camii’ de bir hanım tulumba tatlısı yapıp ikram etmişti. Ben şerbetli tatlılardan hele de ev de yapılan tulumba tatlısı benzerlerinden hoşlanmadığım için gönüllü gönülsüz tadına bakmıştım. Tatlıda benim beklediğim yumuşak doku yoktu ve çok çok lezzetliydi. Elbetteki hemen tarifini almak istedim, tarif aldığımı gören yaşlı genç bir çok hanım da bir kopya da onlara yazmamı rica etti. Buraya kadar her şey normaldi… Herkese tarifini yazıp verdim ve iştahla eve gelip tarifi denemek için elimi çantama attığımda yazdığım kağıdın çantam da olmadığını gördüm! Ben herkese tarifi yazıp, kendime yazdığımı da orada unutup gelmiştim.:) Ancak o kadar çok kopyasını yazmışım ki, zorlanmadan tarifi kafamdan uyguladım.

Tulumba tatlısı benim için oldukça kıtır olmalı. Ve bunu sağlamak için yapacağınız tek şey kısık ateşte kızartmak. Benim ocağımın ısı ayarı 9 ve ben 3-4 ü geçirmedim. Şerbetini de iyice koyulaşana kadar kaynatınca tatlınız çıtır hatta kıtır yaşlılara göre “Dişimle dövüşüyor!” denebilecek bir tatlı oluyor.:)) 

MALZEMELER:

  1. 250 gr. un
  2. 1 yumurta
  3. 1/2 bardak sıvı yağ
  4. 1/2 bardak yoğurt
  5. 1/2 bardak süt
  6. 1/2 paket kabartma tozu
  7. Kızartmak için sıvı yağ

Şerbeti için:

  1. 1,5 bardak şeker( Ben şekeri 1 bardak kullandım ve bana yeterli geldi.)
  2. 1 bardak su
  3. 1/2 limon suyu

YAPILIŞI:

  1. Şerbeti tencereye koyup kaynamaya bırakın.
  2. Diğer malzemeleri karıştırıp, kek hamurundan daha koyu kıvamlı bir hamur hazırlayın.
  3. Tavaya yağı koyup, ateşi çok kısık açın. (Benim ocağımın en yükseği 9 ben 3-4 de pişiriyorum)
  4. Hamuru sıkma torbasına koyun ve ucuna yıldız ucunu takın. Hamur çok olduğu için sıkma aletinin kendi torbası küçük gelebilir. (Çözüm için istediğiniz ebatta plastik torbanın köşesine bir delik açıp  yıldız ucunu takarak kullanabilirsiniz. )
  5. İstediğiniz şekillerde ılık yağa sıkıp ucunu makasla kesin. Yani bir elinizle torbayı sıkıp diğer elinizdeki makasla hamuru koparmak istediğiniz yerden kesin. İster uzun ister yuvarlak isterseniz lokma tatlısı şeklinde yapmanız mümkün.
  6. Kısık ateşte döndürerek pişirin. Bu işlem uzun sürüyor, onları ateşe koyup mutfak da olmak şartıyla başka işlerinizi yapabilirsiniz.
  7. Koyulaşana kadar kaynayan sıcak şerbete – kaynar olmasın- pişen hamurları atın ve bir iki dak. bekletin.
  8. Tatlıları şerbetten bir süzgece alın ve fazla şerbeti akıtın.

Püf noktası: Şerbet sıcak ve koyu kıvamlı olacak. Ne kadar kısık ateşte pişerse, o kadar sert oluyor, ateşini kendi damak tadınıza göre ayarlayın. Ben kıtır seviyorum, yavaş piştikçe içi de iyice pişiyor.

Patlıcan Biber Kavurması

Malzemelerinin gelişigüzel doğranıp zeytinyağının sere serpe yayıldığı yemekler oldum oluşu ilgimi çeker.  Bu tür yemekler köy yemekleridir benim için. Hani malzemenin hem taze hem  bol, vaktin az olduğu yaz akşamları evin hanımı çabucak  patlıcanı domates doğrayıverir ve o özensiz zannedilen yemekteki tat insanı şaşırtır…

Akdeniz tarzıdır belki bu, belki Doğu, belki Anadolu… Kökü nereden olursa olsun ekmeği batırıp yemek, hatta yedikçe yemek içindir bu yemekler…

Ben yemek planlarken yanında ekmeği de düşünürüm. Her yemeğe her ekmek olmaz. Somon yerken Antep’in Kübban ekmeği, bu yemeğin yanına da buns hiiç yakışmaz. Zaten alıştım artık iki gün de bir kübban ekmeklerim Allah’ın izniyle mutlaka pişiyor. Unun içine tam buğday unu da karıştırıyorum, hem kolay, hem ekonomik, hem sağlıklı, hem lezzetli en önemlisi de siyah ekmek yemek sünnete uygun… Yani artısı çok eksisi bence yok.

Bir gün akşam yemeğiniz de tarifi sayfamda mevcut olan kübban ekmek ve bu güzel yemek olsun…

Malzemeler:

  • 2 tane GDO suz patlıcan (Bütün malzemelerin de GDO suz olanlarını tercih edin diyeceğim ama nasıl olur bilmediğimden böyle iddialı bir cümle kurmayayım.:) )
  • 1 kırmızı biber
  • 2 yeşil biber
  • 3 domates
  • 4 diş sarımsak
  • Sızma zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Bir tavaya önce biberleri sonra patlıcanları irice doğrayın.
  • Onların üzerine domates ve sarımsakları doğrayıp yağını gezdirin.
  • Orta ateşte kaynamaya başlayınca altını kısıp pişmeye bırakın.
  • Arada bir çok hafif zedelemeden karıştırın.
  • Pişmeye yakın tuz, karabiber ilave edip sıcak veya soğuk servis edin.

Ertesi günü daha lezzetli olduğunu fark ettim, ben den sözlemesi…

Malzemeler:

  • 2 tane GDO suz patlıcan (Bütün malzemelerin de GDO suz olanlarını tercih edin diyeceğim ama nasıl olur bilmediğimden böyle iddialı bir cümle kurmayayım.:) )
  • 1 kırmızı biber
  • 2 yeşil biber
  • 3 domates
  • 4 diş sarımsak
  • Sızma zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Bir tavaya önce biberleri sonra patlıcanları irice doğrayın.
  • Onların üzerine domates ve sarımsakları doğrayıp yağını gezdirin.
  • Orta ateşte kaynamaya başlayınca altını kısıp pişmeye bırakın.
  • Arada bir çok hafif zedelemeden karıştırın.
  • Pişmeye yakın tuz, karabiber ilave edip sıcak veya soğuk servis edin.

Ertesi günü daha lezzetli olduğunu fark ettim, ben den sözlemesi…

Cuma Yazıları – Ak Sakallı

Cumanın hakkını veren, en azından kıymetini idrak eden herkesin cuması mübarek olsun.

Varna Savaşı’nda muharebe meydanında gezen II. Murad, düşman askerlerinin hep genç olduğunu görür. Komutanlarından birine sorar:

”Garip değil mi? Bu kadar ölünün içinde hiç ak sakallı görmedim. Hepsi genç, hepsi taze!  Komutan şu cevabı verir:

“Padişahım! İçlerinde bir ak sakallı olsaydı, başlarına bu felaket gelir miydi?

Kabaklama

Bu resimi ve yemeği seçmek için ne kadardır bilgisayarın başındayım bilmiyorum! Yazının ve resmin ne kadar ayrıntısı varsa o ayrıntılar için kırk defa fikir değiştirmişimdir herhalde. Önemli bir karar olmadığı için şükrediyorum. Bu gün alışveriş veya karar vermem gereken işlerden uzak durmalıyım…

Başlık biraz iddialı gibi ama kabaklama  gerçekten Antep mutfağının klasik tatlarından biridir.  Salça, sarımsak, ekşi…  Aynı tarifin patlıcanla yapılan şekline de  doğrama denir ve tarifini daha önce vermiştim.

Burada memleketteki gibi lezzetli kabaklar olmasa da sayfamda tarifinin bulunması adına sizlerle paylaşmak istedim. Kabağın tadını sevenlerin bu yemeği de seveceği muhakkak. Hatta kabak yemek istemeyen çocuklara sarımsaklı ve ekşili suyu çorba gibi geldi. 

Yanına ne olmalı diye düşünmeye hiç gerek yok, mutlaka bulgur pilavıyla servis edin. Hatta salata filan diye de düşünmeyin, her şeyin bir yakışanı vardır ya bunun da yakışanı kuru soğandır.  Bir baş soğanı istediğiniz gibi doğrayıp biraz limon, limon tuzu veya sıvı sumak ekşisiyle tatlandırın tuz ve pul biberde ilave ederek soğan salatasını hazırlayın. Gerisi sizin iştahınıza kalmış… Yemeğin miktarını fazla kaçırırsanız beni suçlamayın, teklif var ısrar yok.:))

Malzemeler:

  • 300 gr. orta yağlı kuşbaşı et
  • 500- 700 gr. kış kabağı
  • 1 büyük baş soğan  
  • 6-7 tane sarımsak
  • Bir bardağa yakın haşlanmış nohut yada 1/2 bardak kuru nohut
  • 1 dolu kaşık karışık salça
  • Mümkünse sıvı sumak ekşisi ama benim gibi garibansanız limon tuzu da idare eder.:)
  • Zeytinyağı, nane, tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Etin üzerine kafi miktarda su koyarak ocağın üzerine koyun.
  • 5-10 dak. pişirip etin köpüklerini alın ve ıslatılmış nohut, yemeklik doğranmış soğan ve salçayı ilave ederek düdüklü tencerede veya normal tencerede yumuşayana kadar pişirin.
  • Bu arada kabakları kuşbaşı doğrayıp sarımsakları kıyın.
  • Pişen malzemenin üzerine kabağı ilave edin.
  • Kabaklar pişmeye yakın sarımsağını ve ekşisini koyun.
  • Ateşten aldıktan sonra zeytinyağında naneyi kavurup yemeğin üzerine dökün

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları – Necip Fazıl'dan Visal…

Tüm Dostların Cuması mübarek olsun…

Bu sabah Adem Solak’ın  Şiddeti Anlamak ( Ceza evi Görüşmeleri) kitabından  bir bölüm okudum. Başak Aydıntuğ ile yaptığı bir görüşmeye yer vermiş.  Bir evladın his dünyasında aile içinde yaşanan geçimsizlik vs. nin nasıl yankı bulacağının tüyler ürperten bir örneği.

Ben deki etkisi elbette derin düşünceler oldu ve  bu psikoloji cuma yazısını da etkiledi. Konuyla direk alakası olmasa da Üstad:  “Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!” diyor.  Aslında bir yerde sorun varsa orada İslamsızlık var anlamına geliyor bu. Yıllardır hep düşünmüşümdür: Cinayet, her türlü tecavüz, hırsızlık, psikolojik rahatsızlıklar, cinnet, şiddet ve akla gelecek her sıkıntının tek bir sebebi ve tek bir çaresi var. Sebep, İslam dışı Yaradanın emri dışında hareket! Çaresi insanoğlunun kullanma kılavuzu, kendi varlığının el kitabı olan Kur’an’ ı Kerim!..

Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş;

Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş…

Perde perde verâar, ışık başka, nur başka;

Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka.

Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;

Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?

Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?

Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?

Rabbım, Rabbım, Yüce Rab, âlemlerin Rabbı, sen!

Sana yönelsin diye icat eden kalbi, sen!

Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!

Azap var mı âlemde fikir çilesine eş?

Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?

Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!

Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;

Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!

Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?

Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?

Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;

Belki de benliğinden kaçabilene hazır.

Hâtıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!

Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!

O visal, can sendeyken canını etmek feda;

Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda!

Necip F. K. / 1982

Nesrin Teyzenin Usulüyle Terbiyeli Et

Taslaklarda ne beklerse beklesin zaman et zamanı.:))  Zengin fakir hemen her Müslüman ailenin evinde bu günlerde et pişiyordur.  Sanal dünyanın yemek meraklıları da son günlerde etli yemeklerle ilgili daha çok arama yapıyor. Yani yemeğimin arz-ı endam sebebi budur. Çok şükür sözü bağladım. Bazen insan söze bir yerlerden başlıyor ama bitişi nerede olur, nasıl bağlanır kestirmek biraz zor.:)

Daha önce tavuk üzerinde uyguladığım bu tarifi ilk kez et de denedim ve çok memnun kaldım. Nesrin teyzenin  tavuk yemeğini hatırlarsınız, görüntüsü kadar tadı da çok güzeldi. Hatta  tadını deneyip onaylayan okuyucularım  çok oldu.

İster fırında isterseniz düdüklü tencerede pişebilen bu yemek tam bir ziyafet diyebilirim. Etin uzun süre terbiye içinde bekleyip ağır kokusunu terbiyesinde bırakması, etin gerçek tadını almanızı sağlıyor. Ha bir de etin gerçek tadı için mangalda pişirin. Bu benim fikrim. Ben tam bir mangal severim, mangalda pişen her şeyin tadı bambaşkadır benim için. Bu yüzden benim için hiç bir et yemeği mangalın yerini tutamaz.

Malzemeleri:

  • 500 gr. kemiksiz porsiyonluk et ( Kemikli olabilir ama kızartırken zorlanmayacağınız şekilde olsun.:)
  • 1 kaşık biber salçası
  • 1/2 bardak sıvı yağ
  • 1/2 bardak süt
  • Tuz, karabiber

Tarifi daha önce denediğim tavukla  aynı, hiçbir değişiklik yapmadan bağlantıdaki taifi uygulayabilirsiniz.