Katmer Poğaça

    Birine beddua etmek istediğiniz zaman:  “Tepsi tepsi katmek poğaçanın üzerine yumurta süresin.” demek yeterince yürek soğutan bir beddua olur sanırım.:)) Bu poğaçaları gelecek olan misafirlerime ve buzluğa koymak için yaptım ve sanrım uzun bir süre üzerine yumurta sürülen bir şey görmek istemiyorum.:)

   Tabi bu işin şakası. İşin ciddi bölümü üzerine kelam edecek olursak söz biraz daha farklı bir yöne kayar.  Bilen bilir ki, bu poğaçalar enfes yenmelik, yutulmalık lazzetler. Yapımı bence zor değil.   Aynı malzemelerin kullanıldığı sıradan poğaça yerine, eşe dosta  bu havalı ve lezzetli poğaçaları ikram etmek gerek…

                                     bild-1174

Malzemeler:

  • 1 su bardağı süt
  • 1 çay bardağı sıvı  yağ
  • 1 yumurta (akı içine, sarısı üstüne)
  • Yarım yaş veya bir yemek kaşığı kuru maya
  • 1 tatlı kaşığı kaşığı tuz
  • 1 tatlı  kaşığı toz şeker
  • 75 gr. yumuşamış tereyağ (Katları yağlamak için.)
  • Aldığı kadar un 

Yapılışı:

  • Hazırlanan hamur mayalanmadan 8 parçaya bölünür. (Daha küçük poğaçalar isterseniz sekizerli iki gurup şeklinde hazırlayın.)
  • Her parça tabak büyüklüğünde açılıp, bir fırça yardımıyla tereyağı sürülür.
  • İlk yağlanan bezenin üzerine diğer açılan bezelerde konarak her konan bezenin üzerine yağ sürülür, böylece sekiz kat tamamlanır.
  • Hamura fazla bastırılmadan yarım cm olana kadar açılır. (Büyükçe bir tezgah kullanın.)
  • Sigara böreği şeklinde kesilip, geniş ucuna istenilen herhangi bir harç konur ve sarılır.
  • Yumurta sarısı sürülüp 200° pişirilir.
Reklamlar

Cuma Yazıları – Anneye İtaat

Hz. Muhammed’in şerefli ümmetinin cuması mübarek olsun.  Rabbim bu mübarek gün hürmetine sıkıntıda ve darda olan tüm mazlumların sıkıntılarını feraflığa tebdil etsin. Amiiin…

Veysel Karani, aşkı Resulullah ile yanıp tutuşmuştur. Tek emeli, biricik gayesi Resulullah’ın mübarek cemalini görmekti. Bu aşk ile günler gelip geçiyordu. Bir gün annesine:
– Anneciğim! Eğer müsaade edersen gidip sevgili Peygamberimizin mübarek yüzünü göreyim. Gidip Medine’de ziyaret edeyim, dedi.
Veysel Karani’nin anası uzun uzun düşündü.
Sonra:
– Bir şartla izin veririm. Resulullah’ı hane-i saadetlerinde (mübarek evinde) ziyaret edeceksin. Başka yerde değil, dedi.
Aşık-ı Resul olan Veysel Karani anam izin verdi diye sevinç içinde Medine yoluna düştü. Günlerce yolculuktan sonra Medine’ye ulaştı. Peygamberimizin evini sordu. Gösterdiler. Hane-i Saadetin kapısını çaldı. İçeriden Hz. Aişe validemiz:
– Kim o? diye seslendi. Veysel Karani:
– Benim, ben, Veysel, Yemen’in Karan köyünden geldim. Resulullahı ziyaret için geldim dedi. Hz. Aişe validemiz:
Resulü Ekrem mescide gitti. Hemen oracıkta görebilirsin dedi. Veysel Karani:
– Ah! dedi. Gidemem, anamın izni buraya kadar dedi.
Hz. Aişe (R.A.) validemiz:
– Ey Allah’ın kulu! Kimsin sen? dedi. Veysel:
– Adım Veysel’dir. Yemen’in Karan Köyündenim. Çobanlık yaparım. Sevgili Efendimizi ziyaret için buraya kadar anacığımdan izin almıştım. Demek ki görmek nasip değilmiş diyerek gerisin geriye döndü.
Resulullah, mescidden döndüklerinde:
-Ya Aişe! Buraya Üveys (Veysel) mi geldi?
Onun beni bu dünyada görmesi nasip olmayacak. Allah onu imtihan ediyor. Annesine olan itaatının derecesini ölçüyor, dedi.
Veysel Karani anasına geldi, olanları derin bir ah çekerek anlattı. Üzüntü ve kederinden sararıp solmuştu. Anası:
– Üzülme oğlum, üzülme dedi. Sen beni memnun ettin ya, Allah’ta seni memnun edecek. Sevgili Efendimizi öbür dünyada göreceksin dedi.

Bahratlı Mayalı Hamurcuklar

   Birkaç ay öncesi hayatlarımıza giren boykotun daha farklı faydalarını gördükçe -tabi bu tarz ufak faydalar için değil bu boykot- kararımızdan dolayı daha da mutlu oluyorum. İşte bu boykottan yaşamımıza yansıyan en önemli noktalardan biri de daha sağlıklı beslenme olarak kendini gösterdi. Eskisi gibi marketlere gidip nefsin yönlendirdiği yönde harcama yapmıyoruz çok şükür. Hem gider azladı, hem kazanım çoğaldı bu sayede. Nefse ne kadar çok seçenek sunulursa o kadar daha istiyor ve bununla başa çıkmak mümkün değil. 
  
Çocuklardan dolayı genellikle  atıştırmalık olarak bir şeyleri bulunduruyorum ama, bunlar çıps bisküvi vs. olarak değil de ya kendim hazırlıyorum ya da Türk bakkallarından daha doğal olan atıştırmalıkları tercih ediyorum. Neden sürme çikolata yerine tahin helvası. çıps yerine çerez, hazır bisküviler yerine katkı maddesiz kurabiyeler olmasın? Kimseye birşey diyemem ama bu toparlanmanın hem bereket, hem sağlık vs. olarak geri döndüğü konusunda hiiç şüphem yok.
  
 Söz nereden nereye geldi… Demem o ki, emanetimiz olan can ve cananlarımızı kendi hazırladıklarımızla beslenmeden şaşmayalım vesselam!…  Tarifi Rabia’dan almıştım. Baharatlarını değiştirerek damak tadınıza uygun farklı çeşitlerde  hazırlayabilirsiniz.
Afiyet olsun…
                                                   yemek_041
Malzemeler:
  • 2 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yumurta
  • 1 küçük diş sarımsak (Sarımsak tozu kullandım.) 
  • 1/2 bardak zeytinyağı
  • 1/2 bardak ılık su
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • 1 çay kaşığı köri ( silme)
  • 1 çay kaşığı kişniş (silme)
  • 1 çay kaşığı kuru maya
  • Aldığı kadar un

Yapımı :

  • Mayayı ılık suda eritin.
  • Peyniri çatalla pürüzsüz olana kadar ezin ve sıvı malzemelerle karıştırın.
  • Mayayı bu karışıma ilave edin.
  • Kuru malzemeleri katıp yavaş yavaş unu ilave edin.
  • Hamurunuz yumuşak kıvamlı olmalı.
  • Üzerini kapatıp mayalanmaya bırakın.
  • Mayalanan hamuru bezeler halinde tezgaha alın ve 1/2 cm. olana kadar unlu zeminde açın.
  • Açtığınız hamuru ister benim yaptığım gibi bıçak yardımıyla minik karelere kesin, isterseniz Rabia’nın yaptığı gibi mantı aletiyle minik parçalar şeklinde hazırlayın.
  • Yağlı kağıt veya yağlanmış tepsiye dizin ve 170° de kızartın.
  • Yeterince gevrek olmazlarsa ki, bu sorun pek yaşanmıyor ama olursa fırını kapatıp sıcaklığında kurutabilirsiniz. Hamur minik parçalı olduğundan kuruması sorun olmuyor.

Cuma Yazıları – Hz. Osman'ın Dehası ve Boykotun Kazancı

Cumanız hayırlı ve bereketli olsun…

Peygamber efendimizin Medine’ye hicretiyle birlikte onları bekleyen büyük sorunlardan biride su sorunu idi.  Medine halkı içme sularının önemli bir bölümünü Yahudi bir tüccara ait olan Rume kuyusundan sağlıyordu. Ve kuyunun sahibi olan Rumetü’l-Gifari ismindeki  Yahudi tüccar, bu suyu Araplara oldukça yüksek bir fiyatla  satıyordu. Medine ticaretini elinde bulunduran Yahudiler, o zamanın şartlarıyla Araplara hayatın her alanında yaşam hakkı tanımıyor onları özellikle gelir getiren ticari sahalardan  geri tutmaya çalışıyorlardı.  Bir anlam da Medine pazarı tamamen onların elindeydi.

Efendimiz (S.A.V.) Müslümanların kimseye bağımlı olmadan yaşamaları gerektiğini biliyordu. Ticari iplerin Yahudilerin elinde olduğu sürece onların Müslümanları yönlendirmeleri de devam edecekti.

Efendimiz (S.A.V.) bir gün Mescid-i Nebevi’de “Kim cennet karşılığında bize Rume kuyusunu satın alacak?” dedi. Hz. Osman bu göreve gözü kapalı atıldı. Mükafatı büyük olan bu görev gereği Rume kuyusuna gitti ve Rumetü’l-Gifari’ ye kuyusunu satın almak istediğini ve değerini sordu.  Yahudi tüccar bunu fırsat bilerek kuyunun değerinin  -hemen hemen iki katı olan bir rakam-  50.000 dirhem olduğunu söyledi. Hz. Osman 100.00 dirhem bile vermeye razıydı ama bunun İslama hizmet için bile olsa israf olacağını biliyordu. ( Hem İslam bayrağını açıp hem de lüks yaşantıdan vazgeçemeyenlerin kulakları çınlasın!) İsra suresi 27. ayetinde Rabbimiz israf edenlere ” İhvane’ş-Şeyatin ( Şeytanların kardeşleri) demekteydi.

Hz. Osman kalbindeki heyecana gem vurarak muhteşem ticari dehasını ortaya koyup Yahudi tüccara:  ” Gel sen bu kuyunun tamamını satma, işletim hakkının yarısını bana sat. Bir gün ben işleteyim diğer gün sen işlet.” dedi. Bu teklif Yahudi tüccarın çok hoşuna gitti, çünkü hem kuyusu elinden gitmeyecek kuyudan para kazanmaya devam edecek,  hem de eline toplu bir para geçecekti. Tekrar pazarlık yaptılar ve Hz. Osman Yahudi tüccarın 25.000 dirhem olan teklifini 20.000 dirheme, sonra da 12.000  dirheme bağlayarak kuyunun yarı işletim hakkını satın aldı.

Hemen mescide giderek kuyuyu nasıl aldığını anlattı ve Müslümanların kesinlikle kullanma hakkının kendilerinde olduğu gün kuyuyu kullanmalarını ve hiç bir şekilde Yahudi tüccardan para karşılığı su almamalarını tembih etti. Bu durumda Müslümanlar Yahudi tüccarın gününde bir anlamda boykot edecekler ve amel birliğiyle bu işi hayırla sonlandıracaklardı.

Yahudi Tüccar birkaç gün sonra kuyunun Araplardan gelen kazancının kesildiğini ve gelen giden olmadığını görünce düştüğü durumu fark etti ve Hz. Osman’a giderek kuyunun tamamını satmak istediğini söyledi. Bu kez kozlar Hz. Osman’ da idi ve o da makul bir fiyat karşılığında alabileceğini söyledi. Yahudi tüccar  Kuyunun yarısı için  diğer yarısının değeri olan 12.000 dirhemi isteyince Hz. Osman bu fiyatı çok buldu.  8.000 dirhemden fazla vermeyeceğini söyleyince  muhatabı mecbur kalarak kuyunun tamamını ona sattı.

Posted by admin on Mart 20th, 2009 | Edit

Tuzlu Un Kurabiyesi (Kuru Pasta)

  Kuru pastaları bilirsiniz,  hani pastaneden alırız da tadına doyamayız…  Aslında bildiğimiz kurabiyelerdir ama tatları hiç de bildiğimiz gibi değildir. ( Kuru pasta denmesinin sebebi nedir merak ediyorum.) “Tuzlu mu, şekerli mi?  Ne var bunun için de?”  dediğimiz çok olmuştur.  “Bu kadar tarif etmene ne gerek var biliyoruz işte kuru pastaaa!…”  diyenler olabilir, ama şöyle ballandıra ballandıra anlatmazsam ne tadı kalır ki tarif vermenin.:)))Özellikle biz gurbetçiler, Türkiye tatillerimiz de özlediğimiz o kadar tat vs. vardır ki, bu kurabiyeleri unuturuz da vatandan uzaklaşınca, oralardan gelen birisi bir kutu kuru pasta mı getirmiş,  gözlerimiz başka bakmaya başlar.:))) Hıh işte, o kurabiyenin tarifini vereceğim,  şayet  “ne yazsam?” diye oturduğum klavyenin başında yazacaklarımı toparlayabilirsem..:)

untitled11
 
 Malzemeler:
  • 2 yumurta( Birinin sarısı yüzüne sürülecek.)
  • 250 gr. tereyağ
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • Bir miktar susam
  • Aldığı kadar un

Yapılışı:

  • Bir yumurta sarısı ayrılıp diğer malzemelerle kurabiye hamuru yoğurulur.
  • Hamurdan cevizden daha küçük parçalar koparılıp örgü vs. istenilen şekil verilir.
  • Yumurta sarısı sürülen kurabiyeler 170 ° de üzerileri kızarana kadar pişirilir.

Fırında Kızarmış Karnabahar

 En çok araması yapılan tarifin “Değişik karnabahar yemekleri” olması beni şaşırtmıştı.  Demek herkes benim gibi karnabaharı seviyor ama hep kızartma veya graten yapmak da istemiyor.  Konu üzerinde ciddiyetle düşündüm , ölçtüm, biçtim ve “buldum!” dedim kendi kendime.  Kızartması yapılan haliyle fırınlamak herhalde yakışacaktı karnabahara…

Hemen kolları sıvadım ve bir oradan bir buradan, karıştır batır çıkar derken tepsiyi fırına koydum. Sonuçtan emin emin bekliyordum ama yine de bir denmeydi.  Her ihtimale karşı da – ev halkının karnabaharı tadıp  çığlık çığlığa banyoya koşması gibi – kurtarıcı destek lezzet olarak patates de ekledim malzeme listesine.  Tepsiyi fırından alıp tadına baktığımda içim rahatladı. Destek kuvvete bile gerek yokmuş aslında, gerçekten çok lezzetli, tabi ki hafif  ve farklı bir seçenek olmuştu.

Ben tavsiye ediyorum, gerisi size kalmış…

bild_066

Malzemeler:

  •  1 tane karnabahar
  • 2-3 tane dilimlenmiş patates (Karnabaharın suyunda biraz yumuşayana kadar haşlayın.)
  • 2 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı nişasta
  • 1 tatlı kaşığı un
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • Bir miktar tuzot
  • 3-4 kaşık sıvı yağ
  • Karabiber

Yapılışı:

  • Karnabahar çiçekleri ayrılıp az tuzlu suda haşlanır.
  • Toz malzemeler karıştırılıp sıvı yağ ilave edilir ve çırpılır.
  • Malzemeler birbirine iyice karışınca yumurta kırılır ve biraz daha çırpılır.
  • Karnabahar çiçekleri bu karışıma teker teker batırılıp yağlı kağıt üzerine veya yağlanmış tepsiye dizilir.
  • 200° de kızartılır.

Malzemelerde istediğiniz gibi oynayabilir, ekleme ve çıkartma yapabilirsiniz. Kaşar ekleyebilirsiniz mesela.

Cuma Yazıları – Esselam…

Allah’a ve Rasülüne inanların cuması mübarek olsun.

Kutlu doğum hasebiyle bu cumayı da güllerin sultanına ayırmak istedim. Büyük üstad her kıtasında ne güzel anlatmış.

ESSELÂM

Göklerden son ilâm: Allah bir, bir İslâm.
Şekiller, elif  lâm; Ne bir harf, ne kelâm ;
Esselâm, esselâm…

Yer çökük, gök soluk; Diz bükük, saç yoluk.
Ne varsa korkuluk. Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Bu hayat bir ezber; Hayattan ne haber,
O’nunla beraber? Ne bir harf ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Ön ve ard, ve sol, Bin yolda yol boyu bu yol.
Emir: Öl, yahut ol! Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Elinde alamet izinde selâmet,
Tek isim …Muhammed…
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm

Necip Fazıl Kısakürek

Kastamonu Helvası (Beyaz Helva)

Helvanın resimlerini gördüğümde nasıl ağızda eriyeceğini düşünmüştüm.:) Mutlaka denemeli deyip çıktım yola…  Yanılmamışım,  tereyağı kokusu ve hafif kavrulmuş un tadıyla beklediğim bir  bir lezzet oldu.   Hem pişmeden kurabiye olur muymuş? olurmuuuş… 🙂
31082008_213
Malzemeler:
  • 2 bardak un
  • 2 bardak pudra şekeri
  • 125 gr. oda ısısında tereyağı

Yapılışı:

  • Un orta ateşte pembeleşmeden çiğ kokusu çıkana kadar kavrulur. Unun hafif kavruk kokusu gelmeli.
  • Kavrulan un oluşan taneciklerin kaybolması için tel süzgeçten geçirilir. 
  • Diğer malzemelerle karıştırılarak yoğurulur.
  • 1,5- 2 parmak kalınlığında olacak şekilde bir tepsiye yayılıp bastırılır. Bastırma işlemine özen gösterin, çünkü tepsiden çıkması ve rahat kesilebilmesi buna bağlı. Ben, elinizle bastırdıktan sonra tepsinin şekline göre ikinci bir tepsi vb. bir  araç  kullanmanızı tavsiye ederim. Hatta üzerine plastik folya serip bu folyonun üzerinden düzenleyebilirsiniz. Herkes kendine uygun bir teknik kullanarak olabildiğince bastırıp sıkıştırsın püf noktası bu.
  • Bir kaç saat soğumaya bırakıldıktan sonra istenilen şekilde kesilip servis yapılır.

Cuma Yazıları- Peygamber Efendimizin Veladetleri

Cumaya hürmet eden herkesin cuması mübarek olsun.

Önümüzdeki pazar gecesi, yaratılmışların en şereflisi, Allah’ın sevgilisi, gönüllerin yegane sultanı Muhammet Mustafa S.A.V. efendimizin veladetlerinin ( Doğumlarının) yıl dönümü. Onu övecek her cümle ona değil kendi manasına değer katar ancak. Bizler bu gafletle nasıl ümmet oluruz bilmiyorum ama,  rabbim eksikliklerimizi rahmetiyle gidersin inşallah.

Hz. Amine anlatıyor:

Hamileliğimin ilk ayında, rüyamda uzun boylu bir kişi gördüm. “Müjde sana! Peygamberlerin hocasına yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” diye sordum.
“Atası Adem (A.s.)’im.” dedi.

İkinci ayımda iken gene rüyamda bir kişi gördüm. “Müjde sana! evvelki hemde ahir ki kavimin hocasına yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” diye sorduğumda,  Şit a.s. olduğunu söyledi.

Üçüncü ayda gene bir kişi gördüm. “Müjde sana! hürmetli peygambere yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” dediğimde, Nuh a.s. dedi.

Dördüncü ayda bir kişi şöyle dedi. “Müjde sana! Şerefli hocaya yüklü oldun” dedi.
Kim olduğunu sordum, İdris a.s., diye cevap verdi.

Beşinci ayım da bir kişi gördüm. Müjde sana! insanların efendisine yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” dedim, Hud a.s. olduğunu söyledi.

Altıncı ayımda bir kişi gördüm. Müjde sana! Haşim oğullarından olan peygambere yüklü oldun” dedi.
“Kimsin?” dedim İbrahim a.s. olduğunu söyledi.

Yedinci ayımda: “Müjde sana!Alemi terbiye edici, ü Tealanın dostuna yüklü oldun” denildi.
“Kimsin?” dedim? İsmail a.s. olduğunu söyledi. Ve bu  yedinci ayda, Bağdat şehri kisrasının, sarayındaki Minarelerin 14 tanesinin ucu düştü.

Sekizinci ayda bir kişi gördüm: “Müjde sana! Tahkik ahir zamanın ahir peygamberine yüklü oldun” dedi.
“Kimsin?”  dediğimde, Musa a.s. olduğunu söyledi. Bu ay da Mecusilerin ibadet kıldıkları ateşleri söndü.
(Yahya Es-sariri  R.a., bu Mecusilerin ateşinin bin yıldır hiç sönmediğini nakil etmiştir.)

Dokuzuncu ayda yine bir kişi gördüm. Müjde! Muhammed s.a.v’e yüklü oldun” dedi.
Kim olduğunu sorduğumda,  İsa a.s. olduğunu söyledi. (Salevatullahi aleyhim ecmain)

Ne zaman oğlumun doğum gecesi geldi, sabah oluyor idi. Gökten bir guruh cemaat indiler. Onlar üç bölgede duruyorlardı.  Birinci cemaat Kabetullah üstünde idilier.  İkincileri kendi yurdumun tepesinde duruyorlardı. Üçüncü cemaat ise Beyti Maktis’e kadarlardı. Yıldızlar bana o kadar yakınlaştılar ki, sanki üzerime düşecek sandım. Gök kapılarını tamamen açık gördüm. Bunu gördükten sonra evimin içerisi zebercet burunlu kuşlar ile doldu. Dünya apaydınlık oldu. Şol vakit susadım. Kuyuların birisinden su içtim.

Kendim düşünüp duruyorum,yalnızlıktan gönlüm daralı verdi.  Derhal yanıma bir güruh hatun kız girdi.  Birisi Asiye idi.  Ol hem ebelik kıldı.  Bir vakit sancım artıp, içim ağrıdı. O zaman bir kuş gelip kanadı ile kursağımı sıvazladı. Derhal Oğlum Muhammed Mustafa s.a.v.’i doğurdum. Mübarek ayak üstü doğdu. Yüzü aşağı doğmadı. Bu şekil doğması, Hz Allah’ın hükmünde doğru olduğuna delil oldu. Ne zaman dünyaya geldi, fasih dili ile “ü Ekber,Allahü Ekber Kebiran, Elhamdü Lillahi Rabbil Alemin” dedi.

İbni Abbas r.a.’ın rivayetine göre: Rasulüllah s.a.v. sünnetli doğmuştur.

Amine validemiz anlatıyor: Ne zaman Muhammed s.a.v. doğdu, gökteki aya benzeyen bir kişi oğlumu alıp gitti. Bir saat yok oldular, bu bir saatten sonra oğlumu yanıma getirdi. O kişi oğlumu bir saat içerisinde, mağrip ve meşrik’i tavaf kıldırmış. Adem a.s.’ın yanına varmışlar. Adem a.s. iki gözünün arasından öpüp, “Müjde sana ey benim dostum, sen evvelki ve ahir ki evlatlarımın hocasısın” buyurmuş. “Ey dünyanın  hürmetlisi, ahiretin şereflisi! bir kişi senin sözünü söylese, senin şahadetinle şahadet verse, kıyamet günü senin yanında olur” dedi. İbni Abbas r.a. bu zatın cennet bekçisi Rıdvan olduğunu rivayet etmiştir. cc emri ile Rasülüllah efendimizin arkasına peygamberlik mührünü bu zat (Rıdvan) basmıştır.

Evde Ekşi Mayalı Ekmek Yapımı

Yurt dışında yaşayıp ta da birazcık mutfak merakı olan her hanım mutlaka bir dönem ev de ekmek yapımıyla ilgilenmiştir. Özellikle Avrupa’daki çeşit çeşit ekmekler insana ister istemez bu alanın içine çekiyor.

Daha önce de verdiğim ekmek tarifleri var ama bu ekmek başka. Nedeniyse ekmeğin dışarıda satılan ekmeklerle hemen hemen aynı olması. Dün akşam eşim ekmeği ilk ağzına aldığında tepkisi ” Bu defa gerçekten tam tutturmuşsun ve marketlerden satılan ekmekle bunu ayırt etmek çok zor.” demek oldu.

Tabi bu övgü beni çok mutlu etti ama mutluluktan ziyade başarmanın verdiği rahatlığı yaşadım. Çünkü uzun süredir dışarıdan ekmek almıyoruz ve evde yapılan ekmek dışarıdaki ekmekle aynı tada olmazsa insan – nankörlük de olsa-  o tadı arayabilir.

 Almanya’da yaşayanlar ekmek paketi üzerindeki ” natursauerteig” kelimesini  bir vesileyle mutlaka okumuştur.  Kiminiz biliyordur zaten ama benim gibi ekmek yapımıyla sonradan tanışanların ne olduğu hakkında bilgisi olmaması da çok doğal. Türkçe’si ekşi hamur ve bildiğim kadar köy ekmeklerinde kullanılıyor.

Yapımı mayalı ve mayasız olabiliyor ve mayalı olan daha çabuk kullanıma hazır hale geliyor. Bu sebepten ben mayalı ekşi hamur hazırladım. Ve artık buzdolabımda hep ekşi hamur bulunacağa benziyor. Gerektiğinde kullanılmak üzere…

Bu tarif de sizinle  iki püf nokta paylaşacağım: 1. ekmeği pişireceğiniz tepsiyi mutlaka fırınla birlikte ısıtın, yeterli ısıya ulaştığında fırından alıp kağıtta bekleyen ekmekleri yavaşa tepsi üzerine çekin. Dışarıdaki ekmeklerin veya taş fırınların özelliklerini düşündüğümde aklıma bu yöntem gelmişti ve haklı olduğumu gördüm. Kesinlikle yumuşak ve güzel kabarmış ekmekleriniz oluyor. 2. Annemden yıllar önce alakasız bir konu konuşurken öylesine sorup öğrendiğim bir bilgi. Ekmekleri hazırladıktan sonra tepsi mayasına bırakınca üzerine un ve suyla hazırlanan bir karışımın sürülmesi. Antep de bu ekmekler yapılmaz ve annem de yapmamıştır, ama o zamanlar fırınlarda yapılan ekmeklerin böyle hazırlandığından bahsetmişti.

Ekşi hamur konusunda uzman değilim ve yapımını bir dostum anlattı. Yanlışlıklarım veya eksikliklerim olabilir. Arkadaşımın dediğine göre annesi her ekmekten sonra ekmeğin hamurundan aldığı bir parçayı bir daha ki ekmekte kullanmak üzere saklarmış, yani ekşi maya olarak.

bild-108931

 Ekşi hamur için malzemeler:

  • 2 bardak un
  • Yarım paket maya
  • Ve yeterince su

Yapılışı:

  • Mayayı ılık suda eritin ve unu katarak  gerektiğin de su ilavesiyle bildiğiniz gibi bir hamur hazırlayın.
  • Bu hamuru kabarma ihtimalini göz önünde bulundurarak geniş ve kapaklı bir kaba koyup ağzını kapatın.
  • 12 saatle bir gün arasında bu hamuru bekletin ve arada kapağını açarak hamuru bastırarak havasını alın.
  • Ben 2 gün beklettim buzdolabında.

Ekmeğin malzemeleri:

  • 5 bardak un
  • Yarım paket maya
  • Yeterince ılık su
  • Bir portakal büyüklüğünde ekşi maya.
  • Tuz

Yapılışı:

  • Ekşi mayayı bir iki saat önceden buzdolabından çıkarın.
  • Üzerine bir bardak ılık su koyarak elinizle hamuru iyice ezin.
  • Daha sonra çırpma teliyle kek hamuru kıvamına gelen kadar çırpın.
  • Bir kenara bırakıp ağzını kapatın ve hamur göz göz olana kadar bekletin.
  • Bu işlem tamamlanınca (15 dak kafi gelecektir.) mayayı başka bir kapta ılık suyla eritin.
  • Ekşi hamuru ekleyip karıştırın ve unu, tuzu  katıp gerektiği kadar su ilavesiyle hamuru yoğurun.
  • Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur olacak, hatta daha da yumuşak olabilir. Yoğurduğunuz hamuru mayalanmaya bırakın. 
  • Hamurun mayalanması bitince hamuru bütün veya ikiye bölerek istediğiniz ekmek şeklini verin.
  • Fırın kağıdı üzerine yerleştirin ve üzerine keskin bir bıçakla çizikler atın.
  • Diğer taraf da 1 kaşık unu boza kıvamına gelecek kadar suyla açın ve bu sıvıyı ekmeğin üzerine bolca sürün. ( Dediğim gibi bunu bana annem söylemişti uzun yıllar önce. Antep’ de fırınlarda eskiden öyle yapılırmış. )
  • Hamurun ikinci mayası gelince fırını 250 ° de ısıtın. Ama en az 10- 15 dak. bekleyin ve fırın tam ısınsın.
  • Fırını açınca ekmeği pişirmek istediğiniz tepsiyi fırına yerleştirin ve tepsinin de fırın gibi ısınmasını sağlayın. Bu en önemli püf noktası ve ekmeğin taş fırında olduğu gibi alttan sıcak zemine temasıyla hamur sertleşmeden hemen pişmeye  başlamasını sağlıyor.
  • Sıcak tepsiyi dikkatice fırından alın ve ekmeğin olduğu fırın kağıdını yavaşça tepsiye yerleştirin. Çok dikkatli olun sarsıntı ekmeği çökertebilir. Birinden yardım almanızda fayda var.
  • Sıcak fırına koyduğunuz ekmek 25 – 30 dak. da hazır hale geliyor. Ekmeğin piştiğini anlamak için altını çevirin ve elinizle bir iki vurun, duyacağınız tok ses piştiğinin göstergesidir.

Ekleme 1: Ekmeğin pişme süresini kendi fırınınıza göre ayarlayın. Fırının ısıları değişebiliyor çünkü. Ekmeğin üstünün ve altının iyice kızarmış olması gerekiyor.

Ekleme 2: Ekmeğin pişme süresini yanlış vermişim. Denediğim başka bir ekmeğin tarifindeki pişme süresiyle karıştırmış olmalıyım ve hemen düzeltiyorum.

Afiyet olsun…