Cuma Yazıları / Üç Çuval Yeniçeri Kıyafeti

Tüm inananların cuması mübarek olsun.  Bu cuma yine şanlı tarihimizin altın sayfalarından güzel bir yazı paylaşacağım. İnsan geçmişe bakınca Kur’an’ı Kerimden uzaklaştıkça bu dünya da da nasıl bir zillete düştüğümüzü düşünmeden edemiyor.

19.yüzyılda Almanya’nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın.”

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:

“Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir.

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar’ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:

“Osmanlılar’dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.”

Bu olay, Mülheimli’lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülheim’a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıl dönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.

Bu olay Osmanlı’nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanlar’ı Fransızlar’ın elinden ve talanından nasıl kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmaktadır.

Reklamlar

Piliç Kavurma ve Bulgur Pilavı

Allah’ın selamı tüm inananların üzerine olsun. Sayfam yeniyken günlük tarif yayınlardım. Şimdi bu gün gibi hafta içinde iki tarif hazırlayınca, su gıcık, kel kafalı, çocukların sevgilisi Yumurcak tv. nin göz bebeği(!) çizgi kahraman gibi kendimle gurur duydum.:) İkide bir okunuşu kayu yazılışı caillou olan, annelerin korkulu rüyası o çocuğun kendiyle gurur duymasına da ayrıca gıcık olduğumu burada belirtmeyi bir borç bilirim. Ne yapalım vatan millet sağ olsun ama çocuklarımız onu seviyooor!!!..

 Gelelim piliç kavurmamıza…piliç deyip geçmeyin tavukla arasında yaş farkı var. Tavuğu pişirme süresinin üçte birinde yumuşacık pişiveriyor. Hatta ben bu kavurmayı abartmıyorum on dakika da pişirdim. Yumuşak pişmiş bir bulgur pilavıyla yanında salata yeterli ve güzel bir öğün olur. Tavuk pişince biraz sertleşir ama piliç daha yumuşak kalıyor ve ayrıca pilavı da biraz ölgün yapınca yemesi ve hazmı daha kolay oluyor.

 

Malzemeler:

  • 1 adet piliç
  • 1 bardak bulgur
  • 1 tane sivri biber
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • Zeytinyağı ve sıvıyağı karışımı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Yağı pilav tenceresine koyup ocağa alın.
  • Biberi ince kıyıp yağa ilave edin.
  • Biberler kavrulunca salçayı da katarak bir süre daha kavurmaya devam edin.
  • 1,5 bardak kadar su, tuz ve karabiberi koyarak kaynamaya bırakın.
  • 5 dakıka kaynadıktan sonra bulgurunu atıp suyunu kontrol edin ve altını kısıp pişmeye bırakın.
  • Bulgur açılınca ocaktan alıp dinlendirin.
  • Pilav demlenirken piliçi kemikli olarak kuşbaşı parçalara doğrayın. Kemiklerini kırmak için uygun bir alet kullanın.
  • Geniş bir tavayı iyice kızdırın ve piliç parçalarını teker teker sulanmasına izin vermeden harlı ataşteki tavaya atın ve karıştırın.
  • Tuzunu ilave edip harlı atşte karıştırarak kavurmaya devam edin.
  • Tadına bakarak pişmesini kontrol edin.
  • Demlenen pilavı genişçe bir tabağa yayıp üzerine piliç parçalarını yerleştirip karabiber serperek servis yapın.

Sini Köftesi

Yazın ucunun görünmesiyle rehavet havaları esmeye başlar…kış soğuğu kapıdayken uyuşukluk! Acaba ne zaman canlanıp kendimize geleceğiz bilmiyorum. Hoş bu serzenişi kendime söylüyorum, isteyen üzerine alınabilir. İnsanın hayatında yönlendirici işleri ve mecburiyetleri yoksa insan miskinleşip et yığınına dönüşmesi içten bile değil. Biz burada okul tatilinden yeni çıktık ve tekrar erken kalkma ve günü ona göre ayarlamaya başladık. Bir taraftan da şükrediyorum, çünkü nefis pek miskin. Niye mi bunları yazıyorum, sabah çook erken kalktım ve uykuluyum arkadaşlar. Fıtrat gereği ruh ve beden halimizi çok çabuk yansıtıyoruz. Eşim bu durumdan hep şikayet eder, yolda giderken her konuşulan bu kadar yüzüne yansımalı mı diye.:)

 Haftaya güzel bir Antep yemeğiyle başlamak istiyorum. Sini köftesinin Antep li olduğunu sonradan öğrendim, zira çevremde pek yapan görmedim. Antep de kadın olmak zor iştir çünkü o kadar çok yemek çeşidi vardır ki, hepsini bilmek ve yapmak gerçekten çok zor. Bu yüzden her kadın ev ahalisine ve çevresine göre sofralar hazırlar. Hatta övünmek gibi olsun, Türkiye’nin en zengin mutfağı unvanına sahibiz.:)

 Sini köftesi sadece Antep de yapılmıyor tabi…başta Antakya mutfağı olmak üzere bölge mutfaklarında yapılan ve sevilen bir yemek.

Malzemeler: (Köfte için)

  • 1,5 bardak ince bulgur (28 cm. çapında yuvarlak tepsi için.)
  • Yarım bardak un
  • 1 baş ince kıyılmış kuru soğan
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • Köftenin üzerine sürmek için yarım çaybardağından az zeytinyağı
  • Kişniş, tarçın, karabiber ve tuz

İç harcı:

  • 250-300 gr. az yağlı kıyma
  • 2 baş kıyılmış kuru soğan
  • Yarım bardak kıyılmış ceviz içi (Antep de Antep fıstığı ekleyenler de var.)
  • Tuz, karabiber
  • Kavurmak için tereyağı ve zeytinyağı karışımı

Yapılışı:

  • Kıymayı ocağa koyup suyunu salıp çekince soğanı katarak soğanlar yumuşayana kadar kavurun.
  • Baharatlarını ve cevizini katıp soğumaya bırakın.
  • Bulguru sıcak suda ıslayıp şişmeye bırakın.
  • Hazır hale gelen bulgura diğer malzemeleri katarak gerekirse su ilavesiyle yoğurun.
  • Köfteyi macun kıvamına gelene kadar yoğurun ve iki parçaya bölün.
  • Fırını 180 °de açın.
  • Tepsinin altını bol yağla yağlayın ve köftenin yarısını iki plastik (strec) folyo arasında tepsi büyüklüğünde inceleterek açın. Açtığınız köfteyi uygun bir şekilde tepsinin tabanına yerleştirin.
  • Ilıyan harcı köftenin üzerine eşit olarak paylaştırın.
  • Kalan köfte harcını da ilk seferki gibi plastik folyo arasında açıp folyonun tek katını çıkarıp uygun şekilde tepsinin üzerine yerleştirin ve üstte kalan folyoyuda sıyırıp alın.
  • Köftenin üzerine zeytinyağını sürün.
  • Sıra köfteyi dilimlemeye geldi…bir bıçak yardımıyla servis edeceğiniz büyüklükte dilimlere kesin.
  • Sıcak fırına koyup 30-40 dakika kızarana kadar pişirin.

Servisi ılık olarak çorba ve salatayla yapabilirsiniz. Hatta çayla da çok güzel gider.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları/ Yüzde Ellisi Eşek…

Tüm inananların cuması mübarek olsun…

 Benim tanıdığım ilk şiir kitabı Necip Fazıl’ın “Çile” kitabıydı… Saatlerce elimden bırakmadan okur, okurdum… Yaprakları sararmış çok eski bir baskısıydı bu kitap. Evlerimizde çocukların çeşitli konularda benimseyeceği ve özdeşleşeceği büyüklerin kitapların bulunması çok önemli. İlk şiirimi bu kitaptan esinlenerek yazmıştım ve haala yazarım…

Necip Fazıl, mahkemede sinirlenmiş. Hâkime:
– Burada bulunanların yüzde ellisi eşektir, demiş. Hâkim, sözünü geri
almasını istemiş. Şair buna yanaşmamış. Ancak hâkim diretmiş. İşin
…kötüye varacağını anlayan Necip Fazıl:
– Peki hâkim bey, demiş, sözümü geri alıyorum. Burada bulunanların yüzde ellisi eşek değildir.

Laz Böreği

Haftanın bu ikinci gününde, kısa bir aradan sonra geri dönmenin sevinciyle herkesi selamlıyorum. Kısa ayrılıklarda bile sevenler ve dostlar tarafından aranmak, sorulmak ne güzel…hatırımı soranlara teşekkür ediyorum.

Tarifim harika, süper, muhteşem bir tatlı börek olan laz böreği…ama öyle sıradan bir börek değil bu. Hiç tatmayanların baklavanın içinde muhallebi mı olur diye düşüneceğini sanıyorum ki, ben de ilk duyduğumda aynı şeyi düşündüm. Ama mutfakla ilgili bu tür her ön yargımda tatlar beni epey yanılttığından, sanırım artık işkembeye bal konacak dense bile bir bildikleri vardır diye düşüneceğim.:))

Laz böreğini İnternet’e araştırınca farklı tariflerle karşılaşmak mümkün. Ben daha önce de denediğimden az çok bir fikre sahiptim. Bazıları tereyağsız yapıyor ama bunun olayın özüne aykırı olduğunu düşünerek ben baklava gibi yaptım ve nefis bir şey oldu. Tek eksisi tazeyken yenmesi gereken bu böreği kalabalık değilseniz iki en fazla üç porsiyondan fazla hazırlamayın. Özellikle yapıldığı gün yenmesi makbul ama ikinci günü de yenebilir.

Muhallebisine vanilya konuyor ve isteyen limon kabuğu rendesi ekliyor. Ben sade vanilyalıyı tercih ediyorum ama tepsinin bir kenarına da limon kabuğu rendesi serperseniz iki çeşidin de tadına bakma imkanınız olur.

 Hamur malzemeleri:

  • 1 yumurta
  • Yarım çay bardağı süt
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 kaşık sirke
  • Bir fiske tuz
  • Yeteri kadar un
  • Araları ve üzeri için 200 gr tereyağı
  • Açmak için bir kase nişasta

 Muhallebi malzemesi:

  • 1 lt. süt
  • Bir bardaktan 2 parmak eksik toz şeker( İsteğe göre artırabilirsiniz.)
  • 3 yumurta
  • 2 kaşık un
  • 1 vanilya

Yapılışı:

  • Önce muhallebiyi hazırlayıp soğumaya bırakın. Bunun için sürren yarım bardak ayırıp ocağa koyun ve kaynama aşamasına geldiğinde geride kalan yarım bardak süte iki kaşık unu katarak çıtpıp süte ekleyin.
  • Sürekli karıştırarak şekeri ilave edip muhallebi kıvama gelince ocaktan alıp vanilyayı katın.
  • Muhallebiniin ilk sıcaklığı çıkınca yumurtaları kırıp iyice çırpın ve gerisini zamana bırakın.
  • Hamur malzemelerini kullanarak yumuşak bir hamur yoğurun. Bu tür hamurları sert yoğurursanız nişastayla açarken hemen kuruyor ve açmak işkenceye dönebiliyor bu püf noktaya dikkat!
  • Tereyağını tavada kavurup rengi dönünce ocaktan alın.
  • Hamuru 10-15 dakika dinlendirip 20 beze hazırlayın.
  • Fırını 180-190 °ye açın.
  • Bir bezeyi tabak büyüklüğünde açıp bir kenara koyun ve ikinci bezeyi de açıp aralarına nişasta serperek ilk bezenin üzerine koyun ve ikisini birlikte nişasta yardınmıyla açın ve tepsininizin büyüklüğüne geldiğinde yağlanmamış tepsiye ilk katı serin. Ben 35 cm. çapında  yuvarlak bir  tepsi kullandım.
  • İlk on katı bu şekilde hazırlayın ve her kata yarım kaşık kadar kavrulmuş tereyağı gezdirin. En son kata gelecek yufkayı tepsiden biraz büyük açıın ki muhallebi döktüğünüzde muhallebi yufkanın içinde kalsın ve kenarlara taşmasın. Ayrıca tereyağının köpüklerini ara katlara gezdirmeye özen gösterin çünkü en üste köpüklü döktüğünüzde pişerken bu köpükler yanarak siyah çirkin bir görüntü oluşturuyor.
  • İlk on kattan sonra ılık muhallebiyi daha büyük açtığınız son yufkanın üzerine dökün ve eşit olarak yayın. Bu aşamada isterseniz bir bölüme limon kabuğu rendesi serpebilirsiniz.
  • Diğer katrarı da daha önceki gibi aralarına yağ serperek hazırlayın.
  • Sonra sabrınızı gözden geçirerek elinize keskin bir bıçak alın ve baklavaya nispeten daha büyük olacak şekilde dilimleyin. her seferinde bıçağı temiz bir bezle silerseniz kemesniz kolaylaşır. Bundan sonrası gerçekten sabır işi kolay gelsin…
  • En üste kalan tereyağını gezdirin ve eğer tereyağını katlara çok kullandıysanız biraz daha ileve etmelisiniz. Bu yüzden katlara yarım kaşık veya iki yufkada bir tereyağı gezdirmelisiniz.
  • Tepsiyi fırına verin 30-40 daika tamamen kızarana kadar pişirin.
  • Ilıyınca pudra şekeri serperek servis yapın. Bu böreği aç karnına yerseniz tepsinin kalanı tehlikeye girer o yüzden yarı aç yemenizi tavsiye ederim.

Bir Hafta Servis Dışıyım…

Tüm takipcileri selamlarin en güzeli ile selamliyorum. Sayfamı bir vakitten beri yenileyemiyorum…yatılı misafirim var. Kısa süreli servis dışı olacağım. Ama bu süre bir haftayı geçmeyecek inşallah. Dönüşte nefis bir laz yemeğiyle burada olacağım inşallah.

Selametle kalın…

Şunu Baştan Söylesene / Cuma Yazıları

Allah’in selami tüm inananlarin üzerine olsun. Hepimize aydinlik bir cuma diliyorum. 
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
“Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama herhangi bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
“Evlat, gel!” dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
“Sen tam üç saatte oraya varırsın,” demiş. Adam sinirli bir şekilde
“Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene,” deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
“İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki.”

Patates Çorbası

Son zamanlarda çorbalar gözüme daha bir hoş görünüyor. Sanırım ramazandan kalan bir alışkanlık. Evin hanımının ruh hali ve iştahı o ev de pişen yemekleri doğrudan etkilediğinden, mutfak kadının kalesi oluyor. Tabi her yemeği yemeyen, veya damak tadı aşırı gelişmiş, anne yemeği hastası, yahut yemek konusundan çok iyi anlayan bir eşiniz yoksa. Bunlardan biri varsa kadının kalesi düşmüştür, ben den söylemesi. Çünkü zavallı kadın kendi ruhunun ve isteğinin yansıması dışında zoraki kaynayan tencereleri karıştırmak zorunda kalır. Ayy zavallı kadınlaaar… Yok kadınları tümüyle haklı, veya ezilmiş taife olarak görmüyorum, zira ne eli maşalı, eşini mum gibi diken hanımların olduğunu da biliyorum. Allah kimseyi ne ezen, ne de ezilen etmesin diyelim.

 Konu çorbalar tarifim patates çorbası…patatesin her yemeğini seviyorum diyenler, denemediyseniz hemen deneyin derim. 

Mazemeler:

  • 3-4 tane patates
  • 1 tane soğan
  • 1 bardak süt
  • 1 tatlı kaşığı un
  • 4-5 bardak et, tavuk veya sebze suyu ( Yoksa hazır satılan kurutulmuş sebze tozu veya sade su kullanabilirsiniz.)
  • Tereyağı ve sıvıyağ
  • Toz kırmızı biber, tuz
  • Karabiber

Yapılışı:

  • Soğanı incecik kıyın ve sıvıyağda biraz pembleşene kadar kavurun.
  • Soğana unu katarak bir süre daha kavurup suyunu ekleyin.
  • Yemeğin suyu kaynayınce minik minik doğranan patatesleri ilave edip yumuşayana kadar pişirin.
  • Patatesleri ezmek iin makinadan ve ya süzgeçten geçirip sütünü, tuzunu ve karabiberini katıp 5-10 dakika daha kaynatıp ocaktan alın.
  • Üzerine toz kırmızı biberi tereyağında kavurup dökün.

Islak Kurabiye (Yenilendi)

Güzel bir hafta başında tüm dostları Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Muhabbete girerken muhatabımın hal ve hatır faslında “Hep aynı bildiğin gibi.” demesi beni biraz gıcık eder. Öyle ya aradan zaman geçmiş hayatında hiçbir değişiklik olmadı mı? Ne bileyim sokakta yürürken yaşlı bir Alman laf atmıştır, market kasasında bozukluk vermeye çalışınca tipik Alman hareketi olan baş sallama ve “cık cık” seslerine muhatap olmuşsundur, yine memleketten kimse aramamıştır da hep sen arıyorsundur canın sıkılmıştır, bir şeyler olmuştur kardeşim. Aç işte şu sohbeti…söyleyecek hiçbir şeyin yok mu? Hiç değilse “ Geçen gün kanalın birin de…” diye lafa başla sen, gerisi elbette gelir. Tv kanalları çöplüğe dönmüş, ahlak namus paramparça desen bile ooo bunun üzerine 2 saat muhabbet olur.

Canım sıkıldı sesli düşünmem yetmedi bunları bloğa mı yazıyorum ne? Olsun blog ya bazen dertleşiyoruz ucundan kıyısından. Genellikle toplumsal mevzular da oluyor bu serzenişlerim malum kova insanıyım ve “Çekilin dünyayı kurtarmaya geldim.”:)) Şaka bir yana son zamanlarda yine aklıma yer eden konu geçen cuma yazdığım cuma yazısında işlediğim tv. Arsızlığı ve ayarsızlığı konusu. Ama gerçekten bu durumda tepkisiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu tahayyül bile edemiyorum. Zira insan “Bu gidiş neye varır, sonu ne olacak, yani toplumda ahlak haya kuralları topyekun bitti diyelim de sonrasında ne olur?” diye hiçbir soruya muhatap hissetmez mi kendini? Nasıl bir baba kız çocuğuyla oturup kim kimin karısı belli olmayan, gülünç olsun diye batı kanallarının izinden giden eksik akıl komedyenlerin belden aşağı vurduğu program müsveddelerini ve dizicikleri izleyebilir? Ne zamandır bizim toplumumuzda af edersiniz gaz çıkarmak gibi utanılası durumlar gülünç oldu? Bakmıyorum, ama denk geldiğinde inanın dünyanın bu halini görüp de depresyona girmemek için hemen kanal değiştiriyorum. “İstemeyen kanal değiştirsin!” aymazlığı da midemi bulandırıyor artık. Ben değiştiririm de, ya değiştirmeyen ana babanın evladı ne olacak? O ana baba zaten epey bir şeyleri kaybetmiş olmalı ki, evladını ateşten, hayasızlık çukurundan korumuyor. Ahh… balık baştan kokuyor, kokuyu alan yok muuuu?…

 Aaa ben yemek tarifi verecektim! Yani tatlı tarifi… Tarifim eski tadı yeni, şu an dolabımda beni bekliyor. Aslında şeker parenin kakaolusu olup da yeni isim verilerek ıslak kurabiye adını alan nefis bir tatlı. Tatlının yapılışında bir konudan bahsetmek istiyorum: Eğer daha şekerli ve yumuşak seviyorsanız tatlının şerbetini sıcak kurabiyelerin üzerine dökün ve çekmesini bekleyin. Yok benim gibi daha az şekerli vakur duruşlu kurabiye isterseniz sıcak kurabiyeleri çatalla şerbetin içine atıp 20-30 saniye bekletip çıkarın.


MALZEMELER:

  • 125 g tereyağ
  • 1 yumurta
  • 1/2 bardak şeker
  • 1 paket vanilya
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • 2 kaşık kakao
  • Yumusak bir kurabiye kivamina gelen kadar un

Şurubu için:

  • 1,5 bardak süt veya su
  • 1 bardak şeker
  • Üzeri için bir kase hindistan cevizi

YAPILIŞI:

  • Önce şeker ve süt bir iki tasimkaynatılır, soğumaya bırakılır.
  • Yumurta, şeker çırpılıp tereyağ eklenir ve iyice bir birine yedirilir.
  • Vanilya, kabartma tozu ve un ilavesiyle ele yapışmayan bir hamur yoğurulur.
  • Ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlak şekil verilir 175° de 30 dakika pişirilir.
  • Fırından çıkan kurabiyeler şurubun içine atılıp 20-30 saniye bekletilip çıkarılır.
  • Ilınan kurabiyelerin altından tutulup üst tarafları tekrar şuruba batırılır ve  hindistan cevizine bulanır.

Dizileri Dize Getirmenin Yolu / Cuma Yazıları

Tüm takipçilere ve inanalara hayırlı ve hakkıyla yaşayacakları bir cuma diliyorum. Bu gün yıllardır içimi yakan bir konu ile ilgili bir kaç kelam edeceğim ve sözü işin uzmanı sayın Sait Çamlıca beye bırakacağım.

Bizim evimizde özellikle çocuklarımız doğduktan sonra malum bazı tv. kanallarını ya sildik ya da bazı karşılaştırmak yapmak üzere kumandanın en dip köşelerine kaydırdık. Asla çocukların ulaşamayacağı yerlere… O kanalların reklamlarını dahi çocuklara izletmizyoruz. Kaldıki o ahlaksız kanallardaki diziler! O dizilerin toplumun ahlaki yapısını nasıl parçaladığı bu dizileri yapanlarında, yayınlayanlarında, uzmanlarında malumu. Bu gerçeği göremeyen nedense bir tek ebeveyinler. İnanın anlamıyorum, bir anne baba gecenin bir yarısı o çirkin sahneler, çarpık ilişkiler, bozuk toplum düzeninin en çirkin yönlerini sergileyen bu dizileri, nasıl olur da yeni yetişen tertemiz bir dimağa izletme gafletine düşer. Canım yanıyor, çünkü bu evlatlar bizim yavrularımız… Bir çocuğun vaktinden önce kadın erkek ilişkilerini öğrenmesi, çeşitli dolandırıcılık, yalan, ve sahtekarlığı öğrenmesi, ona yapılacak en büyük kötülük! Siz o emantin sahibisiniz, size daha bilinçli olmak düşer. Ne olur eğer mutlaka izletecekseniz evlatlarınıza tv. programlarını seçerek izletin.  Belgeseller ve yine seçilmiş çizgi filmler izlettirin. Bunun hesabı bu dünya da da ahiretde de çok büyük olur!

Hava bile haram!

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: 

“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..” 

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… 

Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.

Adam: – “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış: 

– “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:

 – “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam:

 – “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:

 – “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın,hem de her kula helâl,Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur:

 – “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”

 – “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”

 – “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”

 – “Eeee?!..”-

 ”Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:

 – “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler… Az zaman geçmiş ki, adam:

 – “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:

 – “Bitti mi?..” demiş adama.

 – “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.

 – “Şimdi nedir isteğin?..”

 – “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve ne olmuş bilin bakalım?.. Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:

 – “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”

 – “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”

 – “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”

 – “Sorma, sorma…”

 Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:

 – “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:

 – “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:

 – “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”

Sultan acı acı tebessüm etmiş:

– “Hava bile haram, hava bile!..” demiş…

Tepkisiz olmak, yapılanlara razı olmak demektir. Bilgisayarın başında otururken www.rtuk.org.tr sitesini girerek tepkinizi dile getirebileceğiniz gibi 444 1 178 no’lu telefon numarasına şikayetlerinizi iletebilirsiniz.

Bu dizilere tepki verme niyetinde olmayanlar bilsin ki, bu dizilerin hedef tahtasında “evlatlarınız” var. Bir ülkenin en büyük hazinesi, o ülkenin geleceği olan çocukları ve gençleridir. Geleceğimizi karartanlara karşı sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

 Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar www.saitcamlica.com

http://www.saitcamlica.com/dizileri-dize-getirmenin-yolu/