Karnabahar Köftesi

Kızartmalarla aranız nasıl? Türk mutfağı gibi bir mutfağa sahip olup da yağda kızaran bilumum sebze, et, hamur kızartmalarına hayır diyen çok az olmalı. Mutfakta keşfettiğim yağ eşittir lezzet olayı maalesef bir çok yemek için geçerli. Dolmanın yağlısı, hamur işinin yağlısı ve kızartmalar… Damakta tat bırakırken vücutta da iz bırakma olasılığı… Ancak sınırı bir teraziyle belirlersek kendimizi kontrol etmekte daha başarılı oluruz. Terazimiz sünnet-i seniyyeler… yani midenin üçte biri yemek için, üçte biri su için, üçte biri nefes almak için…

Bu girişten sonra okkalı yağ içeriği yüksek bir tarif gelsin bari.:) Tarifini kötülemek gibi oldu ama iyisini de kötüsünü de söylemek gerek. Karnabahar köftesi karnabaharın en güzel hali gibi. Gerçi ben haşlandıktan sonraki atıştırdığım halini hiçbir şeye değişmeme ama, yemek olarak düşünürsek nefis bir yemek. Ekmek arasında üzerine biraz limon ve pul biberle damağınızda tat bırakacak.

Tarifi ruh ikizim Cahide arkadaşıma ait, kendi geliştirmesiymiş…

 

Malzemeler:

  • Yarım baş karnabahar
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 1 soğan
  • 1 yumurta
  • 5-6 kaşık un
  • Maydanoz
  • Kimyon, yenibahar
  • Tuz, karabiber, pul biber
  • Kızartmak için zeytinyağı
  • Servis için limon

Yapılışı:

  • Pirinci üzerini 2-3 parmak geçecek suyla pişirin.
  • Pirinçler tam açılınca varsa suyunu süzüp bir kenara alın.
  • Karnabaharı çiçeklere ayırıp tuzlu suda yumuşayana kadar haşlayın.
  • Yumuşamış karnabaharı çatalla iyice ezin ve pirinç, ince kıyılmış maydanoz, soğan ve diğer malzemeleri katarak karıştırın.
  • Karışımdan kaşık yardımıyla parçalar alıp kızgın zağın içine bırakın ve kaşığın arkasıyla düzelterek yuvarlak şekil verin.
  • Kağıt üzerine çıkarıp limon ve pul biberle sıcak servis yapın.

 

Servis önerisi kesinlikle bol köpüklü ayran.

Reklamlar

Etli Nohut Yahnisi

Allah’ın selamı tüm dost ve takipçilerimin üzerine olsun… Lavantin Antep yemekleri henüz mini minicik bir bebek iken ben günlük birkaç tarif yayınlardım. Genellikle sağlamcı biri olduğumdan yola azıksız çıkmam ve blog yapmaya başlamadan epey çekilmiş resim ve tarifim vardı. Her gün gayretle yeni denemeler yaparak bir ay da 30 un üstünde tarif yayınlardım, hey gidi günler… Şimdi haftada bir tarif…yüzü eskimesin diye tv. Çıkmayan meşhurlar gibi.:) Ama olsun efendimiz ibadetlerinde çok ama düzensiz olanından ziyade az ama devamlı yapılanını severmiş. Ben de az tarif versem de inşallah nete kök salmış durumdayım, bir yere gideceğim yok. Tabi Allah ömür ve devam edecek sıhhat verdiği sürece…

Nohut yahnisini çoğumuz biliriz ama körili olanı sanırım pek bilen yoktur. Zira acaba? Diye denenip tutturulmuş bir lezzet. Yıllardır körisiz hiç yapmam ve soğanıyla birlikte bir diş de sarımsağı iyice kavurarak farklı bir lezzet katarım. Nohut yahnisini seviyorsanız mutlaka denemenizi tavsiye ederim, yoksa hatırım kalır.:)

Malzemeler:

  • 250 gr. Kuşbaşı et
  • 1 bardak kuru nohut
  • 1 tane kuru soğan
  • 1 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • 1 çay kaşığı köri
  • Etin yağına göre margarin hariç herhangi bir yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Nohudu geceden ıslayın.
  • Ertesi gün eti kavurup yemeklik doğranmış soğanı ilave edin.
  • Soğanlar ölünce doğradığınız sarımsağı tencereye atıp kavurmaya devam edin ve köriyi de ekleyin.
  • Sarımsak ve körinin kavruk kokusu gelince salçayı katıp bir iki daha çevirin.
  • Tencereye ıslanmış nohudu ve nohudun üzerini iki parmak geçecek kadar su ve tuz koyarak düdüklü tencerede nohut yumuşayana kadar pişirin.
  • Pişince karabiberle tatlandırıp limonla servis yapın.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları / Kim Bu Sultan?..

 Bütün Muhammet ümmetinin cuması mübarek olsun.  Geçen hafta “Kim Bu Sultan?” yazısına sağolsun arkadaşlardan cevaplar geldi. Ne güzel ki, tüm cevaplar doğruydu… Cevap veren arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Bunları bizler bilip de gelecek nesillere aktarmaz isek,  çocuklarımız başarılı devlet adamı olarak Amerikan filmlerindeki başkanları görmeye devam edecek!..

Geçen haftaki yazının devamı aşağıda, okumadan geçmeyin…

  • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan kendisidir.(Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur.)
  • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan…
  • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren… (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M. köprüsünün bulunduğu mevkidedir)
  • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koydurmuştur.
  • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran…
  • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan…
  • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran yine kendisidir.(Sirkeci Büyük Postane binası..)
  • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran… (32 tane) (ör. şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu)
  • Kız Öğretmen Okullu açan… (Daarül Malumat)
  • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran… (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
  • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu…
  • Lise eğitimi için İdadiler açan… (109 tane) (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
  • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran…
  • Ayrıca Abdülhamit iki tane denizaltı siparişi vermiştir. Zaten bu pek şaşırılacak bir olay değildi zira, en önde gelen mucitlerden üçü General Berdan, General Wallace ve Williams’ın uğrak yeri İstanbul’du. Nordenfelt adlı silah fabrikatöründen sipariş edilen ilk deniz altıya “Abdülhamit” adı verilmişti. 1887 yılında parçaları Taşkızak tersanesinde birleştirilmişti. İlk testler Haliçte yapılmış fakat denizaltı suyun hemen altında gidiyor ama tamamen batmıyordu. Bunun üzerine Garett çağrıldı ve Abdülhamit bunca ödediği paraların karşılığını alamadığından hoşnutsuz bir halde sorunun hemen giderilmesini istiyordu.
  • İkinci denizaltı 1887 de tamamlanıp 1888 de suya indirilmişti. Bu denizaltıya da “Abdülmecit” adı konmuştur. Bu iki denizaltı Haliçten Sarayburnuna oradan da İzmit Körfezine götürülmüştür. Gerek dalma, gerek torpido, gerek seyir testleri yapılmış ve iş sözleşmesi tamamlanmış oldu. Böylece ilk torpido atan dünyanın ilk denizaltısı “Abdülmecid” olmuştur.
  • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu, (GATA’nın atası) Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler, (Harp Okulları yani) Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye, (Siyasal Bilgiler Fak.) Mekteb-i Tıbbıye-i, (Marmara Ünv.Tıp Fak.) Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye, (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye, (Yüksek Adalet Okulu) Maliye-i Mekteb-i Ali, (Yüksek Ticaret Okulu) Ticaret-i Bahriye, (Deniz Ticaret Okulu) Sanayi-i Nefise Mektebi, (Güzel sanatlar fak.) Hamidiye Ticaret Mektebi, (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi) Aşiret Mektebi, (Osmanlılık fikrini yaymak için) Bursa’da İpek böcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
  • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..

TANIYAMADINIZ MI?

ani neredeyse bütün sözde aydınların sövdüğü, öğretmenlerimizin kendi ideolojik yaklaşımı ile anlattığı, baskı yapıyor diyerek, o dönemin şartlarını bile düşünmekten aciz olan insanların sevmediği.. (Neden kimse 1925’deki Takrir-i Sükun Kanununu ile bütün muhaliflerin susturulduğunu düşünmez? Bu dönemde hükumet veya mahkeme kararıyla pek çok yayın organı kapatıldı, özellikle sağ yayınlar tamamen yer altına itilmişti. Ya da İsmet İnönü döneminde 44 gazete kapama emri verildiğini. Yakub Kadri’nin “İsmet Paşa bir polis devleti kurdu dediğini.”düşünmeyiz; çünkü o kişilere karşı körü körüne yargılarımız yoktur, at gözlüğü ile değil o dönemin şartlarına göre bakarız tarihe.

İngilizlerin oyunu, İttihatçıların tertibi ile “Din elden gidiyor!” gibi komik bir gerekçe ile 31 Mart vakasına maruz bırakılan,

1895-96’da Doğu Anadolu’da Ermeniler tarafından kurulmak istenen devleti, Hamidiye Alayları ile bastıran, bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan diye isimlendirilen, ABDULHAMİD’dir..

Ruhuna Fatiha’larımızı eksik etmeyelim..

Düzenlenmiş alıntıdır…

Efendimizin Veladeti…

 Mevlid,Rasülüllah Efendimizin doğum günü ve dünyaya geldiği tarih demektir.
Peygamberlerin her hususta en üstün,en büyük ve en faziletlisi , şüphesiz Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)dir. Peygamberimizden evvel gönderilen peygamberlerin çoğu belli bir kavme gönderilmiş, Peygamber Efendimiz ise bütün mahlukata yani on sekiz bin alemin tamamına rahmet olarak gönderilmiştir.

 Rasülullah Efendimizin doğumu sırasında Amine validemizin yanında yardımcı olarak bulunan peygamber efendimizin halası Safiye annemiz de bu anı şöyle anlatıyor: Rasülüllah (s.a.v)’in doğumunda Âmine’nin evindeydim Altı ayrı mucize yaşadım. Rasülüllah doğar doğmaz başını yere koyup Rabbine secde etti. Secdede(lâ ilahe illallah innî rasülüllah) dediğini işittim. Biraz daha yaklaşıp dinlediğimde “Ümmetî Ümmeti” dediğini duydum.
Yavruyu yıkamak istediğimde “Ey Safiye, zahmet etme biz onu yıkanmış olarak gönderdik.”diye bir ses duydum. Sünnet olmuş ve göbeği kesilmişti. Kundak yapacağım sırada,sırtında bir mühür gördüm üzerinde tüylerle (La ilahe illallah Muhammedürrasülüllah) yazıyordu.

 Müminler olarak her birerimiz bu gecenin manevi zenginliğinden istifade edebilmenin gayreti içerisinde olmalı,bu suretle de mevlamızın rızasına, Rasülüllah Efendimizin şefaatine, Piranımızın (Allah dostlarinin)himmet ve teveccühlerine mahzar olabilmek için gücümüzün yettiği nisbette ibâdâtü taatle meşgül olmalıyız. Bu babdan olmak üzere bu gecede çokça salavatı şerife okunması, ve bir tespih namazı kılınması ehemmiyetle tavsiye olunmaktadır.

 Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…
 
Not: Bu geceye ait ibadet ve zikirleri netten araştırabileceğiniz gibi, her ev de olması gereken dini gün ve gecelerin faziletlerinin anlatıldığı kitapçıklar edinerek de bu bilgilere kolayca ulaşabiliriz. Şimdi en yakınınızdaki kitapçıya uğramanın tam zamanı…

Tavuklu Keşkek…

Keşkek Anadolu’da hemen her şehirde ufak değişikler göstererek yapılan özel günlerin yemeği. Düğün merasimleri, çeşitli şenlikler, davetler sofralarını süsleyen bir yemek. İsmi de yöreden yöreye değişiyor…Antep de salça ve nohut ilavesiyle yapılan haline herise, Kilis’ de etli keşkek, Mersin de köşeli, Adana da döğme pilavı gibi isimlerle anılıyor. Hatta Antep de “Yağlı etten olur herise erkek pişirip getirsin er ise.” diye dillendirilmiş bir söz vardır.

Dedik ya yöreden yöreye malzemelerinde faklılıklar oluyor diye…keşkek yapımında genellikle kemikli et kullanılırken, Ege bölgesinde düğünler de yapılıyor ve et yerine tavukla kullanıldığı da oluyor. . Ama öyle bir lezzet ki tatmayan bilmez. Kolay, sağlıklı ve tatmadan geçilmeyecek bir lezzet keşkek.

 

Malzemeler: (4 Kişilik)

  • Yarım tavuk veya 2-3 but
  • 1 bardak yarma (aşurelik buğday, dövme)
  • 1 kaşık tereyağı
  • Toz ve pul biber
  • Tuz 

Yapılsı:

  • Yarmayı geceden ıslayın.
  • Tavuğun derisini ve yağlarını temizleyip tencereye alın.(Yağlarını almamızdaki maksat üzerine tereyağı kavuracağımız iç,in fazla yağ yüklenmesinden korunmak.)
  • Islanmış yarmayla tavuğu üzerini geçecek kadar su ve tuzla ocağa koyun ve mümkünse düdüklü tencere de yarma tamamen açılana ve tavuk lime lime olana kadar pişirin.
  • Tencerenin kapağını açın ve tavuk parçalarını dikkatlice çıkarıp kemiklerini ayıklayıp tekrar tencereye atın.
  • Büyük ve sağlam bir kaşık yardımıyla keşkeği ezerek karıştırın ki, tavuk etleri tel tel olsun.
  • Karıştırma işleminden sonra servis tabaklarına aldığınız keşkeğin üzerine tereyağında kavrulmuş pul ve toz biber dökün.

Cuma Yazıları / Kim Bu Sultan?…

Tüm takipçilerimi gönül dolusu muhabbet ve rabbimin selamıyla selamlıyorum. Hepinizin cuması mübarek olsun…Bu güzel cuma gecesinde sizinle çok güzel ve bilgilendirici bulduğum bir yazıyı paylaşmak istiyorum. Kim olduğunu haftaya açıklayacağım ve bu arada tahminlerinizi beklediğim bu sultanımızın 10 Şubat(Kabri nur olsun) vefat yıldönümüdür. Bu vesile ile kim olduğunu açıklamdan onun hakkında biraz bilgi sahibi olalım istedim.

İnsanlar genellikle kulaktan dolma bilgilerle başkalarını vicdansızca eleştirir. Hele bu tarihe mal olmuş ve bir çok çıkar hesaplarının kurabanı olan muhteşem Osmanlı hanedanından olan mübarekler olunca, bu elştiriler eleştir olmaktan  çıkıp okul kitalarında okutulan yalan tarih romanlarına dönüşür. Ön yargılı davranmadan kime neden tepki gösterdiğimizi bilerek hareket edelim.

  • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran…
  • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan…
  • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran…
  • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran… (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi)
  • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan..
  • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez dahil eden…
  • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran…
  • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran…
  • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten  O dur.
  • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alan…
  • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran…
  • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran…
  • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kuran…
  • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri yaygın hale getiren de odur.
  • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen…
  • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan…
  • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan…
  • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden…
  • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan yine odur. (10 bini el yazmasıdır)
  • Yabancı bilim adamı ve yazarlara nişanlar veren…
  • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren…
  • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran… (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır)
  • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur. (İzmir,Dolmabahçe..),
  • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen…
  • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan…
  • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur. (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır)
  • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven…
  • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de…
  • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin’in göbeği Pekin’de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan…
  • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan… (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu])
  • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten…
  • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!

Bilin bakalım bu sultan kimdir?

Hatay Mutfağından Ekmek Köftesi

Çocukların uzun uğraşları sonunda mutfakla aramızdaki buzlar eridi ve tekrar yemek denemeye başladım. Tariflerini ve yazılarını severek takip ettiğim arkadaşım Cahide’nin hazırladığı yöresel bir tat olan Hatay’in  ekmek köftesini denedim.  Eşim ekmek köftesi değil de felafel yani nohut köftesi olduğu konusunda ısrar etse de ilginç ve lezzetli bir tarif. Özellikle et ve tavukla hazırlanan köfteler nazaran çok hafif ve sanırım çocuklara daha kolay yedirilebilir. Tabi bu benim şahsi fikrim, yoksa bir çocuğun huyu diğerine benzemez. Mübarekler sanki uzaydan gelmişler, bizden doğuyorlar ama her biri ayrı bir alem. Zaten psikolojileri de ne zaman onlara yeme komutu verir, ne zaman yemeği reddederler ben hala çözebilmiş değilim.

 

Malzemeler: (4 kişilik)

  • 250.300 gr. Bayat ekmek
  • Yarım çay bardağı ince bulgur
  • 1 tane rendelenmiş soğan
  • Bir tutam maydanoz
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • Tuz, karabiber, kimyon
  • Kızartmak için 2 yumurta ve sıvı yağ

Yapılışı:

  • Ekmeklerin üzerine sıcak su dökün ve ekmeklerin ıslatın. Suyu fazla dökmeyin ekmeklerin tamamen ıslanacağı kadar olacak. Fazla gelirse ekmekleri sıkarak fazla suyunu alın.
  • Yumuşayan ekmeklerin üzerine ince bulguru döküp karıştırın ve üzerini kapatıp bulgurun şişmesi için yarım saat bekletin.
  • Bulgur şişene kadar soğanı rendeleyip maydanozu kıyın.
  • Malzemelerin hepsini karıştırıp özleşene kadar yoğurun.
  • Yuvarlak yassı şekiller hazırlayıp tabağa dizin.
  • Yağı kızdırın ve köfteleri çırpılmış yumurtaya batırarak yağda kızartın.

 

Serviste limon ve yeşillikler kullanabilirsiniz ve mutlaka ayran…