Cuma Yazıları / Osmanlı Devleti ile Ticaret Yapmanın İmtiyazı

Tüm inananların cuması mübarek olsun. Rabbim bizi cuma gününü hakkıyla ihya edenlerden eylesin.

 

Osmanlı Devleti’nin, kurmuş olduğu muhteşem devlet sistemini, tekke-medrese-kışla sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup, doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçmıştır. Osmanlı tesirinin dört bir yanda hissedildiği bu günlerin birinde Hollanda Ticaret Odası’nda bir karar alınırken, oyların eşit çıkması halinde, ticaret odası başkanının karar

verebilmek için: “İçinizde Türklerle alış veriş eden var mı?” diye sorduğunu ve herhangi birinden “evet” cevabı alınca da onun oyunu iki oy yerine kabul edip kararı neticelendirilmiştir. Vay be diyesi geliyor insanın…

 

Kaynak

Yılanlıoğlu, İsmail Hakkı; Manevi Değerlerimiz ve yapılan Tahribat, Adak Yay., İst?1977, s. 41

Reklamlar

Mercimekli Pilav (Aş)

Son iki yıldır üzerimdeki garip tembelliği düşününce akşamın bir vakti sayfaya tarif koyma isteğim beni ümitlendirdi.:) Ümitlendim çünkü bu istek epeydir yok. Hem sayfamı kesinlikle devam ettirmeyi düşünüyor hem de tarif eklemeye müthiş derece de üşeniyorum.  Neyse bunu bir başlangıç kabul ediyorum.

Tarifim arşivimde vardı ama, resmi benim gençlik dönemimden kalma olduğundan hem resmi yeniledim hem tarifi  tekrar gözden  geçirdim.  Mercimekli pilavı, bulabilirseniz küçük kahverengi mercimekle yapmanızı tavsiye ederim, zira bu güne kadar aldığım hiçbir yeşil mercimeğin dağılmadan piştiğine şahit olmadım.  Pilavın bilmeyen için bir özelliği de diğer pilavların aksine daha az yenilmesi. Sanırım mercimeğin tokluk verici yapısından olsa gerek küçük bir servis tabağıyla bile uygun salata eşliğinde karnınızı doyurabilirsiniz.  Bu arada pilavın yağı diğer pilavlara göre biraz daha fazla kullanılır bu ayrıntıyı da yerken unutmayın.;) Antep de bu pilav genellikle turşu veya mevsimine göre sulu salatayla yenir. Ve tabi ayranı ihmal etmeyin.

Not: Mercimekli pilavın suyuna salça koymadan salçasız yapabileceğiniz gibi, soğan kıyıp üzerine dökeceğiniz yağ da kavurarak soğanlı da yapabilirsiniz. Seçim size kalmış. Soğanlı soğansıza göre daha hafif olur bunu da dip not olarak paylaşmak isterim.

MALZEMELER:

  • 1 bardak mercimek
  • 1 bardak bulgur
  • Yarım bardak kadar zeytinyağı
  • Yarım yemek kaşığı karışık salça
  • Tuz, karabiber, pul biber

YAPILIŞI:

  • Mercimek yıkanıp yaklaşık 3 bardak kadar suyla orta ateş de hafif yumuşayıncaya kadar pişirilir. Mercimeği tamamen pişirseniz bulgur eklendiği zaman bulgurun da pişme süresince pişmeye devam edeceğinden mercimek dağılır.
  • Tam yumuşamadan henüz tane tane olan mercimeğe salça ve tuz katılıp bir iki taşım daha kaynatılır.
  • Mercimeğin suyu bulguru pişirecek kadar varsa hiç su eklemeden bulguru ilave edin. Yoksa ortalama iki bardağa tamamlayacak kadar su katın. Bulguru atınca suyun bulgurun üzerini bir parmak kadar geçmesi gerekir. bulguru pişirecek kadar suyu varsa ilave su koymadan bulgur ve tuz atılır.
  • Suyunu çekene kadar pişirin ve suyunu çekince ocaktan alıp 5-10 dakika demlendirin..
  • Zeytinyağını  kızdırılıp pul biber ilave edin ve  demlenen pilavın üzerine döküp karabiber ilavesiyle karıştırın.
  • Soğanlı yapılacaksa, zeytinyağında soğan yumuşayana kadar  iyice kavrulup öyle pilava ilave edilir.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları / Ölüm…

Tüm inananların cuması mübarek olsun.

İçinizde ölümü yaşan bir çoğunuz vardır. Gidenin arkasından hissedilen o gariplik ve çaresizlik hissini de bilirsiniz. Ben bunu belki 20 senedir hissedip çeşitli şiirlerle dile getirmişimdir ancak ilk kez bu şekilde gerçekten duygularıma tercüman satırlar yazdım. Merak atmeyin çok şükür etrafımda giden gelen yok. Bu çook eski bir sızının şimdiye uyarlanmış yansıması.
 
Ölüm

İnsanın farkına bile varmadığı acziyeti aslında gitmek. Kişi için önem taşıyan, paha biçilmeyen her şeyi, herkesi  bırakıp gitmek. Çekmecede duran çorapları, dolaptaki elbiseleri, yastığı, yorganı… Bir gün önce kullandığı diş fırçası, buzdolabında yarısı yenmiş bir çikolata, masanın üzerinde okunması zor birkaç karalama not…

Her şeyin,  ama her şeyin onun dokunmasına alışık halde öylece kalması… Bir varmış, bir yokmuş insan aslında. Hiç bitmeyecek sandığımız bir varlık gayyası içinde, hep elimizde olacak sandığımız elleriyle… Yahut kahredip kızgınlığımızı sayıp döktüğümüz halleriyle,  ama hep var olacağını sandığımız bir garip insan.

Başka seçeneği olmadan gider aslında. Parmağındaki yüzüğe bile sahip çıkamayışını anlatır. Vakti gelince kendi bedenine bile hükmetmekten aciz zavallı bir yolcu! “Benim!” dediği  şeylerin kiracısı… O meşhur iradesinin beş para bile etmediği bir yolcu.

Gitmek belki de ömür boyu yaptığı her şeyle çelişmektir. Çünkü doğumuyla başlayan serüven gideceğini unutturur insana. Tükenmez emeller besler…  Kendini dünyaya gömer… Gömdükçe unutur gitmeyi, unuttukça  unutulacağı  zannıyla aldanır!

Geride bıraktığının değersizliğini, önemsizliğini gidince anlar insan. Ölümün sessiz ama derin çentiğini alabildiğince hisseder geride kalan. Hayat elbisesinin meğerse ne kadar iğreti giyildiğini fark eder. Ona ait bir eşyayı tutarken, giderken bıraktığı parmak izlerine dokunmaya bile kıyamaz.

Ve anlar ki, insan dünyada bir izden ibaret. Vakti gelince ölüm silgisiyle tamamen silinecek bir izden ibaret…

Şükran Sargın

Girit Pirrusu (Piruhi) Veya Peynirli Mantı

Herkesi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Zaten düzenli yazmadığımdan bir de araya tatil girince gerçekten yazmayı özlemişim. Blog yazmak bence çok farklı ve ayrıcalıklı bir durum. Hislerinizi paylaşmak için karşınızda normal şartlarda oluşturamayacağınız bir kitle var. Bu her seferinde insana heyecan veriyor. Üstelik her yazınızın olumlu veya olumsuz geri dönüşünü de alıyorsunuz. Günlük hayatın içinde yaşadığınız ilginçlikleri, güzellikleri veya can sıkıcı hadiseleri, ilk etapta yakınlarınıza anlatmak isteği içinde olursunuz. Blogcu için bu bir an önce yazıya dönüştürmek şeklinde olur. Yani bu uğraşımı seviyorum.

Bu gün hoş bir mantı tarifim var. Piruhi, tortellini, peynirli mantı veya Trabzon ağzıyla gaybanca, Kayseri’de purov mantısı. Mantının hazırlanışı ve sunumu biraz farklılık gösterse de hepsi temelde peynirli mantı. Tat olarak kıymalısına değişmem, ama farklı bir seçenek olarak denenebilir. Ben ilk seferde kayseri usulü ve Girit pirrusunu (piruhi) birlikte yapıp ayrı ayrı servis yaptım. Amacım iki farklı çeşidin tadını bir biriyle kıyaslamaktı. Ancak hangisi daha güzel diye bir karara varamadım. Tarifini vereceğim Girit pirrusunun içinde peynir ve nane kullanılıyor ve üzerine domates salçalı yağ kavrulup dökülüyor.

Malzeme Listesi: ( Hamuru için)

  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı su
  • Yaklaşık 2,5 bardak kadar un
  • 1 çay kaşığı tuz

İç malzemesi:

  • 1 kâse mümkünse sert bir peynir çeşidi
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane

Üzeri için:

  • Tereyağı ve domates salçası

Hazırlanışı:

  • Hamur malzemeleri kullanılarak bilindik mantı hamuru gibi sertçe bir hamur yoğurulup üstü örtülü dinlenmeye bırakılır.
  • Hamur dinlenirken peynir ufalanıp nane ile karıştırılır.
  • 10-15 dak. Dinlenen hamur iki beze yapılarak (ben tek kişi olduğumdan tek beze olarak açınca hamur kuruyor ve kapatmak zorlaşıyor.) böreklik yufkadan az kalın olacak şekilde açılır.
  • Açılan yufka iki parmaklık karelere kesilir ve ortalarına peynirli karışımdan konur.
  • Normal mantının aksine karelerin üçgen olacak şekilde iki uçları birleştirilir. Üçgenin kapatılan ucunun iki kenarındaki kulakçıklar yine kapatılan ucun aksi yönde birleştirilir. ( Teferruatına bakmayın, piruhi diye görsel arama yaparsanız resimlerini görürsünüz.)
  • Hazırlanan mantılar kaynaya suya atılarak yumuşayana kadar pişirilir. ( Piştiğini anlamak için klasik yöntem olan tadına bakma yöntemini kullanın.)
  • Mantılar haşlanana kadar tavada tereyağını kızdırıp sulandırılırmış domates salçasını suyunu çekene kadar kavurun.
  • Sıcak mantıların üzerine salçalı yağı döküp nane serperek servis yapın.

Afiyet olsun…