Kıska Soğanlı Kuzu Yahnisi

Herkesi Allah’ın selamıyla selamlıyorum.  Bir takipçimin jübile yapıp yapmadığımı sormasıyla ben yine kendime geldim ve buradayım.:)

Her ne kadar kendim sağlıklı yaşam diyetine başlamış olsam da aile efradına yemek yapılıyor. Gerçi uyguladığım beslenme düzeninde kesinlikle aç kalmıyorum ve tatlılar haricinde pek de birşeyden mahrum değilim.  Bu yemek  de bir parça tam buğday ekmeği ve ev yapımı yoğurtla benim düzene uygun bir öğün.

Et olarak tercihiniz kuzu veya koyun olursa daha güzel olur.

GEDSC DIGITAL CAMERA

  • Yarım kg. orta yağlı kuşbaşı kuzu eti
  • 1 kase küçük (kıska) soğan (Normal soğanı ikiye veya dörde bölerek de kullanabilirsiniz.)
  • 6-7 tane çeri domates veya 2-3 normal domates.
  • 2-3 tane yeşil biber
  • Tuz, karabiber
  • Eti, soğanı ve doğranmış biberleri baharatlarla karıştırıp düdüklü tencere veya normal iyi kapanan bir tencereye koyun.
  • Üzerine yarım çay batdağı su koyoraka et yumuşayana kada pişirip domatesleri ekleyin.  Düdüklü tencere kullanamyacakasınız tencerenin kapağını çok fazla açmayın. Domatesler  pişince ocağın altını biraz açın ve tenceredeki suyun çekmesini bekleyin. Ocaktan alıp sıcak servis yapın.

Sultan Lokumu

Allah’ın selamı üzerinize olsun. Sosyal olmak bana yaramıyor. Yurtdışındayken  sosyalliğim Net ile sınırlıydı ve sayfama vs. daha çok vakit ayırabiliyordum. Şimdi bu sosyallik sanaldan çıkıp gerçeğe dönüşünce ben işi biraz abarttım galiba. Bunun getirisi olarak uzun zamandır sayfama uğrayamadım. Tabi bunu tek sorumlusu komşularım değil. Son bir aydır bitkisel bir kür uyguluyorum ve son 4. günündeyim. Bu da beni biraz oyaladı. Bu kürden daha uzun uzun bahsedeceğim inşallah. Sadece şunu söyleyeyim ki, doktorların ömür boyu  ilaç, ameliyat vs. dediği birbirinden  farklı bir çok sağlık sorunumdan rabbimin izni ve kulunun vesilesiyle kurtuldum. Tıbba saygım var, ancak modern tıp diyerek üzerimizden kar elde edip bizleri ömür boyu bazı  güya tedavilere mahkum edenlere asla!

Neyse sıhatimdeki hoşluğa yakışır bir tarifim var bu gün. Sultan lokumu deniyor.  Komşum yapmıştı ve yiyen herkes benim gibi tarifini almıştı. Çok basit malzemeler ve yapımı da çok kolay. İrmikli sütlü tatlılara karşı  ön yargım vardı ama sultan lokumu onu giderdi.GEDSC DIGITAL CAMERAMalzemeler:

  • 3 bardak süt
  • 7 yemek kaşığı şeker
  • 7 yemek kaşığı irmik
  • 1 torba kremşanti
  • 1 kase hindistan cevizi

Yapılışı:

Süt, şeker ve irmiği tencereye koyup ocağın üzerine koyun. Karıştırarak koyulaşana kadar pişirin.

Ocaktan alıp ılımaya bırakın ve ılıyınca toz şantiyi ekleyip iyice birbirine yedirin.

Ilıkken elinizle ceviz kadar toplar yapıp yuvarlayın ve hindistan cevizine bulayıp servis tabağına dizin. Soğuk servis yapın.

Afiyet olsun.

Cuma Yazıları / Yavuz Sultan Selim

Tüm Muhammet ümmetinin cuması mübarek ve bereketli olsun.

Yavuz Sultan Selim henüz beş-altı yaşlarında bir çocuktu.Amasya’daki sarayın bahçesinde ok talimi yapıyordu. Yay boyunu aşıyordu ama o bu yaşta attığını vurmaya başlamıştı.Babası Sultan II. Bayezid bir ağacın arkasında onu seyrediyordu. Yavuz son okunu da tam hedefe saplayınca, dayanamadı; saklandığı yerden çıkıp, oğluna sarıldı:

-“Allah gücüne güç katsın oğlum. Ama niçin yalnızsın?” Küçük Selim hayretle:

- “Yalnız değilim ki Sultan babam; Allah her yerdedir!” Aldığı cevap, Bayezid’i şaşırttı ama belli etmedi. Sarayın bahçesi ulu ağaçlarla süslüydü. Ormandan farkı yoktu.

- “Oğulcuğum, tek başına buralarda dolaşma. Düşmanlarımız var. Allah korusun; san bir kötülük etmek isteyebilirler!” Selim duraklardı. Sonra, iki yaşından beri yanından ayırmadığı küçücük kılıcını çekip:

- “Pederim! Bu kılıcı süs için bağlamadık. İcap ederse kendimizi korumasını biliriz. Hem pederimizin korkusundan dünyanın öbür ucundaki düşmanın yüreği titrerken sarayın bahçesine girmeye kim cesaret edebilir?”  II. Bayezid, hayretten donakalmıştı. Onda kimsede olmayan bir şeyler vardı. Vaktinden önce gelişmiş, aklı boyunu aşmıştı. Selim’i, elinden tutup, saraya götürürken; “Hiç şüphem yok. Bu çocuk ilerde ne yapıp edip padişah olacak. Şimdiden ona tahtın yolunu açmalıyım.” Böyle düşündü ya, gün gelip Şehzade Selim, istediğini almasını bildi ve Osmanlı’nın Yavuz Sultan Selim’i oldu…

Fırında Patatesli Köfte

Allah’ın selamı hepimizin üzerine olsun.

Ben et köfteleri konusunda biraz özürlü sayılırım. Antepli olmamdan dolayı mangal kültürünü ciğerlerine çekmiş biri olarak köfte mangalda olmuyorsa benim için çok da bir anlamı olmaz. Ama bunu eşime nasıl anlatayım ki? Adam doğal olarak köfte yemek ister. İnegöl köftesiyle tanışana kadar hiç köfte yapmazdım. Hep aynı köfteyi yemek te bir yere kadar olunca- bulduk da bunuyoruz- ben de yerleşmiş patates köfte katarına katıldım. Siz fırında  köfte deyin, patatesli köfte deyin ismi değişir ama köfte ve patatesin uyumu hep bildiğimiz gibi.

Ribbet collage

Köfte malzemeleri:

  • Yarım kg az az yağlı kıyma
  • 1 baş ince kıyılmış soğan
  • 2 diş kıyılmış sarımsak
  • 2 dilim kadar bayat ekmek
  • Biraz kıyılmış maydanoz
  • Karabiber, pul biber, tuz

Diğer malzemeler:

  • 4-5 orta boy patates
  • 1-2 tatlı kaşığı karışık salça
  • 1 tatlı kaşığı tereyağı
  • Tuz, karabiber

Hazırlanışı:

Patatesleri soyup yıkadıktan sonra elma dilimi gibi dilimleyin. Tuz ve salça, erimiş tereyağıyla patatesler kıpkırmızı olana kadar karıştırın. Fırın tepsisine yayın.

Fırını 180 dereceye ayarlayın.

Köfte malzemelerini karıştırın, ekmeği suya batırıp ufalayın ve baharatlarıyla köfteyi yoğurun.

Bildiğiniz gibi köfteler hazırlayın, hazırlarken ellerinizi suya batırarak işlemi kolaylaştırın. Köfteleri patateslerin üzerine dizin.

Kalan 1 tatlı kaşığı salçayı karabiber ve yarım bardak suyla iyice özdeşleştirin ve tepsideki köftelerin üzerine dökün.

Fırına koyun ve patatesler yumuşayana kadar pişirin. Köfteler kızarınca tersini çevirerek kızartmaya devam edin.

Cuma Yazıları – “Ruhunuza Fatiha Okuyun..!”

Hepimizin cuması mübarek olsun.

Yıllar önce köyün birine bir imam görevlendirilmişti. Gençti ve yeni evliydi. Gayretli ve çalışkandı. İnsanları namazla buluşturmak için çaba sarf eden samimi bir insandı.

Fakat ne kadar çabalasa da köyün erkeklerini, camiye cemaate çekmeyi başaramamıştı. Belki de yazın yoğun dönemi olduğu için cuma haricinde insanlar gitmiyordu.

Kapı kapı dolaştı, olmadı. İslerinde yardımcı olmayı teklif etti, olmadı. Namazın hikmetlerinden bahsetti, yine olmadı…

Bir sabah köy, sala sesiyle uyandı. Herkes merakla kimin öldüğünü soruyor, ama kimse bilmiyordu. Tarlaya , bağa, bahçeye gitmeye hazırlanan köylü, soluğu camide aldı. Herkes imamın salayı bitirip çıkmasını bekliyordu.

Nihayet imam gözüktü. Biri atıldı hemen:

-Hoca kim öldü Allah aşkına? Kimsenin haberi yok, ismini de söylemedin…

O zamana kadar cemaati kapıda göremeyen imam, öfkeyle bağırdı.

Kim olacak? Sizin ruhunuz ölmüş, onun için okudum salayı…Şayet ölmemiş olsaydı, dört aydır buradaydım, sabah namazına bir tek Allah’ın kulu gelip te saf durmadı. Ruhunuza Fatiha okuyun , ruhunuza!  Kimseye bakmadan geçti gitti. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.

Köy halkı bu olaydan sonra çok etkilendi. Sabah namazına da, diğer vakit namazlarına da devam edenler yavaş yavaş çoğaldı.

2012 in review

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Yaklaşık 55.000 turist her yıl Lihtenştayn’ı ziyaret ediyor. Bu blog, 2012 içinde yaklaşık 600.000 kez görüntülendi. Eğer bu Liechtenstein’da olsaydı, bu kadar insanın onu görmesi yaklaşık 11 yıl sürerdi. Blogunuz Avrupa’daki küçük bir ülkeden daha çok ziyaret edildi!

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Tatiiiil…

Herkesi Allah’ın güzel selamı ile selamlıyorum. Çook çalıştım tatili hakettim, demeyeceğim ama mevsim dolayısıyla ben de ara vereceğim. Ama yorumları ve sayfamı sık sık kontrol edeceğimden yine buralarda sayılırım.

Herkese hayırlı vakitler dilerim…

Antep Mutfağından Ciğer Kavurması

Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun. Maaile hastalıklı bir haftayı sağlığımıza dönerek atlattık çok şükür. Kış giderken bir çoğumuza “nanik” yaparak gidiyor.:) Hastalıklar da olsa baharın kokusu bile insanı neşelendirmeye yetiyor. Ben bu bahar daha bir farklı hissediyorum. Daha bir mutluyum. Nedenini anlamak zor değil, yıllardan sonra vatanımda soluduğum ilk bahar havası. Meğer Türkiye de bahar ne kadar farklıymış. Ne kadar güzelmiş. Etrafta yeşerdiğini gördüğüm her bitki beni çocukluğuma götürüyor, yeni yeni, yeniden uyanmayı fark ettiriyor. Yolda yürürken, bir bakışta nice kareleri hatırlayıp, yaşayıp öyle yürüyorum. Hep baharın coşkusundan bahsedilir ya, ben galiba ilk kez bu coşkuyu farkına vararak yaşıyorum.

Olumsuzluklara moralimi bozmadan, eskiyle yeniyi kıyaslamadan… Olumsuzluk, malum buralarda gözüme batanlar, beni deli edenler, cinnet geçirenlere hak vermelerim olarak değişik kategorilere ayrılıyor.:) Maalesef vatan insanının, en ahlaklı toplumlardan biriyken nasıl bir değişim geçirerek bu hale geldiklerini düşünüp duruyorum. Burada aklıma sevgili Ayber ablamın, ilimden bir damla olarak algıladığım sohbetleri geliyor. Her şey bir sebep dahilinde ve “O”’nun izniyle yaratılıyor. Mazlumun ders alması, şükretmesi, düşünmesi gibi bilmediğimiz bir çok sebepten, zalim tarafından zulüm görmesi… Bir tarafın -rabbimin o kişinin kalbini bizden daha işi bilmesinden dolayı- hak ettiği cehennem gayyalarına sürüklenirken, diğerinin yine hakkettiğinden dolayı cennet bahçelerine yükseltmesi. Sırrını anlamaya aklımızın yetmeyeceği sebepler, sebepler, sebepler… Ve o sebepleri gerçek maktul sanan bizler…

Bu arada bazı insanların Almanya’dan kesin dönüşümle ilgili pişmanlık duyduğum gibi alakasız zanlara kapıldıkları kulağıma geliyor. Ben buna şöyle cevap vereyim: Bana Almaya’da çook lüks, havuzlu vs. bir ev verseler, üzerine hesabıma milyarlar yatırsalar, üzerine de on bin eu. maaş bağlasalar dahi ben oralara dönmek istemem! Burada duyduğum her ezanı öyle içime çekerek dinliyorum ki, bunu dünyalara değişmem.

Yemek, tabi ya yemek, benim tarif yayınlamam gerekiyordu.:) Bizim ev de ciğer kavurması yapılınca en çok ağabeyim sevinirdi, zira tüm erkekler gibi et yemeklerine çok düşkündü. Hem Doğal olarak Antep’te her erkek gibi yemeği sadece yemekle kalmaz, yapımını da yakından takip ederdi. Anneme ısrarla ciğeri et makinesinde çektirip o şekilde kavurmasını söylerdi. Bu şekli Antep kebapçılarında nohut dürümüyle yarışan, Antep’linin olmazsa olmazı ciğer dürümüdür. Yani abartmıyorum ama Antep de erkekler için ciğer dürümü, sadece bir öğünden, hazır yemekten, kısacası bir dürümden çok başka şey demektir. Annem de mutlaka kendi bildiği usul olan bıçakla kıydığı haliyle pişirirdi. Hatta ağabeyimin bir gün ciğeri kıyma yaptırıp da pişirdiğini ya da pişirttiğini hatırlıyorum. Ağabeyim hala yemeklerin yapımıyla yakından ilgilidir ve yeni tatlar keşfetme arayışında yoluna devam ediyor.

Ciğer kavurmasının aslında mutlaka kuyruk yağı kullanılır. Doğal bir yağ olduğundan dozunu kaçırmadıkça hem faydalı, hem sağlıklı. Hem de bazı yemek ve kebaplarda kullanmak şarttır. Ancak bulamaz iseniz sıvı yağ kullanın. Ben ciğerleri normalde doğranması gerekenden biraz daha iri doğradım, eşim dişine geleni sever. Aslı ya makinede çekilir ya da minik minik kıyılır.

Malzemeler:

  • 300 gr. akciğer
  • 200 gr. karaciğer
  • 100gr. ince çekilmiş kuyruk yağı ( Bulamaysanız sıvı yağ kullanın.)
  • 3-4 tane kuru soğan
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • Karabiber, tuz
  • Yanında mutlaka soğan, maydanoz ve limonla hazırlanmış piyaz ve mutlaka ayran

Yapılışı:

  • Ciğerleri ayrı olarak küçük küçük doğrayın.
  • Kuyruk yağını tencereye koyup eritin ve önce akciğeri tencereye ilave edip kavurmaya başlayın.
  • Akciğeri bir süre kavurduktan sonra karaciğeri ekleyip kavurmaya devam edin.
  • Diğer tarafta soğanları iri iri piyazlık gibi kıyın.
  • Rengi iyice dönen ve yarı pişen ciğerlerin üzerine soğanları atın ve karıştırın.
  • Salça, biberler ve tuzunu katarak soğan yumuşayana kadar kavurun.
  • Servisini ev de hazırlayacağınız lavaş arasında piyaz ve ayranla yapın.

Afiyet olsun…

Annemin Balık Terbiyesiyle Palamut Kızartması

Herkesi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Havalar soğumadı, soğumadı derken bir çok yerde sıcaklılar mevsim normallerine döndü. Buralarda da lapa lapa yağan karları görünce ve de o rahmete duyulan ihtiyacı göz önüne alınca içimize hoş bir ferahlık verdi. Elbette bu hava şartlarından olumsuz etkilenecek insanlara rabbim acil yardımını ulaştırsın demeden de geçemiyorum.

Bu gün kış sofralarının vazgeçilmezi balık tarifi vereceğim inşallah. Bu tarif rahmetli annemin istisnasız her balık yaptığımızda uyguladığı, adeta onunla özdeşleşmiş bir terbiye çeşidi. Ona göre, ki ben de aynı görüşteyim, balığın ağır kokusunu ve tadını hafifletirdi. Bu terbiyeyi her balık için uygulayabilirsiniz, yanlış somonda hiç denemedim.  Ben tarifimde palamut kullandım. Annem daha çok istavrit kullanırdı. Zaten eskilerde Antep’de istavrit ve hamsiden başka balık çeşidi de pek bulunmazdı. Neyse şimdi sağlıklı sağlıksız bir çok gıda seçeneğiyle karşı karşıya olan bizler bulduğumuzla yetinmenin adını unuttuk ve bulduklarımızın arasından seçim yapma lüksüyle(!) mücadele ediyoruz. Tabi bu seçeneklerin doğru kullanılmadığında çoğu zaman sağlığımızı ne denli olumsuz etkilediği gerçeğini bilmeden. Dün gece okuduğum bir hadisi şerifi de burada paylaşmak istiyorum:

Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır”..

Malzemeler:

  • 1 kg. istedğiniz bir balık türü
  • 1 tane limon
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı ( dolu olmasın) karışık salça
  • Tuz, karabiber
  • Kızartmak için zeytinyağı ve un
  • Yanına olmaz ise olmazı bol soğanlı yeşil salata

Mümkünse bir gün önceden terbiyeyi hazırlayıp balığı bu terbiyede bekletin.

Yapılışı:

  • Limonun kabuklarını soyun ve yemeklik soğandan daha irice doğrayıp karıştırma kabınıza koyun.
  • Sarımsakları da halka halka doğrayıp diğer malzemelerle kabınıza ilave edip bir iki kaşık su ekleyerek karıştırın.
  • Ayıklanıp yıkanmış balıkları terbiye kabına koyun ve balığın her tarafının hazırladığınız terbiyeye bulanmasını sağlayın. İçi dışı terbiyeye bulansın.
  • En azı bir kaç saat bu terbiye içinde buzdolabında bekletin.
  • Zeytin yağını kızdırın ve balıkları üzerine yapışan  terbiye malzemesini temizlemden una bulayın ve arkalı önlü kızartın.
  • Servisi bildiğiniz gibi, afiyet olsun…

Malatya Mutfağından Yumurtalı Yumru Köfte

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi tüm inanların üzerine olsun. Yine aradan planlanandan çok daha uzun bir süre geçti ve ben tekrar sizlere iki kelam etme fırsatını kendime verdim.  Kendime verdim diyorum zira ortada beni engelleyecek çok şükür hiç bir durum yok. Sanırım benim koltuk tek karpuzluk, bir kaç karpuz koymaya çalışınca bir şeyler aksıyor. İşin şakası bir tarafa inşallah geçici bir durum diyerek üzerinde durmuyorum.

Memlekete dönüşümle ilgili açtığım veya bana özel kalan yorumlarınız ve e postalarınız oluyor ve herkes uyum konusunu soruyor. Onlara tek tek cevap vermeye çalışsam da buradan da halet-i ruhiyemi merak edenler için bir iki satır yazayım. Elhamdülillah bazı olumsuz düşünenlerin aksine Türkiye de yaşamaktan çok mutluyuz. Topraklarından sökülen bir bitki başka topraklarda da kök salıp yaşayabiliyor olması kimseyi düşündürmez, ama sanki doğuştan Avrupa’lı doğmuşuz da oralar her açıdan istisnasız refah beldeleri gibi algılanıp,  kimse gurbettekilerin halini sormaz. Yani biz de kendi topraklarımıza döndük, bunda neden uyum sorunu yaşayalım? Çok daha rahat, çok daha huzurlu bir ortam. Evet memleketimin insan kaynaklı bazı sıkıntılı durumları olabiliyor – aldatmayı zanaat edinmiş pazar ve sair esnaf gibi- ancak biraz daha tanıdıkça size mal satanların değil de siz kendi akıl ve iradenizle karar vermeyi öğreniyorsunuz. Tabi dürüst esnafı tenzih ederim.

Ben yurt dışına ilk gittiğimde aylarca hatta yıllarca uyum sorunu yaşadım ve kendi kapalı kapılarımın ardı hariç hiç rahat olamadım. Benim gibi bir çok arkadaşım da aynı sıkıntılı ve uzun süreci geçirdi. Çoğumuz uzun depresyonlar, takıntılar vs. gibi  psikolojik sıkıntılar yaşadık. Destek alma imkanı bulanlar terapi gördü. Yani asıl uyum sorunu gurbetçilere sorulmalı. Sonuç olarak ortada siz ne yaparsanız yapın, kendiniz olduğunuz sürece sizi kabul edip onaylamayacak, fakat bu hissiyatını eline geçen en ufak fırsatta bile sinsice dışarı vuran bir toplum var. Ya onlar gibi sınırsız olup özünüzden kopacaksınız, ya da siz  “yabancı” olarak kara kafalı kakalaklar (böcek) olarak ne kadar başarılı olsanız da size bir kulp takıp bir yafta yapıştırıp önünüze olmadık engeller çıkaracaklar. Ağırbaşlı çocukların sorunlu sayıldığı bir toplumdan bahsediyoruz. Yani ben kendime döndüm ve her gün bu kararım için şükrediyorum. Rabbim imkanı olup da cesareti olmayan herkesin yolunu hayra açsın.

Yöresel yemekler her daim iştahımı açıp daha çok ilgimi çeken yemekler. Özellikle bulgurlu köfteler Antep mutfağındaki çeşitliliği kadar Malatya gibi şehirlerin mutfaklarında da büyük yer almakta, hatta Malatya mutfağında 130 çeşit köfte olduğunu da yine arkadaşım Cahide’denin yazısında okudum. Bu gün Malatya’nın yumurtalı yumru köftesinin tarifini paylaşacağım. Tarifin malzemelerini arkadaşımdan aynen yazıyorum.

Malzemeler: ( Köfte İçin)

  • 2 su bardağı köftelik bulgur(ince)
  • 1.5 su bardağı su (ıslatmak için)
  • 5 yemek kaşığı un
  • 1 bardaktan bir parmak eksik su (yoğururken kullanılacak)
  • 1.5 tatlı kaşığı tuz

Kavurma Malzemeleri:

  • 4 yumurta
  • 4-5 diş sarımsak
  • Tereyağı ve zeytinyağı
  • Karabiber

Yapılışı:

  • Bulguru ılık suyla ıslatıp şişene kadar bekletin.
  • Kabaran bulgurun üzerine un, tuz ve su yardımıyla macun gibi yoğurun ki, bu zaten zor olmayacaktır.
  • Köftenizden fındık iriliğinde parçalar koparın ve Cahide’nin de yazdığı gibi orta parmağınız ve avucunuz arasında sıkıştırarak kuru bakla çekirdeği şekline benzeyen bir şek,il verin.
  • Tüm köftelerin şekil verme işlemi bitince kaynattığınız tuzlu suda köfteler yumuşayana kadar pişirin.
  • Köfteleri süzeğe alın ve tereyağını ve zeytinyağını kızdırıp yumurtaları kavurun.
  • Yumurtalar kendini toparlamaya başlayınca kıyılmış sarımsakları ilave edip ardından köfteleri katın ve birkaç dak. Köftelerle birlikte kavurun.
  • Sıcak servis yapın ve üzerine karabiber ve pul biber serpin.

Ayrıca benim tavsiyem yoğurtla servis edilmesidir.

Antep Gezisi…

 Tüm dost ve takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Dışarıda güneşli güzel bir hava var insan ev de olmak istemiyor. Şu na da 21 güncük olan askerli vazifesi için vatan da olan eşim halinden şikayet ederken “Dışarısı güzel içerisi kötü! Dışarısı güzel içerisi kötü” deyip duruyordu.:)) yani dışarı her bakımdan güzel.

Antep yemekleri sayfası olarak çook eksiklerimin olduğunu fark ettikçe harekete geçmeliyim deyip harekete geçeceğime oturmayı tercih ediyorum. Ama bu tembelliğin bu durgunluğun bir sebebi var. Şimdi açıklamayacağım ve inşallah yakında vereceğim hoş bir sürprizim var. Bu sürpriz bir tarafa elimde miadını doldurmak üzere olan  Antep resimlerini artık sizinle paylaşmalıyım. Geçen yıl çekilen bu resimlere her baktıkça üzerimde bir dağ varmış gibi ağırlığını hissettim. Nedeniyse resimlerle birlikte yazacağım iki satır yazıyı acep nasıl yazsam düşüncesiydi. İnşallah bölüm bölüm Antep’in bazı güzel mekanlarını tanıtarak size oraların havasını koklatmaya çalışacağım.

Burası görüntüden de anlaşılacağı üzere G.Antep kalesi. Ancak size göstermek istedeğim sadece kalenin dış görüntüsü değil…Gaziantep Büyükşehir beldiyesi tarafından açılan Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi. Bu güne kadar Antep kalesi atıl bir şekilde adeta halktan saklanmıştı. Ancak artık Antep ehil ellerde görünüyor.

Kalenin kapısına bu yükseklikten ve yol boyunca dikilen heykelleri geçerek varıyorsunuz. Hoş heykelleri çok sevmedim ama sunulan bu güzellikler karşısında o kadarına da razı oluyor insan.

Kalenin içinde hazırlanan galeri de  62 adet heykel, 37 adet yüksek kabartma rölyef, 13 adet büst, 130 adet portre, haritalar, krokiler ve bilgi panoları ile muhteşem bir tarihi anlatım yapılmış. Sık sık yerleştirilmiş ekranlarda Antep kurtuluşunu anlatan belegeseller gösteriliyor.

Bir savaş verilmiş, canlar, nice canlar yitirilmiş ancak bu kahramanlık gereğince sonraki nesillere aktarılmamış. Okul kitaplarındaki kısacık bahislerden başka kendimizden bihaber büyüdük. Oysa gerçekten bu direnişi öğrenen herkes gibi, biz de sıkıntı ve yokluk içinde imkansızlıklarla ama dimdik bir duruşla verilen mücadeleyi öğrendiğimizde göz yaşlarımızı tutamadık.

-

Antep den kalasikleşmiş bir görüntü, şerbetçilerimiz… Harika tadıyla tepemizdeki 30-40° lik sıcakta buz gibi meyan şerbeti… Olsada içsek…

Fasulyeli Nohutlu Dövme Çorbası

Tüm dost ve takipçileri Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Biraz hastalık biraz yorgunluk derken kendimi bilgisayarın başına biraz zorda olsa atabildim. Daha önce de bahsetmiştim bir yılı aşkındır her sabah ve her akşam bir bardak suya elme sirkesi katıp içiyorum ve bu zaman zarfında elhamdülillah grip vs. yanımdan bile geçmedi. Son iki haftadır o veya bu sebepten ihmal etmiştim ki, boğazımdaki yanmayla kendime geldim. Bundan sonra aksatmamlı artık bir köşeye yazmalı…

Yaklaşık iki ay önce küçük bir ev kazası geçirmiştim ve ayağımda hafif bir morluk ve ağrıyla altlattığımı düşünüyordum. Bir süre sonra morluk yerini sertliğe ve bıraktı ve çok hafif ağrılı ve hafif ateşli bir kitleye dönüştü. Aradan iki hafta geçtiğinde normal olmayan birşeyler olduğunu fark ettim ama ihmalkarlığımdan doktora gitmedim. Ev doktorunda rutin kan testini yaptırdığımda kanımda yüksek miktarda iltihap çıkınca anladık ki, o kitle iltihaplı olabilir… Tabi antibiotik aldım ama ona rağmen ağrısı daha hafiflesede sertlik kaybolmadı. Geçen hafta ayağımı göstermek için cerraha gidince durumu öğrendik…doktor kemiğin üzerinde kan toplandığını yarsalarda alamayacaklarını bu yüzden bir çeşit fizik tedavi uygulayacaklarını söyledi ve beş günkük terapiye başladık. Yani zamandan mıdır, mekandan mıdır bilmem ama vücutlarımız eski vücutlar gibi değil sanki daha bir hastalıklara açık, daha bir kırılgan olmuş. Benim kibi morluk deyip geçmeyin ve takibini iyi yapın.

Sağlık durumumuzdan kısacık bahsedip asli konumuz olan yemeğe geçelim. Benim için yöresel tatların yeri hep başkadır. O tatları yerinde yemeyi çook isterdim ancak bu pek mümkün olmayacağından cağ kebabı gibi baş döndürücü tatları yerinde ziyaret edebileceğimiz zamanlara bırakıp tarifimizden bahsedeyim. Yine yemeğimizin adresi Cahide arkadaşım. Fasulyeli nohutlu döğme çorbası…benimki biraz koyuca oldu ama siz daha sulu yaparsanız.Tam olarak nereye ait olduğundan bahsetmemiş ama Doğulu olduğunu yazmış. Biz tadını çok beğendik… Et, tahıl, baklagiller ne arasınız var. Yapanlara afiyet olsun deyip tarifi veriyorum:

Yapılışı:

  • 3-4 parça kemikli et (Olmasa da olurmuş)
  • Yarım bardak dövme (yarma)
  • 1 çay bardağı nohut
  • 1 çay bardağı kuru fasulye
  • 1 baş soğan
  • Biraz yağ
  • 1 yemek kaşığından az salça, tuz, karabiber

Yapılışı:

  •  Dövme, fasulye ve nohudu bir gece önceden ıslayın.
  • Ertesi gün sularını süzüp etle birlikte üzerini dört parmak geçecek kadar suyla ocağa koyun pişmeye bırakın.
  • Diğer tarafta soğanı kıyıp yağda kavrun ve salçasını da katıp salçanın kokusu çıkana kadar çevirip pişmeye yakın tencereye ilave edin.
  • Bahartlarında katarak tamamane yumuşayana kadar pişirin. Su miktarını az gelirse kendiniz ayarlayın.

Tavuklu Çökertme Kebabı

Bedenen yorgun olsam da dışarıdaki hava zihnime ve ruhuma başka bir huzur ve sevinç veriyor. Birkaç hafta önce kayın validem ve kayın pederim Türkiye’den geldiler ve bir süre de bizde kaldıklarından yeni tarifler ekleyemedim. İnşallah bundan sonra düzenli olarak devam edeceğim.

Bu güzel gün de nefis bir Bodrum yemeğiyle burada tam karşınızdayım.:) Yemeğimiz: “Çökertmeden çıktım da Halil’im.” değil tabi Bodrum’lu olanlar anlamıştır çökerteme kebabı. Bazen espirikli biri olduğumu düşünüyorum, öyle miyim neyim.:) Dışarıda güneş var ya mutlu olduk, siz anladınız durumu…

Çökertme kebabının aslı kırmızı etle yapılıyor. Yöresel yemek tarifleri verirken aslını bozmamak adına epey araştırma yaparım. Çökertme kebabını da araştırdım ve aslı et le yapılsa da tavukla hazırlandığı tariflere de rastladım. Tavuklu tarif Bodrum da da yapılır mı, yoksa hanımların kendi geliştirdikleri tarif mi bilmiyorum, bilen varsa düzeltmeye açığım.

Kısacası kızarmış patatesin, tavuğun ve yoğurdun uyumunu damak tadına düşkün olanlar tahmin edebilir. Yöresel yemeklere düşkün biri olarak bu güzel yemek nasıl gözümden kaçmış anlamadım. Bundan sonra daha sık yapacağım inşallah.

Not: Kırmızı etle hazırlanırken terbiyesine rendelenmiş soğan da katılıyor.

Malzemeler:

  • 350-400 gr uzun şeritler halinde veya istediğiniz gibi doğranmış tavuk eti
  • 4 tane patates
  • 1 çorba kasesi sarımsaklı yoğurt
  • Sıvı yağ
  • Yarım bardak süt
  • Karabiber, kimyon, tuz, pul biber

Yapılışı:

  • Tavuk etini etini süt, iki kaşık sıvı yağ, ve baharatlarla karıştırıp mümkünse bir gün önceden terbiyede bırakın. Vaktiniz yoksa bir iki saat de olur.
  • Terbiye de beklemiş eti tavaya koyup bir iki kaşık yağ ilavesiyle kızarmaya bırakın.
  • Diğer tarafta patatesleri iri rendeyle rendeleyip bol yağda kızartın. Bu tür kızartma istemiyorsanız, çubuk doğrayarak da kızartabilirsiniz.
  • Kızaran patatesleri servis tabaklarına alıp üzerine sarımsaklı yoğurdu yayın.
  • Pişen tavuk parçalarını da yoğurdun üzerine dizdikten sonra pul biberle süsleyip sıcak servis yapın.

Özellikle çocuklar çok seviyor.

İstiridye (Kayın) Mantarı Kavurması ve Bulgur Pilavı

Allah’ın selamı ona kul olanların üzerine olsun… Arayı epey açtım ama sorun bakalım niye yaptım.:) Hafta sonu yatılı misafirlerim vardı, sonrası biraz rahatsızlandım yani sorsanız da çok mühim bir durum yok. Bir ara nette “ Karımı öldürdüm ama sorun bakalım niye yaptım!” diye bir yazı dolanıyordu. O kadar gülmüştüm ki, o günden beri yeri geldikçe bu sözü kullanırım. Bir ara arama motorlarından araştırıp bulursanız eminim okumayan varsa çook gülünecek, bir yazı.

Bu gün, benim çoook sevdiğim nefis bir mantar yemeğini anlatacağım. Zaman zaman 7,99 eu ya çıkan fiyatına kızıp almak istemesem de en sık yaptığım mantar yemeği. Özellikle mantarı kavururken gelen kızarmış et kokusu sanki sofra da sizi bekleyen ziyafetten haber veriyor. Yemek dediysem öyle kelli felli uğraştırıcı bir yemek değil. Ben bu tür sade tadını beğendiğim malzemelere ekler yapmayı sevmiyorum, sadece tuz ve karabiberle lezzetini sabitliyorum, gerisi malzemenin kendi lezzeti.

Buralarda austernpilz olarak bilinen istiridye ya da diğer adıyla kayın mantarı. Tadının ete benzemesi en büyük özelliklerinden biri. Hatta o kadar ki işkembe çorbasında bile işkembe yerine kullanılıyor. Görüntü olarak da işkembe çorbasında ayırt etmemek pek mümkün değil zaten. Galeta ununa batırıp kızartanı da var, güveç yapanı da, hatta böreği bile yapılıyor. Ülkemizde bildiğim kadar Karadeniz’de doğal olarak yetişiyor ama kültür olarak da üretimi yapıldığından pazarlarda bulmakta zorlanmazsınız. Dedim ya er gibi bir çok değişik usul ve malzemeyle birlikte nefis yemekler hazırlayabilirsiniz.

 

Malzemeler:

  • 500 gr. istiridye (kayın) mantarı
  • 2-3 kaşık zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Geniş ve mümkünse yapışmayan bir tavaya yağını koyun ve ısınınca yıkanıp kuruladığınız ve istediğiniz büyüklükte doğradığınız mantarları tavaya koyun ve harlı ateş de güzelce kızartın.
  • En son baharatlarını atıp ocaktan alın. Bulgur pilavıyla sıcak servis yapın.

Bulgur pilavı için:

  • 1 bardak bulgur
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça ( Koyu kıvamlı olmalı yoksa miktarı çoğaltın.)
  • Zeytinyağı ve tereyağı karışımı
  • Tuz, karabiber, pul biber

Yapılışı:

  • Yağı kızdırıp salçayı ve kokusu gelene kadar orta ateşte kavurun ve pul biberi katıp bir ki çevirin.
  • Üzerine 2 bardak su koyarak bir iki taşım kaynatın.
  • Yıkanmış bulguru ve baharatlarını katarak kaynara çıkınca altını iyice kısıp kapağını kapatın.
  • Bulgur suyunu çekince ocaktan alıp demlenmeye bırakın.

Cuma Yazıları / “Araplar Bizi Arkadan Vurmuş Mu?”

Hepimizin cuması mübarek olsun…

Ben oldum oluşu Arapları severim… belki  büyüdüğüm coğrafyadan yani Antep’ li olmamdan, belki sevip sevmeyeceklerimizin günlük hayat icinde  zihnimize işlenmesinden… Hiç sevmesem bile Efendimizin, sultanımızın, önderimizin ırkı olduğu için severim…

Allah  Yavuz Bahadıroğlu,  Kadir Mısıroğlu gibi aydın tarihçilerden razı olsun ki, onların sayesinde bir takımları gibi kökümüzden nefret edip dindaşlarımızla alakalı yalan yanlış inançlarımız olmuyor.

Hayır vurmadı! Buna rağmen Başöğretmenim Hikmet Bey sık sık şunu tekrarlardı: “Araplar ve diğer Müslümanlar, I. Dünya Savaşı’nda bizi sattı…”Sözlerini de şöyle bitirdi: “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.”

Gerçek şu ki, Osmanlı’ya karşı toptan bir Arap ayaklanması yoktur. Sadece Mekke Şerifi Hüseyin’in önderliğinde (İngilizler ona Arap imparatorluğu sözü vermişlerdi), birkaç bedevi kabile ayaklanmış, tanınmış Arap kabilelerinin çoğu Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla Hilâfet’e bağlı kalmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Mekke Şerifi Hüseyin “Arap imparatorluğu” vaad eden İngilizlerle anlaşmış Osmanlı’ya karşı isyan etmiş, bir bakıma arkadan vurmuştur.Ancak Şerif Hüseyin tüm Arapların temsilcisi değildir. O bir istisnadır.

              Mesela Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini “arkadan vuran” herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul’a yani Osmanlı’ya sadık kalmıştır… Arabistan Yarımadası’nın Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.

      Araplara söylenenler ise bunun tam tersiydi: “Türkler sizi yüzyıllar boyu sömürdü” diyorlardı.

Hâlbuki ikisi de doğru değil: Ne Araplar Türkleri arkadan vurdu, ne Türkler Arapları sömürdü. Bu sadece bir İngiliz propagandasıydı. İngilizler petrol yataklarına hâkim olmak için hazırladıkları plânın gereği olarak Osmanlı Devleti’ni parçalamak istiyorlardı. Bunun için de Arapları ayaklandırmaları gerekiyordu. Şerif Hüseyin’i plânlarının piyonu olarak kullandılar.

          Sözün burasında bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum: Araplar arasında ayrılıkçı milliyetçiliği Müslüman Araplar değil, Hristiyan Araplar başlatmıştır.  Müslüman Arapların çoğu “Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı.” (Prof. Dr. Kemal Karpat).

Gerçek bu merkezde olmasına rağmen, Avrupa’nın büyük emperyalist ülkeleri, Papalık ve enternasyonal Siyonizm’in çabalarıyla etkili bir karalama kampanyası açıldı ve maalesef başarıya ulaştı. Araplar hafızamızda “hain” olarak, biz Arapların hafızasında “emperyalist” olarak damgalandık. Bu kara damga zamanla etkisini artırdı: İngiliz siyasetinin kendilerine “ikram” ettiği bölgelerde, kimi “kral”, kimi “emir”, kimi “sultan”, kimi de “başkan” unvanlarıyla hüküm süren diktatörlerle buna paralel olarak Türkiye’de hüküm süren “Şeflik rejimi”, kendi menfaatleri ekseninde Türk-Arap düşmanlığını körüklediler…

Sonunda iş Sayın Başbakan’ın yakındığı noktaya geldi: Kimi bilinçli, kimi bilinçsiz, köpeklerine “Arap” ismi veren Türkler türedi… “Ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri”, “Arap saçı gibi karışık”, “Yalanım varsa Arap olayım”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” şeklindeki sözler de aynı düşüncenin mirasıdır. Daha da ileri gidilip Türk-Arap düşmanlığı karşılıklı olarak ders kitaplarına işlendi.

Yavuz Bahadıroğlu

Karnabahar Köftesi

Kızartmalarla aranız nasıl? Türk mutfağı gibi bir mutfağa sahip olup da yağda kızaran bilumum sebze, et, hamur kızartmalarına hayır diyen çok az olmalı. Mutfakta keşfettiğim yağ eşittir lezzet olayı maalesef bir çok yemek için geçerli. Dolmanın yağlısı, hamur işinin yağlısı ve kızartmalar… Damakta tat bırakırken vücutta da iz bırakma olasılığı… Ancak sınırı bir teraziyle belirlersek kendimizi kontrol etmekte daha başarılı oluruz. Terazimiz sünnet-i seniyyeler… yani midenin üçte biri yemek için, üçte biri su için, üçte biri nefes almak için…

Bu girişten sonra okkalı yağ içeriği yüksek bir tarif gelsin bari.:) Tarifini kötülemek gibi oldu ama iyisini de kötüsünü de söylemek gerek. Karnabahar köftesi karnabaharın en güzel hali gibi. Gerçi ben haşlandıktan sonraki atıştırdığım halini hiçbir şeye değişmeme ama, yemek olarak düşünürsek nefis bir yemek. Ekmek arasında üzerine biraz limon ve pul biberle damağınızda tat bırakacak.

Tarifi ruh ikizim Cahide arkadaşıma ait, kendi geliştirmesiymiş…

 

Malzemeler:

  • Yarım baş karnabahar
  • 1 çay bardağı pirinç
  • 1 soğan
  • 1 yumurta
  • 5-6 kaşık un
  • Maydanoz
  • Kimyon, yenibahar
  • Tuz, karabiber, pul biber
  • Kızartmak için zeytinyağı
  • Servis için limon

Yapılışı:

  • Pirinci üzerini 2-3 parmak geçecek suyla pişirin.
  • Pirinçler tam açılınca varsa suyunu süzüp bir kenara alın.
  • Karnabaharı çiçeklere ayırıp tuzlu suda yumuşayana kadar haşlayın.
  • Yumuşamış karnabaharı çatalla iyice ezin ve pirinç, ince kıyılmış maydanoz, soğan ve diğer malzemeleri katarak karıştırın.
  • Karışımdan kaşık yardımıyla parçalar alıp kızgın zağın içine bırakın ve kaşığın arkasıyla düzelterek yuvarlak şekil verin.
  • Kağıt üzerine çıkarıp limon ve pul biberle sıcak servis yapın.

 

Servis önerisi kesinlikle bol köpüklü ayran.

Etli Nohut Yahnisi

Allah’ın selamı tüm dost ve takipçilerimin üzerine olsun… Lavantin Antep yemekleri henüz mini minicik bir bebek iken ben günlük birkaç tarif yayınlardım. Genellikle sağlamcı biri olduğumdan yola azıksız çıkmam ve blog yapmaya başlamadan epey çekilmiş resim ve tarifim vardı. Her gün gayretle yeni denemeler yaparak bir ay da 30 un üstünde tarif yayınlardım, hey gidi günler… Şimdi haftada bir tarif…yüzü eskimesin diye tv. Çıkmayan meşhurlar gibi.:) Ama olsun efendimiz ibadetlerinde çok ama düzensiz olanından ziyade az ama devamlı yapılanını severmiş. Ben de az tarif versem de inşallah nete kök salmış durumdayım, bir yere gideceğim yok. Tabi Allah ömür ve devam edecek sıhhat verdiği sürece…

Nohut yahnisini çoğumuz biliriz ama körili olanı sanırım pek bilen yoktur. Zira acaba? Diye denenip tutturulmuş bir lezzet. Yıllardır körisiz hiç yapmam ve soğanıyla birlikte bir diş de sarımsağı iyice kavurarak farklı bir lezzet katarım. Nohut yahnisini seviyorsanız mutlaka denemenizi tavsiye ederim, yoksa hatırım kalır.:)

Malzemeler:

  • 250 gr. Kuşbaşı et
  • 1 bardak kuru nohut
  • 1 tane kuru soğan
  • 1 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • 1 çay kaşığı köri
  • Etin yağına göre margarin hariç herhangi bir yağ
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Nohudu geceden ıslayın.
  • Ertesi gün eti kavurup yemeklik doğranmış soğanı ilave edin.
  • Soğanlar ölünce doğradığınız sarımsağı tencereye atıp kavurmaya devam edin ve köriyi de ekleyin.
  • Sarımsak ve körinin kavruk kokusu gelince salçayı katıp bir iki daha çevirin.
  • Tencereye ıslanmış nohudu ve nohudun üzerini iki parmak geçecek kadar su ve tuz koyarak düdüklü tencerede nohut yumuşayana kadar pişirin.
  • Pişince karabiberle tatlandırıp limonla servis yapın.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları / Unuttuğumuz Hacamat…

Birkaç gün öncesine kadar hacamat kelimesi hafızamda çocukluğumdan kalan çağrışımlardan başka bir şey ifade etmiyordu. Taki yorumcu olarak tanıdığım sevgili Ayber abla ile bu konu hakkında konuşana kadar. Sağ olsun o beni bu konuyu araştırmaya teşvik etti ve kendi bilgilerini de benimle paylaştı. Meğerse ne muhteşem bir şeymiş bu hacamat! Hakkında bunca hadisi şerif bulunan bir tedavi yöntemi hakkında bu kadar az şey biliyor olmamdan dolayı ben kendimi çok kınadım. Ama bu unutma tabi ki sadece benim hatam olmazdı. Bu bize kasıtlı olarak unutturulmaya çalışılan sünneti seniyelerdendi.

Çocukken annemin babama yaptığını çok net hatırlıyorum. Ben eskilerin devam ettiği alışkanlık vs. nin mutlaka bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Yani kökümü elhamdülillah inkar etmem. Bu düşüncelerle hacamat hakkında edindiğim bilgileri özet olarak sizlerle paylaşmak istedim. Hatta nasip olursa bu işi öğrenmeyi ve devam etmeyi düşünüyorum.

Efendim önce şunu belirtmeliyim ki, hacamat çoğumuza çook uzak gibi gelse de özellikle Arap ülkeleri olmak üzere Almanya, Kanada, Çin, Malezya’dan, Avustralya’ya dünya da yaygın olarak kullanılan alternatif bir tedavi metodu.

Hacamat hakkında hadisler bakın ne diyor?:

Ey Muhammed kan aldırmaya (hacamata) devam et ve ümmetine de bunu emret” (Tirmizi Tibb 12, Ibn Mace Tibb 20 Müsnet I, 354)

“Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.”

“Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.”

Hayber’de zehirli koyun etinden zehirlendiği zaman, Cebrail (a.s) kendisine, hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir. Ibn Ömer (r.a) söyle buyurdu: “Ben, Rasûlullah (s.a.v)’den su buyruğu işittim:

“Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak akli ve hifzetme (ezberleme) gücünü arttırır.” (2) Yine bir Hadis-i şeriflerinde:

“Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.” buyurmuştur.

Hacamat efendimizin hem tavsiye ettiği hem de devam ettiği sünnetlerden. Hacamat  belli hastalıkların tedavisinden çok vücuttaki fazla kanın alınmasında kullanılan bir tedavi. Bu kanın vücutta bir çok rahatsızlığa sebep olduğununda da burada altını çizmek lazım. Hacamatla alınan bu kan temiz kan olmayıp bilakis vücuda zarar veren kirli kandır. Ve bu kanın vücuttan uzaklaştırılmasıyla vücuttaki kanın akışkanlığını artar  ve dolaşımı kolaylaştır.

Hacamat neden yapılır?

Hacamatın birinci hikmeti sevgili peygamberimizin (s.a.v.) sünneti olması ve Mirac’ta verilmiş olmasıdır. Onun her bir sünnetine uymanın ne kadar makbul olduğu hepimizce bilinmektedir.

Biz tabiki isin tıbbı yönüne bakacak olursak önce hacamat (kan aldırmak) damardan değildir. Kan bağışı ile hacamat tamamen değişik iki yöntemdir.  Hacamat vakum usulu ile vücudun çeşitli yerlerinden kan almaktır. Damardan değil. Hacamatla vücutta fazla kan kalp ve beyin sektelerine, sinirsel rahatsızlıklar, alerji gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır. Hacamatla; iste bu fazla kan ve deri altındaki kirli kanlar dışarı çıkartılır. Deri altındaki kılcal damarlardan kan dolaşımı normal dolaşıma nazaran daha yavaş yürüdüğünden dolayı yıllarca bu kanlarda kirlenme oranı artar. Bu sebepten dolayı vücutta çeşitli rahatsızlıklar (bas ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, uyuşukluk, tembellik, ağırlık, v.s) bas gösterir. Hacamat ile deri altındaki bu rahatsızlıklara sebep olan kan dışarı çıkartılarak kanin rahatça dolaşması sağlanmış olur.

Hacamat nasıl yapılır?:

Önce, bardak vb. den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, orayı havasız bırakıp uyuşturuluyor. Ayni yeri neşterle et ile deri arasını 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupayı neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor.

(Hacamat yapılırken çizikler o kadar ince yapılır ki, çizilen yerler kabuk bile bağlamadan aynı gün iyileşme görülür.)

Hacamat yaptırmak 70 hastalığa şifadır..

  • Bas ağrısı, yarim bas ağrısı ve sinüzit
  • Tembellik, uyku fazlalığı 
  • Yüksek tansiyon ve seker hastalığı 
  • Prostat ve cinsel zayıflık
  • Sırt ağrısı, bel grisi (lumbago), diz ağrısı, yanlarda uyuşukluk
  • Hormon bozukluğu
  • Yumurtalık hastalıkları 
  •  Buna benzer bir çok kadın hastalığı

Hacamatın Faydaları: 

  • Kırmızı kan hücrelerini (alyuvarları) büyüten kanı katılaştıran, dolaşımı bozan fazla asitleri hacamatla vücuttan dışarı atabiliriz.
  •  Kan ve dokulardaki gaz ve toksinleri atar.
  •  Ödemleri çözer.
  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır.
  • Kan üretimi ile görevli organları uyarır.
  •  Beyin fonksiyonlarını canlandırır.
  • Ağrıları giderir.
  •  Hastalıkları önler. Bel, boyun fıtığı, eklem ağrıları, karaciğer, kalp hastalıkları, psikolojik hastalıkların ve bunun gibi tüm hastalıkların tedavisinde yardımcı olur.
    Hacamatta kanser’den kısırlığa kadar birçok hastalığa şifa vardır. Hacamatın faydası akılla bilinebilecek bir şey değildir, nakille bilinir.
    Hacamatın faydalı olduğu yaşlar, 7 yaş ile 70 yaş arasıdır. Kadınların adet nedeniyle hacamata ihtiyacı yoktur görüşü yanlıştır.
    Adet şifayı gerektirmez, şifa için hacamat olmaları gerekmektedir. Efendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) hanımları hacamat olmuşlardır.
    Büyük alimler 3 ayda bir hacamat olurlardı.

    Rasûlullah (s.a.v), bas ağrısından dolayı alnının her iki yanından, zehirlenmeden dolayı her iki omuz başı arasından, topuğundaki bir incinmeden dolayı da ayağının üzerinden kan aldırmıştır. (1) Rasûlullah (s.a.v)’in hanımları da hacamat yaptırmıştır. Rasûlullah (s.a.v): “Miraç’tan inerken hangi Melek cemaatine rastlasam, ey Muhammed (s.a.v)! ümmetine hacamat olmalarını emret dediler.” buyurmuştur.

    Londra Milli Hastanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastanesinde hacamat’la ilgili Tıbbi araştırmalar yapıldı. Araştırmalar neticesinde kirli kan alınca, koyu kani bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akisi hızlandığı, kanin incelmesiyle, kandaki alyuvar yoğunluğunun azaldığı, hemoglobin seviyesinin düştüğü, böylece kalbin beyne daha rahat pompalama yaptığı tespit edildi. Ayrıca araştırmalarda, kan akisinin artmasıyla insanin ataklığının da fark edilir derecede arttığı görüldü. Hastalıklara karşı kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği bu araştırmalarda ortaya çıktı.Hacamat hangi hallerde yapılmaz?:

    •  Hacamat çok ihtiyar ve zayıf kişilerde 
    •  Kalp Yetmezliği olanlarda
    • Bir yeri kesildiğinde kani durmayan kişilerde 
    •  Hamilelerde
    • Aşırı kansız kişilerde
    • AIDS HIV 
    •  Tansiyonu çok düşük olan kişilerde
    • Küçük çocuklarda 
    • Çok hassas ve korkan kişilerde kanlı hacamat yapılmaması tavsiye olunur, duruma göre kansız hacamat tatbik olunur.

    Kaynaklar:

    1-E. Davud Tip H. 3859. 3860, Tirmizi Tip H. 2052, I. Mace Tip H. 3484. 3484.

    2-Ibn Mâce, Kitâbu’t-Tib, 22.

    3-Buhâri, Tib 13; Müslim, Musakat 62, 63; Ebû Dâvûd Nikâh 26, Tib 3.

Beşamel Soslu Fırında Tavuk

Uzun zamandır tariflerimi sıcağı sıcağına bloguma yazmıyorum. Ama dün yaptığım bir yemek sıradaki diğer tarifleri bir kenarda bıraktı. Yine o anki damak tadıma göre doğaçlama hazırladığım geliştirme tariflerden…amacım körili bir sos hazırlamak ve fazla yüklerden kurtulma çabalıma destek olacak haşlama tavuklu bir yemek yapmaktı… Her zamanki gibi bu niyetle mutfağa girdim ama 1 saat sonra fırın tepsisinde bu nefis tavuk butları sofraya geldi. Önce tavuğu neden böyle hazırladığımı eleştiren ve burun kıvıran oğlum tadına baktıktan sonra mmm…sesleri içinde normal yediğinden daha fazlasını mideye indirdi. Özellikle sosu öyle nefis olmuştı ki, yemeğin sonunda tepsideki sosa ekmeğimi bandırıyordum. Daha önce beşamel sos hazırlamadığımdan tadını bilmiyorum ama, sanırım bu da bir çeşit beşamel sos oldu.

 Rabbim, olmayan herkesin sofrasını ve gönlünü zengin, şükrünü daim eylesin diyerek tarife geçiyorum:

Malzemeleri:

  • 3 adet tavuk budu ( 4 kişi için)
  • 2 kepçe süt ( Bildiğiniz çorba kepçesi…doğaçlama yaptığımdan ölçü kullanmadım.)
  • 1 kaşık un
  • 2 kaşık krem peynir ( Yerine bir iki dilim beyaz peynir de kullanabilirsiniz, benzer bir sosta kullanmıştım ve tadı güzel oluyor.)
  • 1 yemek kaşığı sebze tozu ( İçinde tatlandırıcı kimzasal bulunmayan sadece sebze tozu ve deniz tuzu olan bir karışım. Bunun yerine tuzot gibi malzemelerde kullanabilirsiniz. Veya sadece tuz…)
  • Yarım çay kaşığı köri
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Tavuk butlarını iki parçaya kesip üzerlerini geçecek kadar suda sebze tozu ilavesiyle yumuşayana kadar pişirin.
  • Fırını 170° ye ısıtın.
  • Tavukları haşlama tenceresinden alıp fırın kabına yerleştirin.
  • Tenceredeki tavuk suyunun bir kepçesini tencerenin dıbinde bırakın ve kalanı başka bir kaba aktarın.
  • Tavuk suyunun üzerine 2 kaşık un ve iki kepçe sütü köriyi ve sebze tozunu ilave ederek çırpın.
  • Koyulaşana kadar pişirin ve karabiberle tatlandırın.
  • Hazırladığınız karışımı tavuk butlarının üzerine gezidin ve sıcak fırında üzeri kızarana kadar pişirip sıcak servis yapın.

Farkındaysanız tavuğun mevcut yağı suyunda kaldı ve bu yöntemle çok az yağla nefis bir tavuk yemeği yapabilirsiniz.

Yanında güzel bir salatayla harika bir öğün olur…

Piliç Kavurma ve Bulgur Pilavı

Allah’ın selamı tüm inananların üzerine olsun. Sayfam yeniyken günlük tarif yayınlardım. Şimdi bu gün gibi hafta içinde iki tarif hazırlayınca, su gıcık, kel kafalı, çocukların sevgilisi Yumurcak tv. nin göz bebeği(!) çizgi kahraman gibi kendimle gurur duydum.:) İkide bir okunuşu kayu yazılışı caillou olan, annelerin korkulu rüyası o çocuğun kendiyle gurur duymasına da ayrıca gıcık olduğumu burada belirtmeyi bir borç bilirim. Ne yapalım vatan millet sağ olsun ama çocuklarımız onu seviyooor!!!..

 Gelelim piliç kavurmamıza…piliç deyip geçmeyin tavukla arasında yaş farkı var. Tavuğu pişirme süresinin üçte birinde yumuşacık pişiveriyor. Hatta ben bu kavurmayı abartmıyorum on dakika da pişirdim. Yumuşak pişmiş bir bulgur pilavıyla yanında salata yeterli ve güzel bir öğün olur. Tavuk pişince biraz sertleşir ama piliç daha yumuşak kalıyor ve ayrıca pilavı da biraz ölgün yapınca yemesi ve hazmı daha kolay oluyor.

 

Malzemeler:

  • 1 adet piliç
  • 1 bardak bulgur
  • 1 tane sivri biber
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • Zeytinyağı ve sıvıyağı karışımı
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Yağı pilav tenceresine koyup ocağa alın.
  • Biberi ince kıyıp yağa ilave edin.
  • Biberler kavrulunca salçayı da katarak bir süre daha kavurmaya devam edin.
  • 1,5 bardak kadar su, tuz ve karabiberi koyarak kaynamaya bırakın.
  • 5 dakıka kaynadıktan sonra bulgurunu atıp suyunu kontrol edin ve altını kısıp pişmeye bırakın.
  • Bulgur açılınca ocaktan alıp dinlendirin.
  • Pilav demlenirken piliçi kemikli olarak kuşbaşı parçalara doğrayın. Kemiklerini kırmak için uygun bir alet kullanın.
  • Geniş bir tavayı iyice kızdırın ve piliç parçalarını teker teker sulanmasına izin vermeden harlı ataşteki tavaya atın ve karıştırın.
  • Tuzunu ilave edip harlı atşte karıştırarak kavurmaya devam edin.
  • Tadına bakarak pişmesini kontrol edin.
  • Demlenen pilavı genişçe bir tabağa yayıp üzerine piliç parçalarını yerleştirip karabiber serperek servis yapın.

Mıcırık Aşı – Börk Aşı – Ezik Aşı

Sayfaya girenler şablonumu değiştirdiğimi düşünebilir… Biraz daha dikkatli olanlar tıkladığı sayfayla yönlendirildiği sayfanın aynı adres olmadığını da fark edecektir. Efendim, blogspot, wordpress gibi servislerde devam eden blog hayatımı kendi adresim olan lavantin. nete taşımıştım…ama hobi olarak yapılan bir işte daha kolayı varken daha zorunu seçtiğimi fark ettim. Ayrıca doğuşumuz blogla olduğundan blog dışında olmak açıkcası  bana kendimi biraz mahzun hissettirdi. Tekrar wordpress’e döndüm ve lavantin net den buraya yönlendirme yaptık. WordPress deki bazı arkadaşlar bir takım sorunlar yaşadıklarından dolayı blogspota geçmiş ama şimdilik ben de sorun yok, inşallah da olmaz.

Biraz şaşırtıcı olsa da başlıkta gördüğünüz tüm isimler bu harika yemeğe ait. Antep mutfağının tadılası lezzetlerinden olan mıcırık aşı bir tabakla insanın doymayacağı kadar lezzetli bir yemek.  Çocukluğumdan  tadı damağımda kalan bu yemek mutfağımızın klasik bir temsilcisi.  Tadı hakkında fikir verecek olursak:  Acılı ekşili dolma içinin kuru patlıcanla buluşup, kıvamını sulandırması sonucu ortaya çıkan ve kavrulmuş nanenin baş üstü edildiği bir yemek.  Ayrıca kuşbaşı koyun etinin  kendinden emin tavır sergilediği  görkemli bir buluşma da diyebiliriz.

Antep de yazdan kurutulan patlıcanların kesilen başları kurutularak kış sofralarına hazırlık yapılır. enemedim ama taze patlıcan da kullanılabilir ama tadı kuru patlıcan ve taze patlıcan dolması gibi farklı olacaktır. Etsiz ve zeytinyağıyla da yapılan bir yemek. Ancak sofrada erkeklerde olacaksa etli yapmanızı tavsiye ederim.:) Yapılışı biraz teferruatlı gibi görünse de aslında öyle yorucu bir yemek değil, ben den söylemesi.

Malzemeler:

  • 2 bardak kuru patlıcan başı
  • 200 gr. kuşbaşı koyun eti
  • Yarım bardak pirinç
  • 1 baş soğan
  • 2 tane kuru domates ( Yoksa kullanmayabilirsiniz.)
  • 2 tane kuru dolmalık biber
  • 1-2 tane taze yeşil  biber
  • 3.4 diş sarımsak
  • 1 dolu kaşık karışık salça
  • biraz zeytinyağı
  • Karabiber, pul biber
  •  Tuz, nane
  • 1-2 limonun suyu

Yapılışı:

  • Kuru patlıcan başını güzelce yıkayıp üzerini geçecek suda biraz yumuşayana kadar kaynatın.
  • Yarı pişen patlıcan başlarını soğuk suya koyun ve bir kaç kez soğuk suyla yıkayıp süzdürün.
  • Diğer tarafda kuşbaşı eti suyunu salıp çekene kadar pişirip gerekliyse biraz zeytinyağı ilave ederek kavurun ve kıyılmış soğanı ekleyin.
  • Soğanı da kavurduktan sonra salçasını katıp kavurmaya devam edin.
  • Tencereye 2-3 bardak sıcak su ilavesiyle etler hafif yumuşayana kadar pişirin.
  • Etler pişerken doğradığınız biber ve domatesleri de yemeğe katın.
  • Süzülmüş patlıcan başları ve yıkanmış pirinci yemeğe ilave edin.
  • Pirinçler yumuşayınca kıyılmış sarımsak ve baharatlarını katıp 5-10 dakika daha pişirp ocaktan alın.
  • Yemeğin üzerine nane ve pul biber kavurup dökün ve servis yapın.

Enginar Dolması

 Haftadan haftaya tarif vermek hoş olmasa da bu  geçici bir dönem olduğundan kendimi sıkmıyorum.  Vakitsiz kalmadan vakit nimetinin kıymetini daha iyi bilmeliyiz demek ki.

Bu dolmayı seneler önce İzmirli bir arkadaşta yemiştim. O benimkinden farklı olarak bilindik kuş üzümlü fıstıklı dolma harcıyla hazırlamıştı. Yemeği bir İzmirliyle bir Anteplinin yapması elbette farklı olacaktır. Ben klasik Antep dolma harcının içine nane, yenibahar ve tarçın ilavesiyle hazırladım. Çok severek yedim. Yedim çünkü evdekiler yemesini zor bularak yemek istemedi. Ancak enginarın kokusuyla yaprakların üzerindeki pirinç tanelerini sıyırarak yemek gerçekten çok nefisti. Göbeğinin tadını da saymıyorum…

Ekleme: Arkadaşlar, meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmeye çalışan biri olarak açıklama yapmak zorunda hissettim. Enginar dolması yeni değil.  Daha önceden yapmıştım…

Malzemeler:

  • 4 tane büyük enginar
  • 1 – 1,5 bardak kadar pirinç
  • 1 büyük soğan
  • 5-6 diş sarımsak
  • 1 kaşık karışık salça
  • Yarım bardaktan az zeytinyağı
  • 1 kaşık limon tuzu
  • 1 tatlı kaşığı nane
  • 1 çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı yenibahar
  • Karabiber, tuz

Yapılışı:

  • Enginarların dış yapraklarını bir kat soyun, sapını kesin ve içindeki yaprakları temizleyin. Ortasındaki tüyleri bir kaşık yardımıyla çıkarıp limon suyu sıkarak bir kenara alın.
  • Pirinci yıkayıp limon tuzu hariç diğer malzemelerle bilindik usulle dolma harcını hazırlayın.
  • Dolma harcını önce enginarın içine doldurun. Daha sonra her yaprağın arasına bir miktar harç koyun ve  her yaprağın içine harç konmuş olsun.
  • Enginarı elinizle biraz sıkıştırın ve dik olarak tencereye dizin.
  • Üzerine enginarların yarısına gelecek   şekilde limon tuzlu ve tuzlu suyla doldurun.
  • Üzerine biraz daha zeytinyağı gezdirin ev ateşe koyun. Kaynayana kadar harlı ateşte kaynadıktan sonra kısık ısıda ağzı kapalı pişirin.

Acılı ve Nişastalı Tavuk Kızartması

  Bol karlı bir hafta başında tüm takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum…  Eskisi gibi blogumu yenileyemesem de – bu geçici bir dönem- düşe kalka devem ediyorum. İnşallah takipçilerim beni anlayışla karşılanıyordur.

Yemeğimiz nefis bir tavuk yemeği. Hani malum olan bazı yerlerde satılır ve tadını ben hariç bir çok insanın bildiği tavuk kızartması vardır. Sırrını kimse bilmez vs… Tabi sırrını çözdüm diyemem tadına hiç bakmadım çok şükür. En başta o tür yerleri sevmiyorum ve kullanılan malzemenin helalliğinden emin değilim.

Tarif araştırmalar sonucunda ulaşılarak, geliştirilmiş bir tavuk kızartması. Birkaç yıldır yapmıyordum, zaten kızartma yemeklerini az yapıyorum. Geçenlerde değişikli olsun diye yaptım. Eşim ve çocukların halleri çok komikti. Ertesi güne tekrar istediler ve artık sürekli o tavuktan yapmam için baskı yapar oldular. Hele çocuklar, daha önce tavuğu yemek istemeyecek kadar da nankörlük yapıyorlardı. Oğlumun dediğine göre üç öğün olsa yermiş…

Malzemeler:

  • Yarım  tavuk (Parçalanmış  kemiklerinden ayrılmış veya az kemikli. )
  • 1 yumurta
  • 2 kaşık un
  • 2 kaşık nişasta
  • Yarım çay bardağı su
  • Yarım paket kabartma tozu
  • Tuz, karabiber
  • Acı toz kırmızı biber
  • 2 kaşık tavuğu batırmak için un
  • Kızartmak için yağ

Yapılışı:

  • Un, nişasta, su ve baharatları karıştırıp üzerine yumurtayı kırın ve çırpın.
  • 2 kaşık unu palstik torbaya koyun ve tavuk parçalarını ikli üçlü parçalar olarak torbaya atıp sallayın. Un etlerin heryerine yapışsın.
  • Tavuk parçalarını fazla ununu silkeleyerek torbadan alıp hazırladığınız karışıma batırın ve oradan çıkarı orta ısılı yağa atın.
  • Kemikli parçaları daha düşük ısıda pişirip çıkarmadan ısıyı yükseltinki kıtır olsun.
  • Bütün tavukları aynı şekilde hazırlayıp salatayla ve ayranla servis yapın.

Asitli içecekleri aklınızdan bile geçirmeyin artık herkes ne kadar sağlıksız ve zararlı olduğunu biliyor.

Fırında Biber Dolması

 Takip edenlerin uzun süre kapuska görmek istemeyeceklerini tahmin ederek yeni tarif yayınlamaya karar verdim.:) Bu uzun aranın sebebi biraz rahatsız olmam ve vakit bulamamdan dolayı yoksa blogu bırakmış filan değilim. 

Yemeğimiz blog arkadaşlarımda görüp denediğim fırında biber dolması. Yemekleri anlatırken biraz mübalağa yapıyormuşum gibi geliyor bana   ama aslında öyle değil tabi.  Bir şeyi güzel bulduğumda onu söylemek gerekir diye düşünürüm. Arkadaşlarımızın, çocuklarımızın ve çevremizdeki başka insanların,  yaptıkları ahlaki güzel hareketlerin hoş olduğu vurgusu yapılırsa, onları bu konuda teşvik etmiş oluruz. Yemekleri de bu konuda teşvik edemediğimize göre ben de bu lezzetleri anlatmakla bu işi çözüyorum. Rabbım bize nimeti vermiş,  akıl fikir, yapacak  sıhhat, kabiliyet de vermiş ve ortaya güzel şeyler çıkmış, neden anlatmayalım ki?

Yani anladınız dolma çok güzel olmuş. Bir şey  de ancak bu kadar dolaylı anlatılır.:)) Bu güne kadar yediğim en güzel dolma. Bu dolmayı bu kadar lezzetli yapan nedir diye çok düşündüm ama diğer dolmalardan tek farkı fırınlanması. Sanıyorum fırında olmasından dolayı çok yavaş pişmesi ve biberin haşlanmak yerine kızararak pişmesi. Bu kadar farklı olacağını aklıma getirmemiştim ama bundan sonra normal dolmayı yapmak istemem herhalde. Yine canım istedi yarın yapsam mı acaba? 

Malzemeler:

  • 10 tane dolmalık biber
  • Her biber için ortalama iki yemek kaşığı pirinç ( Biberlerin büyüklüğüne göre ayarlayın, benimkiler öksüz doyuran cinstendi:)
  • 1 büyük soğan
  • 5-6 diş sarımsak
  • 1-2 yemek kaşığı karışık salça
  • 1 tatlı kaşığı nane
  • 1 çay kaşığı yeni bahar
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1 yemek kaşığı limon tuzu
  • 1 bardaktan eksik zeytinyağı
  • Tuz

Yapılışı:

  • Bildiğiniz usulle dolma harcını hazırlayın. Zeytinyağının birazını üzerine gezdirmek için ayırın, limon tuzunu da harcına koymayın suyuna konacak.
  • Biberlerinizi doldurup kenarları yüksek bir fırın kabına yerleştirin.
  • Limon tuzunu biraz suyla eritin ve dolmaların üzerine dökeceğiniz suya karıştırın. Üzerine biberlerin yarısına gelecek kadar su koyun.
  • Fırını önceden 180° de ısıtılmış fırında pişirin.

Dikkat edin biberlerin kabuklarından yanıp siyahlaşan bölümleri yemeyin! İnancımıza göre, ayrıca sağlık açısından sakıncalıdır.

Enerji Içecekleri Gerceği

 İlk olarak 1987′de Avusturya’da ve 1997′de Amerika ve diğer ülkelerde satılmaya başlanan enerji içecekleri, özellikle gençler arasında çok popüler. Günümüzde 140 ülkede 200′den fazla marka olduğu biliniyor ve bu içecekleri tüketen gençlerin sayısı her geçen gün katlanarak artıyor.

Bazıları bunları kahvaltıda, öğle ve akşam yemeklerinde ve aralardaki atıştırmalarda adeta su veya soda gibi içiyor. Amerika’da yapılan bir araştırma 12-17 yaş arası gençlerin yüzde 31′inin düzenli olarak enerji içeceği içtiklerini gösteriyor. İster inanın ister inanmayın, 4 yaşındaki çocuklar için pazarlanan enerji içecekleri bile var!

 Fortene Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan bir rapora göre enerji içecekleri pazarı Amerika’da 2000 yılından beri yüzde 700 oranında büyümüş ve yıllık satış rakamları 5,4 milyar dolara ulaşmış durumda. Bizde durum henüz o kadar vahim olmasa da, bunlar küçük Amerika olma yolunda hızla ilerleyen ülkemiz için önemli uyarılar.

Enerji içeceklerinde fazla miktarda kafein var: Enerji içeceklerinde gazoz, kola, soda gibi benzeri alkolsüz içeceklere göre çok daha fazla kafein bulunuyor. Bunların çoğunun 250 mililitresinde 80 miligram kafein olmakla beraber içlerinde kutu veya şişe başına 505 miligrama varan miktarlarda kafein ihtiva eden enerji içecekleri de var.

Yazının devamı için lütfen buraya bir bakın…

Tencerede Tandır Kebabı ( Nesrin Teyzeden…)

 

Yemek vardııır, yemek vardır…  Girizgaha nasıl yapayım derken aklıma ilk gelen bu cümle oldu.  Çünkü bu yemek öyle bildiğiniz et yemeklerinden değil, en azından mutfağa girip pişireceğiniz tarzda değil. Sabah 11 civarı başlarsanız akşam 6 civarı yemek sofrada olur.  Yok ne şaşırın ne de yüzünüzü buruşturun, çünkü yemeğin tadına baktığınız da mırıltı arasından diyeceğiniz ilk söz ” Bu nasıl bir tat böyle?..”

Bütün bu anlattıklarım tandırı hiç yemeyenler için geçerli onu baştan söyleyeyim. Çünkü bu yemek bildiğiniz tandır tadında, evde yapılan, tadına göre az enerji harcanan muhteşem bir et yemeği.

Tencere de yapılıyor, kavurma ve fırınlanmış arası bir tadı var ve ağzınızda adeta eriyor.  Tarif daha önce tavuk ve et terbiyesini  verdiğim Nesrin teyzenin. Yakında Nesrin teyze et  yemekleriyle markalaşırsa hiç şaşırmayın.:)) Bu maharetli hanım Hataylı yakın bir arkadaşımın teyzesidir, arkadaşıma bu tarifleri bana aktardığı için teşekkür ediyorum.

Bir çok bilimsel(!) safsatayla kırmızı eti mutfaklarımızdan çıkarmaya çalışanların inadına kırmızı etten vazgeçmeyin. Kırmızı et yemek efendimizin sünneti olup atalarımızın sofralarından uzak kalmayan bir nimettir. Doğal ve dengeli beslenmenin yapı taşlarındandır. Özellikle çocuklarımız için kırmızı eti imkanlarımız el verdiğince diğer doğal besinlerin yanı sıra tüketelim.

Et yerine GDO lu soya, tereyağı ve zeytinyağı yerine margarin tüketen tahıllardan gittikçe uzaklaşan, tam yağlı sütün, peynirin tadını unutanlardan olmayalım.  Damak tadıyla birlikte yemek kültürü ve sağlığını kaybedip ilaç sektörünün av olarak gördüğü insanlardan olmamamız dileğiyle…

Not: Eti sağ elle tutup ön dişlerle ısırarak yemek sünnettir, çatal bıçak kullanmayın. Ön dişlerle Çekerek koparılan etin -bilim keşfetmiş olmasa da-  etin daha kolay sindirimi için  veya başka bir açıdan gerekli olduğunu düşünüyorum. Efendimiz hiç bir şeyi boşuna yapmaz.  

Malzemeler:

  • Buzluklarınız da hala kaldıysa  1 kg. civarı  kemikli kurban eti ( Kalmadıysa kasaptan da alabilirsiniz sakıncası yok.:)
  • İyi kapanan bir tencere, bir çatal, bir ocak:)))
  • Tuz, karabiber

Yanında yemek için: Eğer çok et yiyemeyen veya kişi çok et az ise pilav, salata yerine kuru soğan ve yoğurt.

Yapılışı:

  • Et yıkayıp suyunu süzün ve tencereye koyun.
  • Ocağın altını önce orta ısıya açın kaynayınca en düşük ısıya alın. (Ocağım 9 kademeli ve ben 1. veya 2. kademe de en fazla 3. kademeye çıkararak pişirdim.)
  • Düşük ısı da bir iki saat kaldıktan sonra kapağı açıp bir bakın sulanmış olmalı.
  • Tekrar kapağı kapatıp tencereyi unutun… :)
  • Birkaç saat sonra tekrar bir göz atın, ortalama 4-6 saat sonunda etin suyunu çekmiş yağını salıyor olması gerek. Bu aşama da etlerin tersini çevirin ve baharatlarını ilave edin.
  • Bu şekil de de 1 saat civarı bırakın ve tekrar bakın. Etin yağının için de kızarmış olduğunu göreceksiniz. 
  • Üst tarafı yeterince kızarmadıysa tekrara çevirerek bir süre daha kızartabilirsiniz. Dikkat edin kurutmayın!

Pişme süresini  yemek saatinize göre uzatıp kısaltabilirsiniz. Ortalama 8-6 saat sürüyor pişmesi. Ben bazı kereler 1. ve 2. kademe de bazı kereler de 1. 2. ve 3. kademeleri kullanarak hızlandırarak pişirdim. Ama hiç 6 saatten kısa olmadı.

Haa bir de ekmeği ev de yapın da şöyle Osmanlı işi bir ziyafet olsun.

Nesrin Teyzenin Usulüyle Terbiyeli Et

Taslaklarda ne beklerse beklesin zaman et zamanı.:))  Zengin fakir hemen her Müslüman ailenin evinde bu günlerde et pişiyordur.  Sanal dünyanın yemek meraklıları da son günlerde etli yemeklerle ilgili daha çok arama yapıyor. Yani yemeğimin arz-ı endam sebebi budur. Çok şükür sözü bağladım. Bazen insan söze bir yerlerden başlıyor ama bitişi nerede olur, nasıl bağlanır kestirmek biraz zor.:)

Daha önce tavuk üzerinde uyguladığım bu tarifi ilk kez et de denedim ve çok memnun kaldım. Nesrin teyzenin  tavuk yemeğini hatırlarsınız, görüntüsü kadar tadı da çok güzeldi. Hatta  tadını deneyip onaylayan okuyucularım  çok oldu.

İster fırında isterseniz düdüklü tencerede pişebilen bu yemek tam bir ziyafet diyebilirim. Etin uzun süre terbiye içinde bekleyip ağır kokusunu terbiyesinde bırakması, etin gerçek tadını almanızı sağlıyor. Ha bir de etin gerçek tadı için mangalda pişirin. Bu benim fikrim. Ben tam bir mangal severim, mangalda pişen her şeyin tadı bambaşkadır benim için. Bu yüzden benim için hiç bir et yemeği mangalın yerini tutamaz.

Malzemeleri:

  • 500 gr. kemiksiz porsiyonluk et ( Kemikli olabilir ama kızartırken zorlanmayacağınız şekilde olsun.:)
  • 1 kaşık biber salçası
  • 1/2 bardak sıvı yağ
  • 1/2 bardak süt
  • Tuz, karabiber

Tarifi daha önce denediğim tavukla  aynı, hiçbir değişiklik yapmadan bağlantıdaki taifi uygulayabilirsiniz.

Hindistancevizli Makaron (Macaron)

Makaron olayına serbest yaptığım dalıştan sonra ”Makaron tarihine bir imza da ben den olsun.” demiştim ama sağ olsun  Zinnur’un hatırlatması üzerine bunu  ben den daha önce bunu düşünüp uygulayanın Işıl  olduğunu gördüm. 

Olur mu olmaz mı derken denemiştim ve gayet güzle oldu. Böylelikle her türlü ceviz, fındık, fıstık benzerlerinin makaron yapımın da kullanılacağını da anlamış oldum.

Hindistancevizini öğütmek biraz zor olsa da zaten makaronun kolay olduğunu ben den başka iddia eden de yok.:)) Yani makaron yapmak isteyen – ben kabul etmesem de – zorluğunu göze alıyor zaten. Ayrıca bakın ne kadar havalı görünüyorlar.:) “Ben yaptımmm, sen çatla!” demek için değmez mi dersiniz? :) )))

Daha önce yaptığım çikolatalı makaron la aynı tarif, hindistancevizi eklemem hariç.

Bild 1593

Malzemeler:

  •  70 gr.  robottan geçirilmiş hindistancevizi
  • 115 gr. pudra şekeri  
  • 2 yumurta beyazı
  • 5 kaşık şeker
  • Bir fiske tuz

Dolgusu:

  • 60 gr. çikolata
  • 40 gr. tereyağı
  • 1/2 bardak sıvı krema

Yapılışı:

  • Hindistancevizini mutfak robotuna koyun ve iyice incelene kadar çekin. Bu işlem biraz zor oluyor ama gayretle başarılamayacak kadar değil.
  • Yumurta akları mikserin hızlı ayarıyla çırpılır.
  • Köpük görüntüsünü alana kadar çırpmaya devam edilir ve yavaş yavaş şeker eklenmeye başlanır.
  • Beş kaşık şeker her seferinde birer kaşık olmak üzere yedire yedire yumurta aklarına katılır ve çok sert bir kıvama ulasana kadar çırpılır.
  • Bu aşama da normal beze hazırlandığı gibi orta sertlikte bir köpük oluşunca çırpmayı kesmeyin. Yeterince sertleşti sanarak bu hatayı yaptım ve  sonuç hoş değildi. Çırpmaya devam ederek daha sert bir köpük oluşmasını sağlayın. Ben süre vermeyeceğim çünkü belli bir süreye sadık kalmadım. İlk yapışınız da olması gereken kıvamı anlamak için Zinnur’un verdiği süre olan 2 dakikayı ortalama olarak kullanabilirsiniz.
  • Hindistan cevizini ve pudra şekerini karıştırıp hindistancevizinin biraz daha öğütülmesi için beraberce biraz daha çekin. (Aslında şart olmayan bir işlem ama hindistancevizinin hatırına bunu yapın.)
  • Yumurta akları, toz karışıma yavaş yavaş iyice birbirine karışana kadar yedirilir.
  • Hazırlanan karışım sıkma torbasıyla kağıt serilmiş tepsiye bir eu ( ya da 1 ytl.) büyüklüğünde sıkılır ve tepsiyi birkaç kez tezgahınıza vurarak içlerindeki hava kabarcıklarının çıkmasını sağlanır. Eğer üzerileri pürüzsüz bir hal almadıysa elinizi hafifçe ıslatıp sıkmadan kaynaklanan tepecikleri düzeltin.
  • Bu arada kremasını hazırlamak için sıvı kremayı kaynama noktasına getirin ve ocaktan alıp çikolatayı ekleyin.
  • İlk sıcaklığı çıkınca tereyağını katın ve iyice pürüzsüz bir hal alana kadar çırpın.
  • Tepsiyi el değmeyen bir yere kaldırarak makaronların kabuk tutmasını bekleyin. Ben size küçük bir sır vereyim: Ben saç kurutma makinamın soğuk ayarında yaklaşık yarım metre uzaktan elimle kontrol ederek kabuk tutmasını kolaylaştırdım. Dikkat edin sadece esinti gibi olsun hızlı üfürerek şekillerini bozmayın. Üzrelerine dokunduğunuzda elinize yapışmayacak bir kıvamda olmalı.
  • Önceden ısınmış 175° deki fırında 10- 12 dakika pişirin. Ama bu süreyi sakın aşmayın.
  • Tamamen soğuyan makaron kurabiyelerinizi şekil ve büyüklüklerine göre eşleştirin ve hazırladığınız kremadan 1 tatlı kaşığı kadar birinin üzerine koyun ve diğer kurabiyeyi üzerine kapatın.
  • En az 4-5  saat buzdolabında ağzı kapalı bir kutu içinde bekletin ve ondan sonra tüketin

Sezon Finali…

Abuk subuk bir yığın dizinin hayatları esir aldığı devrin moda cümlesi “Sezon finali”.  Ben de kullandım ama sırf maksat muhabbet olsun diye.:)

Havalar ısınınca insanın canı ne yemek ister ne blog gezmeleri…  Tatlı, hamur işi vs. diye mutfaklara yönelme zamanı gelen kadar ziyaretçileri arşivime yönlendirerek,  “Kahveler sade, bana müsaade.” diyorum…:)

Ben yine buralarda olacağım inşallah, yani acil sorularınız ve söylemek istedikleriniz olursa en geç 3 gün için de yanıtlarım.:)

image

Cuma Yazıları – Tabip

Efendimize ümmeti olan herkesin cuması mübarek ve hayırlı olsun.

Beyazıd-i Bestami Hazretleri akıl hastahanesinin önünden geçerken, bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:
“Çok günahkarım.” der. “Bunun için de ilaç var mı?”
Tabib daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir hasta, pencereden seslenir.
“Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv. İnsaf eleğinden geçir, göz yaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye. Göreceksin hastalığından eser kalmayacak.”
Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve:
“Ya Rabbi!” der. “Şu dünya hastanesinde ne tabipler var.”

Pilav Üstünde Köfte ve Kavrulmuş Sebze

Maklube benzeri olan bu yemek ama maklube gibi iç sıkıntısına sebep olmuyor. (En azından benim için öyle.)
Üç aşamalı ama sonuç sizi hiç yanıltmaz. Önce güzel bir pilav, sonra hafif kavrulmuş domates, biber ve bildiğiniz usul bir köfte…

  yemek_024

Önce bu köfte lerden  yaptım ve  fırına attım. Sonra annelerimizin yaptığı gibi bir pilav pişirdim.  İki domates iki sivri biberi doğrayıp biraz sıvı yağında şöyle bir çevirdim ve tuz karabiber attım.  Bir  kase, tencere vb. bir kalıba önce köfteleri dizdim üzerine kavrulan sebzeleri yerleştirdim. Pilavı da onun üzerine koyup biraz bastırdım ve geniş bir servis tabağına ters çevirdim.

Afiyet olsun…

Tavuk Dalyan

   Şöyle sofranızı zenginleştirecek ve gerek tadı gerekse servis şekliyle göğsünüzü kabartacak bir yemek yapmak isterseniz dalyan köfte yapın. Körili sosun eşliğinde damaklarda kalacak bir tat bırakıyor. Biraz teferruatı çok görünse de arada bir yapmak hoş bir değişiklik olur.

   Daha çok kırmızı etle yapılan bu köfte, tavuk kıymasıyla da daha hafif ve gerçekten enfes oluyor. Tarifin aslında közlenmiş patlıcan ve biber kullanılıyor ama ben biraz rahata kaçarak hafif kavrulmuş biber ve haşlanmış yumurtayı tercih ettim.  Bence içindeki malzemeden ziyade köftenin kendisi ve sosu lezzetinin odak noktası.

   Tarif arşivimden ancak, resmini yenileyip tarifinde de  bazı değişiklikler yapınca yeni tarihle yayınlamak istedim.

                                       bild-12561

MALZEMELER:

  • Yarım tavuk
  • 1 tane soğan
  • 2 dilim ekmek
  • 1 yumurta
  • Karabiber, tuz

İçine koymak için:

  • 1 haşlanmış yumurta  ( Bu malzemeler tamamen tercihinize kalmış.)
  • 1 kırmızı veya yeşil biber
  • Yarım sarı biber (Paprika)
Sos için:
  • 1 bardak tavuk suyu
  • 1 kaşık silme nişasta
  • 1 tatlı kaşığı köri
  • 1/2 tatlı kaşığı yenibahar
  • 1 tatlı kaşığı silme şeker
  • Tuzot

YAPILIŞI:

  • Tavuk  kemiklerinden ayrılıp parçalar robotta kıyma haline getirilir.
  • Ayrılan kemikler 2 bardak suda haşlanır.
  • içine konacak biberler uzunlamasına doğranıp yağsız tavada sotelenir.
  • Ekmek ve soğanlarda robotta çekilip, tavuk etiyle karıştırılır.
  • Hazırlanan harca diğer malzemeler katılıp güzelce yoğurulur.
  • Karışım plastik folyonun üzerine konup düzeltilerek eşit kalınlıkta bir kare oluşturulur.
  • ortaya dörde bölünmüş haşlanmış yumurta ve biberle yerleştirilip ince folyonun bir ucu malzemenin üzerine kapatılır.
  • Rulonun diğer ucu kapatılan ucun üzerine konup folyonun üzerinden ek yeri düzeltilir.
  • Folyonun üzerindeki sarılmış köfte dikkatlice ek yeri altta kalacak şekilde yağlanmış tepsiye yerleştirilir.
  •  200° de ortalama 45 dak. ile 1 saat arasında pişirilir.
  • Köri yağda kavrulup tavuk suyu, şeker, tuzot eklenerek bir kaç dakika kaynatılır.
  • Nişasta sulandırılıp tavuk suyuna katılır, yenibahar eklenip ocaktan alınır.
  • Fırından çıkan köfteyle sıcak sevis yapılır.

Kağıt Kebabı

Uzunca bir zamandan sonra yeni bir tarif ekliyor olmak benim için oldukça güzel. Yaralar hala acıtıyor ama hayatin devam ettiğini de biliyorum…
Her insan gibi ben de aç kalacak güç de değildim ama, en azından hoş zamanların uğraşı olarak değerlendirdiğim tarif paylaşma isini biraz da olsa ertelemem yerinde olacaktı.

Sayfamı ziyaret eden, e posta ve msn’ le hatırımı sorup merak eden tüm dostlara teşekkür ediyorum. Sağlık sıhhatim yerinde çok tükür. Sadece hayatımda yaptığım değişiklikler, yeni kararlar ve inancım adına daha dik bir duruşla buradayım. Biz beşerin bir şeyleri kavraması, hayata geçirmesi, illaki olayları yaşamasıyla ya da yasayanlara şahit olmasıyla oluyor.

Kağıt kebabı, su an da hatırlayamadığım bir blog arkadaşımda görüp denediğim hoş bir ana yemek. Fırında olması hem lezzet hem de daha hafif bir tavuk yemeği olmasını sağlıyor.

1a2
 

1b3

 Malzemeler:

  • 1/5 bardak pirinç
  • 1/5 parçalara ayrılmış tavuk
  • 1 domates
  • 2 patates
  • 1 büyük soğan
  • Karabiber, tuz
  • 1,5 bardak su

Yapılışı:

  •  Yağlı kağıt serilmiş bir tepsiye yıkanmış pirinç konur.
  • Üzerine doğranmış patates, soğan ve domates serpiştirilir.
  • tuz ve karabiberi eklenip, 1/5 bardak su ilave edilir.
  • Tuz ve karabiberle ovulan tavuk parçaları malzemenin üzerine yerleştirilir.
  • Üzerlerine bir tabaka daha fırın kağıdı konup kenarları sıkıştırılıp, kürdanlarla sağlamlaştırılır.
  • 200° de fırınlanır.

Pişme süresini her zaman tavuğu pişirdiğiniz süreye göre ayarlayın.

Mantarlı Tavuk Dürümü…

Yok, abarttığımın farkındayım, söylemenize gerek yok! Bu tür yemekler konusunda biraz değil çok abarttğımı biliyorum. Başlığa tantuni yazıp yazmama konusunda da epey terddüt ettim zaten. Tantuni desem ” Yeteeer!” sesleri duyacağım endişesiyle vazgeçtim.:)) Tantuni ile dürüm arasındaki farkı da size bırakıyorum, ben karıştırmayacağım o kısmını.
Hem tadı nefis, hem sağlıklı, hem kolay, yapmama için ne sebep varki? Şayet evdekilerden de “Yeteeer!” sesi duymassam.:))
Hamurişlerindeki gibi geniş bir yelpazesi var dürümlerin. Bu yelpazeyi açıldığı kadar açmalı öyleyse…

 3

Malzemeler:
300-400 gr. kıyılmış tavuk eti
9-10 tane taze veya konserve mantar
1 baş kuru soğan
1 tane domates
Yarım kırmızı biber
Karabiber, tuz, pulbiber ( Ben baharat kullanmadım ama kimyon yakışır denemek isterseniz.)
Bir kaç kaşık sıvıyağ
Arasına koymak için yeşillik.
Yapılışı:
Önce teflon tavaya sıvıyağı koyarak ısıtın ve tavuk etlerini kızgın yağa atın.
Etlerin rengi dönene kadar harlı ateşte çevirin ve mantarları ilave edin.
Mantarlar hafiften kızarmaya dönünce soğanı bir süre sonra da domatesi ilave edip yakmadan kısa bir süre daha kavurun.
Soğan ve domates fazla ölmeyecek, dişe gelir şekilde.
Etler ufak doğrandığından pişmesi kısa sürüyor ve ateşde fazla beklemediğinden suyunu salıp bilindik tavuk eti gibi sertleşmiyor.
Hatta ben eti azar azar kızgın tavaya atıp hızlıca pişirip bir kenera alırım ve diğer malzemeleri ayrı pişiririm, bu usul çok daha lezzetli oluyor.
Baharatlarını ileve edip yufkalara paylaştırın, yeşillik ve limonla servis yapın.

Köfteli Kuru Patlıcan Sarması

Yemeğin ismini duyunca insanın Edirne’liler gibi “breh, breh” diyesi geliyor.:))) Ama yapılışı kolay ve zaman almayan hatta paratik diyebileceğimiz bir ana yemek. Kuru patlıcanı çok sevdiğimden ve kuru patlıcanın Antep yemekleri dışında kullanım alanlarını bilmediğimden, çok ilgimi çekti tarifi. Geleneksel bir yemek olduğunu biliyorum ama, nereye ait oldugunu bilmiyorum. Kuru patlıcan kullanabileceğiniz gibi, taze patlıcanı kızartarak da yapabilirsiniz. Ben tamamen kayınvalidemin anlatımına göre yaptım. Belki aslında ufak farklılıklar vardır.

 
yemek_009
Malzemeler:
  • 20- 25 tane uzunlamasına kesilip kurutulmuş patlıcan
  • 300 gr. kıyma
  • 2 tane kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • 1 dilim bayat ekmek

Maydanoz

  • Karabiber, tuz
Üzerine dökmek için:
  • 1 tatlı kaşığı salça, 1 bardak su, sıvıyağ
Yapılışı:
  • Kuru patlıcanları üzerini geçecek kadar suda haşladım. ( Tırnak geçecek yumuşaklığa gelmeliler.)
  • Köftenin malzemelerini hazırlayarak normal bir köfte harcı yoğurdum.
  • Minik köfteler yaparak patlıcanları kenarlarına sardım. (Resme bakın.)
  • Patlıcan sardığım köfteleri tepsiye yan yana dizdim.
  • Sıvıyağı tavaya koyup salçayı kavurdum ve suyunu koyup bir taşım kaynattım.
  • Salçalı suya bir miktar tuz ve pul biber ekleyerek tepsideki malzemenin üzerine gezdirdim.
  • 2oo° de ısıtılmış fırında suyunu çekene kadar pişirdim.

Nesrin Teyze Usulü Tavuk – Lavantin Usulü Basmati :))

Mübarek Ramazanin gelmesiyle, artik baslamaliyim diyerek gectim bilgisayarin basina. Blog ortamini ve dostlarimi özledigimi farkettim.
Yoklugum süresince tüm yorum yazan ziyaretci ve dostlara cok tesekkür ediyorum. Cuma, kandil vs. de güzel mesajlarinizi okumak beni cok mutlu etti.
Ramazani karsilamak gerekir. Ve bu karsilama hem madden oruclu ev ahalisini güldürecek cinsten, hem de manen mübarek ayin feyzinden yararlanacak bicimde olmali. Bir aylik da olsa hayatimizi ona göre tanzim edecegiz, ac insanlari daha cok hatirlayip, icine düstügümüz benlik denizinden cikacagiz insallah. Belki bircogu icin rabbine dönerek, aslinda ne kadar aciz oldugunu hatirlayip varliginin amacini bulmasina sebep olacak. Öylesine bir acziyetki kisa bir süre bile rabbimin nimeti üzerimizden kalksa ne yapacagini bilemeyen saskinlara döneriz. Ona yönelen tüm kalplerin kendi degerini bulmasini diliyorum…
Tarifim cok sevdigim bir dostun teyzesinden ögrendigi ve benim de ögrendigimden beri en sik yaptigim tavuk yemegi. Yanina tavugun kendi suyuyla demleme yöntemiyle pismis basmatti pilavi. Sofralarinizi senlendirecek yemegimin tarifiyse şöyle:

yemek_003

 Malzemeler:

  • İri parcalara ayrilmis yarim tavuk
  • 1 kasik biber salcasi
  • 1/2 bardak süt
  • 1/2 siviyag
  • Tuz, karabiber

Yapilisi:

  • Süt, siviyag, baharatlar ve salca kullanilarak bir karisim hazirlanir.
  • Tavuk parcalari bu karisimin icine yatirilir ve mümkünse bir gece veya en azindan birkac saat buzdolabinda bekletilir.
  • Teflon bir tencereye az bir miktar siviyag konur ve sosta bekleyen tavuk parcalari sosundan cikarilarak (Hatta önce bir mutfak havlusunun üzerine koyun.) isinan tavadaki yaga atilir. Yaga atlir dedigime bakmayin bir iki kasik siviyag sadece.
  • Tavuk parcalarini heryeri harli ocakta güzelce kizartilir.
  • Kizaran tavuk parcalari düdüklü tencereye konur ve yarim bardak su ilavesiyle pisirilir.

Ben tavuk pisene kadar 1 bardak basmati pirinci yikayip üzerini gececek kadar su icinde ocaga koyuyorum. Pirincler hafif yumusama belirtisi gösterince atesten alip suyunu tamamen süzüyorum. Tavuk pisince tenceredeki suyu basmatinin üzerine döküp bir miktar da tuz atarak tekrar ocaga koyuyorum. (Gerekirse su ilavesi yapin.) Kaynayinca altini kisip pirincler acilana kadar pisiriyorum. Ve tabi demlendiriyorum. Bu pilav hem az yagli hem bu tavuga cok yakisiyor ve inanin nefis oluyor.

Hayirli ve bereketli paylasimi bol olan iftar sofralari diliyorum…

Fırında Sebzeli Et

Kebap deseniz asla, kahvaltı da yesem tiksinmem ama etin başka her hali beni biraz kendinden uzak tutar. Fırında olduğu için sıcak günlerde de afiyetle yenebilecek hoş bir yemek oldu. Tarif vermeye gerek yok aslında, ama yine mutfakta acemi olanları baz alarak tarfini vereyim.

25

MALZEMELER:

  • 400 gr. ince kesilmiş et
  • Tuz, karabiber
  • Pulbiber
  • Zeytinyağı
  • 3 tane patates
  • 4-5 tane sivri biber
  • 2 tane domates

YAPILIŞI:

  • Etler istenilen büyüklükte kesilip muşta ( et döveceği) ile dövülür.
  • Tuz, karabiber, zeytinyağı ve pulbiber ilavesi ile bir güzel karıştırılır.
  • Teflon bir tavaya az miktar sıvıyağ konarak ısıtılır, etler kızgın tavada sularını bırakmadan hafif kavrulur. ( Bu işlem, etlerin fırında yavaş yavaş pişerken suyunu salıp sertleşmemesi ve lezzetini kaybetmemesi için yapılır.)
  • Sebzelerde aynı şekilde bahartalandırılıp, fırın tepsisi yağlanır.
  • Etler tepsinin bir kenarına sebzeler de diğer kenarına dizilip 200°de pişirilir.

Girit Kabaginda Antep Dolması

Bu yeni moda kabaklarin tam adi nedir bilmiyordum. Arastirdigim kaynaklarda Girit kabagi, tombul, yuvarlak veya sisman kabak diye geciyordu. Yeni moda demem eskiden hersey her yerde bulunmazdi. En fazla yakin bölgelerdeki ürünler satiliridi market veya pazarlarda. Simdi ise dünyanin diger ucunda üretilen bir ürünü büyük sehirlerin herhangi bir marketinde bulmak mümkün oluyor. Bu bir taraftan hos bir hadise. Ancak söyle de düsünmüyor degilim: Mesela Afrika’da yetisen meyve sebze vs. oranin iklim kosullarina ve yasayanlarin gereksinimlerine göre rabbim tarafindan ince bir dengeyle ayarlanmis. Farkli cografik konumu olan yerlerin beslenme aliskanliklari da, o kosullara göre sekillenmis. Yani temel de sartlarin getirdigi bir beslenme sekli hakim. Ama günümüzde özellikle biz Avrupa’ da yasayanlar her türlü ürüne rahatlikla ulasabiliyoruz. Acaba bunun kurulu olan denge acisindan olumsuz yönleri olmuyormudur? Olmadigini varsayarsak, neden her cografyada kendine özgü ürnüler ve hayvanlar var edilmis? Tabi bu düsüncem masum Girit kabagi icin gecerli degil. Sonucta bildigimiz kabaktan tek farki obez bir görüntüye sahip olmasi:)
Kabak Girit tombul vs. olabilir ama tarifi tam bir Antep’li.:))

yemek_020_2

Malzemeler:

  • 5-6 adet Girit kabagi
  • 100- 150 gr. yagli kiyma
  • 1 büyük bas sogan
  • 6-7 dis sarimsak
  • 1 kasik biber
  • 1 kasik domates salcasi
  • 1 tatli kasugi limon tuzu
  • Her kabak icin dolu bir avuc pirinc ( Veya hep ayarladiginiz kadar pirinc.)
  • Karabiber, tuz

Yapilisi:

  • Kabaklari kasik yardimiyla fazla kalin olmayacak sekil de oyun.
  • Iclerini karabiber ve tuz serperek elinizle hafif ovun.
  • Sogan ve sarimsagi minik dograyin veya robottan gecirip yikanmis pirinc ve diger malzemelerle karistirin.
  • Limon tuzunun yarisini icine koyun yarisini suyuna koyacaksiniz.
  • Kabaklari güzelce doldurun ve kestiginiz kabapaklari kapatip tencereye dizin.
  • Suyunu ayarlarken kalan limon tuzuyla bir miktar da tuz atin ve tencereye ilave edip harli atesin üzerine yerlestirin. (Aslin da Antep dolamlarinda eksisin ölcüsü su olabilir: Dolmanin suyunu tencereye koymadan tadarsaniz tursu hazirladiginiz suya benzer bir tatla karsilasirsiniz. Yani hem epey eksi hem de tuz ona göre ayarlanmis.)
  • Kaynayana kadar yüksek isida, kaynayinca üzerine varsa dolma tasi yoksa tencerenin icine sigabilecek bir tabak kapatarak altini kisin.
  • Tencerenin agzini kapatip kisik ateste 30- 45 dak. arasi pisirin.

Cuma Yazıları – Sır Saklamak / Bugurlu Yahudi Köftesi

Bu haftada cumaya kavuşturan rabbime çok şükür. İnanan herkesin cuması mübarek olsun.

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı Padişahı gibi,devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde,vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
-Sen sır saklamasını bilir misin?diye sormuş.
Vezir,Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet Hünkârım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
……………………………………………………………………….
 Bazılarınız biliyordur Urfa’ da yahudi köftesi yapıyorlar, ama o köfteye bulgur değil de yöre ait bir yarma çeşidi kullanılıyor.  Yahudi köftesinde  çiğ kıymadan yapılan harç kullanılıyor. Antep’in analı kızlısını da andırıyor ama onda parçe et ve nuhut gibi malzemeler var. Tabi eksik olan bir de ananın kızları… Doğu yemeklerini ve bulgurlu yemekleri yapanlar için, tarifini veriyorum ama en kısa zamanda denemeniz şartıyla.:))

48

Köftenin malzemeleri:

  • 2 bardak sıcak suda ıslanıp kabartılmış ince bulgur
  • 1 tane soğan ( Robotta çekin veye çok ince kıyın.)
  • 1 yumurta
  • Yoğururken ihtiyaç duyabileceğiniz kadar un ( Birbirine yapışan, sıkı ama sert olmayan bir köfte harcı olacak kadar.:)
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • Tuz,

İç malzemesi:

  • 250 gr. kıyma
  • 2 soğan
  • Karabiber, tuz

Yemeği için:

  • 1 yemek kaşığı salça
  • 1 kase sarımsaklı yoğurt
  • Sıvıyağ
  • Nane, tuz, karabiber

Baharatlı seviyorsanız ben bazan yahudi köftesinde olduğu gibi iç malzemesine tarçın ve kimyon ekliyorum. Çok yakışıyor.

Yapılışı:

  • Önce kıymayı kıyılmış soğanla birlikte kavurup, tatlandırın. İsteğe köre de baharatlarını ekleyin.
  • Harcımız soğurken kabaran bulgura diğer köfte malzemelerini katarak yoğurmaya başlayın.
  • Gerektikçe un ve su ilavesiyle macun kıvamlı bir köfte yoğurun.
  • Köfteden ceviz büyüklüğünde parçalar koparun ve içli köfte gibi oyarak içine soğuyan iç malzemeyi koyun.
  • Yine içli köftede olduğu gibi avcunuzda döndürerek düzgünce köftelerin ağzını kapatın.
  • Gerekirse kapanan yerdeki izleri su yardımıyla sınayarak düzeltin.
  • Bütün köfteler bu şeklide hazırladıktan sonra salçayı sıvıyağada kavurup su ekleyin ve bir iki taşım kaynatın.
  • Köfteleri kaynayan suya ilave edin ve köfteler yumuşayana kadar pişirmeye devam edin.
  • Köftelerin piştiğini anlamanın bir kaç yolu vardır: 1. kaynayan köftelerden birini alıp biraz yüksekten tabağa bıraktığınızda top gibi zıpladığını görürsünüz. 2. Köfteler pişince suyun üstüne doğru çıkmaya başlar. 3. Ve en etkli olanı da tadına bakmaktır.:)
  • Köfteler pişince ocaktan alıp tuz ve karabiber ilave edin.
  • Serviste tabaklarınızın üzerine sarımsaklı yoğurt ve nane serpin.

Deneyecek olan herkese şimdiden afiyet olsun.

Sarımsaklı Patates Püresi ve Körili Somon

Ben somonu az pişmiş olarak yapıyorum. Balık eti yapısı gereği çok çabuk pişen bir et çeşidi zaten. Salatayı yapana kadar hemen hemen pişiyor. Daha önce fırında kremalı somon tarifi vermiştim. Bu ise benim en sık yaptığım usul. Patates püresiyle ilk kez birlikte servis yaptım ve tatları birbirine oldukca yakıştı.

50
MALZEMELER:

  1. 300 gr. iri parçalar halinde kesilmiş somon
  2. 1 tatlı kaşığı köri
  3. Tuzot, karabiber

Patates püresi için:

  1. 4 tane iyi haşlanmş patates
  2. 2 diş sarımsak
  3. 1 tatlı kaşığı tereyağı
  4. Tuz, karabiber

YAPILIŞI:

  1. Önce patatesler ezilir.
  2. Sarımsaklar tereyağında yakmadan kavurulur.
  3. Parates püresine ve baharatları eklenerek bir süre dahakavrulur ve ocaktan alınır.
  4. Somon parçaları teflon tavada, yağsız veye çok az yağla kısık ateşte pişirilir.
  5. Renkleri değişince ateşin altı açılır ve baharatları eklenir.
  6. Baharatlarla birlikte balıkların her iki tarafları da kızarana kadar pişirilir.
  7. Tabağa önce patates püresi üzerine de somonlar konarak servis yapılır.

Pilav Üstü Tavuk Kavurma

Pilavın üzerine salata, kavurma vs. koyarak yemeyi çok seviyorum. Ayrı tabaklardan yenmediği için en başta gözünüzü doyuruyor.:) Normal de pilavı küçük bir tabak rahat tüketirim, ama böyle yapınca birkaç kaşık pilav yetiyor. Bir çok seçeneği var üstelik. Her türlü sebze kavurma ve haşlamaları, yine her türlü et çeşidi rahatlıkla pilavın üzerinde servis edilebilir. Çoğunuz biliyordur zaten de, ben henüz denememiş olanlar için olayın cazibesini arttırmaya çalışıyorum.:)
Tarifimde kullandığım usul benim tavuk için en sık kullandıklarımdan. Küçük parçalara doğrayarak kızgın tavada sulanmasına izin vermeden çabucak pişiriyorum. Böylece tavuk sertleşmeden, yani suyunu bırakmadan pişmiş oluyor. Deneyenler bilir ki, bu yöntem et ve tavuğun lezzetine lezzet katar.

 bild_193

MALZEMELER:

  • Yarım tavuk, kemikleri ayrılmış ve doğranmış
  • 1 havuç
  • 1 patates
  • 3 tane yeşil biber
  • Sıvıyağ
  • Tuzot, karabiber.
  • İstediğiniz bir çeşit pilavın malzemeleri.

YAPILIŞI:

  • Bilindik usulle güzel bir pilav yapılır ve demlenmeye bırakılır. (Arşivimde pilav tarifleri bulabilirsiniz.)
  • Doğranan tavuk etleri kızgın tavaya atılarak hafif kavrulup tabağa alınır.
  • Dilimlenen patates ve havuç sotelenir ve biraz su ilavesi ile yumuşatılır. (Tamamen kavurarakta yapabilirsiniz ben bu şeklide hazırladım.)
  • Kavrulan malzemelere biberler katılır ve biraz daha kavrulur.
  • Tavuk etleri ve baharatlar ilave edilir, tavuk suyunu salmadan biraz daha kavrulup ocaktan alınır.
  • Pilav servis tabağına alınır ve ortası açılır.
  • Hazırlanan tavuklu karışım pilavın ortasına dökülüp servis yapılır.

Yemeğin püf noktası biber ve tavuğun az pişirilmesi. Tavuk suyunu salınca sertleşiyor. Kızgın tavaya tek tek atarak suyunu salmadan yumuşak bir şekilde kavrulması sağlanıyor. Geniş bir tava, hatta sac veya wok kullanmanızı tavsiye ederim.

Diyet Etkinliği – Izgara Sebze

Yaz döneminde en çok yaptığım fırında yapılan sebze yemekleri ve düdüklüde yapılan türlü benzeri yemekler oldu. Sonucu ne mi oldu? tabi ki kilo verdim.:)) 2 kaşık yağla pişen böyle bir yemek, baharatlarla zenginleştirilip ekmek miktarı da en az düzeyde tutulursa kilo vermeyip de ne yapacaksınız?:)) Yani “Yiyorum ama, yediğimde de birşey yok” diyeceksiniz.
Etkinlik konusu diyet olunca tabi bu benim işimi kolaylaştırdı. Taslakta seç beğen al denecek kadar diyet tarfim mevcut. Sevgili Dilek, Aynur, Yaren ve Ayşe‘ye bu iyi zamanlamalı etkinlik için teşekkür ediyorum.:)

53

MALZEMELER:

  1. 4 tane patates
  2. 3 tane domates
  3. 5-6 tane yeşil biber
  4. Sarımsak tozu
  5. Karabiber, tuzot, acı toz biber
  6. Kekik, biberiye, fesleğen
  7. 3 kaşık Zeytinyağ (Yağın bir kaşığı ertesi güne kalan sebzeler için. Özellikle biraz fazla yaptım. Yani bir öyünde sadece 2 kaşık yağ oluyor.)

YAPILIŞI:

  1. Bütün sebzeler dilimlenir ve kalan malzemelerle bir güzel karıştırılır.
  2. Fırının ızgarası 185° de ısıtılıp hazırlanan sebzeler yağlı tepsiye dizilir. (Ben mangal için tek kullanımlık satılan delikli aluminyum tepside yaptım.)
  3. Sıcak fırına konan sebzelerin kızaran tarafları çevrilerek alt üst edilir.

Soğan Yatağında Patlıcanlı Köfte

Tepsinin tabanına istediğiniz kadar soğan dilimleyipte üzerinde sebze ve köfte pişirince görüntüsü de tadı da nefis oluyor. Hatta aynı şelikde soğanın üzerine dövülmüş et parçaları ve domates dilimleri koyarak deneyebilirsiniz.

 

bild_162

MALZEMELER:

  1. 3 tane uzun patlıcan
  2. 4-5 tane patates
  3. 400 gr. orta yağlı kıyma
  4. 4 tane soğan
  5. 3 diş sarımsak
  6. Pulbiber
  7. Sıvıyağ
  8. Tuz, karabiber

YAPILIŞI:

  1. Patatesler ve patlıcanlar iki parmak kalınlığında kesilir.
  2. Soğanlar halka doğranır.
  3. Kıyma, sarımsak, ve baharatlar karıştırlıp yoğurulur. (Çok yoğurmayın köfteler sert olur.)
  4. Tepsinin altı yağlanır ve halka kesilmiş soğanlar tuzla harmanlanarak etpsinin altına yayılır.
  5. Kürdanlara patates, köfte ve patlıcan üçlü olarak geçirilir.
  6. Tepsideki soğanların üzerine gelişi güzel dizilir ve 2oo° de pişirilir.

Patlıcanların pişmesi için ilk 20 dak. tepsinin ağzını kapatın. Bu yüzden de sert bir patates cinsi kullanın.

Yoğurtlu Ekşili Köfte

Yoğurtlu yemek çeşidi çokca olan Antep’de büyümemden mi bilmem, yoğutlu yemeklerin benim için vazgeçilmez bir yönü vardır. Hele de yoğurdu ekşiyse tadına doyum olmaz. Bu konuda şaşırabilirsiniz, ancak ben yoğurdum ekşi değilse bile içine limon tuzu ilavesi yaparım servis esnasında. Hatta kendi mayaladığım yoğurdu tamamen soğuduktan sonra bir süre daha dışarda bekleterek, tadının hafif ekşimesini sağlıyorum. Zaten yemek yaparkende yoğurdun ekşi suyunu mutlaka kullanırım. Tabi bu zevk meselesi ama, ben bir deneyin derim. Tarifim de yoğurtlu yemeklerin leziz bir örneği. Tanışalım 7-8 yıl olmuştur ve kendi bildiğim yemeklerin dışında yaptığım yemek listeme, hemen ilk denememden sonra eklemiştim.

62

Malzemeler: (Köfte için)

  1. 2oo gr. kıyma
  2. 1/2 çay bardağı pirinç
  3. 1 yumurta
  4. 1 soğan, (Çok ince kıyılmış.)
  5. Maydanoz
  6. Karabiber, tuz

Yemeğin suyu için:

  1. 2 havuç
  2. 2 patates
  3. 1/2 kırmızı biber (Paprika)
  4. 1 bardaktan bir parmak eksik yoğurt
  5. 3 bardak su
  6. 1 kaşık un
  7. 1 yumurta
  8. Sıvıyağ, nane
  9. Tuz

Yapılışı:

  1. Köfte malzemeleri karıştırılıp yoğurulur.
  2. Misket büyüklüğünde köfteler hazırlanıp unlanmış tepside biriiktirilir.
  3. Patates, kırmızıbiber ve havuç bir miktar sıvıyağında hafifce kavrulur.
  4. Su ilavesiyle 15 dak. pişirilir.
  5. Köfteler kaynayan suya atılarak yaklaşık 45 dak. daha pişirilir.
  6. Yoğurt, yumurta, un çırpılıp kayanyan sudan az az katılarak ılıştırılıp, sürekli karıştırarak yavaş yavaş tencereye dökülür.
  7. Bir iki taşım daha kaynatılır -kaynarken devamlı karıştırılır- ocaktan alınıp nanesi kavrulur.
  8. Tuzu en son eklenir.

Soğanlı Kebap

Benim de Mutfakda tecrübelerim arttıkça denemelerim de çoğalıyor. Tam tadını yakalamak zor ama en azından gurbette idare edecek kadarını yapmaya çalışıyorum. Biz kebaba sebze filan koymayız aslında, ben etin az yağlı olması munasebetiyle pişince sertleşmemesi için, soğan maydanoz gibi bir takım sebzeleri kullandım. Ama tavsiyem Antep kıyma kebabının aslına sadık kalın ve sadece kıyma, tuz, karabiber ve pulbiber ve ya ilaveten sarımsak ekleyerek yapın. Bir de üşenmeyin ve güzelce yufkalar hazırlayın, şişleri yufkaların arasına çekin. Olmassa olmazı yine geleneksel içeceğimiz ayran tabiki.:)

63
63a1
MALZEMELER:
  1. 500 gr. orta yağlı kıyma
  2. 1 baş soğan
  3. 3-4 diş sarımsak
  4. Yarım kırmızıbiber (Paprika)
  5. Maydanoz
  6. Karabiber, pulbiber,tuz
Yapılışı:
  1. Soğan, sarımsak ve maydanoz incecik kıyılır.
  2. Kıyılan malzemeler ve kıyma karıştırılarak macun haline gelene kadar zırhtan geçirin.( BU imkanınız yoksa ince kıyılan malzemeleri kıymayala iyice yoğurarakta yapabilirsiniz. Ben bildiğim usul yaptım.)
  3. Bahartaları atılıp iyice karıştırın.
  4. Tahta şişlerin ikitanesini elinize alıp yan yana sabit bir şekilde tutarak sivri olmayan tarafını aluminyum folyoyla sabitleştirin. İmkanınıza ve olduğunuz mekana göre elbetteki demir yassı şiş kullanmak daha mantıklı olur. Benimki imkansızlık içinde olanlara bir öneri, çünkü ben de öyle yaptım.:)
  5. Yumurta büyüklüğünde aldığınız harcı sabitlediğiniz iki tahta şişe geçirip elinizle boğum boğum sıkarak şişe yapışmasını sağlayın.
  6. Yağlanmış saç üzerinde ve ya mangalda arkalı önlü pişirin.

Hasan Paşa Köftesi

Son günlerde sayfamla doğru düzgün ilgilenemedim. Zaten birkaç gün ara verince toparlamakta zor oluyor benim için. Bu akşam hallederim dedim ama, şablonu değiştirince yine yorumlar cevapsız kaldı ve arkadaşları ziyaret edemedim.
Baharla birlikte diğer blog arkadaşlarımın da şablonlarını yenileneceğini düşünüyordum, ama ben daha tez davranıp baharı karşılamak istedim.:)

Yemeğim yine benim hiç denemediğim tatlardandı, kısa zaman öncesine kadar. Çokta merak ederim özellikle kişi isimleriyle anılan yemeklerin hikayesini. Hasan paşa köftesi, Kemal Paşa tatlısı gibi. Sıralayınca kulağa komik geliyor ama bilenler varsa paylaşmalarını çok isterim.

 

65

 MALZEMELER:

  1. 300 gr. kıyma
  2. 1 soğan
  3. 2 dilim ekmek içi
  4. Mazdanoz
  5. 2 kaşık süttozu(Koymasanız da olur.)
  6. Karabiber, tuz
  7. Suyu için 1 kaşık salça

PÜRE İÇİN:

  1. 4 tane haşlanmış patates
  2. 1 kaşık tereyağı
  3. Karabiber, tuz

YAPILIŞI:

  1. Köfte malzemeleri yoğurularak hazırlanan harçtan, ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp çanak şekli verilerek yağlı tepsiye dizilir.
  2. Önceden ısıtılmış 200° de pişirilir ve fırından alınır.
  3. Patates sıcakken ezilir ve tereyağı, tuz, karabiber konur.
  4. Macun haline getirilen patates (Sıkma torbanız varsa onunla, ya da benim gibi kullanmaya üşeniyorsanız, küçük bir naylon torbanın içine koyup köşesinden makasla delik açarak kullanabilirsiniz.) köftelerin içine doldurulur ve üzerlerine birer tutam kaşar peyniri konur.
  5. 1 bardak su içinde salça sulandırılıp tepsinin tabanına dökülür.
  6. Tekrar fırına konup kaşar peyniri hafif kızarana kadar pişirilir.

Ekmek Kebabı

Ekmek kebabı, adından da anlaşılacağı üzere şişlerde pişirilen parmak büyüklüğündeki kebapla yapılıyor.  Antep mutfağının sevilen kebap çeşitlerinden.  Tabi sevilen sevilmeyen kebap olmaz, kebap olması çoğu Antepli için yemeği yiyip yutmaya yeterli bir sebep.

Eskiden olduğu gibi mangal yakmak hep mümkün olmadığından bu geleneksel yemeğimiz biraz çağa ayak ukydurularak kavurma kıymayla hazırlanıyor. Fırsatınız varsa mangaldan vazgeçmeyin ama benim gibi üst üste kutularda yaşayanlar için kavurma kıymayla olan tarifini vereceğim.

66

MALZEMELER:

  1. Kişi sayısına göre pide ( Antep pidesi veya Konya’nın taş fırın ekmeği gibi içli olmayan ekmeklerle çok daha güzel olacağını düşünüyorum.:)
  2. 250 gr. kıyma
  3. 1 tane soğan
  4. 1 diş sarımsak
  5. 1 kaşık salça
  6. 1 kase yoğurt
  7. Karabiber, tuz

YAPILIŞI:

  1. Ekmekler tek lokmalık doğranıp tepsiye dizilir ve sıcak fırında kıtırlaşana kadar biraz tutulur. (Dikkat edin sertleşmesin.)
  2. Önce kıyma rengi dönene kadar kavrulup soğan ve sarımsak ilave edilerek soğan yumuşayana kadar kavrulmaya devam edilir.
  3. Salçası konur ve salçanın kokusu çıkana kadar çevrilip baharatlandırılır.
  4. Sarımsaklı yoğurt hazırlanır ve fırından alınan ekmeklerin ilk sıcaklığı çıkınca üzerine dökülür.
  5. Kavrulan kıyma yoğurdun üzerine dökülerek sıcak servis yapılır.

Sebzeli Kavurma

Bu defa etkinliğimiz bambaşka ve çok keyifli geçeceğe benziyor. Sevgili minikkuş‘a gönülleri fethedecek etkinliği için teşekkür ediyorum.
Bence erkekler kadinlar gibi tatlilardan degil et yemeklerinden hoslanirlar. Bu ayrintiya dikkat etmek gerkir gönlü fethedilecek bir erkekse. Bu güzel kavurma emin olun eşinizi keyiflendirecek bir tarif.:))

27_11_001

Malzemeler:

  • 400 gr. parça et
  • 3 tane patates
  • 2 yeşil biber
  • 1 kuru soğan
  • Karabiber, tuz

YAPILIŞI:

  • Eti kuşbaşı doğrayın ve kavurun.
  • Yumuşayan etlerin içine soğan doğrayıp bir süre daha kavuru ve doğranmış patatesleri ilave edin. ( Önce haşladıktan sonra da kavurabilirsiniz.)
  • Patatesler yumuşayınca biberleri ve domatesleri doğrayıp ekleyin ve tavayı sallayarak bir iki dak. çevirin.
  • Baharatlarını katıp ocaktan alın.

Servis önerim, yufka ekmek arasında ve yanında ayranla yemeniz.

Bulgur Pilavı ve Mantar Kavurması

Bulgur benim en çok tecih ettiğim pilav malzemesi. Gerek alışnalığımıdan dolayı gerekse besin değerleri açısından sık sık yapıyorum. Ve son dönemlerde sade yerine üzerine çeşitli sebzeler kavurarak birlikte servis yapıyorum. Tahmininizden çok daha güzel bir ikli oluyor.

Aymen’in sobesine cevap vermeden vakit kazanmış olayım bu arada.

84

MALZEMELER:

  1. 1 bardak bulgur
  2. 1 tatlı kaşığı salça
  3. Zeytinyağı
  4. Tuz, karabiber

Mantar kavurması için:

  1. 1 kutu mantar konservesi ( Taze mantar kulanırsanız daha güzel olur.)
  2. 1 tane ince kıyılmış kuru soğan
  3. Yarım kırmızı biber
  4. Maydanoz
  5. Bir diş sarımsak
  6. Sıvıyağ,
  7. Bir tatlı kaşığı salça
  8. Tuzot, karabiber

YAPILIŞI:

  1. Zeytinyağı ve salça kavrulurp ve yıkanmış bulgur eklenir.
  2. Su ve baharatları katılarak kaynaması beklenir.
  3. Kaynayınca altı kısılır ve kapağı kapatılılarak pişirilir.
  4. Diğer tarafta, soğan kavrulup biberler ilave edilir.
  5. Biraz daha kavrulup mantarlar eklenir.
  6. Salça ve baharatları eklenerekkavurmaya devam edilir.
  7. Ocaktan alınıp maydanozu katılır.
  8. Servis tabağına konan bulgur pilavının ortası açılır ve kavrulan mantarlı karışım konarak servis yapılır.

Et Sarması ve Yağsız Pilav

Mübarek kurban bayramını geride bıraktık. İnşallah bir dahaki bayrama hayırla kavuşmayı nasip eder rabbim. Ben de gündemle alakalı olarak bir et yemeği koymak istedim. Yemeğim taze değil ama denemek isteyenlere tavsiye edeceğim lezzetli bir yemek. Her ne kadar et yemeklerinde acemi olsam da bazan tutturuyorum böyle.:))

94 

MALZEMELER:

  1. 400 gr. bifteklik et
  2. 2 diş sarımsak
  3. 1 tane kırmızı biber
  4. 1 tatlı kaşığı salça
  5. Maydanoz
  6. Tuz, karabiber

PİLAV İÇİN:

  1. 1 bardak basmati pirinç
  2. 1 adete sığır bulyon veya tuzot
  3. 1 tatlı kaşığı salça

YAPLIŞI:

  1. Etler muştu yardımı ile inceltilir ve baharatlandırılır.
  2. Biberler ve sarımsaklar ince kıyılır baharatlar , maydanoz ve salçayla karıştırılır.
  3. Harç etlerin bir kenarına uzunca konup sarma gibi sarılır, iple sıkıca bağlanır.
  4. Aynı şeklide hazırlanan diğer rulolar da kızgın tavada biraz sıvıyağla çevrilir.
  5. Kızaran et ruloları yağlanmış tepsiye dizilir
  6. Salçalı ve yağlı su gezdirilerek fırınlanır.

Pilav için önce pirinç yıkanıp haşlanır. Suyu süzülüp et bulyon ve salçayla karıştırılır. İkinci bir seçenekse salçanın bir miktar yağda kavrularak haşlanan pirinç ve et bulyonla karıştırılması. Önemli olan pirincin sıcak olması ve malzemeler karıştırıldıktan sonra biraz bekletilmesi.