Enginar Dolması
08 Şub 2010 at 12:21 | In Ana Yemekler | 9 CommentsHaftadan hafataya tarif vermek hoş olmasa da bu geçici bir dönem olduğundan kendimi sıkmıyorum. Vakitsiz kalmadan vakit nimetinin kıymetini daha iyi bilmeliyiz demekki.
Bu domlayı seneler önce İzmirli bir arkadaşta yemiştim. O benimkinden farklı olarak bilindik kuş üzümlü fıstıklı dolma harcıyla hazırlamıştı. Yemeği bir izmirliyle bir Anteplinin yapması elbette farklı olacaktır. Ben klasik Antep dolma harcının içine nane, yenibahar ve tarçın ilavesiyle hazırladım. Çok severek yedim. Yedim çünkü evdekiler yemesini zor bularak yemek isemedi. Ancak enginarın kokusuyla yaprakların üzerindeki pirinç tanelerini sıyırarak yemek gerçekten çok nefisti. Göbeğinin tadını da saymıyorum…
Ekleme: Arkadaşlar, meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmeye çalışan biri olarak açıklama yapmak zorunda hissettim. Enginar dolması yeni değil. Daha önceden yapmıştım…

Malzemeler:
- 4 tane büyük enginar
- 1 – 1,5 bardak kadar pirinç
- 1 büyük soğan
- 5-6 diş sarımsak
- 1 kaşık karışık salça
- Yarım bardaktan az zeytinyağı
- 1 kaşık limontuzu
- 1 tatlı kaşığı nane
- 1 çay kaşığı tarçın ve bir çay kaşığı yenibahar
- Karabiber, tuz
Yapılışı:
- Enginarların dış yaparaklarını bir kat soyun, sapını kesin ve içindeki yaprakları temizleyin. Ortasındaki tüyleri bir kaşık yardımıyla çıkarıp limon suyu sıkıarak bir kenara alın.
- Pirinci yıkayıp limontuzu hariç diğer malzemelerle bilindik usulle dolma harcını hazırlayın.
- Dolma harcını önce enginarın içine doldurun. Daha sonra her yaprağın arasına bir miktar harç koyunve her yaprağın içine harç konmuş olsun.
- Enginarı elinizle biraz sıkıştırın ve dik olarak tencereye dizin.
- Üzerine enginarların yarısına gelecek şekilde limontuzulu ve tuzlu suyla doldurun.
- Üzerine biraz daha zeytinyağı gezdirin ev atşe koyun. Kaynayana kadar harlı ateşte kaynadıktan sonra kısık ısıda ağzı kapalı pişirin.
Acılı ve Nişastalı Tavuk Kızartması
01 Şub 2010 at 11:49 | In Ana Yemekler | 8 CommentsBol karlı bir hafta başında tüm takipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyorum… Eskisi gibi blogumu yenileyemesem de – bu geçici bir dönem- düşe kalka devem ediyorum. İnşallah takipçilerim beni anlayışla karşılanıyordur.
Yemeğimiz nefis bir tavuk yemeği. Hani malum olan bazı yerlerde satılır ve tadını ben hariç bir çok insanın bildiği tavuk kızartması vardır. Sırrını kimse bilmez vs… Tabi sırrını çözdüm diyemem tadına hiç bakmadım çok şükür. En başta o tür yerleri sevmiyorum ve kullanılan malzemenin helalliğinden emin değilim.
Tarif araştırmalar sonucunda ulaşılarak, geliştirilmiş bir tavuk kızartması. Birkaç yıldır yapmıyordum, zaten kızartma yemeklerini az yapıyorum. Geçenlerde değişikli olsun diye yaptım. Eşim ve çocukların halleri çok komikti. Ertesi güne tekrar istediler ve artık sürekli o tavuktan yapmam için baskı yapar oldular. Hele çocuklar, daha önce tavuğu yemek istemeyecek kadar da nankörlük yapıyorlardı. Oğlumun dediğine göre üç öğün olsa yermiş…

Malzemeler:
- Yarım tavuk (Parçalanmış kemiklerinden ayrılmış veya az kemikli. )
- 1 yumurta
- 2 kaşık un
- 2 kaşık nişasta
- Yarım çay bardağı su
- Yarım paket kabartma tozu
- Tuz, karabiber
- Acı toz kırmızı biber
- 2 kaşık tavuğu batırmak için un
- Kızartmak için yağ
Yapılışı:
- Un, nişasta, su ve baharatları karıştırıp üzerine yumurtayı kırın ve çırpın.
- 2 kaşık unu palstik torbaya koyun ve tavuk parçalarını ikli üçlü parçalar olarak torbaya atıp sallayın. Un etlerin heryerine yapışsın.
- Tavuk parçalarını fazla ununu silkeleyerek torbadan alıp hazırladığınız karışıma batırın ve oradan çıkarı orta ısılı yağa atın.
- Kemikli parçaları daha düşük ısıda pişirip çıkarmadan ısıyı yükseltinki kıtır olsun.
- Bütün tavukları aynı şekilde hazırlayıp salatayla ve ayranla servis yapın.
Asitli içecekleri aklınızdan bile geçirmeyin artık herkes ne kadar sağlıksız ve zararlı olduğunu biliyor.
Cuma Yazıları- Bir Çift Çorabın Kıssası
29 Oca 2010 at 10:20 | In Cuma Yazilari | 7 CommentsTakipçilerimi Allah’ın selamıyla selamlıyor, hayırlı cumalar diliyorum…
Dünyaya geldiğin zamanı düşün,
Şen ağlardın, fakat gülerdi âlem,
Öyle bir hayat sür ki, senin gidişin
Sana sevinç olsun âleme matem.
Hasan efendi adıyla meşhur bir ihtiyar vardı. Yaratılış gayesini iyi bilirdi. Ömrünü dînine hizmet etmekle geçirmişti. Mum dibine ışık vermez misâli, oğluna ne kadar nasihat etmişse de, oğlu söz dinlememişti. Ölüm döşeğindeyken oğlunu çağırıp der ki:
“Oğlum bugüne kadar hiç bir nasihatimi dinlemedin. Son bir arzum var, onu bari yerine getir!” Oğlu merakla sorar:
“Son arzun nedir, baba?”
“Ben ölünce, yıkandıktan sonra, daha kefenlenmeden, hocadan müsaade iste, babamın vassiyeti var de, ayaklarıma çorap giydir?
“Başüstüne babacığım. Bir çift çorabın ne kıymeti var. Söz veriyorum, vasiyyetini yerine getireceğim.
“İhtiyar baba sevdiği bir arkadaşını da çağırıp ona der ki:
“Bu mektubu ben ölüp defnedildikten sonra oğluma vermeni rica ediyorum.”Arkadaşı kabul ederek mektubu alır.Gün gelir, ihtiyar Hasan Efendi, fâni dünyadan, baki âleme göç etmek üzere vefat eder. Meyyit yıkanıp, kefenleneceği zaman, oğlu elinde bir çift çorapla gelir. Hoca efendiye babasının vasiyyetini anlatır. Çorapları kendi elimle giydireyim, der. Hoca, Mektubât-ı şerifi okumuş bilgili bir kimsedir. Hasan Efendinin oğluna der ki:
“Kefen üç parça olur. Çoraplarla dört, beş parça oluyor, bid’attır, caiz değildir. Dine uygun olmayan vasiyyetler yerine getirilmez.”
Bu işlerle pek alakası bulunmayan, Din-i Mübin-i İslam’ı sadece cenaze namazından ibaret sanan kimileri, meftanın oğuna hak vererek ehl-i sünnet imâma itiraz ederse de, imâm efendi, münakaşaya meydan bırakmadan meyyiti hemen defn ettirir.
Defni müteakip Hasan Efendinin arkadaşı, mektubu çıkarıp oğluna verir. Oğlu açıp okumağa başlar:
“Oğlum, gördün, dünyada ne kadar çok malım, mülküm varken, bir çift çorabı bile ayağıma giydiremedin. Malımın hepsi dünyada kaldı. Kabire amelimle girdim. Benden ibret al! Nasıl yaşarsan yaşa sonunda öleceksin. O halde hemen tevbe et! Âhıreti kazanmak niyyetiyle yaptığın bütün işler dünya değil âhıret olur.
Fırında Biber Dolması
25 Oca 2010 at 12:06 | In Ana Yemekler | 19 CommentsTakip edenlerin uzun süre kapuska görmek istemeyeceklarini tahmin ederek yeni tarif yayınlamaya karar verdim.:) Bu uzun aranın sebebi biraz rahatsız olmam ve vakit bulamamdan dolayı yoksa blogu bırakmış fılan değilim.
Yemeğimiz blog arkadaşlarımda görüp denediğim fırında biber dolması. Yemekleri anlatırken biraz mübalağa yapıyormuşum gibi geliyor bana ama aslında öyle değil tabi. Bir şeyi güzel bulduğumda onu söylemek gerekir diye düşünürüm. Arkadaşlarımızın, çocuklarımızın ve çevremizdeki başka insanların, yaptıkları ahlaki güzel hareketlerin hoş oluduğu vurgusu yapılırsa, onları bu konuda teşfik etmiş oluruz. Yemekleri de bu konuda teşfik edemediğimize göre ben de bu lezzetleri anlatmakla bu işi çözüyorum. Rabbim bize nimeti vermiş, akıl fikir, yapacak sıhhat, kabiliyet de vermiş ve ortaya güzel şeyler çıkmış, neden anlatmayalım ki?
Yani anladınız dolma çok güzel olmuş. Bir şey de ancak bu kadar dolaylı anlatılır.:)) Bu güne kadar yediğim en güzel dolma. Bu dolmayı bu kadar lezzetli yapan nedir diye çook düşündüm ama diğer dolmalardan tek farkı fırınlanması. Sanıyorum fırında olmasından dolayı çok yavaş pişmesi ve biberin haşlanmak yerine kızararak pişmesi. Bu kadar farklı olacağını aklıma getirmemştim ama bundan sonra normal dolmayı yapmak istemem herhalde. Yine canım istedi yarın yapsam mı acaba?

Malzemeler:
- 10 tane dolmalık biber
- Her biber için ortalama iki yemek kaşığı pirinç ( Biberlerin büyüklüğüne göre ayarlayın, benimkiler öksüz doyuran cinstendi:)
- 1 büyük soğan
- 5-6 diş sarımsak
- 1-2 yemek kaşığı karışık salça
- 1 tatlı kaşığı nane
- 1 çay kaşığı yeni bahar
- 1 çay kaşığı tarçın
- 1 çay kaşığı karabiber
- 1 tatlı kaşığı pul biber
- 1 yemek kaşığı limon tuzu
- 1 bardaktan eksik zeytinyağı
- Tuz
Yapılışı:
- Bildiğiniz usulle dolma harcını hazırlayın. Zeytinyağının birazını üzerine gezdirmek için ayırın, limontuzunu da harcına koymayın suyuna konacak.
- Biberlerinizi doldurup kenarları yüksek bir fırın kabına yerleştirin.
- Limon tuzunu biraz suyla eritin ve dolmlaların üzerine dökeceğiniz suya karıştırın. Üzerine biberlerin yarısına gelecek kadar su koyun.
- Fırını önceden 180° de ısıtılmış fırınada pişirin.
Dikkat edin biberlerin kabuklarından yanıp siyahlaşan bölümleri yemeyin! İnancımıza göre, ayrıca sağlık açısından sakıncalıdır.
Zeytinyağlı Kapuska
18 Oca 2010 at 11:42 | In Hafif Yemekler | 13 CommentsYepyeni bir haftanın ilk gününde tüm dostaları Allah’ın selamıyla selamlıyorum.
Tarifime geçmeden önce daha ilginç bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hızına ayak uyduramadığımız bir zamanda yaşıyoruz. Ana baba bedduası alıp da iki yakası bir araya gelemeyenler gibi, biz de vaktin bereketiyle bir araya gelemiyoruz. Hep yaptıklarımız palanlarımızdan az, isyanımız itaatimizden çok…
Bu gün ilk defa sadece zeytinyağıyla hazırladığım kapuskayı sizlerle paylaşmak istedim. Bir süre önce yemekleri çoğunda sadece zeytinyağı kullanarak denemeye başladım. Zaten Antep de zeytinyağlı ayrımı olmaz, sıvı yağın girdiği her yemeğe rahatlıkla kullanırız.
Kapuskanın içine biraz da sarımsak koyunca lahana sarması gibi nefis bir yemek oldu. Hatta eşim gibi sebze yemeklerine itiyatlı davranan biri bile kapuskayı severek bir iki tabak yiyor. Eh için de sarımsak var acı vara, ekşi var… Bir Anteplinin eşi için daha ne olsun?:)))

Malzemeler:
- 400-500 gr. Kıyılmış lahana1 baş soğan
- 3 diş sarımsak
- 2 yakış pirinç
- 1 yemek kaşığı karışık salça
- 1 tatlı kaşığı pul biber
- Zeytinyağı
- Karabiber, tuz
- 1 limon ya da bir çay kaşığı limon tuzu
Yapılışı:
- Zeytinyağını kızdırıp kıyılmış soğanları içine atın.
- Soğanları pembeleştirin ve salçayı ekleyin.
- Salçanın kokusu çıkana kadar kavurduktan sonra pul biberi, kıyılmış lahanaları da tencereye ilave edip, kısa bir süre lahanayı kavunu, salçayla birbirine geçmesini sağlayın.
- Üzerine lahananın hizasına kadar su koyup pirinci ve tuzu atıp pişirin. İstediğiniz kıvamda olması için gerekirse su ilavesi yapabilirsiniz. Piştikten sonra pirincin suyunu çekeceğini göz önünde tutun.
- En son 1 çay kaşığı limon tuzu, ya da bir limon suyunu sıkın ve servis yapın.
Enerji Içecekleri Gerceği
16 Oca 2010 at 21:55 | In Ana Yemekler | 2 Commentsİlk olarak 1987′de Avustur-ya’da ve 1997′de Amerika ve diğer ülkelerde satılmaya başlanan enerji içecekleri, özellikle gençler arasında çok popüler. Günümüzde 140 ülkede 200′den fazla marka olduğu biliniyor ve bu içecekleri tüketen gençlerin sayısı her geçen gün katlanarak artıyor.
Bazıları bunları kahvaltıda, öğle ve akşam yemeklerinde ve aralardaki atıştırmalarda adeta su veya soda gibi içiyor. Amerika’da yapılan bir araştırma 12-17 yaş arası gençlerin yüzde 31′inin düzenli olarak enerji içeceği içtiklerini gösteriyor. İster inanın ister inanmayın, 4 yaşındaki çocuklar için pazarlanan enerji içecekleri bile var!
Fortune Dergisi’nde 2006 yılında yayınlanan bir rapora göre enerji içecekleri pazarı Amerika’da 2000 yılından beri yüzde 700 oranında büyümüş ve yıllık satış rakamları 5,4 milyar dolara ulaşmış durumda. Bizde durum henüz o kadar vahim olmasa da, bunlar küçük Amerika olma yolunda hızla ilerleyen ülkemiz için önemli uyarılar.
Enerji içeceklerinde fazla miktarda kafein var: Enerji içeceklerinde gazoz, kola, soda gibi benzeri alkolsüz içeceklere göre çok daha fazla kafein bulunuyor. Bunların çoğunun 250 mililitresinde 80 miligram kafein olmakla beraber içlerinde kutu veya şişe başına 505 miligrama varan miktarlarda kafein ihtiva eden enerji içecekleri de var.
Yazinin devami icin lütfen buraya bir bakin…
Cuma Yazıları – Nasıl Olsa Gülemez
15 Oca 2010 at 09:29 | In Cuma Yazilari | 3 CommentsEkşili Patlıcanlı Köfte (Malatya)
11 Oca 2010 at 09:48 | In Yöresel Yemekler | 18 CommentsBulgurun kullanıldığı her yemeği severek yiyorum. Malatya mutfağının lezzetlerinden olan bu yemeği geçenlerde nefis yöresel yemekler yapan Cahide arkadaşımdan almıştım.
Patlıcan ve bulgur birbirine çok yakışıyor.Meyve sebzeleri mevsiminde tüketmek kuralını aklınızdan çıkarmadan, patlıcan mevsimi geldiğinde mutlaka bu tadı deneyin.
Not: Blog arkadaşlarımı biraz ihmal ettiğimin farkındayım. Yorumlarına geç cevap verdiğim gibi onları ziyaretlerimde seyrekleşti. Vaktimin az olduğu bir dönem geçiriyorum ve inşallah bu süre sonunda her şey daha kolay olacak benim için.

- Köfte malzemeleri:
- 1 bardak ince bulgur
- 1 yumurta
- 2-3 kaşık un
- Tuz
Yemeğin malzemeleri:
- 2 tane patlıcan
- 1 kuru soğan
- 1 domates
- 2 yeşil biber
- 1 kaşık salça
- Nar ekşisi ya da başka bir ekşi
- Zeytinyağı, nane, tuz
Yapılışı:
- Bulgurun üzeine yarım bardak ılık su koyarak ıslatın.. ( Sıcak su kullanılmıyor.)
- Islanan bulguru bir saat bekletip üzerine unu, yumurta ve tuzu koyarak yoğurmaya başlayın.
- Gerektikçe su ilavesiyle yumuşak bir köfte harcı yoğurun.
- Yoğurduğunuz köfte harcından misket büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın.
-
Patlıcanları küçük küçük doğrayıp zeytinyağında kızartın.
-
Soğanı doğrayıp kavurun ve biberi de ekleyerek ikisini de yumuşayana kadar kavurmaya devam edin.
-
Kavrulan malzemenin üzerine doğranan domatesi de katarak biraz daha kavurup salçasını ekleyin.
-
Biraz da salçayla kavurup 3-4 bardak su ilave edin ve kaynamaya başlayınca patlıcanları, tuzunu atın.
-
Suyu beş dakika kaynatıp köfteleri de ekleyin.
-
Patlıcanlar ve köfteler yumuşayınca ocaktan alın ve üzerine nane serperek servis yapın.
Cuma Yazıları…
08 Oca 2010 at 08:21 | In Cuma Yazilari | 5 CommentsHepimizin cumasi bereketli olsun.
Gazze ye ulaşan yardım konvoyundaki herkesden rabbim razı olsun. Yaralara bir nebze de olsa ilaç oldukları, en azından İslam alemine birlikle bazı şeyleri değiştirebilecekleri konusunda örnek oldular. Darısı uyuyan ümmetin başına…
Antep’in Sarımsak Kebabı
06 Oca 2010 at 12:54 | In Antep Ana Yemekleri | 15 CommentsGelelim fasulyenin faydalarınaaa… Yok aslında konu fasulye değil elbette resimden malum olduğu üzere. Taslakdaki resimle uğraştıktan sonra şimdi sıra tarifinde demek istedim ama benden başka kimse de anlamdı elbet.:)
Antep de bilenler bilir herşeyden ekmek arası dürüm yapıldığı gibi hürmetli atalarım her sebzeden, hatta sebzeyi de geçin meyveden kebap yapmış ve Antep mutfağının günümüze en zengin mutfaklardan biri olarak gelmesine katkıda bulunmuş. Yenidünya kebabı, keme( Bir mantar türü) kebabı, patlıcan kebabı, sebze kebabı, sarımsak ve soğan kebabı bunlardan adı en çok duyulanlar…
Türk bakkallarının bizim gibilere acıyarak taze sarımsağı buralara getirmesiyle hasretini çektiğim bazı tatlarada kavuşmuş oldum.:) Bu arada hala şivediz yapacak kadar kalın sarımsaklar gelmiyor belki sesimi duyan birileri olur.
Sarımsak kebabı baharda sarımsakların baş verdiği kısa bir dönem de yapılabilen bir kebap. Kuru sarımsakdan denemedim ve de deneyeni görmedim. Kanatimce daha ağır olacaktır. Sarımsak sevenlerin beğeneceği sevmeyenlerin de yanından geçmemesi gereken bir kebap ( Onlar diğer kebapları denesinler…)

Malzemeleri:
- 8-10 baş taze sarımsak başı
- 400 grç orta yağlı kıyma
- Tuz, karabiber
- Varsa bir mangal ve kömür yoksa bir fırın tepsisi ve onun girebileceği bir fırın.:)
Yapılışı:
- Sarımsak başlarını yıkayın, başındaki püsküllerini hafifden oyarak çıkartın ve üst katlarındaki kabuğu soyun. Dikkat edin kabuklar sarımsak dişleri görünecek kadar derin soyulmasın, kabuk pişmesine yardım edecek.
- Sarımsakları ortadan dikey olarak resimdeki gibi ikiye yarın ama tam koparmayın.
- Kıyma ve baharatları karıştırıp yoğurun.
- Kıymadan aldığınız parçaları sarımsakların yarıklarına koyup kıymalı tarafı üste gelecek şekilde tepsiye dizin.
- Malzemenin üzerine yarım bardak kadar sugezdirip üzerini folyo veya başka bir tepsiyle kapatıp 200 ° de ısınmış fırına koyun. 30. 40 dak. sonra kapağını açıp bakın, sarımsaklar yumuşamışsa kapağını açıp üstünü kızartın.
Serviste ayran ve kübban ya da açma ekmek yani Antep de evlerde yapılan ev ekmeği …
Tencerede Tandır Kebabı ( Nesrin Teyzeden…)
03 Oca 2010 at 11:21 | In Ana Yemekler | 14 CommentsYemek vardııır, yemek vardır… Girizgaha nasıl yapayım derken aklıma ilk gelen bu cümle oldu. Çünkü bu yemek öyle bildiğiniz et yemeklerinden değil, en azından mutfağa girip pişireceğiniz tarzda değil. Sabah 11 civarı başlarsanız akşam 6 civarı yemek sofrada olur. Yok ne şaşırın ne de yüzünüzü buruşturun, çünkü yemeğin tadına baktığınız da mırıltı arasından diyeceğiniz ilk söz ” Bu nasıl bir tat böyle?..”
Bütün bu anlattıklarım tandırı hiç yemeyenler için geçerli onu baştan söyleyeyim. Çünkü bu yemek bildiğiniz tandır tadında, evde yapılan, tadına göre az enerji harcanan muhteşem bir et yemeği.
Tencere de yapılıyor, kavurma ve fırınlanmış arası bir tadı var ve ağızınızda adeta ariyor. Tarif daha önce tavuk ve et terbiyesini verdiğim Nesrin teyzenin. Yakında Nesrin teyze et yemekleriyle markalaşırsa hiç şaşırmayın.:)) Bu maharetli hanım Hataylı yakın bir arkadaşımın teyzesidir, arkadaşıma bu tarifleri bana aktardığı için teşekkür ediyorum.
Bir çok bilimsel(!) safsatayla kırmızı eti mutfaklarımızdan çıkarmaya çalışanların inadına kırmızı etten vazgeçmeyin. Kırmızı et yemek efendimizin sünneti olup atalarımzın sofralarından uzak kalmayan bir nimettir. Doğal ve dengeli beslenmenin yapı taşlarındandır. Özellikle çocuklarımız için kırmızı eti imkanlarımız el verdiğince diğer doğal besinlerin yanı sıra tüketelim.
Et yerine GDO lu soya, tereyağı ve zeytinyağı yerine margarin tüketen tahıllardan gittikçe uzaklaşan, tam yağlı sütün, peynirin tadını unutanlardan olmayalım. Damak tadıyla birlikte yemek kültürü ve sağlığını kaybedip ilaç sektörünün av olarak gördüğü insanlardan olmamamız dileğiyle…
Not: Eti sağ elle tutup ön dişlerle ısırarak yemek sünnettir, çatal bıçak kullanmayın. Ön dişlerle çekeren koparılan etin -bilim keşfetmiş olmasada- etin daha kolay sindirimi için veya başka bir açıdan gerekli olduğunu düşünüyorum. Efendimiz hiçbirşeyi boşuna yapmaz.

Malzemeler:
- Buzluklarınız da hala kaldıysa 1 kg. civarı kemikli kurban eti ( Kalmadıysa kasaptan da alabilirsiniz sakıncası yok.:)
- İyi kapanan bir tencere, bir çatal, bir ocak:)))
- Tuz, karabiber
Yanında yemek için: Eğer çok et yiyemeyen veya kişi çok et az ise pilav, salata yerine kuru soğan ve yoğurt.
Yapılışı:
- Et yıkayıp suyunu süzün ve tencereye koyun.
- Ocağın altını önce orta ısıya açın kaynayınca en düşük ısıya alın. (Ocağım 9 kademeli ve ben 1. veya 2. kademe de en fazla 3. kademeye çıkararak pişirdim.)
- Düşük ısı da bir iki saat kaldıktan sonra kapağı açıp bir bakın sulanmış olmalı.
- Tekrar kapağı kapatıp tencereyi unutun…
- Birkaç saat sonra tekrar bir göz atın, ortalam 4-6 saat sonunda etin suyunu çekmiş yağını salıyor olması gerek. Bu aşama da etlerin tersini çevirin ve baharatlarını ilave edin.
- Bu şekil de de 1 saat civarı bırakın ve tekrar bakın. Etin yağının için de kızarmış olduğunu göreceksiniz.
- Üst tarafı yeterince kızarmadıysa tekrara çevirerek bir süre daha kızartabilirsiniz. Dikkat edin kurutmayın!
Pişme süresini yemek satininize göre uzatıp kısaltabilirsiniz. Ortalama 8-6 saat sürüyor pişmesi. Ben bazı kereler 1. ve 2. kademe de bazı kereler de 1. 2. ve 3. kademeleri kullanarak hızlandırarak pişirdim. Ama hiç 6 saatten kısa olmadı.
Haa bir de ekmeği ev de yapın da şöyle Osmanlı işi bir ziyafet olsun.
Cuma Yazıları- Köşe
01 Oca 2010 at 11:22 | In Cuma Yazilari | 5 CommentsGeç kalmış bir cuma yazısıyla tüm dostları Allah’ın selamıyla selamlıyorum… Noel kirlerinin bulaşmadığı berrak ve hayırlı bir cuma dilerim iyi niyetler okuyan herkese…
Hazret-i Şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davet etmişler. Hazret, meclise girer girmez, kapı eşiğine oturmuş. Kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş:
“ Adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!”
Aşure… (Yenilendi)
27 Ara 2009 at 12:30 | In Antep Tatlilari | 23 CommentsAnnemin anason kokulu aşuresinin tadını unutamam… Çikolata tadına alışan damak tadı bozulmuş zamane çocuklarının ağzına bile almadığı bu lezzeti biz çocukken yemeye doyamazdık…
Annemin dolabında o kadar çok bahart vardı ki, şişeler bir baştan bir başa ikişer sıra dizilmişti. Aşurede anason, güllap( gülsuyu) tarçın, karanfil belirleyici tad olurken, pancar (pazı) sapının kavurmasına mutlaka kimyon koyar, yoğurtlu yemeklerin üzerine hasbir( bir çeşit safran) serperdi.
Ne zaman Ihlamur benzeri bir koku alsam düşüncelerim kış günleri odaya dolan bitki çaylarının olduğu çocukluğuma gider… Kendim de bahararatları sevmem rağmen hiç bir zaman onun kadar baharat bilğim ve çeşitlerim olamadı.
Aşurenin anasonundan söz nereler gitti…
Herkesin bir aşure tarzı vardır, herbiri birbirinden daha güzeldir. Ben en çok kendi ailemin aşuresini severim doğalolarak. Mesela portakal asla koymayız, yazdığım gibi anason olmassa olmaz, tarçın herkes gibi ve karanfil mutlaka olur. Bu bizim alışık olduğumz tad olduğundan elbet bize en güzeli gibi gelir ama, sanırım herkes annesinin aşuresini daha çok sever.
Memlekette ablamlarda da şimdi aşure yapmış benimle benzer duyguları yaşıyor olmalılar…
- 1 bardak aşurelik buğday
- 1/2 bardak fasulye
- 1/2 bardak nohut
- 1/2 bardak mısır
- 1/2 bardak pirinç
- 1/2 bardak badem
- 1/2 bardak fındık
- 1/2 bardak pekmez
- 1/2 bardak kuru üzüm
- 6-7 tane kuru incir
- 19-20 tane kuru kayısı
- 2 tane elma
- 1/2 bardak gül suyu
- 2 kaşık anason
- 1 bardak şeker
- 9-10 tane karanfil
- Toz veya çubuk tarçın
YAPILIŞI:
- Buğday, nohut, fasulye ve mısır geceden ıslatılır.
- Fasulye, nohut, mısır ayrı buğday ayrı tencerelerde pişirilir ve yumuşadıkları zaman hepsi birlikte daha büyük bir tencereye aktarılır.
- Tencere yavaş yavaş kaynarken, badem haşlanıp kabukları soyulur ve fındıkla birlikte tencereye ilave edilir.
- Kayısı küçük doğranıp üzümle birlikte yıkanıp, tencereye ilave edilir.
- İncirler yıkanıp doğranıp tencereye aktarılır.
- Anason ayrı bir tencerede bir iki taşım kaynatılıp sarı suyu çıkınca tarçın çubuklarıyla birlikte da tencereye ilave edilir.
- Tadına bakılıp piştiği anlaşılınca, pekmez, şeker ilave edilir, 5 dak. daha kaynatılır.
- Ocaktan almadan gül suyu ve doğranmış elmalar ilave edilip ocaktan alınır.
- Süslemeden önce karanfil çiçeklerini kırıp kaselerin üzerine serperken toz rtarçın kullanacaksanız onu da karanfilin üzerine serpebilirsinz.
- Ceviz ve istediğiniz diğer malzemelerle üzeri süslenir.
Yurt dışında olanlar anosonu Anis olarak bulabilirler. Ayrıca rezenede kullanabilirler anasonun yerine, onuda Fenchel olarak bulabilirler. Anosonu robottan geçirip üzerinede serpebilirsiniz.
Cuma Yazıları-Yaşayan Herkesin Yolu Fıtrata Çıkar
25 Ara 2009 at 12:00 | In Cuma Yazilari | 8 CommentsCumanız mübarek ve bereketli olsun..
Son zamanlarda beynimde bir çok konu uçuşuyor. Bu konuların çıkış noktası farklı gibi görünse de vardığı veya varması gereken nokta hep aynı.
Eminim bir çoğumuz alevlenen sağlıklı ve doğal yaşamla ilgili tartışmaların etkisinde kalıyoruz. Hatta etkisinde kalmaktan ziyade beynimizin süngere dönüştüğünü hissedip çaresiz boş gözlerle takip ediyoruz bu tartışmaları…
Sağlık sunan bitkisel reçeteler, genetiğiyle oynanmış gıda çıkmazı, çemberinden kurtulamadığımız hastalıklar, artan kilolar ve güya zayıflama diyetleri… Ve kimsenin pek de önemsemediği sağlıklı yaşam ve fıtrat ilişkisi.
Ben otu kökü içmeeem! Hap yok mu hap?
Bir zamanlar bitkisel reçeteleri güdümlü kafalarla “Koca karı” ilaçları suçlamasıyla adeta lügatımızdan silmeye çalıştık. Geçmişten gelen tedavi yollarının bir çoğunun yıllar içinde deneme yanılma yoluyla kazanıldığı gerçeğini sildik beynimizden. Bizlerden çok daha sağlıklı olan ecdadımızın göz dolduran fiziki görüntüsü, yaşamdaki başarıları, aile ve toplum yaşantısındaki dengesini de görmezden geldik. Şimdiyse hastalıklı yaşantımızın çeresini bu hastalıklı yaşantıyı düzeltmeden, yine birkisel reçetelerde arıyoruz. Bu yaşam tarzının getirisi olan sıkıntılara sıra gelmesi için önce bu benimsediğimiz yanlış tarzın tedavi edilmesi gerekir.
Yandım Allah! Mısır yerken ağzım yandı biber misin be mübarek?
Gıdaların genetiğiyle oynanamaya neden ihtiyaç duyuldu? Artan tüketim çılgınlığına cevap için daha fazla verim mi? Doymayan gözlerin bire bin alma çabası mı? Yoksa, Dünya vatandaşları ruhen ve bedenen ne kadar çürürse o kadar işime gelir düşüncesi mi? Cevabı ister bunlar, ister başka ister hepsi birden olsun sonucu bizim azla yetinmeyip de daha,daha, daha istememize çıkar.
Hastayım hasta herşim hastaaa!!!…
Artık hastalık deyince de aklımıza yaşını başını doldurmuş insanlar gelmiyor. Otuz yaşına varan herkes hastalıklar kaderi gibi kanıksıyor. Daha küçücük evlatlarımızın şeker hastalığı, kalp rahatsızlıları, obezite ve bağlı hastalıklara yakalanmaları bizi artık şaşıtmıyor! Daha alerjik, daha kilolu, güya modern hayatın dayattığı gibi daha hantal olduk. ( Tüket ve daha rahat yaşa mantığı.) Çocuklarımız güven için de sokaklarda oynayıp enerji fazlalarını atamıyor, bedensel gelişimlerine yardımcı olamıyorlar. ( Yine inanç ve gelenekden şaşmamızın insan psikolojisi üzerindeki etkileriyle sıfırdan türeyen sapıklıklar…) Biz anneler canımızın canı evlatlarımızı acımadan hazır ve katkı maddeli gıdalarla besiliyor, kontrolsüzce bilgisayar başında aşındırıyor, aşırı himayeci yapımızla onları tembel ve çelimsiz karekterlere dönüştürüyoruz!
Peki bu zararı sadece çocuklarımıza mı veriyoruz? Elbette hayır. Bizim bilinçsiz ve pervasızlığımız tüm topluma direk veya dolaylı yoldan zarar veriyor. Satışa sunulan herşey cazip, geleneksel olan herşeyi Batılı yaşantıya uymuyor diye hayatımızdan çıkarırsak bu hastalıkların, sıkıntıların sonu gelmez elbette. Yaşantımıza anne ve ninelerimizin o öcü (!)gibi gördüğümüz yaşantılarından faydalı örnekleri katsak fena olmaz herhalde.
Pazartesi diyete başladım salı bozduuum!..
Bir çok isim altında çoğunun bilimsel gerçekle bile alakası olmayan saglıklı yaşam ve zayıflama diyetlerinin hayatımıza getirilerini bir düşünün. Aslında işin kökü genetik yatkınlığı, vücut yapısı ne olursa olsun her kadın çubuk gibi olması gerketiği dayatması. Dayatma kelimesini bilinçli kullandım, çünkü dayatma illa silah zoruyla olmaz. Modern dünya da bu işler için artık çok başka yollar kullanılıyor. Kitlelerin biliçaltını etkilemek, ona birşeyi dayatma yapmadan dayatmak yazılı ve görsel basının sayesinde gerçekleşiyor. Bir tarafdan süper marketler senin al, al, al… Diğer tarafdan 34 bedene kadar düşen kadın elbise bedenine girmeye çalışacaksın ( Anneler 8 yaşındaki kızlarıyla aynı bedene giremeye çalışıyor nerdeyse!) modaya uy! Hastalınrsan ilacın bizden… Kiloların için biz sana diyetler yazar, zayıflama ilaçları üretiriz. Olmassa tam teşekküllü hastanelerimiz emrine amade gel ve fazla yağlarından (!)kurtul! O da olmassa “Kişisel gelişim” (!) l kursalarımıza katıl kendinle ve kilolarınla barış. ( Seni bu hale getiren biz değiliz ki ,zaten sen hazırdın biz sana yol gösterdik sadece.) Bu matık size dehiç yabancı gelmiyor olmalı…
Bize düşen verilen herşeyi modernitenin getirisi baştacı mantığıyla algılamamak. Bizim yol haritamız bizden olmayan toplumlar olamaz. Kendinden başkası gibi olmaya çalışan kendini de kayberder.
Bizler incecik olmak zorunda değiliz. Biz gelecek nesillerin anası, bir uygarlığın medeniyetin devamıyız. Bizim görevimiz kendi hayat yoluna, kendi değerleriyle devam edebilecek bir nesil bırakmaktır. Bizler Müslüman Türk anneleriyiz, ağırlığımızı, zenginliğimizi bilelim.
Bütün bunlardan-yazının son unu okumayan eşimin çıkardığı gibi- doğal ve sağlıklı olan gıdalardan istediğimiz kadar yiyelim, biz zayıf olmak zorunda değiliz sonucunu çıkarmayın. Bütün bu çabalar gerek yok diyorum, yol rehberle kolaylaşır. Rehber edinmeyen bilmediği yolda kaybulur. Bizim rehberimiz bizi yaradanın çizdiği yol. Yani söze nerden başlarsak başlayalım sonu fıtrata çıkar. Efendimizin yaşantısını kendi hayatımıza giydirsek ne diyetler, ne hastalıklar- Allah’ dan gelen baştacı, benim sözüm, yanlışların getirdiği rahatsızlıklar- ne huzursuzluklar ne dertler kalır geride? En azından biz kendi kullanma kılavuzumuzun talimaltlarına göre yaşadık, değerlendirmeyi “O” yapacak deyip ruhen bir rahatlık duyarız.
Var olan gerçekleri bilim “Bulduum!” diye bağırmadan da görelim lütfen. ( inanç bilime elbette karşı olamaz ama biraz seçici ve bilinçli yaklaşalım. ) Bu günün bilimsel gerçeği bir kaç yıl sonra geçersiz ilan edilebilir veya belirli çıkar çevreleri tarafından manüple edilebilir ve edimkte… Bilimin bulduğu ve bulacağı gerçekler açıp bakın bizim rehber kitaplarımız da zaten var. Bırakın bilim bizden alsın hayatın sırrını biz onda arayana ve yanlış sapaklarda kaybolana kadar…
Nefis Ispanaklı Börek
22 Ara 2009 at 23:18 | In Hamurisleri | 20 CommentsAntep’ de öyle tepsi tepsi incecik yufkalı börekler pek yapılmaz. Hamur işlerimiz daha çok fırınlarda hazırlanırdı ve bizler hazıra konardık… Benim yufkalı börek tecrübem evliliğimden sonra başlamıştır. Sanırım bu yüzden olacak ki, hem lezzetli, hem kolay, pratik isterim böreği. Yani ana tarifim olacak ve beni utandırmayacak.
Çok düşünmüşümdür evde açılan yumuşacık börekler nasıl oluuur? Şu köylerdeki maharetli hanımların açtığı koca tepsilerdeki nefis börekler… Bilmiyorum naslı yapıyorlar, havasından mı suyundan mı? Bir sürüde tarif denedim ama sonuç hep fiyasko oldu. Aslında hamur işine ne kadar çok yağ koyarsan o kadar lezzetli olur bilirim ama bu işin normal ölçüde yağ kullanılarak yapılanı yok mu? Haa bilen varsa rica ediyorum paylaşsın, benim gibi börek cahilleriyle.
Bir arkadaşla börek konusunu konuşurken o bahsetti bu börekten ve gittiği bir davette yiyip tarifini almış. Hemen denedim. Bu güne kadar yediğim en lezzetli börek hamuru. ( Milföy, talaş böreği tarzı börekler ayrı bir kategori onları kastetmiyorum.) Hamuru diyorum çünkü iç malzemesi haricinde hamuru kıtır kıtır ağızda dağılıyordu.
Hala ümitliyim ama yumuşak hamurlu – kastım hazır yufka börekleri gibi yumuşak olanlar- böreklerin var olduğu ve bir gün benim de becereceğim konusunda.:))
Malzemeler:
- 2 yumurta
- 1 çay bar. yoğurt
- 1 çay bar. sıvıyağ
- 1 paket kabartma tozu
- 1 tatlı kaşığı tuz
- Aldığı kadar un
İç malzemesi:
- 400-500 gr. doğranmış ıspanak
- 100 gr. beyaz peynir.
- 2 kıyılmış kuru soğan
- Karabiber
Yapılışı:
- Önce sıvı malzemeler karıştırılıp yavaş yavaş un eklenerek orta yumuşaklıkta bir hamur yoğurulur.
- Hamur 4 bezeye ayrılıp 10 dak. dinlendirilir.
- İç malzemesi karıştırılıp harç kazırlanır.
- Fırın 200° de ısıtılır.
- Bezeler açılabildiği kadar açılıp ortadan ikiye kesilerek iki yarım daire elde edilir.
- İç harcı dairenin kesilen tarafı boyunca yayılıp sarılır.
- Sarılan yufkalar yağlanmış tepsiye ortadan başlanarak yerleştirilir.
- Sıcak fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.
- Diğer yufkalara da aynı işlem uygulanır.
Antep Kebaplarından Simit Kebabı
21 Ara 2009 at 12:06 | In Antep Ana Yemekleri | 15 CommentsYaz mevsimi düşünüp düşünüp ne pişireceğini bulamayan bizler, artıkbir günlük değil bir haftalalık yemek listesini bile büyük bir iştahla hazırlayabiliyoruz. İştah kelimesi hanımların kulağına hiç de hoş gelmiyor olmalı.:) Nede olsa nefisle epey bir mücadele içinde olduğumuz bir mesle iştah ve onu sınırlandırma konusu.
Ama kul olarak en büzük vazifemiz bedenimizin içindeki ve dışındaki maddi ve manevi düşmalarla mücadle etmek. Zaten buyrulduğu gibi en büyük cihadımız nefis cihadı. Biz nefsin azdıkca azdığı bu asırda onun bu pervasızlığına midemizi doldurmayarak gem vurabiliriz. Büyükler karnı tokken yapılan ibadetin bile zevk vermediğineden dem vururken, Mevlana hazretleri bir gün karnını doyuracak kadar yemek yediği için, o gün artık ilahi ilhamın gelmeyeceğini söyleyerek üzüntüsünü belirtmiş.( Bunu bir hoca efendiden duymuştum ve tam olarak hatırlayamadığımdan meal olarak anlattım.)
Yani diyorum ki, simit kebabını yapın ama çok yemeyin efendim.:) Anlatttık işte çok yemek her yönden zararlı! Girizgahı uzun tutunca bir o kadar da yemeği anlatmak olmaz ben de en kestirmeden dedim diyeceğimi.:))
Yemeğimiz memleketim olan Antep’den nefis bir yemek. Zaten Antep yemeklerinden nefis olmayanı var mı? Kızmayın genel değil kendime diyorum, benim için tatsız Antep yemeği yok doğal olarak.
Not: Bir paragraf daha yazmaya utandığımdan başına “Not” yazdım.:) Simit kebabının Doğu ve Günaydoğu’da benzerleri yapılır ve oruk olarak birçoğunuz duymuşsunuzdur. Bizimkinin farkıysa biz Antep’liler kebapsız yapamadığımzdan başkaları fırınlar kızartır vs. biz mangalda yaparız. Yaşasın kebaplar!..
Malzemler:
- 300 gr. orta yağlı kıyma
- Yarım bardak veya biraz daha fazla simit yani ince bulgur
- 1 kuru soğan
- 3 diş sarımsak
- Yarım demet maydanoz
- 1 tatlı kaşığı pul biber
- 1 çay kaşığı kimyon ve aynı miktarda köfte baharatı ( köfte harcı değil onunla karıştırmayın.)
- Karabiber, tuz
Yapılışı:
- Maydanoz, soğan ve sarımsagı incecik kıyın.
- Bütün malzemeleri karıştırıp gerekirse su ilavesiyle bulgur yumuşayana kadar yoğurun. ( Bulguru önceden ıslatarak da yapabilirsiniz ama ben tarifin aslına sağdık kaldım.)
- Hazırladığınız harçtan küçük köfteler koparıp ister şişe takıp mangalda kızartın isterseniz tahda şiş kullanarak fırına atın. En kötü ihtimalle yassı köfteler hazırlayıp teflon tava da veya fırında pişirin.
Yanına yoğurtlu soslar veya yeşillik, domates, soğan çok yakışır.
Bahsettiğim gibi adından anlaşılacağı üzere Antep de mangalda pişirilir. Tadına doyum olmaz.
Hicri Yılbaşı ve Tulumba Tatlısı (Yenilendi)
15 Ara 2009 at 18:25 | In Tatlilar | 25 CommentsYarın hicri yılbaşı. Rabbim yeni seneyi bütün Muhammet ümmeti için hayırlı etsin. Kalblerin sahibini bulduğu, akan Müslüman kanlarının durduğu, ümmetin uyanmasının başlangıcı olacak bir sene diliyorum.
Güzel vakitlere şükrünü bilmek şartıyla güzel nimetler yakışır, diye düşündüm ve sizlerle nefis bir tat paylaşmak istedim.
Bir süre önce camii’ de bir hanım tulumba tatlısı yapıp ikram etmişti. Ben şerbetli tatlılardan hele de ev de yapılan tulumba tatlısı benzerlerinden hoşlanmadığım için gönüllü gönülsüz tadına bakmıştım. Tatlıda benim beklediğim yumuşak doku yoktu ve çok çok lezzetliydi. Elbetteki hemen tarifini almak istedim, tarif aldığımı gören yaşlı genç bir çok hanım da bir kopya da onlara yazmamı rica etti. Buraya kadar herşey normaldi… Herkese tarifini yazıp verdim ve iştahla eve gelip tarifi denemk için elimi çantama attığımda yazdığım kağıdın çantam da olmadığını gördüm! Ben herkese tarifi yazıp, kendime yazdığımı da orada unutup gelmiştim.:) Ancak o kadar çok kopyasını yazmışım ki, zorlanmadan tarifi kafamdan uyguladım.
Tulumba tatlısı benim için oldukça kıtır olmalı. Ve bunu sağlamak için yapacağınız tek şey kısık ateşte kızartmak. Benim ocağımın ısı ayarı 9 ve ben 3-4 ü geçirmedim. Şerbetini de iyice koyulaşana kadar kaynatınca tatlınız çıtır hatta kıtır yaşlılara göre “Dişimle döğüşüyor!” denebilecek bir tatlı oluyor.:))

MALZEMELER:
- 250 gr. un
- 1 yumurta
- 1/2 bardak sıvıyağ
- 1/2 bardak yoğurt
- 1/2 bardak süt
- 1/2 paket kabartma tozu
- Kızartmak için sıvıyağ
Şerbeti için:
- 1,5 bardak şeker( Ben şekeri 1 bardak kullandım ve bana yeterli geldi.)
- 1 bardak su
- 1/2 limon suyu
YAPILIŞI:
- Şerbeti tencereye koyup kaynamaya bırakın.
- Diğer malzemeleri karıştırıp, kek hamurundan daha koyu kıvamlı bir hamur hazırlayın.
- Tavaya yağı koyup, ateşi çok kısık açın. (Benim ocağımın en yükseği 9 ben 3-4 de pişiriyorum)
- Hamuru sıkma torbasına koyun ve ucuna yıldız ucunu takın. Hamur çok olduğu için sıkma aletinin kendi torbası küçük gelebilir. (Çözüm için istediğiniz ebatta palstik torbanın köşesine bir delik açıp yıldız ucunu takarak kullanabilirsiniz. )
- İstediğiniz şekillerde ılık yağa sıkıp ucunu makasla kesin. Yani bir elinizle torbayı sıkıp diğer elinizdeki makasla hamuru koparmak istedğiniz yerden kesin. İster uzun ister yuvarlak isterseniz lokma tatlısı şeklinde yapmanız mümkün.
- Kısık ateşte döndürerek pişirin. Bu işlem uzun sürüyor, onları ateşe koyup mutfak da olmak şartıyla başka işlerinizi yapabilirsiniz.
- Koyulaşana kadar kaynayan sıcak şerbete - kaynar olmasın- pişen hamurları atın ve bir iki dak. bekletin.
- Tatlıları şerbetten bir süzgece alın ve fazla şerbeti akıtın.
Püf noktası: Şerbet sıcak ve koyu kıvamlı olacak. Nekadar kısık ateşte pişerse, o kadar sert oluyor, ateşini kendi damak tadınıza göre ayarlayın. Ben kıtır seviyorum, yavaş piştikce içide iyice pişiyor.
Patlıcan Biber Kavurması
14 Ara 2009 at 13:58 | In Yöresel Yemekler | 4 CommentsMalzemelerinin gelişigüzel doğranıp zeytinyağının sereserpe yayıldığu yemekler oldum oluşu ilgimi çeker. Bu tür yemekler köy yemekleridir benim için. Hani malzemenin hem taze hem bol, vaktin az olduğu yaz akşamları evin hanımı çabucak patlıcanı domates doğrayıverir ve o özensiz zannedilen yemekteki tad insanı şaşırtır…
Akdeniz tarzıdır belki bu, belki Doğu, belki Anadolu… Kökü nereden olursa olsun ekmeği batırıp yemek, hatta yedikce yemek içindir bu yemekler…
Ben yemek planlarken yanında ekmeği de düşünürüm. Her yemeğe her ekmek olmaz. Somon yerken Antep’in Kübban ekmeği, bu yemeğin yanına da buns hiiç yakışmaz. Zaten alıştım artık iki gün de bir kübban ekmeklerim Allah’ın izniyle mutlaka pişiyor. Unun içine tam buğday unu da karıştırıyorum, hem kolay, hem ekonomik, hem sağlıklı, hem lezzetli en önemlisi de siyah ekmek yemek sünnete uygun… Yani artısı çok eksisi bence yok.
Bir gün akşam yemeğiniz de tarifi sayfamda mevcut olan kübban ekmek ve bu güzel yemek olsun…
Malzemeler:
- 2 tane GDO suz patlıcan (Bütün malzemerin de GDO suz olanalarını tercih edin diyeceğim ama nasıl olur bilmediğimden böyle iddalı bir cümle kurmayayım.:) )
- 1 kırmızı biber
- 2 yeşil biber
- 3 domates
- 4 diş sarımsak
- Sızma zeytinyağı
- Tuz, karabiber
Yapılışı:
- Bir tavaya önce biberleri sonra patlıcanları irice doğrayın.
- Onların üzerine domates ve sarımsakları doğrayıp yağını gezdirin.
- Orta ataşte kaynamaya başlayınca altını kısıp pişmeye bırakın.
- Arada bir çok hafif zedelemeden karıştırın.
- Pişmeye yakın tuz, karabiber ilave edip sıcak veya soğuk servis edin.
Ertesi günü daha lzzetli olduğunu fark ettim, ben den sözlemesi…
Cuma Yazıları – Ak Sakallı
11 Ara 2009 at 09:53 | In Cuma Yazilari | 3 CommentsCumanın hakkını veren, en azından kıymetini idrak eden herkesin cuması mübarek olsun.
Varna Savaşı’nda muharebe meydanında gezen II. Murad, düşman askerlerinin hep genç olduğunu görür. Komutanlarından birine sorar:
”Garip degil mi? Bu kadar ölünün içinde hiç ak sakallı görmedim. Hepsi genç, hepsi taze! Komutan şu cevabı verir:
“Padişahım! Iclerinde bir ak sakallı olsaydı, baslarina bu felaket gelir miydi?
Bir Antep Klasiği Kabaklama
07 Ara 2009 at 11:07 | In Antep Ana Yemekleri | 14 CommentsBu resimi ve yemeği seçmek için ne kadardır bilgisayarın başındayım bilmiyorum! Yazının ve resmin ne kadar ayrıntısı varsa o ayrıntılar için kırk defa fikir değiştirmişimdir herhalde. Önemli bir karar olmadığı için şükrediyorum. Bu gün alışveriş veya karar vermem gereken işlerden uzak durmalıyım…
Başlık biraz iddalı gibi ama kabaklama gerçekten Antep mutfağının kalsik tatlarından biridir. Salça, sarımsak, ekşi… Aynı tarifin patlıcanla yapılan şekline de doğrama denir ve tarifini daha önce vermiştim.
Burada memeleketteki gibi lezzetli kabaklar olmasa da sayfamda tarifinin bulunması adına sizlerle paylaşmak istedim. Kabağın tadını sevenlerin bu yemeği de seveceği muhakkak. Hatta kabak yemek istemeyen çocuklara sarımsaklı ve ekşili suyu çorba gibi geldi.
Yanına ne olmalı diye düşünmeye hiç gerek yok, mutlaka bulgur pilavıyla servis edin. Hatta salata filan diye de düşünmeyin, herşeyin bir yakışanı vardır ya bunun da yakışanı kuru soğandır. Bir baş soğanı istediğiniz gibi doğrayıp biraz limon, limontuzu veya sıvı sumak ekşisiyle tatlandırın tuz ve pulbiberde ilave ederek soğan salatasını hazırlayın. Gerisi sizin iştahınıza kalmış… Yemeğin miktarını fazla kaçırırsanız beni suçlamayın, teklif var ısrar yok.:)))
Malzemeler:
- 300 gr. orta yağlı kuşbaşı et
- 500- 700 gr. kış kabağı
- 1 büyük baş soğan
- 6-7 tane sarımsak
- Bir baradağa yakın haşlanmış nohut yada 1/2 bardak kuru nohut
- 1 dolu kaşık karışık salça
- Mümkünse sıvı sumak ekşisi ama benim gibi garibansanız limontuzu da idare eder.:)
- Zeytinyağı, nane, tuz, karabiber
- Etin üzerine kafi miktarda su koyarak ocağın üzerine koyun.
- 5-10 dak. pişirip etin köpüklerini alın ve ıslatılmış nohut, yemeklik doğranmış soğan ve salçayı ilave ederek düdüklü tencerede veya normal tencerede yumuşayana kadar pişirin.
- Bu arada kabakları kuşbaşı doğrayıp sarımsakları kıyın.
- Pişen malzemenin üzerine kabağı ilave edin.
- Kabaklar pişmeye yakın sarımsağını ve ekşisini koyun.
- Ateşden aldıktan sonra zeytinyağında naneyi kavurup yemeğin üzerine dökün
Afiyet olsun…
WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.



