Lavantin’den Tahıllı Tarhana

02 Nov 2009 at 10:21 | In Diger, Kendi Gelistirmelerim | 9 Comments

untitled

Ben öyle anadan  nineden tarhana bilen biri değilim en başta onu yazayım. Hatta bu tür tarhana yı Almanya da tanıdım. Ama mutfak kurdu insanın içine düşmeye görsün mutlaka tarifler kurcalanıp ekleme ve çıkartmalarla yeni denemeler yapar insan. (Mutfak kurdu tabiri bana aittir kullanandan telif isterim ona göre.:))

Tarhanayı ilk denemeye karar verdiğimde neden belirli malzemelerle sınırlı olduğunu düşünmüştüm ve konabilecek uygun malzemeleri düsünmeye başlamıştım. Sonuç olarak benim tahıllı tarhana dediğim bur tarhana tarifi çıktı ortaya. Tarhana yapımına aşina  arkadaşlarım normal tarhana dan çok daha lezzetli olduğunu söylüyorlar. Benim damak tadım bu konuda uzman olmadığından onların fikirleri benim için belirleyici oldu. Ve tarhanayı hep böyle yapmaya başladım.

Klasik tarhanalardan daha çeşnili bir tad arayanlar için buyrun tarifi:

Malzemeler:

  • 2 kırmızı biber,
  • 3 domates,
  • 2 kurusoğan,
  • 1 patates,
  • 5 diş sarımsak
  • 1 avuç kuru fasulye, 1 avuç nohut, 1 avuç kırmızı mercimek, 1 avuç yeşil mercimek, 1 avuç bulgur, 1 avuç pirinç, 1 avuç yarma, 1 avuç irmik
  • 1 demet maydanoz, 1 demet dereotu, 1 demet taze nane, 1 demet kereviz sapı
  • 1 kase yoğurt
  • 1 yemek kaşığı biber salçası
  • 1 çay kaşığı maya
  • Aladığı kadar un
  • 2 yemek kaşığı tuz
  • 2 yemek kaşığı attlandırıcı nam-ı diğer Çin tozu veya monosodyumglutomat ya da  Geschmacksverstärke Bu malzeme tamamen tercihe bağlıdır. Ben tarhana da kullanılabileceğini belirtmek için yazdım.

Hazırlanışı:

  • Bir gece önceden nohut, fasulye ve yarmayı suya ıslayın.
  • Ertesi gün ıslanan malzeme, kırmızı ve yeşil mercimek, bulgur, pirinç karıştırılıp üzerini biraz geçecek kadar su koyarak düdüklü tencere de haşlayın.
  • Malzemeler haşlanırken yeşillik ve sebzeleri doğrayıp robottan geçirin.
  • Haşlanan malzemenin suyunu süzün ve yeşillik ve sebzelerle karıştırın.

111111

  • Bütün malzemeyi yeterli miktarlarda robota koyup hep bereber bir kez daha çekin.

100_6002

  • Un konmadan önce böylesi iştah açıcı görünüyor.
  • Un hariç bütün malzemeleri karıştırıp  gerektikçe un ilavesiyle ele yapışmayan bir hamur yoğurun.

100_6006

  • Ağzı kapatılan hamuru kabardıkça yoğurarak ekşimeye bırakın.
  • Bu süre kısa veya uzun olabilir ama 2-3 gün beklemenizi tavsiye ederim.
  • Ekşiyen hamuru havadar bir yere serdiğiniz bezlerinüzerine yassı ve küçük parçalar halinde serin.
  • Parçalar kontol ederek ters düz edin ve daha kolay kurumasına yardımcı olun.

100_6010

  • Elle ovalanacak kıvamda kuruyan tarhana hamurunu biraz ovalayıp  robottan geçiririn. Bu aşamada tarhana yeterince kurumamaışsa makinada çekilirken zorlana birlirsiniz ama telaşlanmayın. Bez üzerine alarak bir süre daha havalandırabilirsiniz.

wer

  • Bulgur iriliğinde çektiğiniz tarhananın son aşaması olan kurutma işlemini ister büyük bir tepsiye yayarak 70-100°  de isinan firinda isterseniz  doğal yolla kurumaya bırakın. Ben yer sorunum olduğundan hep fırında kurutmayayı tercih ediyorum. Bu yöntemle daha çabuk kuruyup bir an önce tarhana telaşının bitmesini sağlıyor.

Gerisi sizin tarhana pişirme tarzınıza veya tarifinize kalmış. Ben pişirme tarifini eklemiyorum, bir ara belki onu da koyarım.

Cuma Yazıları – Yemeğe Yenilmek

30 Oct 2009 at 10:33 | In Cuma Yazilari | 2 Comments

İlk bakışta yemek sayfasıyla çelişen bir yazı gibi görünse de aslında tam yerinde bir yazı olduğunu düşünüyorum. Çeşitli lezzetleri denemenin onları hesapsızca mideye doldurmak olmadığına da dem vurmuş olurum böylece.

Hayırlı cumalar dostalar…

 

Sasani hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna:

“Bir günde ne kadar yemek yemeli?” diye sordu. Doktoru:

“Üçyüz gram kadar yeter.” dedi. Babegân:

“Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki?” diye bunu az bulunca, doktor şu karşılığı verdi:

” Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa sen onu taşırsın.”

Konya’nın Meşhuuuuur Tatlısı Sac Arası

26 Oct 2009 at 11:48 | In Yöresel Yemekler | 9 Comments

Konya’da bir iftar davetinde yeemiştim sac arasını ve hafızama kazınmıştı adeta. Ev sahibesinin misafirperveliğiyle sınırlarımı aşacaka kadar doşmuştumo gece ve o sırada sac arası sofraya arz-ı endam etmişti. İçimden” Kesinlikle bir lokma bile yediremezler, ben de yiyecek hal kalmadı.” diye geçiriyordum. Ama ev sahibesi teyzenin  ısrarlı ve aynı zamanda bana yedirmeye kararlı  sesiyle kendime geldim. Ve olanlar oldu… Tadına baktığıma bakacağıma pişman olduğum, tok karnına bile çok lezzetli gelen bu şey neydi? Sofradakiler hemen kısa bilgi verdiler – yanılmıyorsam manda kaymağıyla yapılıyor demişlerdi – ve yemem konusunda daha da ısrar ettiler. Benim içimden geçense birisi paket etmeyi teklif etse de şimdi götüremediğim lokmalara sahurda devam etsem düşüncesiydi.:)))

Ondan sonra bir daha tadına bakmak kısmet olmadı. O kadar kaymağı nerden bulacağımdiye  hayal bile etmedim. y Geçen yıl yoğurt ve peynir sektörüne amatör dalışımdan sonra buzlukta kaymak birikmeye başlayınca da ilk fırsatta sac arasını denedim. Eşim ve oğlum mırıltılar içinde yediler ve benim yaptığıma adeta inanamadılar.

Kaymak bulma konusunda sıkıntınız yoksa mutlaka bir defa bile olsa bu harika tatlıyı deneyin.

Tarifimi aynı zamanda Porselen Demlik etkinliğinin ev sahibesi  Nur arkadasıma gönderiyor kolaylıklar diliyorum.

Bild 1801

 Bild 1846

Hamuru icin malzemeler:

  • 2 yumurta
  •  çay baradağı  sıvıyağ
  • 1 çay bardagı ılık su
  • Alacak kadar un

Içine sürmek için 650- 700 gr. kaymak ve üzerine serpmek için pudra şekeri. Eger serbet dökülecekse bildiğiniz usul şerbet hazırlayıp dökün ki, ben hiç şerbetli denemedim.

Yapılışı:

  • Un, yag, yumurta  ve suyla  hamuru hazırlanır ve 15 dak. dinlendirin.
  • Hamur iki bezeye bölünür.
  • Birinci beze mümkün oldugu kadar ince baklavalık yufka gibi açın.
  • Kenarlarda kalın yerleri kalırsa oraları keserek ayrın ve yufkayı oklavaya sarın veya bir bez üzerine açarak bırakın.
  • ikinci yufkayıda aynı şekilde incecik açın.
  •  İkinci yufka ilk yufkanın büyüklüğüne gelince kaymağın yarısını yufkanın üzerine elinizle güzelce yayın.
  • Kaymağın üzerine ilk açilan yufkayı serin ve kalan kaymagı da bu yufkanın üzerine sürün. İki katllı ve üzerlerine kaymak sürülmüş tek bir yufka gibi oluyorlar.
  • Yufkaları bir ucundan başalayarak sarın, oldukca uzun bir sarmanız olacak.
  • Bu sarmayı keskin bir bıçakla dört parmak kalınlığında kesin ve yağlanmış tepsiye birbirlerine değecek şekilde yerleştirin. Birinin kesilen tarafı diğerinin yan tarafına gelsin.
  • Üzerine biraz tereyeğı veya benim gibi kalan kaymağı yahut hiçbirşey sürmeden  önceden ısıtılan 185 derece de pişirin.
  • Ilınan sac arasının üzerine pudra şekeri serperek servis yapın. Şerbetli denemediğim için nasıl oluyor bilmiyorum.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları – Malın Nerede?

23 Oct 2009 at 09:53 | In Cuma Yazilari | 4 Comments

Cuma mümin için bir fırsattır, bayramdır, ibadetlerın sevaplarının katlandığı, musafahaların sıklaştığı, cuma namazından sonra el ele tutuşan mümininlerin gözlerinden birbirlerinin kalbine muhabbet aktığı bir kutlu zamandır.

Tüm dostların Cuması mübarek olsun…

 

Hasan el-Basrî, “Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum” diyen birine şu cevabı vermiştir:

   “Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.”

Empanada

19 Oct 2009 at 09:17 | In Dünya Mutfaklari | 18 Comments

Empanadayı gördüğümde bizim poğaça gibi birşey diye düşünmüştüm. Zaten hafife aldığım tarifler beni hep yanıltır. Bu da öyle oldu… İç dolgusundaki malzemelerin çeştliliği ve hamurun içerdeği yağ miktarından kıtır kıtır ağızda dağılan harika bir yemek oldu. Belki benim gibi düşünerek bu iç dolgusuna bir de yağlı hamur ne kadar ağır olur diye de düşünebilirsiniz ama yanılırsınız.

Gerçekten çok lezzetli ve yedikçe yemek istediğim bir tadı vardı. Gerçi biz hanımlar ne yesek yedikçe yemek istiyoruz, o da başka bir konu.:)  Ama “Ucundan accık yerim.” diye kendinizi kandırıp denemenizi tavsiye ederim. Nasılsa azla yetinemeyeceksiniz ama yapana kadar kandırın işte kendinizi.:))))

Ekleme: Empanada nın vatanı olarak tek bir yer söylemek zor. Kökeninin Arjantin – hatta ismini  Arjantin’in Salta şehrinden alır-  olduğu tahmin edilse de, özellikle Güney Amerika, Meksika, Porto Riko,İspanya ve Filipinler’de içi doldurularak yapılan bir börek türü olarak yaygın olarak tüketilir. Ancak yapıldığı yerlerde iç malzemesinde farklılıklar gösterir. Benim yaptığım sanıyorum ki, Arjantin Emanadası.ert jpg

Hamur malzemeleri:

  • 350 gr. un
  • 1,5 tatlı kaşığı tuz
  • 100 gr. tereyağı
  • 1 tane yumurta
  • 1/3 bardak su (250 gramalık)
  • 2 kaşık sirke

İç malzemesi:

  • 100 gr. kıyma
  • 2 kaşık zeytinyağı
  • 2 tane yemeklik doğranmış kuru soğan
  • 3 diş sarımsak
  • 1 dolmalık biber
  • 1 tane defne yaprağı ( Ben koymadım.)
  • 2 ortaboy patates
  • Kekik ve tuz (Kekik de sevmedığım için kullanmadım.)
  • 3 dilim sucuk ( Yorum yazan hemen herkes sucuk meselsini sorunca fark ettim ki, sucuk yazmayi unutmusum.:))

Üzerine sürmek için suyla çırpılmış 1 yumurta

Yapılışı:

  • Minik minik doğranmış sucukları bir tavada şöyle bir çevirip bir kenara alın.
  • Sucuğu tavadan aldıktan sonra kıymayı  rengı değişnene kadar hafıfce kavurun ve onu da bir kenera alın.
  • Aynı tavaya zeytinyağıyla soğanları koyup, soğanlar yumuşayana kadar kavurun.
  • Minik küpler halinde doğranmış biber, sarımsak ve tuzu (Kekik ve defne yaprağı kullanacaksanız bu aşamada onlarıda katın.) tavaya ekleyerek kavurmaya devam edin.
  • Biberler pişince minik küpler olarak kesilen patatesleri de katarak patatesler hafif diri kalacak şekilde pişirin.
  • Sucuğu ekleyin ve defne yaprağını çıkarıp soğumaya bırakın.
  • Hamur için verilen malzemelerle orta yumuşaklıkta bir hamur yoğurun ve 12 bezeye ayırın.
  • Fırını 200° de ısıtın.
  • Bezeleri 12 cm. çapında açın ve soğumuş olan harçtan bir tarafına koyun.
  • Hamurun boş tarafını dolu tarafın üzerine katlayıp kenarlarını kıvırarak kapatın.
  • Diğer bezeleri de aynı şekilde hazırlayıp yağlı tepsiye altı tanesini dizip suyla çırpılan yumurtayı üzerlerine sürün.
  • Her tepsiyi 25 er dakika veya iyice kızarana kadar pişirin.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları – Allah Kullarını Biz Farketmesek de Korur / Biraz İrice Kayseri Mantısı…:))

13 Oct 2009 at 10:33 | In Cuma Yazilari, Yöresel Yemekler | 9 Comments

Cumaya değer veren herkesin cuması mübarek olsun…

   Zünnu-i Mısri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :

   Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak’ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti. Ben de onların nehrin kenarında takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.

   Bir de baktım ki, ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime: “La ha’vle vela kuvvete illa billah. Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar, bu genci sokmak için geldi” dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için, gence doğru geliyor. Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurbağa da onu orada bekliyordu. Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti. Ben de arkalarında bakakaldım.

Sonra gencin yanına geldim, o hala uyuyordu, akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim :

- Ey uyuyan genç; Allah seni, sen fark etmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Sen uyusan bile Allah uyumaz. O kullarına çok merhametlidir. dedim.

Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım. Genç hemen tevbe etti. Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarından vazgeçip, iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. Allah ona rahmet etsin.

                                                       —————————————————————–

   Tarifim Kayseri mantısı ama boyutlarına bakarak hormonlu, vs. yakıştırmalar da yapabilirsiniz, anlayışla karşılarım.:) Bir kaşığa kırk mantı sığmalı diye çok duymuşumdur, ancak  henüz bu cesareti gösterebilmiş değilim. Antep yuvalamasında da ne kadar küçük olursa o kadar makbuldür ve bir çok yakınımda mercimekten büyükce yuvalamalar görürdüm. Annem de benim gibi düşünmüş olmalı ki, onun yuvalamaları da orta büyüklükte olur, küçük yuvarlayanlar furyasından uzak dururdu.:)

    Mantı da bu tarifdeki gibi domates, yeşilbiber kullanıldığını hiç duymamıştım ama alışıldığın dışında hoş bir tadı vardı. Gerçi heralde ortak fikir olarak “Mantı olsun da, çamurdan olmadıkça bayılırım.” diye düşünüyor olmalıyız.:)) Sonuç da hamur, et, yoğurt gibi mutfak kültürümüzün ana  malzemeler ile yapılıyor. Sevmeyen yok gibidir…

   Konuyu ne çok dağıtıyorum son zamanlarda. Siz tarife okumadan sayfayı değiştirmeden ben sizi aşağıya yönlendireyim…

manti

Malzemeler:

  • 1.5 bardak un
  • 1 çaykaşığı tuz
  • 1 yumurta
  • Yeterince su

Sosu için:

  • 1 kaşık tereyağı
  • 2 sivri biber
  • 2 domates
  • 1/2 kaşık biber ve aynı ölçü domates salçası
  • tuz, karabiber

İç dolgusu:

  • 150 gr. kıyma
  • 1 tane kuru soğan
  • Bir miktar maydanoz
  • Karabiber, tuz, pulbiber

Üzeri için sarımsaklı yoğurt

Yapılışı:

  • Hamur malzemeleriyle sert bir hamur yuğurulur.
  • Kuru soğan çok küçük olacak şelikde kıyılır ve yine ince kıyılmış maydanoz, kıyma ve baharatlar karıştırılarak harç hazırlanır.
  • Hamur unlu bir zeminde yarım cm. inceliğinde açılır ve bilindik usulle kesilerek kıymanın konacağı kareler hazırlanır.
  • Hamurların üzerine nohut büyüklüğünde harç konarak dört kşşesi ortada birleştirilerek hazırlanan mantılar unlu bir tepside biriktirilir.
  • Tamamlanan mantılar tuzlu suda haşlanır. Piştiğini anlamak için bir tane mantıyı bir tabağa birkarış yükseklikten atın ve mantı top gibi zıplıyprsa bu piştiğini gösterir. Tabi tadına bakarak da anlayabilirsiniz.
  • Sos için domatesler küp biberler incecik kıyılır.
  • Tereyağı tavada eritilerek önce bir süre biberler sonrada domatesler kavrulur.
  • En son salça eklenerek kısık ateşde bir süre daha kavrulur.
  • Haşlanıp soğuk sudan geçirilen veya geçirilmeyen mantılar sosla karıştırılıp servis tabaklarına konur.
  • Sarımsaklı yoğurtla servis edilir.

Yorumsuz Bir Cuma Yazısı…

09 Oct 2009 at 09:28 | In Cuma Yazilari | 11 Comments

…Gelelim vatandaşımızın iş durumuna:

İşsiz

29,4%, İşci (Arbeiter) 63,9%

Memur

3,6%
Serbest işci (Selbstständig) 3,2% Soruya cevap vermeyen 4,4%    

    İş konusu pek iç açıcı değil. Vatandaşlarımızın yaklaşık üçde biri işsiz. Tabi genel olarak Almanya´da işsizlik oranı çok yüksek, fakat bu oran en yüksek Türkler arasında. Yani en çok işsiz olan Türkler. 

   Para durumunuda kısaca ele alalım: 

Geliri olmayan

1,6% 1250€  dan aşağı geliri olan 50,2%
1250€  ve 2000€ arası geliri olan 39,7% 2000€  ve daha çok geliri olan 4,1%

      Tabi iş durumumuzu gözden geçirdikten sonra böyle bir sonuç bekleniyordu. Enteresan olan Almanlar`ın 30,2% 2000€´dan daha çok geliri var. Bu bizim ve Alman`ların arasındaki maddi uçurumu çok iyi gösteriyor. 

     Biraz da eğitim seviyemize göz atmamız gerekiyor. Çünke aile deyince akla tabiki çocuk eğitimide geliyor. Çocuğun doğup büyüdüğü, hayata hazırlandığı, iyi ve kötü istikametlerde şekillendiği yer ailedir. Demek ki aile çocuğun en mühim meselesi olan hayata hazırlanmasında en müessir rolü icra eden müessesedir. Aynı zamanda aile, insanlığın varlığı ve devamı için zaruridir. Aile yapıları sağlam cemiyetler ve toplumlar sıhhatli, aileleri huzurlu, fertleri mes´ud ve bahtiyardır. 

     İlk önce okul seviyemize bakalım: 

Okuldan diplomasız çıkan (ohne Abschluss) 30,2%
Sadece Hauptschule diploması ( En Düşük Seviyeli Orta Okul) 35,2%
Hauptschule diploması ve meslek sahibi (Orta Seviyeli Ortaokul) 19,6%
Sadece Realschule diploması 1,4%
Realschule diploması ve meslek sahibi 2,2%
Sadece FHR yada ABİ diploması (Lise Bitirme Diploması) 0,5%
FHR yada ABİ diploması ve meslek sahibi 0,6%
Üniversite diploması 1,4%
Ekleme: Almanya da ilkokul yıl sürer ve çocuğun seviyesine göre Hauptschule, Realschule veza en yüksek seviye olarak kabul edilen Gymnasium’a devam eder. Üniversiteye geçiş sadece Gymnasium’ dan yapılabilir veya diğer okullardan geçiş için ekleme yapılabilir. Diğer okullarda başarı gösteren cıcuklar için yine Gymnasim’a geçiş yapmak mümkün.

    Evet bu tabela durumumuzu ve geleceğimizi gösteriyor gibi. Neredeyse her üçüncü vatandaşımızın hiç bir diploması yok. Realschule diploması alamayanlar 85%. Üniversiteye gidipte kazananlar 1,4%.Araştırmaya göre en az üniversiteye gidenler Türkler. Ve, yazık ama gerçek, hiç bir diploma alamayanlar listesinde de başı biz çekiyoruz. 

     Bayern elayetin´de ki öğrencilerimizin gittiği okullar: 

Sonderschule ( Öğrenme zorluğu olan çocukların gönderildiği özel okullar. Türk çocuklarının bu okullara gönderek geleceklerini karartmaya çalışan öğretmenlede mevcut.)

7,7%

Hauptschule

70,9%

Realschule

13,4%
Gymnasium 7,2% Başka okullar 0,8%    

      Buradada görüldüğü gibi öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu Hauptschule´ye gidiyor. Çok az sayıda gencimiz Gymnasium´a ve Sonderschule´ye gidiyor. İş bulma meselesinde yabancıların durumu zaten kötü olduğu için, bu tabloda müjde verici değil. 

     Bu verilerin ışığında Avrupa´da Türk aile yapısını çeşitli başlıklar altında inceleyebiliriz:  

     Çocuk Yetiştirmek: 

     İstatistiklerde gördüğümüz gibi yetişen gençligin eğitim seviyesi çok düşük. Bunun farklı nedenlerı vardır. Büyüklerimiz Türkiye´de eğitim gördükleri için Avrupa okullarına uyum sağlamakta zorluk çekiyorlar. Anne-babanın eğitimi yüksek olsa dahi çocuğa okulda yeterince yardım edemediği için çocuğun eğitim seviyesi düşük kalıyor.  

     Dini eğitim: 

      Dini eğitim konusunda 1. ve 2. neslin arasında büyük farklar var. 1. nesil çocuklarını, yani 2. nesli, hafta sonları Kur´an kurslarına, camilere götürürdü. Yoksa Avrupa´da kaybolup gitme ihtimali var. Fakat 2. nesil zaten Avrupa´da yetiştiği için bu tehlikeyi ya görememiş yada umursamamış, çünkü bu neslin çocukları, yani 3. nesil, camiden ve Kur´an´dan uzak yetişiyor. Yaşadığı ortam bunu yadırgamıyor aksine medeni bir davranış olarak görüyor. 

      Dil: 

      Gençlerimiz iki farklı dil ile büyüyor. Tabiki bir dilin getirdiği kültürel yapıda ister istemez benimseniyor. 1.nesilin almanca bilgisi nasıl yetersizse aynı şekilde 3.nesilin türkçe bilgisi yetersiz. Bu nedenle çoğu zaman anlayış ve ifade edebilme farkları ortaya çıkıyor. Bu farklılıklar yüzünden nesil çatışmaları kaçınılmaz oluyor. 

     Nesil Çatışmaları: 

     Genelde aile içi kültürel çatışmalar yaşanıyor. Gerek dil olarak gerekse kültür ve anlayış seviyelerinde anne-baba ve çocuk arasında çok büyük farklar var. Çocuklar okulda ve sokakta Avrupa kültürünü  öğrenip yaşıyorlar. Evde ise türk kültürüyle karşılaşıyorlar. Bu nedenle çocuklarda iki farklı kimlik gelişiyor. Bu farklı kimlikler sayesinde hem çocuğun kendisinde, hemde anne-babasıyla çatışmalar oluyor. 

     Peki Avrupa´lı nasıl yaşıyor? Yanıbaşımızda ki Avrupa ailesinin yapısı nasıl? Yaşadığımız Avrupa´da gayrimüslimlerin aile yapısıyla bizim milli, dini ve kültürel aile yapımız arasında dağlar kadar fark var desek yeridir.. Aramızdaki farkları anlayabilmemiz icin işte bir kaç misal:  

  • 18 yaşına gelen bir Avrupalı genç, ya babasına kira ödemek zorunda, yada kendine başka bir ev bulmalı.
  • Misafirlik anlayışı bu toplumda yoktur. Kimse birbirine „misafirliğe“ gitmez.
  • Aile arası irtibatın hiç önemi yoktur.
  • Aile fertli önemli değildir. Bu nedenle çoğu Avrupa dillerinde ve kültürlerinde amca-dayı, teyze-hala, baldız, kayınço vs.. vs.. gibi terimler çok azdır. İki üç kelimeyle tüm sülaleyi saymak mümkündür .
  • Tipik bir Avrupa ailesinde çocuklar anne-babalarına isimleriyle hitap ederler.
  • Evlenmenin hiç bir değeri yoktur. Nitekim Almanya´da boşanma oranı 51%.
  • Kariyer yapmak çocuk yapmaktan daha önemlidir. Bu nedenle kadın başı çocuk sayısı Almanlar arasında 1,4´e düştü. 

   Eriyip yok olmamak, maddi-manevi varlığımızı, benlik ve şahsiyetimizi korumak için kendi değerlerimize yeniden sarılmamız gerekiyor. Yani kısacası: Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihilal. 

Bu yazı Cemiş Şahinözün makalesinden alıntıdır.
 

Çikolata Soslu Kolay Pasta

05 Oct 2009 at 10:20 | In Pasta ve Tartlar | 12 Comments

   Bütün yazı canımız tatlı istedikçe dondurmayla geçirdik, ama artık tatlılara hayır diyemeyeceğiz. Aylardır Bayramda yaptığım dört tepsi tatlı ve baklava hariç hiç tatlı yapmadım. Tabi bu baklavaların resimlerini sizinle paylaşmadım, çünkü o kadar maharetli, anneden öğrenme baklava yapan arkadaş varken, benim gibi Antepli olup da  hayatınca baklavanın yapılışını tv. gören birinin baklavalarının resmi çekilmez diye düşündüm:) . Gerçi acemiliğime rağmen yiyenler çok beğendi ama…

   Konumuz tatlı anlaşıldığı üzere…:))  Ama nasıl yapsam da sözü resimdeki pastaya getirsem?..  Basit ama lezzetli bir pasta.  Sıradan, bilidindik, alışıldık bir pasta da diyebiliriz ama benim en sevdiklerimden… Kakolu kek, muz, puding ve çikolata sosunu aynı kapda karıştırıp kaşıkla yesem de olurdu aslında, ama görenlerin tepkilerini hesap ederek malzemeleri sırayla dizmek daha akılcı olur diye düşündüm. yine de  bir gün bu hayalimi gerçekleştireceğim inşallah.:) Pastanın malzemelerini karıştırıp kaşıklamak… Sanırım en çok kızımın hoşuna gider. kolay yiyebileceği için.:)

Bild 1542

 

Kek malzemesi:

  • 2 tane yumurta
  • 1,5 bardak un
  • 1 badaktan bir parmak eksik şeker
  • 1/2 bardak süt
  • 1/2 bardak sıvıyağ
  • 1 vanilya
  • 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • 2 kaşık kako

Arasına koymak için.

  • 1 kutu süt kreması ( schlag sahne)
  • 1 vanilya
  • 1 paket hazır veya toz vanilyalı puding
  • İsteğe göre muz, ama kullanmasanız da olur.

Üzeri için hazır satılan – içeriğinde zararlı katkı maddelerinden olmadığı üreticisine sorulmuş – çikolata soslarından kullandım.

Yapılışı:

  • Toz pudingi paketin üzerindeki talimatlara göre pişirdim ve soğumaya bıraktım.
  • Kremayı   vanilyayla çırpıp buzdolabına koydum.
  • Kek malzemeleriyle bildiğiniz usul bir kek hamuru hazırladım. (Sadece yumurta ve şekeri 3-5 dakika mikserle çırptım.)
  • Keki kelepçeli kalıba döküp 180 de pişirdim.
  • Fırından çıkan kek soğuyunca temiz bir ip yardımıyla tam ortasından yatay olarak ikiye kestim.
  • Soğuyan puding ve kremayı yavaşça karıştırıp kek tabanın üzerine dikkatlice yaydım.
  • Artan kremayı çocuklarla birlikte afiyetle yedim.
  • Kekin üst katını puding karışımının üzerine yine dikkatlice yerleştirdim.
  • Buzdolabına koydum ve servis öncesi çikolata sosunu üzerine döküp servis saptım.

Cuma Yazıları – Alimin İnfakı / Tereyağlı Bazlama

01 Oct 2009 at 10:10 | In Hamurisleri | 7 Comments
   Bakkallikla mesgul olan alim bir zat, sadaka ve zekati fakirlerin yalniz fisebilillah (Allah yolunda olanlarina) verirdi.
Kendisine “Bütün fakirlere infak etsen daha iyi olmaz mi?” dediler.
   “Bunlar, yalnız allah yolunda çalışıyorlar. Muhtaç kalırlarsa himmet ve gayretleri sarsılır. Benim icin bunlardan bir tanesin ihtiyacini temin edip onu Allah için çalismaya sevk etmek, düsünceleri, hedefleri dünyalik (menfaat) olan kişilere bin dirhem vermekten daha sevimlidir.” dedi.
   Bu cevabı Cüneyd-i Bağdadi’ye (k.s.) anlattılar. O da çok beğendi ve
“İşte bu zat Allahü Teala’nın velilerinde biridir. Uzun zamandır böyle güzel bir siz duymadım.” dedi.
   Bu zat, daha sonra iflas etti ve bir daha ticaretle mesgul olmak istemedi. Bunu haber alan Cuneyd-i Bagdadi Hazretleri kendisine sermaye gönderip; ticarete devametmesini tavsiye etti ve “Ticaretin senin gibilere zararı yoktur.” buyurdu.
                                             
                                                     ””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””””
  
Ekmek deyince insanın aklına ne çok ekmek çeşidi geliyor. Sacda pişenler, fırında pişenler, tandırda pişenler, hatta tavada, tencerede pişenler… Hepsi birbirinden lezzetli ve şu daha güzel demekte zorlanacağımz tatlar. Kültürümüzde zaten ekmeğin yeri özel ve vazgeçilmez.
   Uzun zamandır ekmeği ev de yapığımdan sanırım bahsetmişimdir. Genellikle sacda pişenler kolay olması açısından tercihim. Her yemeğin yanına yakışıyor, hatta yemek olmasa bile aksam ne pişirsem kaygısından beni kurtarıyor. Her gün biraz daha işin inceliklerine vakıf olabildiğimi görmek ayrı bir keyif. Hatta artık yufka açarken bile eskisi kadar zorlanmadan kolayca açabiliyorum. :) ) Birçoğunuz için bu zaten çok basit olamlı ama benim gibi sonradan öğrenenler için kolay yufka açmak ayrı bir mutluluk.
   Tarifim basit ama bilmeyenlerin zorlanmadan deneyebileceği lezzetl mi lezzetli bir ekmek. Yanında yemek yerine kahvaltılık tercih edin ve sıcak çayla güzel bir öğün hazırlayın.

 

Malzeme:

  • 5oo gr. un
  • 1 yemek kaşığı tereyağ
  • Bir paket yaş maya
  • Tuz, su
Yapılışı:
  • Tüm malzemeler karıştırılıp yoğurulur ve mayalanmaya bırakılır.
  • Mayalanan hamurdan yumurta büyüklüğünde bezeler hazırlanır.
  • Bezeler merdaneyle tatlı tabağı büyüklüğünde açılır. Bu aşamada isterseniz ve vaktiniz varsa ikinci mayalanmaya bırakmak için hazırladığınız açmaları bir örtü üzerine dizin ve üzerini kapatıp bir saat kadar bekletin. Sonuç daha güzel olacaktır.)
  • Açılan yufkalar kızgın sac veya teflon tavaya atılır ve fazla bekletmeden hemen tersi çevrilip sıcak yüzeye tereyeğı sürülür.
  • Tereyağı sürülen taraf tekrar alt üst edilerek diğer tarafa da tereğı sürülür ve iki taraf da pişirilir.

Dikkat edin tava veya sacınız çok fazla kızgın olmasın.

Bu ekmeklerin özelliği tereyağıyla kızarmasından dolayı mis gibi bir koku ve tada sahip olmaları.

Afyon Şepiti

28 Sep 2009 at 10:05 | In Yöresel Yemekler | 7 Comments

Sayfamı takip eden tüm dostları muhabbetle selamlıyorum…  Bu kadar uzun bir ara vereceğimi ben bile tahmin etmezken, aradan ne kadar zaman geçmiş meğerse. Hiç bir mazeretimin kalmadığını hazır farketmişken yeniden başlamak lazım, aksi takdirde bu rehavet üzerimden gitmeyecek. Daha doğrusu tembellik…

Güzel bir yaz geçirdik, ramazanı ağırladık ve bayramı uğurladık derken blogların tekrar cıvıldama mevsimi geldi. Büyük hedef kitle olan Türkiye’ de de okullar açıldı ve herkes tekrar yerli yerine oturdu sanırım. Yani yeni tariflere Allah’ın izniyle devam edelim…

Yöresel yemeklere kendimi bildim bileli bir merakım olmuştur. Tv. de gördüğüm anadolu kokulu hiçbir yemek tarifini kaçırmam ve çoğunu denemişimdir. Ama bloglar bu yönden de zengin bir çeşitlilik sunuyor meraklısına. Afyon şepitinin tarifi sevgili arakadaşım binbir çeşniden Saliha’ya ait. Biz çok beğenerek yedik.  Görüntüden lezzetini tahmin ediyor olmalısınız zaten, fazla söze hacet yok.

Bild 2153

 Malzemeler:

  • Yarım tavuk veya ona denk kemikli, bütün parçalar halinde tavuk
  • Un, su ve tuzla hazırlanmış orta boy tepsi büyüklüğünde 3-4 adet kuru yufka ( Yufkalar için 1-2 bardak un, tuz ve suyu karıştırıp orta sertlikte bir hamur hazırlayın ve bezelere bölün. Her bezeyi sac üzerinde yakmadan iyice pişirin ve açıkta bırakarak kurutun.)
  • Karabiber, tuz

Yapılışı:

  • Tavuk iyice haşlanır  tuz ve karabiber ilave edilir.
  • Yufkaların içine sığabileceği bir tepsiye tavuk suyu konur ve yufkalar bu suda altlı üstlü ıslatılır.
  • Cam vs. bir tepsiye ıslanan yufkalar yapışmasın diye buruşturularak üst üste serilir.
  • En üste parçalara ayrılan tavuk  yerleştirilip tepsiyle servis yapılır.

Yanına yoğurdun çok yakıştığını düşünüyorum…

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları – Osmanlıda Ramazan Hazırlıkları /Alman Usulü Patates Salatası

28 Aug 2009 at 09:03 | In Cuma Yazilari, Dünya Mutfaklari | 21 Comments

Tüm Muhammet ümmetinin cuması mübarek olsun.

Osmanlı toplumu, ramazana, “misafir” muamelesi yapardı. Ramazan hürmetine evler, dükkânlar, sokaklar, meydanlar köşe-bucak temizlenir, bir sürü imkânsızlığa rağmen her yer tertemiz edilirdi.
Maksat ramazanı dolu dolu yaşamak, yaşatmak ve hoşnut göndermekti.
Maksat, biraz olsun ramazanlaşabilmekti.
Bunun için kesenin ağzı açılırdı. Ramazana günler kala alışveriş edilir, bu sayede -şimdi tıpkı yılbaşılarda, yahut “Anneler Günü”, “Sevgililer Günü” gibi Batı dayatması olgularda yaşandığı gibi- ticari hayat canlanırdı. Esnaf maişetini kazandığı, halk ramazanı coşkuyla karşılayabildiği için mutlu olurdu.
Darulhilâfe (hilâfet merkezi İstanbul) yer yer süslenir, ramazan öncesinde karanlık olan sokaklar, yine ramazan hürmetine, son derece itibarlı bir misafir karşılanacakmış gibi, ışıklandırılırdı.
Bu arada insanlarda da büyük tebeddülât (değişiklik) olurdu. Oruç tutmaya niyetli olan herkes şehir hamamlarına âdeta hücum eder, günahlardan arınmak niyetiyle yıkanırlardı…
Sonra büyük camilerden birinin tanınmış imamına başvurup huzurunda “tövbe-i Nasuh üzre tövbe” ederlerdi. Çünkü ramazana “tövbekâr” girmek isterler, eski günahlarını bir daha işlememe “azm-ı cezm-i kast-ı musammem” eylerlerdi.
İlk teravihler, özellikle selâtin camilerinde bayram yerine dönüşürdü…
İnsanlar en iyi elbiselerini giyer, özene-bezene sakladıkları kokuları sandıklardan çıkarıp sürünür, her taraf mis gibi kokardı…
Yanlarında saf tutacak mü’min kardeşlerinin huşu ve huzurunu bozmamak için, o günlerde soğan, sarmısak gibi şeyler yenmez, ayrıca maydanoz ve karanfil gibi, hoş kokular saçan bitkiler çiğnenirdi.
Kısacası camiler, şimdiki gibi, ter ve çorap karışımı kokmazdı! (Bunu yazarken sıkılıyorum, ama camilerimizin kokmasında sentetik halıların da rolü büyük. Eskiden halılar saf yün olduğu için kokuyu emerlerdi)
Gayrimüslimlerin (Müslüman olmayanların) yoğun olarak yaşadığı Fener, Balat, Hasköy gibi semtlerde bile meyhaneler, ramazana hürmeten kapanır, kapıya, o meyhanenin ramazan boyunca kapalı kalacağına ilişkin bir kâğıt yapıştırılırdı…
Hiçbir gayrimüslim, yahut Müslüman açıkça yemez, içmezdi. Bunun yasak olması bir yana, bu davranışın özünde, oruç tutanlara karşı duyulan saygı vardı. (Eskiden farklı dinlere mensup vatandaşlar bir birlerinin inancına böyle sayfı gösterirken, şimdi aynı dinin mensupları asgarî bir saygı kırıntısı bile göstermeyip ramazanda oruçlunun suratına sigara dumanı üflüyor, televizyonlar “ramazan programı”nın hemen arkasından müstehcen yayın yapıyorlar)
Ramazan-ı mübareki coşkuyla karşılama geleneği, benim de çocukluğumun en güzel anılarından birini oluşturur. Ramazandan birkaç gün öncesinden karşılama seremonisi başlar, bu çerçevede tüfekler atılır, oyunlar oynanır, zikirler çekilirdi.
O gün bugündür, zihnimde ramazan bir coşku olarak kaldı. Her ramazan öncesinde hâlâ o çocuksu coşkuyu ve ramazan sevincini içimde hissederim.

 Yavuz BAHADIROĞLU /habervakti.com

………………………………………………………………………

Alman tatlılarını, pastalarını bazan denerim ve  içlerinde beğendiklerim  de çoktur. Ama yemekleri  konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu salata gibi bazı istisnalar hariç.

Salatanın malzemelerini duyduğumda biraz şaşırdım ve açıkcası garipsedim. Tuzotu bir salatada kullanma fikri elbette kulağa tuhaf geliyor. Ama mutfak meraklıları bilir ki, hiç beklenmedik birliktelikler beklenmedik tatlar oluşturur.

İftar sofralarınıza yakışacak,oldukça lezzetli Alman usulü patates salatasını denemenizi tavsiye ederim.

                                    Bild 2176

Malzemeler:

  • 500 gr. patates
  • 1 kuru soğan
  • 1 tatlı kaşığı hardal
  • 6-7 kornişon turşu
  • 1 kaşık tuzot
  • 1/2 bardak su
  • 2 kaşık sirke
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

  • Tuzot ve su karıştırılıp küçük bir tencerede bir taşım kaynatılıp sogutulur.
  • Patatesler haşlanıp salatalık şekilde doğranır.
  • Soğan minik küpler şeklinde salatalıklar halka halka doğranır ve patatesle karıştırılır.
  • Tuzotlu kaynamış su ve diğer  malzemeler eklenir ve güzelce karıştırılır.

Servis önerisi: Salatayı 3-5 saat bekleterek patateslerin soslu suyu iyice emmesini beklerseniz tadı daha da güzelleşecektir.

Ayrıca isteğe göre bir kaşık mayonez ve bir kaşık yoğurt  ilave ederek daha tanıdık bir tad elde edebilirsiniz.

Afiyet olsun…

Cevizli Pare

23 Aug 2009 at 10:00 | In Dünya Mutfaklari, Tatlilar | 8 Comments

Ceviz ve  çikolatayı pek de birbirine yakıştıramayanlardandım, cevizli pareyi deneyene kadar. Yıllar öncesi tv. den almıştım tarifini. Altında tereyağlı kıtır  kurabiyemsi bir tabaka, üzerinde bol çikolata ve göz dolduran bütün cevizler…  Isırınca yüzünüze yayılan gülümsemeye engel olmak biraz zor oluyor.:)

Ramazan da tatlı yemeye bile fırsat olmuyor bana göre, çünkü geceler kısa. Ama bunun misafiri var tatlı krizi var her ihtimale yapıp ma aile ağzınızı tatlandırın.

                                   untitled

Malzemeler:
  • 1 bardak şeker
  • 1 bardak erimiş tereyağı
  • 2 yumurta sarısı
  • 2 bardak un
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay kaşığı kabartmatozu

Üzeri için: 200- 250 gr. iri parçalara kırılmış ceviz ve 70-80 gr. acı çikolata. ( Asıl tarifinde acı çikolata var ama sevmeyenler şeker miktarında azaltma yapıp sütlü çikolata da kullanabilir.)

Yapılışı:

  • Fırın 160° ye ısıtılır
  • Şeker, vanilya ile karıştırılıp yumurtalara yavaş yavaş eklenir ve hemen hemen şeker eriyene kadar uzun bir süre çırpılır.
  • Tereyağı ilave edilip bir süre daha çırpılır.
  • Toz malzemeler karıştırılıp çırpılan karışıma yavaş yavaş ilave dilerek yine çırpma işlemine devam edilir.
  • Hamur kek hamuru gibi sıvı değil ama kurabiye hamurundan da katı olacak.
  • Yağlanmış tepsiye hazırlanan hamur yayılıp düzgünce bastırlır, bıçakla istenilen şekilde dilimlenir.
  • Fırına konulup 30- 35 dak. pişirilir.
  • Fırından çıkarınca sıcaklığını kaybetmeden kırılan çikolata parçaları düzenli bir şekilde üzerine konur ve erimeleri sağlanır.
  • Eriyen çikolataların üzerine ceviz parçaları serpilip biraz bastırılarak yapışmaları sağlanır.
  • Tamamen soğuyunca dilimlenen yerlerinden ayrılarak servis yapılır.

Arnavut Böreği

20 Aug 2009 at 09:36 | In Yöresel Yemekler | 7 Comments

Ramazanın tetiklediği paylaşma isteğimle herkese merhaba… Aslında bir süre daha sesiz kalmayı planlıyordum ama mübarek günlerin yaklaşmasıyla konumuz olan yemeklerin de gündeme oturduğu bir döneme giriyoruz.

Uzun süre yazmayınca toparlamak biraz zor oluyor fark ettiğiniz gibi.:) Ama olsun,  konu yemek olunca edecek bir iki kelam elbet bulunur.

Arnavut böreğinin adını eminim siz de benim gibi çok duymuşsunuydur. Ama tadını bilmeyenler için denenemesi gereken ve bence kolay yapılabilen bir börek. Hazır yufkalı börekler gibi şipşak olmasa da el açması börekler kategorisinde orta kolaylıkta bence.

Ramazanın maneviyatına yakışan, abartısız sofralarda ağız tadıyla yaşayacağınız iftarlar dilerim…

Bild 1882Bild 1858

Hamuru için malzemeler:

  • 500 gr. un
  • tuz, su

İç malzemesi:

  • 300 gr. kıyma
  • 2 tane soğan
  • Bir miktar maydanoz

Ayrıca yarım bardak sıvıyağ ve açmak için bir miktar nişasta

Yapılışı:

  • Kiyma tavada rengi dönene kadar kavrulup ince kiyilmis sogan eklenir ve bir süre daha kavrulup alti kapatilmadan tuzu, karabiberi ve maydanozu konur.
  • Un, su ve tuzla yumusak olmayan bir hamur yogurulup 15- 20 dak. dinlendirilir.
  • Hamur ikiye bölünerek her parca 15 bezeye ayrilir, böylece otuz beze hazirlanir. ( Gözünüz korkmasin cok zahmetli degil.)
  • Nisasta ve bir miktar un karistirilarak yufkalari acmak icin kullanılır.
  • Her beze tabak büyüklügünde acilir aralarina yag sürülür ve üst üste konarak 15 beze tamamlanir (En üste yag sürülmez.)
  • Hazirlanan acmalar buzdolabina konarak diger beze gurubu  de ayni sekilde hazirlanir ve dolapdaki acmalar alinarak yerine acılan diğer  açmalar konur.
  • Buzdolabindan alinan birinci gurup acmalar böregin yapilacagi tepsi büyüklügünden biraz daha büyük olacak sekilde acilir.
  • Acilan yufkala uclari ortada birlesecek sekilde katlanarak acilan zeminden kolayca alinir ve  yaglanan tepsiye biraz burusturularak ve kenarlari disari sarkacak sekilde serilir.
  • Hazirlanan harc esit bir sekilde yufkanin üzerine yayılır ve dolapdaki diger acma gurubu da ayni sekilde tepsiden büyük olarak acilir.
  • Dolapdaki diger acma gurubu da ayni sekilde acilir ve tepsinin üzerine yine biraz burusturularak tam tepsinin büyüklügüne gelecek sekilde serilir.
  • Alttaki yufkanin kenarlari üste katlanir ve börek resimdeki gibi ücgenlere kesilir.
  • Bardakta kalan yagla böregin üzeri yaglanir ve 190 de pisirilir.

Yanına bir çorba ve salatayla ilk iftar karşılanır…

Yoğurulmayan Ekmek veya Yoğurmadan Ekmek…

14 Jun 2009 at 13:33 | In Hamurisleri | 15 Comments

Yemek blogu sahibi olmak böyle birşey olsa gerek, dumanı üstünde tatları paylaşmak ve o heyecanı başkalarına da aktarmak… İlk duyduğumda yoğurulmayan ekmek fikri, hamur yoğurma makinası olan biri olarak bana hiç de cazip gelmemişti. Ne özelliği olabilirdi?.. Tek farkı çooook uzun zaman alması diye düşünmüştüm.

Yemek denemelerinde çekingen olan bir arkadaşımla konuştuktan ve ekmeği biraz arştırdıktan sonra kararımı vermiştim… Dün akşam 19.00 da malzemelerini karıştırıp bıraktım. Ertesi gün 11.00 de bezin arasına sarıp bir buçuk saat bekleterek 12.30 da pişirdim… Tabi önce bilindik resim çekme faslı başladı ki, benimki biraz uzun sürer hep… Çekim yaparken maksat yeşillik olsun:) diye bir ucunu ısırıp bıraktım ve ağzımdaki o tada inanamadım! Kuru ekmek yiyenlerden, hele hazırladığım bir pasta, kurabiye, ekmek benzeri şeylerin hemen üzerine atlayanlardan değilim. Ama daha resim malzemelerini bile toparlamadan bir ilk olarak dolaptan muhammarayı ve daha önce yaptığım Antep peynirini alıp gelmem bir oldu.:) Aslında kuru yemek daha güzel olacaktı…

Bu ekmek mayalı ekmek tarihindeki en büyük yeniliklerden biri olarak kabul ediliyor. Ekmek üzerine otorite olan ve olmayanların yazdığı bir sürü yazı ve yorumlar var, ama ben deneyen ve ekmek işinin ucundan kıyısından tutmaya çalışan biri olarak çok beğendim. Zaten verdiğim araya rağmen tarif yayınlıyor olmam olayın ciddiyetini gösteriyordur.:))

Süre olarak 13- 18 saat arsı değişiyor ve benim ilk denediğim ekmek 8 saat sonra pişmeye hazırdı, yani kabarmış ve üzeri göz göz olmuştu. Birinci ve ikinci denemem arasında bir misli saat farkı var ama 8 saat mayalanan ekmek de  çok nefisti. 18 saate gerçekten ihtiyaç var mı bilmiyorum çünkü 6 saatin sonunda tarif edildiği gibi göz göz olmuştu… Ama sanırım hamurun uzun süre de mayalanıp ekşimesi gerekiyor.

Tarifdeki farklılık sadece yoğurulmaması, az maya kullanılması ve uzun zaman bekletilmesi değil. Hamurun kıvamı normal ekmek hamurlarına göre daha cıvık, adeta mayalanmış haliyle tezgaha boşaltıveriyorsunuz. Bu pişerken hamurun içindeki nemden dolayı üzerinin çıtır bir kabuğa sahip olmasını sağlıyor. Satılan o çıtır çıtır ekmeklerin buharlı fırınlarda pişirilerek  kabuk oluşumu sağlandığını duymuşsunuzdur.

Diyer bir özelliği ağzı kapalı bir kap da pişirilmesi. Bu da yine kabuk oluşması için gereken buhar ortamını sağlamakta yardımcı oluyor.

                        Bild 2062g

                        Bild 2081t

                        Bild 2093

                                    Bild 2123i

                          Malzemenin ilk karıştırılıdığındaki kıvamı böyle, ama daha sulu da olabiliyor.

                                    Bild 2126

                           İki saat beklemek üzere derin bir kap içinde… Ben çukur bir makarna süzeği kullandım.

Malzemeler:

  • 3 bardak  un (250 gr. lık bardak)
  • 1 çaykaşığı büyüklüğünde yaş maya (Asıl tarifi bir çay kaşığı kuru maya.)
  • 1 bardak + 2 yemek kaşığı su
  • 1 – 2 tatlı kaşığı tuz

Yapılışı:

  • Bütün malzemeler geniş bir kase, yoğurma kabı vs. içinde kaşık yardımıyla karıştırılır.
  • Üzeri plastik folyo ile kapatılıp mutfağın bir köşesinde unutulmaya bırakılır.:)
  • Mayalanma süresi olan  13- 18 saat tamamlandıktan sonra temiz bir beyin üzerine bolca un, mısır unu, yulaf hatta irmik ve susam karışımı – ikinci de bunu denedim nefis olsu- yayılıp hamur kaseden bezin üzerine boşaltılır.
  • Üzerine de ele yapışmayacak kadar un serpilerek hamur bir iki kez katlanır ve kat yeri altda kalacak şekilde bırakılır.
  • Derin bir kabın içine bezin uçlarından dikkatlice tutularak bezle birlikte yerleştirilir. ( Bu yöntemi portakal ağacından Hatice yazmıştı.)
  • Bu şekilde 1 -2 saat üzeri unlanarak örtülüp bekletilir.
  • Bekleme işleminin dolmasından yarım saat önce fırın 210° -  250° ye açılır ve içinde pişirilecek kap  kapağıyla birlikte sııtılır.
  • Kızgın kap dikkatlice fırından alınıp mayalanan ekmek yavaşca sıcak kaba aktarılır, kapağı kapatılıp fırına konur ve 30 dakika agzı kapalı 20- 30 dakika da kapağı açılarak pişirilir.

Sezon Finali…

25 May 2009 at 09:45 | In Ana Yemekler | 9 Comments

Abuk sabuk bir yığın dizinin hayatlari esir aldığı devrin moda cümlesi “Sezon finali”.  Ben de kullandım ama sırf maksat muhabbet olsun diye.:)

Havalar ısınınca insanın canı ne yemek ister ne blog gezmeleri…  Tatlı, hamurişi vs. diye mutfaklara yönelme zamanı gelen kadar ziyaretçileri arşivime yönlendirerek,  ”Kahveler sade, bana müsade.” diyorum…:)

Ben yine buralarda olacağım inşallah, yani acil sorularınız ve söylemek istedikleriniz olursa en geç 3 gün için de yanıtlarım.:)

image

Cuma Yazıları – En Beceriksiz İnsan…

22 May 2009 at 09:30 | In Cuma Yazilari | 4 Comments

Cumaya hürmet eden herkesin cuması mübarek ve bereketli olsun…  Rabbimin dostluğuna layık  olmamız dileğiyle…

Halid bin Safvan’a:

“En aciz, en beceriksiz insan kimdir?” diye sormuşlar. O da bu soruya şu cevabı vermiş:

“En aciz, en beceriksiz insan; dost aramayandır. Ondan daha acizi, daha beceriksizi ise, bulduğu dostu kaybedendir.”

Lavantin Soslu Patates Salatası

16 May 2009 at 21:01 | In Kendi Gelistirmelerim, Salatalar | 12 Comments
   Haşlanmış patates başlı başına bir lezzettir herkesin malumu… Çoğu kez papatesi haşlayıp çocukken olduğu gibi sadece tuzu katık ederek yemeyi düşünürüm, ama her seferinde patatesin çeşni sever büyüsüne kapılarak sofrada babambaşka bir yemek bulurum.:) Ama ben kararlıyım, bir gün  pattatesi sadece tuza batırarak yiyeceğim inşallah.:))
   Tarifimi, fazlaca katgı maddesi içermediği için kimi zaman aldığım soslardan esinlenerek hazırladım. Tadı gerçekten çok çok güzel… Patatese yakıştığı gibi haşlanmış bir çok sebzeye ve soğuk sosla yenebilecek et türlerine de uygun olacağını düşünüyorum. Hatta ekmek arasında hazırlanan köfte benzeri yiyeceklerin de üzerine – tadan biri olarak - yakışacağını  garanti ediyorum. 
    Tadı hakkında biraz fikir yürütecek olursak, mayonezin ve diğer malzemelerin yanısıra minik doğranmış salatalık turşusunun kıtır kıtır dişe gelmesi, ağızda nefis bir tad bırakıyor…
                          yemek_020
 
Sos Malzemeleri:
  • 3 kasik kati yogurt
  • 1 kaşık schmand ya da crem fraiche veya herhangi bir krem peynir olabilir.
  • 1 kaşık mayonez
  • 4-5 tane kornişon turşu
  • 1 paket hazır toz salata sosu
  • 1 tutam dereotu ( Fazla kaçırmayın tadı baskın olmasın.)
  • 1 kaşık sirke
  • Tuz

Eşlik edeceği yemeği kendi zevkinize göre seçin…

Tavuk Kapama

10 May 2009 at 14:03 | In Yöresel Yemekler | 19 Comments

Bu gün canım yemek hakkında yorum yapmak istemiyor. Sizi bu güzel görüntü ve tarifiyle başbaşa bırakıyorum…

31082008_078
Malzemeler:
  •  Yarım iri parçalara ayrılmış tavuk veya üç but
  • 1 bardak pirinç
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 tane domates
  • Sıvıyağ
  • Karabiber, tuz

 Yapılışı:

  • Tavuk parçalarını biraz sıvıyağda güzelce kavurun.
  • Doğranmış  soğanları ilave edinve  kavurmaya devam edin.
  • Salça ve domatesi de ilave derek bir süre daha kavuruyorup üzerini örtecek kadar su, karabiber, tuz ilavesiyle pişmeye bırakın. (Bu işlemi düdüklüde yapmak daha uygun olacaktır.)
  • Yıkanmış pirinci cam vs. bir tepsiye yayıp üzerine pişen tavuk parçalarını güzelce yerleştirin.
  • Tavuğun suyundan 1,5 bardak kadarını tavukların üzerine gezdirip orta derecedeki fırına ağzı kapalı bir şeklide koyun. (Pirincin suyunu her zaman yaptığınız pilav gibi ayarlayabilirsiniz.)
  • Asıl tarfide fırınlamadan önce üzerine nane serpiliyormuş ama ben koymadım.

Cuma Yazıları – Besmele… / Biga Peynir Helvası

06 May 2009 at 10:09 | In Cuma Yazilari, Yöresel Yemekler | 9 Comments

Hayirli ve bereketli bir cuma dilerim…

Bir Kadın her söze ve işe başlarken besmele çekermiş. O kadının birde münafık bir kocası varmış. Besmele çekmesine çok kızarmış. Hanımını Besmele ile ilgili bir işte mehcup etmeye karar vermiş.

Bir gün hanımına, içerisinde para bulunan bir kese verir, “Bunu sakla , sonra senden isterim” der.

Hanımı keseyi Besmeleyle bir yere koyup üzerini örter. Kocası, hanımın haberi olmadan gidip keseyi alıp ve kuyuya atar. Sonra gelip hanımından keseyi getirmesini ister.

Kadın keseyi koyduğu yere gidip, Besmele çeker. Allahü teala o anda Cebrail aleyhisselâma, yer yüzüne inip keseyi kuyudan alıp yerine koymasını emreder. Cebrail aleyhisselâm keseyi kuyudan alıp suları akar bir vaziyette yerine koyar.

Kadın keseyi almak için elini uzatınca, keseyi ıslak bir halde bulunca “Bu kese nasıl ıslandı?” diye hayretler içinde kalır. Hiçbir şeyden habersizce kocasına götürüp verir.

Bu durum karşısında Hayretler içinde kalan kocası da hemen tevbe edip salih bir müslüman olur.Bundan sonra her işe başlarken ve bir şey yaparken Besmele çekmeye başlar.

………………………………………………………..

Peynirli tatlıların tadını bilenler için yeri bir başkadır. Kemal Paşa, peykekler, çeşit çeşit hoşmerimler ilk anda aklıma gelenler… Ağıza alındığı anda yüzünüze bir gülümseme yayılır. Arkasından ağız şapırtıları, mmm… sesleri ve bitirilen tabaklar…:)

Benim ilk tecrübem İzmirli bir arkadaşımın gönül alma cinsinden yaptığı bir jestle olmuştur. (Koca bir tepsi dolusuyla kapıma dayanmış ama ben cehaletin gereği yarısını başka bir arkadaşa göndermiştim.) o olaydan sonra peynir ve şekeri aynı cümlede bile duysam kulak kabartır oldum.:))

Bigga peynir helvasını tv. de gelişigüzel görmüştüm. Ustanın anlatımını gözönüne alarak araştırdığımda tarifine ulaştım. Her peynirli tatlının tadı başkadır ama bununki daha da başka.

İki çeşit olarak hazırlanabiliyor bu tatlı. Tavada pişirdikten sonra bir süre fırınlayarak tüketebileceğiniz gibi fırınlamadan da yiyebilirsiniz ki, ben fırınlanmamış olanını tercih ediyorum.

İlk resim fırınlanmamış olan ve altındakiyse fınınlanmış ve biraz kızarmış hali…

 

Bild_004

untitled

 

Malzemeler:

  • 600 gr. taze peynir en olmadı süt kesiği kullanın
  • 2 yumurta sarısı
  • 100 gr. irmik
  • 1 – 1,5 bardak şeker isteğe göre miktarını ayarlayın ben bir koydum.

Yapılışı:

  • Peynirin 500 gramı tavada eriyene kadar kavrulur.
  • Yumurta sarları eklenir karışınca irmiği katılarak devamlı karıştırılarak pişirilir.
  • Piştiğine kanat getirilince kalan peynir konup bir iki çevrilip ataeşten alınır.
  • Şekeri de ilave edilerek şeker eriyene kadar karıştırılıp tabaklara bastırılır.
  • Fınınlamak için yağlı tepsiye bastırlılarak yerleştirilir ve orta ısıda fıınlanır.

Ezogelin Çorbası

05 May 2009 at 11:56 | In Antep Corbalari | 9 Comments

 Ezogelin çorbası annemin yaptığı tek mercimek çorbasıydı.  Aslında adının ezogelin çorbası olduğunu da sonradan öğrendim.  Eminim bu çorbanın hikayesini merak eden çoktur. Bu akşam sofralarınızı ezogelin çorbasızla süsleyin eve hikayesini de anlatarak afiyetle yiyin…

Ayrica Ezo Gelin corbasinin yapila gelen baska cesitleri de var. Annemin en cok corbanin üzerine  nane yerine  üzerine güzelce kavrulmus sogan dökerdi. Ya da pirinc yerine bulgur veya her ikisini de kullanabilirisiniz.

  Asıl adı “Zöhre” olan Ezo Gelin, 1909´da Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo´nun güzelliği söyleyen dillere söylence olurken, Barak ovasında bir genç adamın adı dillerde dolaşır olmuştu. Bu komşu Beledin köyünden, “Şitto” Hanefi Açıkgöz´dü. Şitto´nun bağlaması, akarsulara “Siz şırıldamayın, ben şırıldayım”; seside bülbüllere, “Siz şakımayın, ben şakıyayım” diyen cinstendi.
Çağırıldıkları bir düyünde ilk kez birbirlerini gördü Ezo ile Şitto… Şitto bu olayın akabinde, Ezo´ya dünür yolladı, ala ala “düşünelim” cevabı aldı.

Yine eşin dostun araya girmesiyle, Ezo Şitto’ya çatıldı. “Ele gelin gelir, bize kalın gelir” demişler. Bu evlenmede Şitto´ya kalın (başlık) da gelmeyecekti. Çünkü Şitto Ezo´yu almasına karşılık, Ezo’nun ağabeyi Zeynel’e halası Hazik’i verecekti. Alan razı veren razı…

Güzün ortanca ayında iki düğün birden kuruldu. Şitto´yla Ezo´nun düğünü Beledin köyünde; Zeynel’le Hazik’in düğünü Uruş’ta kuruldu. Bu demektir ki iki köyde iki mutlu yuva kuruldu.
Şitto ile Ezo, sizlere layık mutlu bir yaşamı sürdürüyordu. Ağızlarının tadı yerindeydi yani.

Gelgelelim, mutlulukları göze geldi. Daha doğrusu aralarına arabozucular girdi. Yemediler-içmediler, dedikodu yaptılar. Hatta kendileri söz uydurup getirdiler, götürdüler… Bir harman sonu evlenmişlerdi; ikinci harman sonuna dek birlikte yaşayamadılar.

Efsanesel güzel Ezo, Şitto Hanefi´den ayrıldıktan sonra altı yıl dul kaldı. Yörenin ağızbirliği etmişçesine anlattıklarına göre Ezo, bu süre boyunca daha bir serpildi, daha bir güzelleşti. Öyle ki görenin gözü kalırdı. Genç-yaşlı, zengin-fakir, nice talibi çıktı Ezo’nun.
Ezo tam altı yıl, evlenme önerilerini geri çevirdi. Sonunda, ailesinin de ısrarı üzerine, kendisine genç kızlığından beri talip olan Teyzeoğlu Memey’le evlenmeye razı lodu. Türkmen oymağından olan Memey Suriye’nin, Calabrus ilçesinin Türkiye sınırına yakın Kozbaş köyünde oturuyordu. Ezo 1936 yılının güzünde Uruş’tan Kozbaş’a gelin gitti. Bu evliliğide değişik töresine göre olmuş;  onu alan Memey, bacısı Selvi’yi, Ezo’nun ağabeyi Zeynel Bozgedik’e vermişti. Ezo’nun ikinci kocasıyla geçimi yerindeydi. Ne var ki “gurbet” denilen bir ateş yüreğini yakıyordu da. Yakınları onun “Vara öleyim, tek yurdumda kalayım” dediğini anlatırlar. Ezo bir de “göreceksiniz bu gurbetlik beni öldürecek” der ve öldüğünde, hiç olmazsa Türkiye´yi görecek bir yere gömülmesini dilerdi. Dediği de oldu. Suriye´ye gidişinin yirminci yılında, 1956 güzünde Ezo yatağa düştü. Hastalığının ince hastalık (verem) olduğunu, herkes gibi kendisi de biliyordu. Ve Ezo Gelin güz yağmurlarının düştüğü bir Cuma, yatsı vakti son soluğunu soludu. Eşi ve yakınları, casiyetini dikkate alarak  onu; arasıra tepesine çıkıp yaşlı gözlerle Türkiye’yi seyrettiği Bozhöyük’ün en yüksek noktasına gömdüler.

Öyküleriyle Halk Türküleri – Hamdi Tanses  (Hikaye, Barak ovası köylülerinden, Cemil Cahit Güzelbey’den, Gaziantep Kültür Derneği Başkanı Hulusi Yetkin’den ve Mehmet Solmaz’ın “Ezo Gelin” adlı kitabından derlenmiştir.) 

Ezo Gelin’in  corbayla baglantisini henüz ben de anlamadim ama tv de filmini mutlaka izlemissinizdir, oradan baglanti kurabiliriz belki.:) 

bild-0971

 Malzemeleri:

  • 1 bardak kırmızı mercimek
  • Yarım bardaktan daha az pirinç
  • 1 baş kuru soğan
  • 1 tatlı kaşığı karışık salça
  • 2-3 diş sarımsak
  • Zeytinyağı veya tereyağı
  • Pulbiber,  karabiber ve tuz

Yapılışı:

  • Yıkanan mercimek ve pirinç 5-6 bardak suyla ocağın üzerine konur.
  • Gerektikçe köpükleri alnır ve salçası ilave edilip yumuşayana kadar pişirilir.
  • Çorba pişmeye yakın soğan kıyılır ve zeytinyağında kısık ateşte yumuşayana kadar kavrulur.
  • Kavrulan soğana nane ve pulbiber atılır ve kokusu cıkana kadar çevrilir.
  •  Tuzu katılıp sıcak yağ çorbanın üzerine dökülür.
  • Sarımsak kıyılıp çorbaya ileve edillir ve sıcacık  servis yapılır.

Cuma Yazları – Caize / Kafkas Mutfağından Gardoş Hıçın

29 Apr 2009 at 12:27 | In Cuma Yazilari, Dünya Mutfaklari | 16 Comments

Cumanız mübarek olsun…

Şair Ebu Dellame ile Halife Mehdi arasında şöyle bir vakıa geçmiştir: Ebu Dellame, Abbasi hükümdarlarına bir kaside takdim eder. Halife kasideyi pek beğenir:
- Sana bu kasiden için ne caize vereyim?
- Efendimiz bendeniz bir av köpeği isterim.
- Bu kadar güzel bir kasidenin caizesi bir av köpeği olur mu?
- Efendim kulunuz böyle istiyor.
Halife Mehdi işe şaşar, ama şairi de kırmak istemez:
- Peki, istediğin gibi sana bir av köpeği versinler.
- Fakat Efendim bendeniz ava ne ile gideceğim?
- Hakkın var bir de at versinler.
- Ata nasıl bineceğim?
- Doğru, güzel bir eğer takımı da versinler.
- Efendimiz ata kim bakacak?
- Haklısın, bir de köle versinler.
- Ama Efendim ben atı nerede barındıracağım?
- Bir de ahır versinler.
- Köleyi nerede yatırayım?
- Bir ev versinler.
- Bu kadar halkı ne ile doyuracağım?
- Bin altın da haçlık versinler.
- Efendim…
Halife Mehdi şairin sözünü kesmiş:
Eğer masrafı idare etmeye bir kethüda, hesapları tutmaya bir katip istersen köpeği geri alırım ha!..

…………………………………………………………………….

Gardoş hıçın Kafkas kültürüne ait lezzetli bir hamurişi.  Sanırım patatesli ekmek veya börek anlamına geliyor.  İçi, sade patetes ya da peynirle patates karıştırılarak hazırlanıyor. Hamur kızardıkdan sonra ortası çapraz olarak kesilip, arasına kaymak veya tereyağ konarak yeniyor. Önceleri kızarmış hamurla kaymak nasıl olur dıye düşünüyordum ama en son yaptığımda denedim harika oluyor…  

 
bild-1650
 bild-1634
MALZEMELER:
  • 3-3,5 bardak un
  •  Yarım yaş veya ona denk kuru maya
  • Su, tuz

İç malzemesi:

  • 4 tane haşlanmış ve ezilmiş patates
  • Tuz, karabiber, kızartmak için sıvıyağ

YAPILIŞI:

  • Yapılan hamur mayalandırılır.
  • Patatese baharatları katılıp karıştırılır.
  • Hamurdan küçük bezeler alınıp ortasına yumurta büyüklüğünde patatesli içten konur.
  • Patatesler gözükmeyecek şekilde kapatılır. Hamur tezgahın üzerinde elle bastırılarak tabak büyüklüğünde açılır.
  • Hazırlanan hamurun birkaç yerine çatalla delikler açılır.( kızarırken patlamaması için)
  • Kızgın yağda kızartılır.

Mercimekli (Malhıtalı) Köfte

29 Apr 2009 at 10:42 | In Antep'in Hafif Yemekleri | 16 Comments

Daha önce malhıtalı köftenin tarifini vermiştim ama resmi hoşuma gitmediğinden taslaklarıma almış, sonrada onca taslak içinde kaybolup gitmişti.  Antep sofrası köftesiz olmaz. Bir hafta köftesiz geçerse insanın burunda tüter, canı çeker “Epydir köfte yoğurmadık! “diye sızlanmaya başlar.:)

Son günlerde benim yiğenler beni daha yakından takip etmeye başladı ve sanıyorum ki, köfteyi görünce akıllarına ilk gelen “Akşama köfte mi yapsak?”  olacak.:))

Tarifin dikkat edeilmesi gerek tüm ayrıntılarını yazmaya çalıştım. Kimi için bunlar gereksiz olsa da ben Antep’li olmayan bir çok tanıdığımdan mercimekli köfte yaparken yaşıkları sıkınıtıları duyduğumdan yardımcı olmak istedim.

İlk yapanlar, arada bir yapıp da Antep malhıtalı köftesini merak edenler ve bizim gibi köftesiz hayat olmaz diye düşünüp ama  tarifini unutanlar için…

bild-964

 

Malzemeler:

  • 1 bardak  kırmızı mercimek ( malhıta)
  • Bir bardaktan iki parmak eksik ince bulgur (simit)
  • 1 kuru soğan
  • 2-3 dal taze soğan
  • 3-4 diş sarımsak
  • 1,5 yemek kaşığı  karışık salça ( Mutalaka karışık salça kullanın, yani hem domates hem tatlı hem acı biber salçası.)
  • Bir demet maydanoz (bahteniz)
  • Pulbiber, karabiber, tuz
  • Bulabilirseniz kuru tarhın ( Sadece Antep’ de mercimekli köfteye kuru tarhın kullanılır.)
  • Yarım bardak kadar zeytinyağı

Sadece kendi ailemde gördüğüm biberli bu karışımı da mutlaka yanında yapın ve parmaklarınızın sayısına da dikkat edin, yemek sonunda eksilen çıkmasın.:))

  • 1 kaşık pul biber
  • Yarım çay bardağı sıvıyağ
  • Yarım limon suyu

Yapılışı:

  • Mercimek yıkanır ve üzerini geçecek kadar su konarak pişmeye bırakılır. Sık sık mercimeğe bakın ve gerekirse susuz kalımışsa su ilave edin ama çok az koyun.
  • Mercimek piştiğinde ocağı kapatın. Kıvamı lapa gibi olmalıdır. Kaşıkla mercimeği bastırıp suyunu almaya çalıştığınızda kaşığa bol bol su gelmemeli. Bu noktaya dikkat edin yoksa asla birbirini tutmayan vıcık vıcık bir köfteniz olur. Denemelerinizden sonra mercimeğin suyu fazlaysa paniklemeyin çaresi var. Hemen bir kepçe veya kaşık yardımıyla olması gereken kıvama gelene kadar mercimeğin suyunu tencerden alıp bir kaseye koyun. Bu işlem mercimeğin tadını azaltır ama en azından köfteyi kurtarır. Bunu yaşamamak için mercimeği çok değil az suda pişirin ve gerektikçe ilave edin.  O suyu asla atmayın az tuz ilavesiyle harika bir içecek olur.
  • Mercimeğin su miktarından emin olduysanız içine ince bulguru ve tuzunu atıp bulguru mercimeğe karıştırıp tencerenin ağzını kapatın.
  • Bulgur şişene kadar siz yeşillikleri doğrayın ve servis tabaklarınızı elinizin altına hazır edin.
  • Kuru soğanı minik minik doğrayın tavaya yağını ve soğanı koyup kısık ateşe koyun.
  • Mercimeği ve bulguru tencreden bir yoğurma kabına boşaltın ve tarhını taze soğan sarımsağı katarak yoğurmaya başlayın.
  • Bu arad ateşin üzerindeki yağı unutmaın ve soğanlar hafif pembeleşene kadar kavurun ve salçasını katın.
  • salçayla da bir süre kavurun ve ateşten alıp köftenizin üzerine dökün.
  • Maydanozları da ileve ederek malzemele bütünleşene kadar yoğurun.
  • Elinizin altına biraz sıvıyağ alaın ve elinizin yapışmaması için elinizi arad bir yağa batırarak köftelerinizi sıkın.
  • Mercimekli köfte çiğköfte gibi küçük sıkmala şeklinde olmaz bunu da hatırlatayım.
  • Malzemelerini verdiğim karışımı da hazır edin ve köftelerinizi bu karışıma batırarak veya üzerine gezdirerek afiyetle yiyin…

Simit Poğaça

26 Apr 2009 at 12:31 | In Hamurisleri | 8 Comments
   Bir zamanlar bloglarda bir çok arkadaşımız denemiş ve herkes çok memnun kalmıştı. Ben tarifi kabartmatozu yerine mayalı ve kendi geliştirdiğim kalsik  poğaça tarifiyle denedim.  Mayalı olmasından dolayı yumuşacık, görüntü olarak da göz dolduran harika poğaçalar.  Alışık olduğunuz poğaça alışkanlığınızı değiştireceğinden emin olabilirsiniz. 
  
yemek_003
Malzemeler:
  • Bir kutu sıvı krema (200 gramlık)
  • Yarım bardak sıvıyağ
  • Yarım bardak ılık su
  • 1 yumurta
  • 3 kaşık şeker
  • 1 yemek kaşığı tuz
  • 1 yaş maya
  • Yeterince un

İç malzemesi: (Benim kullandığım iç malzemenin yerine siz elinizin altında olan herhangi bir peynir çeşidini veya karışımını kullanabilirsiniz.)

  • 100 gr tuzlu lor (frischkäse)
  • 100 gr. schmand
  • 200 gr. kaşar rendesi
  • Maydanoz ( Ev de olmdığı için ben kullanmadım ama asıl tarifinde var.)

Yapılışı:

  • Maya ılık suda ezilip sıvı malzemelerle karıştırılır.
  • Yumurta sarısı dışına sürülmek için ayrılıp akı hamura katılır.
  • Hamur malzemesiun ilavesiyle yoğurulup mayalanmaya bırakılır.
  • Mayalanan hamur yumurta büyüklüğünde bezelere ayrılır.
  • İç malzeme karıştırılıp hamur bezeleri adedince yuvarlak ve sıkı toplar yapılır.
  • Bezeler parmaklarla içleri oyularak çanak haline getirilip yağlı tepsiye aralıklı olarak dizilir. ( Her tepsiye altı adet sığacak kadar yapın.)
  • Bütün bezeler bitince hazırlanan peynir topları hamur çanaklarının içine konarak bastırılır ve bezelerin kenarının simit şeklini alması, kenarlarda 1-2 cm. lik çember oluşması sağlanır. Pişmeden önceki görüntüleri, kenarlı yuvarlak pideleri andırıyordu. Piştikten sonra bu şekli alıyorlar.
  • Hazırlanan poğaçaların kenarlarına yumurta sarısı sürülerek susam serpilir. Susamı elimle bastırarak hamura yapışmasını sağladım.
  • Çay tabağı büyüklüğünde hazırlanan poğaçalar bir süre tepside bekletilerek 2. mayalanmaya bırakılır. (Bu işlem olmasa da olur.)
  • Önceden ısıtılmış 200° lik fırında pişirilir.

Püf nokta: Mayalı hamurlarda fırın tam ısınmış olmassa hamur yeterince kabarmadan sertleşecektir.  Bu yüzden fırını 10-15 dak. iyice ısıtın.

Cuma Yazıları – Tabip

24 Apr 2009 at 10:12 | In Ana Yemekler | 1 Comment

Efendimize ümmeti olan herkesin cuması mübarek ve hayırlı olsun.

Beyazıd-i Bestami Hazretleri akıl hastahanesinin önünden geçerken, bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:
“Çok günahkarım.” der. “Bunun için de ilaç var mı?”
Tabib daha cevap vermeden, konuşmaları dinleyen bir hasta, pencereden seslenir.
“Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır. Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv. İnsaf eleğinden geçir, göz yaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye. Göreceksin hastalığından eser kalmayacak.”
Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve:
“Ya Rabbi!” der. “Şu dünya hastanesinde ne tabipler var.”

Pilav Üstünde Köfte ve Sebze Kavurma

18 Apr 2009 at 17:00 | In Ana Yemekler | 21 Comments
Maklube benezeri olan bu yemek ama maklube gibi iç sıkıntısına sebep olmuyor. (En azından benim için öyle.)
Üç aşamalı ama sonuc sizi hiç yanıltmaz. Önce güzel bir pilav, sonra hafif kavrulmuş domates, biber ve bildiğiniz usul bir köfte…

  yemek_024

Önce bu köfte lerden  yaptım ve  fırına attım. Sonra annelerimizin yaptığı gibi bir pilav pişirdim.  İki domates iki sivribiberi doğrayıp biraz sıvıyağında şöyle bir çevirdimve tuz karabiber attım.  Bir  kase, tencere vb. bir kalıba önce köfteleri dizdim üzetine kavrulan sebzeleri yerleştirdim. Pilavı da onun üzerine koyup biraz bastırdım ve geniş bir servis tabağına ters çevirdim.

Afiyet olsun…

Antep’den Patlıcan Doğraması

15 Apr 2009 at 20:00 | In Antep Ana Yemekleri | 18 Comments

Antep yemekleri arşivime baktığımda, Antep mutfağının temel taşı sayılabilecek yemeklerin henüz listede bile olmadığını görüyorum. Doğrama da bunlardan biri. Antep’de ev ve köy düğünlerinin vazgeçilmez yemeği doğrama ve bulgur pilavıdır. Çocukluğumda kocaman sofralarda bu nefis yemeğe az kaşık sallamadım.:))

Patlıcan seviyorsanız mutlaka seveceğiniz acılı ekşili sarımsaklı nefis bir tadı var. Yemeğinmizin özelliklerinden biri de kemikli etle pişirilmesi. Ancak ben evde olan parça eti kullandım. İmkanınız varsa kemikli etle deneyin.

Antep mutfağında bir çok sulu yemeye nane ve sarımsak kullanılır ve sarımsak kullanılan bu yemeklere genellikle çeşitli – limon, sumak, koruk, limontuzu gibi- ekşiler kullanılır. Ayrıca yine aynı kategorideki yemeklere kullanılan nohut doğramayı da tatlandırmakta…

 100_3372

 Malzemeler:

  • 300 gr. orta yağlı kuşbaşı et
  • 500 gr. patlıcan, mümkünse memleket patlıcanı :)
  • 1 büyük baş soğan
  • 1-2 tane siviri biber
  • 5-6 tane sarımsak
  • Bir baradağa yakın haşlanmış nohut yada 1/2 bardak kuru nohut
  • 1 dolu kaşık karışık salça
  • Mümkünse sumak ekşisi ama benim gibi garibansanız limontuzu da idare eder.:)
  • Sıvıyağ, nane, tuz, karabiber
Yapılışı:
  • Eti güzelce kavurdum ve salçasını ilave ettim.
  • Salçayla da kavrulan etlerin üzerine yemeği idare edecek kadar su ileve ederek düdüklünün ağzını kapattım. Kullanacağınız nohut haşlanmışsa patlıcan vs. ile yok ıslanmış ve haşlanmamışsa suyla birlikte tencereye koymayı unutmayın.
  • Et pişerken patlıcanlar küp küp, soğanlar yemeklik, sarımsakla halka ve biberler ortama uyacak şeklide doğranır.:)
  • Etin pişme süresi dolunca tencerinin ağzı annenizden öğrendiğiniz gibi açılır ve doğranan malzemeler, tuzu ve ekşisi konur.
  • Tekrar ateşin üzerine alınan yemek,  son eklenen malzemeler yumuşayana kadar pişirilir.
  • Ateşten alınan yemeğin, kızdırılan yağda bol nane yakılıp dökülmek suretiyle yüzü güldürülür.:))

Afiyet olsun…

Fındıklı Lavantin Kurabiyesi

12 Apr 2009 at 12:00 | In Kendi Gelistirmelerim | 11 Comments
   Bir aralar kafayı takmış olduğum kurabiyeler bunlar. Deneme yanılma yöntemiyle istediğim tadı tutturmuştum. Zaten kurabiyelerle biraz uğraşınca hangi malzeme nasıl sonuç verir tahmin edersiniz ya, işte öylesine karıştırılan malzemlerin geldiği en son noktaydı. 
   Benimle birlikte her buluşumu deneme cesareti gösteren arkadaşım ( Teşekkür ederim canım, cesaretin ve desteğin için.)  bu kurabiyeleri de denemiş ve ikimiz için de ana kurabiye tarifi haline gelmişti. Tarifin özelliği crem fraiche nin hamura verdiği doku ve tat.
   Sütün hangi aşamalardan geçirilerek bu malzemenin elde edildiğini bilmiyorum. Almanya’ da buna benzer bir çok süt ürünü var ve tatlı, yemek vs. de kullanılıyor. Kurabiye de kullanımyla ilgili her hangi bir tarife raslamadım bu güne kadar. Ama emin olduğum nokta tereyağını azaltarak kullandığınız da harika sonuçlar veriyor. Hatta tart tabanı, kurabiye vs. de tereyağı yerine bile kullanıyorum.
   
                                   
                                                  untitled1
 
Malzemeler:
  • 2 dolu kaşık creme fraice
  • 1/2 bardak yumuşak tereyağı
  • 4-5 kaşık sıvıyag
  • 1/2 bardak pudra şekeri
  • 1 yumurta
  • 1 vanilya
  • 1/2 bardak çekilmiş findık
  • 1 çay kaığıi silme kabartma tozu
  • Süslemek için çikolatalı glasür
  • Resim çekmek için bir fotoğraf makinası ve yardımcı. malzeme…:)))

Yapılışı:

  • Kurabiye malzemeleri her zamanki usulle karıştırılıp yoğurulur.
  • Şekil verilerek  180° de hafif sarı bir rek alana kadar pişirilir. 
  • Tamamen soğuyunca kurabiyeler yarıya kadar çikoltalı glasüre batırılır.

( Bu işlem şart değil sadece görüntü açısından kurabiyeleri daha cazip hale getiriyor. Hoş birşeyleri yemek için çocuklar gibi cazibesine bakmıyoruz artık, hatta  az yemenin yollarını bulsak daha iyi olacak.:)) Ama bizimkisi  “Dost bizi bahçe de görsün.” misali.)

 Daha öncebu kurabiyenin  hindistancevizli sini yapmis ve tarifini vermistim. Sanki ilk kez yaziyor gibi olmus, yanlis anlasilmasin.:)

Cuma Yazıları – Hiç Unutuldunuz mu?

10 Apr 2009 at 09:21 | In Cuma Yazilari | 5 Comments

 Aslında insan öyle bir yanılgıda ki, bir adım sonrası , ondan sonrası, yine ondan sonrası belki dehşet verici!… Ama yine de unutmayı seçiyoruz, hem de tedbir almama derecisinde unutmayı… Kim olduğumuzu fark ettiğimiz bir cuma olmasını diliyorum. Hayırlı cumalar…

Hiç unutuldunuz mu?
Ya da unutulmak sizi üzdü mü? Alışın.. Çünkü bir gün hepimiz unutulacağız..
Unutmak ne dilsiz bir şeydir ki, unutulanlara unuttuklarını bile unutturuyor.
Unutulmak ne acı bir şeydir ki, unutulanın unutuşuna ağlayışını kimse hatırlamıyor. Unutuşdan çıkarıldık her birimiz.
Yüzümüz gül yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeliberi unutulmaktan alındık.
Unutmaktan sakındık.
Hatırı sayılır olduk.
Ne var ki unutmak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanı başımızda.
Ölüm, bizi geldiğimiz yere nisyana (unutma, unutkanlık) götürüyor tekrar. Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü.
Tenimizi tanıdıklara yabancılaştırıyor.
Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden.
Yaşarken ölümle aramıza uzaklar koyuyoruz.
Unutulmak korkusu bu..
En çok unutulacağımızı unutuyoruz.
Ve herkesin unuttuğu anlarda, hatırlanmaya değer olmadığımız zamanlarda, hatırımızı tek sayanın YARADANIMIZ olduğunu çabucak unutuyoruz.
Sen ki hiç unutmadın ve hiç unutmazsın bizi. Bize senin zikrini unutturma RABBİM..
Hatırla ki toprak ayağının altından çekiliyor. Ellerin son defa dokunuyor güle ve güne.
Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan ve karanlığa hazırlanıyorsun.
Göz kapaklarının kapanışı seni bir dağın ardına götürecek.
Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda kuru bir söze dönüşecek.
O dudaklardan bir insan sıcağını tadamayacaksın mesela.
Hatıran bir taşta ve hüzün renkli bir topraktan ibaret kalacak.
Kahkahalar seni yalnız bırakacak.
Mutluluklar seni hesaba katmadan tamam olacak. Sana arkalarını dönecekler.
Dönüp yüzüne bakmayacaklar.
Senin kokun uzakların kokusu olacak.
Tenin toprağın soğunu tadacak..

Ve gelecek ölüm,
Gözleri gözlerin olacak
Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığınının altında bulacak.
Bir gün saatinin akrebi senin uzanamadığın zamanlara doğru dönecek.
Sen olmayacaksın.
Kolundaki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak.
Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak.
Yüzüne gün ışığı vurmayacak.
Hayatının edebi rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın.
Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin.
Yarınsız ve sonsuz bir gülün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin.
Yüzün solacak, ellerin hiçbir yere varamayacak. Parmakların hiçbir şeyi göstermeyecek.
Ve ayaklarının altında hep boşluk kalacak.
Unutma ki, şimdi toprak ayağının altından çekiliyor.
Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun.
Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun.
Hatırla ki gözlerin ölüme bakıyor..
Gözlerin bir cesedi alaca karanlığa taşıyor.
Hatırla o zamanı ki, sen boz topraklar altında derin unutuşlarda yürüyorsun..
Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasında çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin.
Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın bile seni unuttu diyelim.
Ve hep başkaları var dışarıda.
Hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında
Kimsenin tanıdığı değilsin artık..
Kimsenin özlediği değilsin.
Kimsenin beklediği değilsin.
Kimsenin ardı sıra gözyaşı döktüğü değilsin.
Kimsenin ölüsü de değilsin…
Tıpkı şimdi olduğu gibi…
Oysa sen ve sonun ne kadar uzak görünüyordunuz birbirinizi!

EY RABBİM! SENDEN BİR TEŞEHHÜT MİKTARI ÖMÜR, BİR LAİLAHE İLLALLAH MİKTARI ÖLÜM İSTİYORUM…  LAİLAHEİLLALLAH..

Senai Demirci

Antep Peyniri ve Köy Peyniri

05 Apr 2009 at 10:50 | In Antep'li, Diger | 17 Comments
İlk denememden bu yana peynir çalışmalarım son sürat devam ediyor.  Hemen hemen her hafta taze süt geliyor ve ben yarısını yoğurt yarısını peynir yapımı için kullanıyorum ve dışardan peynir almıyorum. Her hafta uğraşmak biraz zor da olsa keyif alarak yapıyorum.  Köyde büyümedim ama köy hayatı içimde var demekki.:))) 
Daha önce yaptığım peynirleri paylaşmıştım. Ve araştırmlarım devam etmişti ki,  bu konuyu ve peynir çeşitlerini hala araştırıyorum. 
Antep’li dostlardan yani Naile ve Fulya’dan Antep peynirinin yapımını öğrendim, meğerse ne kolaymış.
Ayrıca sirkeyle yapılan peyniri de kesmiklerini tekrar kaynatarak yapmayı denedim daha olgun bir tad elde edebilirim düşüncesiyle. Antep peynirinin lezzetini anlatmaya zaten gerek yok ve ikinci tarif ise kaynamadan yaptığıma göre daha farklı ve lezzetli oldu.
Takıldığım tek konu salamura işlemi. Tuzunu çok koysam çok tuzlu az koysam çabuk bozuluyor. Özellikle Antep peynirini bir türlü annemin yaptığı gibi salamura yapıp sertleşmesini yani yeterince sertleşmesini sağlayamadım. Antep peyniri salamura yapılınca öyle sert bir hale gelir ki, bazan bıçakla kesmekte zorlanırdık. Ancak kahvaltı öncesi kaynar suda  bekleterek kullanabilirdik.
Salamura işleminde yumurta testini yapmama rağmen yine de paynirlerim salamura yapılmadan önce olduğu taze peynir gibi yumuşak dokusunu  korudu. Bu konuda fikir paylaşımlarınızı bekliyorum.
Burada bir çok hanım için oldukca önemli bir konu olan şişkinlik problemiyle ilgili, çok yakın bir tanıdığımın tecrübelerini konuyla olan alakasından dolayı paylaşmak istiyorum. Bu tanıdığım devamlı şişkinlik çekerdi ve bildiğim kadar bitkisel çaylarda dahil her türlü ilaç diyet vs. yi denemesine rağmen hiç bir iyileşme olmamıştı. Taki taze sütle yaptığı ev yoğurdunu günlük tüketmeye başlayana kadar. Çok yakın olduğumdan durumunu ve ne çok sıkıntı çektiğini biliyordum ve her gece yediği bir kase ev yoğurdundan sonra farkına bile varmadan bu problemi sıkıntı vermez bir hale geldi. Dikkatinizi çekeyim pastorize sütle yapılan ev yoğurdu değil taze sütle direk çiftliklerden gelen sütle yapılan yoğurt.
Hazır süt ve yoğurtların içindeki zararlı ve yararlı bakterilerin, sütün pastorizasyonu sırasında çoğu  ölüyor ve sindirim sistemimiz için faydalı olan bazı bakterilerden de mahrum kalıyoruz. Bu işlem elbette gıdanın ömrünü uzatmak ve çeşitli bakterilerin yol açacağı hastalık riskini yok etmek için uygulanıyor ama, teknoloji her zaman en doğrusu demek de yanlışlar doğurabiliyor.
Ekleme: Bir okuyucumun yazdığı yorumu bazı eksik noktaların tamamlaması adına sizlerle paylaşmak istiyorum. Teşekkürler Necla hanım…

SELAM tesadüfen siteye ziyaret ettim peynir yapımı hakkındaki bilgilerinizi okudum.Ben egeliyim titiz olduğum için peynirimi kendim yapıyorum yaklaşık 10 yıldır hemde koyun sütünden antep usulü. Sizdeki eksikliği madde halinde yardımcı olacağım
1) MAYALANMIŞ PEYNİRİ süzmeden önce elinizle iyice pelteyi bozacak şekilde karıştırın yarım saat bekletin peynir kısmı dibe suyu üste çıkacak vesonra süzeceksiniz

2) Peyniri kesede iyice süzdükten sonra el sabunu büyüklüğünde kesiptuzun içine atıp her tarafını tuzlayıpbir kabın içinebütün peyniri aynı şekilde koyup dolapta iki gün bekletin(sertleşinceye kadar)

3) Derin bir kapta 2lt suyu kaynatın ve sonra peynirleri üst üste gelmeyecek şekilde peynir yumuşayıncaya kadar 3_4 dakika kaynatın süzgüye alıp soğumaya bırakın.

4) Peynir yumuşamaması için çeşme suyunu tuzla birlikte kaynatıp soğutun cam kavanozu peynirleri yerleştirip soğuyan suyuüzerine döküp mutlaka dolaba koyun.
TUZU ORTA TUZLULUKTA OLACAK.EĞER SUYUNU DİREK KAYNATMADAN KOYARSANIZ PEYNİR YUMUŞAK OLUR. KOLAY GELSİN

Antep Peyniri:

  •  5 lt. süt
  • 1 çay kaşığı mıkrobiyel peynir mayası
  • 3-5 tane birer kiloluk peynir torbası

Yapılışı:

  •  Taze süt 32- 37° ye ısıtılır. Uygun ısıyı anlamak için parmağınızı süte batırdığınızda yoğurt mayalanacak sütten daha ılk olacak. Yani soğuk hissetmeyeceksiniz ama sıcaklıkta olmayacak  ılk olacak.
  • Mayayı derecesi ayarlanan sütün içine her yerine gelecek şekilde döküp yavaş ve mayayı tencerenin  içinde tamamen dağıtacak  şekilde karıştırın.
  • Tencerenin kapağını kapatın ve üzerini çokta kalın olmayan bir örtüyle kapatıp sıcak bir ortamada 3-6 saat arası mayalanmaya bırakın.
  • Mayalanıp mayalanmadığını anlamak için yavaşca tencerenin kapağını açıp dikkatlice bir kaşık batırabilirsiniz. kaşık pelte haline dönüşen sütten temiz çıkarsa mayalanma tamamlanmış demektir. Ya da pelte tencerenin altına doğru hafif çökerken şefaf bir su üzerine çıkıyor bu da mayalanmanın tamamlandığını gösterir. Ama genellikle tencere tamamene yoğurttan daha yumuşak amapelte haline geliyor. Yani kapağı açtığınızda sütün adeta donmuş katılaşmış olduğu izlenimi veren bir görüntüsü oluyor.
  • Mayalanma bitince bez torbaları bir süzeğin içine koyun ve tenceredeki pelteyi kevgir yardımıyla torbalara paylaştırın. Bu işlemleri mutfağın heryerine akan peynir sularıyla ruh ve sinir sağlığınızı bozmamak adına büyük bir tepsi veya varsa sini içinde yapın.:) Dikkat! Peynir altı suyunu asla atmayın.
  • Torbaların ağzını daha önceden hazır ettiğiniz kalın ip, kurdele vb. birşeylerle bağlayın oklavaları bu bağladığınız şeritlerin içinden geçirin
  • Bir sandelyeyi yere yatırın ve dört baçağının arasına bir leğen yerleştitin.  oklovayı üstte kalan iki sandalye bacağına yerleştitip damlayan suyunun leyene aklamsını sağlayın.
  • Bu işlem, süzülen su 3-5 saniye aralıklarla damlayana kadar devam etmeli. Takriben 4-6 saat arası olabilir. Bura da bir ayrıntı daha paylaşayım: Eğer hazır peynirler gibi biraz ekşimsi tadı olan bir peynir isterseniz bu işlemi biraz daha uzatın. Özellikle yaz ayların çabuk ekşiyor.
  • Süzülme tamamlanınca süzülen suyu bir tencerede ocağın üzerine koyun ve kaynamasını bekleyin. kaynayan peynir suyuna torbadaki peynirleri tencerenin büyüklüğüne göre koyun ve 3 dak. haşlayın. Sıccak sudan alıp olduğu gibi soğumaya bırakabileceğiniz gibi ilk sıcaklığı çıkınca Sevgili Fulya’nın dediği gibi uzun veya yuvarlak şekil verebilirsiniz.
  • Soguduktan sonra torbalardan çıkarıp buzdolabına koyun. Bir kaç saat   sonra tuzlayabilir  bir kaç gün sonra da  salamura yapabilisiniz.

Köy Peyniri:

  •  5 lt. taze süt
  • 1/5 bardak sirke
  • Bir adet süzme torbası
  • Tuz

 Yapılışı:

  •  Taze süt uygun bir tencere içerisinde ve başında beklemek şartıyla ateşe konur.
  • Kaynamaya başlayınca sirke yavaş yavaş dökülür ve sürekli karıştırarak sütün kesilmesi sağlanır.
  • Yeşil suyu ayrılınca taneler tencerenin üstüne çıkacaktır.
  • Tencerenin ağzı kapatılı el değmeyen bir yere konarak soğuması beklenir.
  • Soğuk veya ılk hale gelen süt kesiği tekrar ateşin üyerine konur ve 20- 30 dak. kaynatılır.
  • Bu işlemden sonra 5-10 dak. beklenip süzek içine konan torbaya kevgir yardımıyla boşaltılır.
  • Bir süre süzekte süyülmesi beklenir ve daha sonra büyük bir tepsinin içine daha küçük bir tepsi ters çevrilip konur. Torba ise ters çevrili olan bu  tepsinin üzerine konur ve üzerine tekrar üçüncü bir tepsi kapatılır.
  • Üçüncü tepsinin üzerine turşu kavanozu vs. gibi ağırlıklar konur 4-6 saat baskıda tutulur.
  • Baskıdan alınan peynir bolca tuzlanıp buzdolabına konur.
  • Bir iki gün sonra salamura yapılarak veya olduğu gibi tüketilebilir. Tuzlama yapılmadan da olduğu gibi yenebilir.

Cuma Yazıları – Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak

03 Apr 2009 at 09:44 | In Cuma Yazilari | 6 Comments

Bu sabah yine Tahir hocayı dinlerken, mübareğin heyecanla okuduğu dizelerden etkilenerek cuma yazısının ne olacagına da karar vermiş oldum.  Yaşına rağmen büyük üstad Akif’in dizelerini okurken hali görülmeye değerdi. Yazıldığı ilk günden bu güne mana olarak canılığını koruyan bu şiiri sizlerle de paylaşmak istedim.

Cumanız mübarek olsun…

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
L
ânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez…
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!

Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile sirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan,

Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! ‘

Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da demiyor bir tarafından!

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.

Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

‘İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.

MEHMET AKİF ERSOY

Tavuk Dalyan

01 Apr 2009 at 20:35 | In Ana Yemekler | 7 Comments

   Şöyle sofranızı zenginleştirecek ve gerek tadı gerekse servis şekliyle gögsünüzü kabartacak bir yemek yapmak isterseniz dalyan köfte yapın. Körili sosun eşliğinde damaklarda kalacak bir tad bırakıyor. Biraz teferruatı çok görünse de arada bir yapmak hoş bir değişiklik olur.

   Daha çok kırmızı etle yapılan bu köfte, tavuk kıymasıyla da daha hafif ve gerçekten enfes oluyor. Tarifin aslında közlenmiş patlıcan ve biber kullanılıyor ama ben biraz rahata kaçarak hafif kavrulmuş biber ve haşlanmış yumurtayı tercih ettim.  Bence içindeki malzemeden ziyade köftenin kendisi ve sosu lezzetinin odak noktası.

   Tarif arşivimden ancak, resmini yenileyip tarifinde de  bazı değişiklikler yapınca yeni tarihle yayınlamak istedim.

                                       bild-12561

MALZEMELER:

  • Yarım tavuk
  • 1 tane soğan
  • 2 dilim ekmek
  • 1 yumurta
  • Karabiber, tuz

İçine koymak için:

  • 1 haşlanmış yumurta  ( Bu malzemeler tamamen terchinize kalmış.)
  • 1 kırmızı veya yeşil biber
  • Yarım sarıbiber (Paprika)
Sos için:
  • 1 bardak tavuk suyu
  • 1 kaşık silme nişasta
  • 1 tatlı kaşığı köri
  • 1/2 tatlı kaşığı yenibahar
  • 1 tatlı kaşığı silme şeker
  • Tuzot

YAPILIŞI:

  • Tavuk  kemiklerinden ayrılıp parçalar robotta kıyma haline getirilir.
  • Ayrılan kemikler 2 bardak suda haşlanır.
  • içine konancak biberler uzunlamasına doğranıp yağsız tavada sotelenir.
  • Ekmek ve soğanlarda robotta çekilip, tavuk etiiyle karıştırılır.
  • Hazırlanan harca diğer malzemeler katılıp güzelce yoğurulur.
  • Karışım plastik folyonun üzerine konup dğzeltilerek eşit kalınlıkta bir kare oluşturulur.
  • ortaya dörde bölünmüş haşlanmış yumurta ve biberle yerleştirilip ince folyonun bir ucu malzemenin üzerine kapatılır.
  • Rulonun diğer ucu kapatılan ucun üzerine konup folyonun üzerinden ek yeri düzeltilir.
  • Folyonun üzerindeki sarılmış köfte dikkatlice ek yeri altta kalacak şekilde yağlanmış tepsiye yerleştirilir.
  •  200° de ortalama 45 dak. ile 1 saat arasında pişirilir.
  • Köri yağda kavrulup tavuk suyu, şeker, tuzot eklenerek bir kaç dakika kaynatılır.
  • Nişasta sulandırılıp tavuk suyuna katılır, yenibahar eklenip ocaktan alınır.
  • Fırından çıkan köfteyle sıcak sevis yapılır.

Katmer Poğaça

27 Mar 2009 at 22:00 | In Hamurisleri | 13 Comments

    Birine beddua etmek istediğiniz zaman:  ”Tepsi tepsi katmek poğaçanın üzerine yumurta süresin.” demek yeterince yürek soğutan bir beddua olur sanırım.:)) Bu poğaçaları gelecek olan misafirlerime ve buzluğa koymak için yaptım ve sanrım uzun bir süre üzerine yumurta sürülen birşey görmek istemiyorum.:)

   Tabi bu işin şakası. İşin ciddi bölümü üzerine kelam edecek olursak söz biraz daha farklı bir yöne kayar.  Bilen bilir ki, bu poğaçalar enfes yenmelik, yutlulmalık lazzetteler. Yapımı bence zor değil.   Aynı malzemelerin kullanıldığı sıradan poğaça yerine bu havalı ve lezzetli poğaçaları ikram etmek gerek eşe,  dosta…

                                     bild-1174

Malzemeler:

  • 1 su bardağı süt
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 yumurta (akı içine, sarısı üstüne)
  • Yarım yaş veya bir yemek kaşığı kuru maya
  • 1 tatlı kaşığı kaşığı tuz
  • 1 tatlı  kaşığı tozşeker
  • 75 gr. yumuşamış tereyağ (Katları yağlamak için.)
  • Aldığı kadar un 

Yapılışı:

  • Hazırlanan hamur mayalanmadan 8 parçaya bölünür. (Daha küçük poğaçalar isterseniz sekizerli iki gurup şeklinde hazırlayın.)
  • Her parça tabak büyüklüğünde açılıp, bir fırça yardımıyla tereyağı sürülür.
  • İlk yağlanan bezenin üzerine diğer açılan bezelerde konarak her konan bezenin ğzerine yağ sürülür, böylece sekiz kat tamamlanır.
  • Hamura fazla bastırılmadan yarım cm olana kadar açılır. (Büyükçe bir tezgah kullanın.)
  • Sigara böreği şeklinde kesilip, geniş ucuna istenilen herhangi bir harç konur ve sarılır.
  • Yumurta sarısı sürülüp 200° pişirilir.

Cuma Yazıları – Anneye İtaat

27 Mar 2009 at 10:00 | In Cuma Yazilari | 10 Comments

Hz. Muhammed’in şerefli ümmetinin cuması mübarek olsun.  Rabbim bu mübarek gün hürmetine sıkıntıda ve darda olan tüm mazlumların sıkıntılarını feraflığa tebdil etsin. Amiiin…

Veysel Karani, aşkı Resulullah ile yanıp tutuşmuştur. Tek emeli, biricik gayesi Resulullah’ın mübarek cemalini görmekti. Bu aşk ile günler gelip geçiyordu. Bir gün annesine:
- Anneciğim! Eğer müsaade edersen gidip sevgili Peygamberimizin mübarek yüzünü göreyim. Gidip Medine’de ziyaret edeyim, dedi.
Veysel Karani’nin anası uzun uzun düşündü.
Sonra:
- Bir şartla izin veririm. Resulullah’ı hane-i saadetlerinde (mübarek evinde) ziyaret edeceksin. Başka yerde değil, dedi.
Aşık-ı Resul olan Veysel Karani anam izin verdi diye sevinç içinde Medine yoluna düştü. Günlerce yolculuktan sonra Medine’ye ulaştı. Peygamberimizin evini sordu. Gösterdiler. Hane-i Saadetin kapısını çaldı. İçeriden Hz. Aişe validemiz:
- Kim o? diye seslendi. Veysel Karani:
- Benim, ben, Veysel, Yemen’in Karan köyünden geldim. Resulullahı ziyaret için geldim dedi. Hz. Aişe validemiz:
Resulü Ekrem mescide gitti. Hemen oracıkta görebilirsin dedi. Veysel Karani:
- Ah! dedi. Gidemem, anamın izni buraya kadar dedi.
Hz. Aişe (R.A.) validemiz:
- Ey Allah’ın kulu! Kimsin sen? dedi. Veysel:
- Adım Veysel’dir. Yemen’in Karan Köyündenim. Çobanlık yaparım. Sevgili Efendimizi ziyaret için buraya kadar anacığımdan izin almıştım. Demek ki görmek nasip değilmiş diyerek gerisin geriye döndü.
Resulullah, mescidden döndüklerinde:
-Ya Aişe! Buraya Üveys (Veysel) mi geldi?
Onun beni bu dünyada görmesi nasip olmayacak. Allah onu imtihan ediyor. Annesine olan itaatının derecesini ölçüyor, dedi.
Veysel Karani anasına geldi, olanları derin bir ah çekerek anlattı. Üzüntü ve kederinden sararıp solmuştu. Anası:
- Üzülme oğlum, üzülme dedi. Sen beni memnun ettin ya, Allah’ta seni memnun edecek. Sevgili Efendimizi öbür dünyada göreceksin dedi.

Bahratlı Mayalı Hamurcuklar

23 Mar 2009 at 14:45 | In Kendi Gelistirmelerim | 13 Comments
   Birkaç ay öncesi hayatlarımıza giren boykotun daha farklı faydalarını gördükce -tabi bu tarz ufak faydalar için değil bu boykot- kararımızdan dolayı daha da mutlu oluyorum. İşte bu boykottan yaşamımıza yansıyan en önemli noktalardan biri de daha sağlıklı beslenme olarak kendini gösterdi. Eskisi gibi marketlere gidip nefsin yönlendirdiği yönde harcama yapmıyoruz çok şükür. Hem gider azladı, hem kazanım çoğaldı bu sayede. Nefse ne kadar çok seçenek sunulursa o kadar daha istiyor ve bununla başa çıkmak mümkün değil. 
   Çocuklardan dolayı genellikle  atıştırmalık olarak birşeyleri bulunduruyorum ama, bunlar cıps bisküvi vs. olarak değil de ya kendim hazırlıyorum ya da Türk bakkallarından daha doğal olan atıştırmalıkları tercih ediyorum. Neden sürme çikolata yerine tahin helvası. cıps yerine çerez, hazır bisküviler yerine katkı maddesiz kurabiyeler olmasın? Kimseye birşey diyemem ama bu toparlanmanın hem bereket, hem sağlık vs. olarak geri döndüğü konusunda hiiç şüphem yok.
   Söz nerden nereye geldi… Demem o ki, emanetimiz olan can ve cananlarımızı kendi hazırladıklarımızla beslemeden şaşmayalım vesselam!…
   Tarifi Rabia’dan almıştım. Bahartlarını değiştirerek damak tadınıza uygun farklı çeşitlerde  hazırlayabilirsiniz.
Afiyet olsun…
                                                   yemek_041
Malzemeler:
  • 2 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yumurta
  • 1 küçük diş sarımsak (Sarımsak tozu kullandım.) 
  • 1/2 bardak zeytinyağı
  • 1/2 bardak ılık su
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • 1 çay kaşığı köri ( silme)
  • 1 çay kaşığı kişniş (silme)
  • 1 çay kaşığı kuru maya
  • Aldığı kadar un

Yapımı :

  • Mayayı ılık suda eritin.
  • Peyniri çatalla pürüssüz olana kadar ezin ve sıvı malzemelerle karıştırın.
  • Mayayı bu karışıma ilave edin.
  • Kuru malzemeleri katıp yavaş yavaş unu ileve edin.
  • Hamurunuz yumuşak kıvamlı olmalı.
  • Üzerini kapatıp mayalanmaya bırakın.
  • Mayalanan hamuru bezeler halinde tezgaha alın ve 1/2 cm. olana kadar unlu zeminde açın.
  • Açtığınız hamuru ister benim yaptığım gibi bıçak yardımıyla minik karelere kesin, isterseniz Rabia’nın yaptığı gibi mantı aletiyle minik parçalar şeklinde hazırlayın.
  • Yağlı kağıt veya yağlanmış tepsiye dizin ve 170° de kızartın.
  • Yeterince gevrek olmazlarsa ki, bu sorun pek yaşanmıyor ama olursa fırını kapatıp sıcaklığında kurutabilirsiniz. Hamur minik parçalı olduğundan kuruması sorun olmuyor.

Cuma Yazıları – Hz. Osman’ın Dehası ve Boykotun Kazancı

20 Mar 2009 at 09:23 | In Cuma Yazilari | 2 Comments

Cumanız hayırlı ve bereketli olsun…

Peygamber efendimizin Medine’ye hicretiyle birlikte onları bekleyen büyük sorunlardan biride su sorunu idi.  Medine halkı içme sularının önemli bir bölümünü Yahudi bir tüccara ait olan Rume kuyusundan sağlıyordu. Ve kuyunun sahibi olan Rumetü’l-Gifari ismindeki  Yahudi tüccar, bu suyu Araplara oldukca yüksek bir fiyatla  satıyordu. Medine ticaretini elinde bulunduran Yahudiler, o zamanın şartlarıyla Araplara hayatın her alanında yaşam hakkı tanımıyor onları özellikle gelir getiren ticari sahalardan  geri tutmaya çalışıyorlardı.  Bir anlam da medine pazarı tamamen onların elindeydi.

Efendimiz (S.A.V.) Müslümanların kimseye bağımlı olmadan yaşamaları gerektiğini biliyordu. Ticari iplerin Yahudilerin elinde olduğu sürece onların Müslümanları yönlendirmeleride devam edecekti.

Efendimiz (S.A.V.) bir gün Mescid-i Nebevi’de “Kim cennet karşılığında bize Rume kuyusunu satın alacak?” dedi. Hz. Osman bu göreve gözü kapalı atıldı. Mükafatı büyük olan bu görev gereği Rume kuyusuna gitti ve Rumetü’l-Gifari’ ye kuyusunu satın almak istediğini ve değerini sordu.  Yahudi tüccar bunu fırsat bilerek kuyunun değerinin  -hemen hemen iki katı olan bir rakam-  50.000 dirhem olduğunu söyledi. Hz. Osman 100.00 dirhem bile vermeye razıydı ama bunun islama hizmet için bile olsa israf olacağını biliyordu. ( Hem islam bayarağını açıp hem de lüks yaşantıdan vazgeçemeyenlerin kulakları çınlasın!) İsra suresi 27. ayetinde Rabbimiz israf edenlere ” İhvane’ş-Şeyatin ( Şeytanların kardeşleri) demekteydi.

Hz. Osman kalbindeki heyecana gem vurarak muhteşem ticari dehasını ortaya koyup Yahudi tüccara:  ” Gel sen bu kuyunun tamamını satma, işletim hakkının yarısını bana sat. Bir gün ben işleteyim diğer gün sen işlet.” dedi. Bu teklif Yahudi tüccarın çok hoşuna gitti, çünkü hem kuyusu elinden gitmeyecek kuyudan para kazanmaya devam edecek,  hem de eline toplu bir para geçecekti. Tekrar pazarlık yaptılar ve Hz. Osman Yahudi tüccarın 25.000 dirhem olan teklifini 20.000 dirheme, sonra da 12.000  dirheme bağlayarak kuyunun yarı işletim hakkını satın aldı.

Hemen mescide giderek kuyuyu nasıl aldığını anlattı ve müslümanların kesinlikle kullanma hakkının kendilerinde olduğu gün kuyuyu kullanmalarını ve hiç bir şekilde Yahudi tüccaradan para karşılığı su almamalarını tembih etti. Bu durumda müslümanlar Yahudi tüccarın gününde bir anlamda boykot edecekler ve amel birliğiyle bu işi hayırla sonlandıracaklardı.

Yahudi Tüccar birkaç gün sonra kuyunun Araplardan gelen kazancının kesildiğini ve gelen giden olmadığını görünce düştüğü durumu fark etti ve Hz. Osman’a giderek kuyunun tamamını satmak istediğini söyledi. Bu kez kozlar Hz. Osman’ da idi ve o da makul bir fiyat karşılığında alabileceğini söyledi. Yahudi tüccar  Kuyunun yarısı için  diğer yarısının değeri olan 12.000 dirhemi isteyince Hz. Osman bu fiyatı çok buldu.  8.000 dirhemden fazla vermeyeceğini söyleyince  muhatabı mecbur kalarak kuyunun tamamını ona sattı.

Tuzlu un kurabiyesi (Kuru Pasta)

18 Mar 2009 at 10:12 | In Kurabiyeler | 21 Comments

Kuru pastaları bilirsiniz,  hani pastaneden alırız da tadına doyamayız…  Aslında bildiğimiz kurabiyelerdir ama tadları hiç de bildiğimiz gibi değildir. ( Kuru pasta denmesinin sebebi nedir merak ediyorum.) “Tuzlu mu, şekerli mi?  Ne var bunun için de?”  dediğimiz çok olmuştur.  “Bu kadar tarif etmene ne gerek var biliyoruz işte kuru pastaaa!…”  diyenler olabilir, ama şöyle ballandıra ballandıra anlatmassam ne tadı kalırki tarif vermenin.:)))

 
Özellikle biz gurbetçiler, Türkiye tatillerimiz de özlediğimiz o kadar tad vs. vardır ki, bu kurabiyeleri unuturuz da vatandan uzaklaşınca, oralardan gelen birisi bir kutu kuru pasta mı getirmiş,  gözlerimiz başka bakmaya başlar.:))) Hıh işte, o kurabiyenin tarifini verceğim,  şayet  “ne yazsam?” diye oturduğum klavyenin başında yazacaklarımı toparlayabilirsem..:)
 
 
untitled11
 
 Malzemeler:
  • 2 yumurta( Birinin sarısı yüzüne sürülecek.)
  • 250 gr. tereyağ
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı şeker
  • Bir miktar susam
  • Aldığı kadar un

Yapılışı:

  • Bir yumurta sarısı ayrılıp diğer malzemelerle kurabiye hamuru yoğurulur.
  • Hamurdan cevizden daha küçük parçalar koparılıp örgü vs. istenilen şekil verilir.
  • Yumurta sarısı sürülen kaurabiyeler 170 ° de üzerleri kızarana kadar pişirilir.

Fırında Kızarmış Karnabahar

15 Mar 2009 at 13:47 | In Hafif Yemekler, Kendi Gelistirmelerim | 8 Comments

 En çok araması yapılan tarifin “Değişik karnabahar yemekleri” olması beni şaşırtmıştı.  Demek herkes benim gibi karnabaharı seviyor ama hep kızartma veya graten yapmak da istemiyor.  Konu üzerinde ciddiyetle düşündüm , ölçtüm, biçtim ve “buldum!” dedim kendi kendime.  Kızartması yapılan haliyle fırınlamak herhalde yakışacaktı karnabahara…

Hemen kolları sıvadım ve bir oradan bir buradan, karıştır batır çıkar derken tepsiyi fırına koydum. Sonuçtan emin emin bekliyordum ama yine de bir denemydi.  Her ihtimele karşı da – ev halkının karnıbaharı tadıp  çığlık çığlığa banyoya koşması gibi – kurtarıcı destek lezzet olarak patates de ekledim malzeme listesine.  Tepsiyi fırından alıp tadına baktığımda içim rahatladı. Destek kuvvete bile gerek yokmuş aslında, gerçekten çok lezzetli, tabiki hafif  ve farklı bir seçenek olmuştu.

Ben tavsiye ediyorum, gerisi size kalmış…

bild_066

Malzemeler:

  •  1 tane karnabahar
  • 2-3 tane dilimlenmiş patates (Karnabaharın suyunda biraz yumuşayana kadar haşlayın.)
  • 2 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı nişasta
  • 1 tatlı kaşığı un
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • Bir miktar tuzot
  • 3-4 kaşık sıvıyağ
  • Karabiber

Yapılışı:

  • Karnabahar çiçekleri ayrılıp az tuzlu suda haşlanır.
  • Toz malzemeler karıştırılıp sıvıyağ ilave edilir ve çırpılır.
  • Malzemeler birbirine iyice karışınca yumurta kırılır ve biraz daha çırpılır.
  • Karnabahar çiçekleri bu karışıma teker teker batırılıp yağlı kağıt üzerine veya yağlanmış tepsiye dizilir.
  • 200° de kızartılır.

Malzemelerde istediğiniz gibi oynayabilir, ekleme ve çıkartma yapabilirsiniz. Kaşar ekleyebilirsiniz mesela.

Cuma Yazıları – Esselam…

13 Mar 2009 at 10:39 | In Cuma Yazilari | 3 Comments

Allah’a ve Rasülüne inanların cuması mübarek olsun.

Kutlu doğum hasebiyle bu cumayı da güllerin sultanına ayırmak istedim. Büyük üstad her kıtasında ne güzel anlatmış.

ESSELÂM

Göklerden son ilâm: Allah bir, bir İslâm.
Şekiller, elif  lâm; Ne bir harf, ne kelâm ;
Esselâm, esselâm…

Yer çökük, gök soluk; Diz bükük, saç yoluk.
Ne varsa korkuluk. Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Bu hayat bir ezber; Hayattan ne haber,
O’nunla beraber? Ne bir harf ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Ön ve ard, ve sol, Bin yolda yol boyu bu yol.
Emir: Öl, yahut ol! Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm…

Elinde alamet izinde selâmet,
Tek isim …Muhammed…
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm

Necip Fazıl Kısakürek

Lütfen Artık Değiştirin!…

11 Mar 2009 at 14:12 | In Hayatin Icinden | 2 Comments

Blogcu arkadaslar, rica ediyorum artik baglanti listelerinizdeki blogspot adresimi wordpress’le degistirin. Ziyaretciler hala blogspot’a geliyor ve internet ortamini pek tanimayan okuyucular geri dönüyor.

Tesekkürler…

Kastamonu Helvası (Beyaz Helva)

08 Mar 2009 at 14:05 | In Yöresel Yemekler | 29 Comments
Helvanın resimlerini gördüğümde nasıl ağızda eriyeceğini düşünmüştüm.:) Mutlaka denemeli deyip çıktım yola…  Yanılmamışım,  tereyağı kokusu ve hafif kavrulmuş un tadıyla beklediğim bir  bir lezzet oldu.   Hem pişmeden kurabiye olur muymuş? olurmuuuş… :)
31082008_213
Malzemeler:
  • 2 bardak un
  • 2 bardak pudra şekeri
  • 125 gr. oda ısısında tereyağı

Yapılışı:

  • Un orta ateste pembeleşmeden çiğ kokusu çıkana kadar kavrulur. Unun hafif kavruk kokusu gelmeli.
  • Kavrulan un oluşan taneciklerin kaybolması için tel süzgeçten geçirilir. 
  • Diğer malzemelerle karıştırılarak yoğurulur.
  • 1,5- 2 parmak kalınlığında olacak şekilde bir tepsiye yayılıp bastırılır. Bastırma işlemine özen gösterin, çünkü tepsiden çıkması ve rahat kesilebilmesi buna bağlı. Ben, elinizle bastırdıktan sonra tepsinin şekline göre ikinci bir tepsi vb. bir  araç  kullanmanızı tavsiye ederim. Hatta üzerine palstik folya serip bu folyonun üzerinden düzenleyebilirsiniz. Herkes kendine uygun bir teknik kullanarak olabildiğince bastırıp sıkıştırsın püf noktası bu.
  • Bir kaç saat soğumaya bırakıldıktan sonra istenilen şekilde kesilip servis yapılır.

Cuma Yazıları- Peygamber Efendimizin Veladetleri

06 Mar 2009 at 10:22 | In Cuma Yazilari | 9 Comments

Cumaya hürmet eden herkesin cuması mübarek olsun.

Önümüzdeki pazar gecesi, yaratılmışların en şereflisi, Allah’ın sevgilisi, gönüllerin yegane sultanı Muhammet Mustafa S.A.V. efendimizin veladetlerinin ( Dogumlarının) yıldönümü. Onu övecek her cümle ona değil kendi manasına değer katar ancak. Bizler bu gafletle nasıl ümmet oluruz bilmiyorum ama,  rabbim eksikliklerimizi rahmetiyle gidersin inşallah.

Hz. Amine anlatiyor:

Hamileliğimin ilk ayında, rüyamda uzun boylu bir kişi gördüm. “Müjde sana! Peygamberlerin hocasına yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” diye sordum.
“Atası Adem (A.s.)’im.” dedi.

İkinci ayımda iken gene rüyamda bir kişi gördüm. “Müjde sana! evvelki hemde ahirki kavimn hocasına yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” diye sorduğumda,  Şit a.s. olduğunu söyledi.

Üçüncü ayda gene bir kişi gördüm. “Müjde sana! hürmetli peygambere yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” dediğimde, Nuh a.s. dedi.

Dördüncü ayda bir kişi şöyle dedi. “Müjde sana! Şerefli hocaya yüklü oldun” dedi.
Kim olduğunu sordum, İdris a.s., diye cevap verdi.

Beşinci ayım da bir kişi gördüm. Müjde sana! insanların efendisine yüklü oldun” dedi.
“Sen kimsin?” dedim, Hud a.s. olduğunu söyledi.

Altıncı ayımda bir kişi gördüm. Müjde sana! Haşim oğullarından olan peygasmbere yüklü oldun” dedi.
“Kimsin?” dedim İbrahim a.s. olduğunu söyledi.

Yedinci ayımda: “Müjde sana!Alemi terbiye edici, ü Tealanın dostuna yüklü oldun” denildi.
“Kimsin?” dedim? İsmail a.s. olduğunu söyledi. Ve bu  yedinci ayda, Bağdat şehri kisrasının, sarayındaki Minarelerin 14 tanesinin ucu düştü.

Sekizinci ayda bir kişi gördüm: “Müjde sana! Tahkik ahir zamanın ahir peygamberine yüklü oldun” dedi.
“Kimsin?”  dediğimde, Musa a.s. olduğunu söyledi. Bu ay da mecusilerin ibadet kıldıkları ateşleri söndü.
(Yahya Es-sariri  R.a., bu mecusilerin ateşinin bin yıldır hiç sönmediğini nakil etmiştir.)

Dokuzuncu ayda yine bir kişi gördüm. Müjde! Muhammed s.a.v’e yüklü oldun” dedi.
Kim olduğunu sorduğumda,  İsa a.s. olduğunu söyledi. (Salevatullahi aleyhim ecmain)

Ne zaman oğlumun doğum gecesi geldi, sabah oluyor idi. Gökten bir guruh cemaat indiler. Onlar üç bölgede duruyorlardı.  Birinci cemaat Kabetullah üstünde idilier.  İkincileri kendi yurdumun tepesinde duruyorlardı. Üçüncü cemaat ise Beyti Maktis’e kadarlardı. Yıldızlar bana o kadar yakınlaştılar ki, sanki üzerime düşecek sandım. Gök kapılarını tamamen açık gördüm. Bunu gördükten osnra evimin içerisi zeberced burunlu kuşlar ile doldu.Dünya apaydınlık oldu.Şol vakit susadım.Kuyuların birisinden su içtim.

Kendim düşünüp duruyorum,yalnızlıktan gönlüm daralı verdi.  Derhal yanıma bir guruh hatun kız girdi.  Birisi Asiye idi.  Ol hem ebelik kıldı.  Bir vakit sancım artıp, içim ağrıdı. O zaman bir kuş gelip kanadı ile kursağımı sıvazladı. Derhal Oğlum Muhammed Mustafa s.a.v.’i doğurdum. Mübarek ayak üstü doğdu. Yüzü aşağı doğmadı. Bu şekil doğması, Hz Alllah’ın hükmünde doğru olduğuna delil oldu. Ne zaman dünyaya geldi, fasih dili ile “ü Ekber,Allahü Ekber Kebiran, Elhamdü Lillahi Rabbil Alemin” dedi.

İbni Abbas r.a.’ın rivayetine göre: Rasulüllah s.a.v. sünnetli doğmuştur.

Amine validemiz anlatıyor: Ne zaman Muhammed s.a.v. doğdu, gökteki aya benzeyen bir kişi oğlumu alıp gitti. Bir saat yok oldular, bu bir saattan sonra oğlumu yanıma getirdi. O kişi oğlumu bir saat içerisinde, mağrip ve meşrik’i tavaf kıldırmış. Adem a.s.’ın yanına varmışlar. Adem a.s. iki gözünün arasından öpüp, “Müjde sana ey benim dostum, sen evvelki ve ahir ki evladlarımın hocasısın” buyurmuş. “Ey dünyanın  hürmetlisi, ahiretin şereflisi! bir kişi senin sözünü söylese, senin şehadetinle şehadet verse, kıyamet günü senin yanında olur” dedi. İbni Abbas r.a. bu zatın cennet bekçisi Rıdvan olduğunu rivayet etmiştir. cc emri ile Rasülüllah efendimizin arkasına peygamberlik mührünü bu zat (Rıdvan) basmıştır.

Evde Ekşi Mayalı Ekmek Yapımı

02 Mar 2009 at 12:15 | In Hamurisleri | 11 Comments

Yurtdışında yaşayıpta da birazcık mutfak merakı olan her hanım mutlaka bir dönem ev de ekmek yapımıyla ilgilenmiştir. Özellikle Avrupa’daki çeşit çeşit ekmekler insana ister istemez bu alanın içine çekiyor.

Daha önce de verdiğim ekmek tarifleri var ama bu ekmek başka. Nedeniyse ekmeğin dışarda satılan ekmeklerle hemen hemen aynı olması. Dün akşam eşim ekmeği ilk ağzına aldığında tepkisi ” Bu defa gerçekten tam tuturmuşsun ve marketlerden satılan ekmekle bunu ayırt etmek çok zor.” demek oldu.

Tabi bu övgü beni çok mutlu etti ama mutluluktan ziyade başarmanın verdiği rahatlığı yaşadım. Çünkü uzun süredir dışardan ekmek almıyoruz ve evde yapılan ekmek dışardaki ekmekle aynı tatda olmassa insan – nankörlük de olsa-  o tadı arayabilir.

 Almanya’da yaşayanlar ekmek paketi üzerindeki ” natursauerteig” kelimesini  bir vesileyle mutlaka okumuştur.  Kiminiz biliyordur zaten ama benim gibi ekmek yapımıyla sonradan tanışanların ne olduğu hakkında bilgisi olmaması da çok doğal. Türkcesi ekşi hamur ve bildiğim kadar köy ekmeklerinde kullanılıyor.

Yapımı mayalı ve mayasız olabiliyor ve mayalı olan daha çabuk kullanıma hazır hale geliyor. Bu sebepten ben mayalı ekşi hamur hazırladım. Ve artık buzdolabımda hep ekşi hamur bulunacağa benziyor. Gerektiğinde kullanılamak üzere…

Bu tarif de sizinle  iki püf nokta paylaşacağım: 1. ekmeği pişireceğiniz tepsiyi mutlaka fırınla birlikte ısıtın, yeterli ısıya ulaştığında fırından alıp kağıtta bekleyen ekmekleri yavaşca tepsi üzerine çekin. Dışardaki ekmeklerin veya taş fırınların özelliklerini düşündüğümde aklıma bu yöntem gelmişti ve haklı olduğumu gördüm. Kesinlikle yumuşak ve güzel kabarmış ekmekleriniz oluyor. 2. Annemden yıllar önce alakasız bir konu konuşurken öylesine sorup öğrendiğim bir bilgi. Ekmekleri hazırladıktan sonra tepsi mayasına bırakınca üzerine un ve suyla hazırlanan bir karışımın sürülmesi. Antep de bu ekmekler yapılmaz ve annem de yapmamıştır, ama o zamanlar fırınlarda yapılan ekmeklerin böyle hazırlandığından bahsetmişti.

Ekşi hamur konusunda uzman değilim ve yapımını bir dostum anlattı. Yanlışlıklarım veya eksikliklerim olabilir. Arkadaşımın dediğine göre annesi her ekmekten sonra ekmeğin hamurundan aldığı bir parçayı bir dahaki ekmekte kullanmak üzere saklarmış, yani ekşi maya olarak.

bild-108931

Ekşi hamur için malzemeler:

  • 2 bardak un
  • Yarım paket maya
  • Ve yeterince su

Yapılışı:

  • Mayayı ılık suda eritin ve unu katarak  gerektiğin de su ilavesiyle bildiğiniz gibi bir hamur hazırlayın.
  • Bu hamuru kabarma ihtimalini gözönünde bulundurarak geniş ve kapaklı bir kaba koyup ağzını kapatın.
  • 12 saatle bir gün arasında bu hamuru bekletin ve arada kapağını açarak hamuru bastırarak havasını alın.
  • Ben 2 gün beklettim buzdolabında.

Ekmeğin malzemeleri:

  • 5 bardak un
  • Yarım paket maya
  • Yeterince ılık su
  • Bir portalak büyüklüğünde ekşi maya.
  • Tuz

Yapılışı:

  • Ekşi mayayı bir iki saat önceden buzdolabından çıkarın.
  • Üzerine bir bardak ılık su koyarak elinizle hamuru iyice ezin.
  • Daha sonra cırpma teliyle kek hamuru kıvamına gelen kadar çırpın.
  • Bir kenara bırakıp ağzını kapatın ve hamur göz göz olana kadar bekletin.
  • Bu işlem tamamlanınca (15 dak kafi gelecektir.) mayayı başka bir kapta ılk suyla eritin.
  • Ekşi hamuru ekleyip karıştırın ve unu, tuzu  katıp gerketiği kadar su ilavesiyle hamuru yoğurun.
  • Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur olacak, hatta daha da yumuşak olabilir. Yoğurduğunuz hamuru mayalanmaya bırakın. 
  • Hamurun mayalanması bitince hamuru bütün veya ikiye bölerek istediğiniz ekmek şeklini verin.
  • Fırın kağıdı üzerine yerleştirin ve üzerine kesikin bir bıçakla çizikler atın.
  • Diğer tarafda 1 kaşık unu boza kıvamına gelecek kadar suyla açın ve bu sıvıyı ekmeğin üzerine bolca sürün. ( Dediğim gibi bunu bana annem söylemişti uzun yıllar önce. Antep’ de fırınlarda eskiden öyle yapılırmış. )
  • Hamurun ikinci mayası gelince fırını 250 ° de ısıtın. Ama en az 10- 15 dak. bekleyin ve fırın tam ısınsın.
  • Fırını açınca ekmeği pişirmek istediğiniz tepsiyi fırına yerleştirin ve tepsinin de fırın gibi ısınmasını sağlayın. Bu en önemli püf noktası ve ekmeğin taş fırında olduğu gibi alttan sıcak zemine temasıyla hamur sertleşmeden hemen pişmeye  başlamasını sağlıyor.
  • Sıcak tepsiyi dikkatice fırından alın ve ekmeğin olduğu fırın kağıdını yavaşca tepsiye yerleştirin. Çok dikkatli olun sarsıntı ekmeği çökertebilir. Birinden yardım almanızda fayda var.
  • Sıcak fırına koyduğunuz ekmek 25 – 30 dak. da hazır hale geliyor. Ekmeğin pişdiğini anlamak için altını çevirin ve elinizle bir iki vurun, duyacağınız tok ses piştiğinin göstergesidir.

Ekleme 1: Ekmegin pisme süresini kendi firininiza göre ayarlayin. Finin isilari degisebiliyor cünkü. Ekmegin üstünün ve altinin iyice kizarmis olmasi gerekiyor.

Ekleme 2: Ekmegin pisme süresini yanlis vermisim. Denedegim baska bir ekmegin tarifindeki pisme süresiyle karistirmis olmaliyim ve hemen düzeltiyorum.

Afiyet olsun…

Cuma Yazıları – Biz de Onlara Yaklaşıyoruz

27 Feb 2009 at 10:24 | In Cuma Yazilari | 7 Comments

Bu güzel günün değerini bilen ve anlamaya çalışan herkesin cuması mübarek olsun.

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında
ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Biz de onlara yaklaşıyoruz.

Antep’in Şekerli Peynir Böreği

24 Feb 2009 at 13:50 | In Antep Hamurisleri | 16 Comments
Bu gün vereceğim tarif  çok özel bir börek. Bildiğiniz böreklere de hiç benezemez.  Bu tatlı bir börek çünkü. Antep mutfağının değişik ve yüz ağartan tatlarından. Peynir ve şekerin uyumunu peykek vs. den bilen arkadaşlar bu böreği çok  sevecektir.
Antep’ de taş fırınlarda hazırlanan ve yine hanımların zahmetten uzak ulaşabildikleri yemeklerden. Ne şanslılar değil mi?  Hamur yoğurmadan hamurişiyle misafir ağırlamak mesela. Ne diyelim, bize de uzakdan bakmak düşüyor.:)) Ama en azından o yemekleri ev de yaparak hasret gideriyoruz. Antep’ de tanıdıklar bu böreği ev de yaptığımı duysalar epey şaşırırlar herhalde. İmkansızlık insana imkansız gibi görüneni de yaptırıyor demek ki.
Ben bazı yemekleri ısrarla tavsiye ederim.  Değişik  oluşundan, lezzetinden vs…  Bu böreği de “Mutlaka denenecekler” katagorisi altında düşünmek lazım. “Ben birşey biliyorum da söylüyorum.” diye bir latife yapsam da olur.:) 
 Girizgahı  bu kadar uzatırsam tarifi yazmaya hevesim kalmayacak.
31082008_177
Hamur Malzemeleri:
  • 300 gr. un
  • Yarım paket yas maya
  • 1-2 kasik sıvıyağ
  • 1 tatlı kaşığı şeker
  •  1 çay kaşığı tuz
  • Yeterince su

Üzerine:

  • 250- 300 gr. lor veya tuzssuz herhangi bir peynir
  • 150 gr. şeker
  • 1 yumurta
  • 1 yemek kaşığı dolusu oda ısısında tereyağ

Yapılışı:

  • Hamur yoğurulup mayalanmaya bırakılır.
  • Diğer tarafta içini  hazırlamak için tereyağı eritilir ve diğer malzemelerle karıştırılır.
  • Mayalanan hamurdan yumurtadan küçük bezeler koparılarak uzun pide hamuru (elips şeklinde)  şeklinde açılır.
  • Açılan hamurlar yağlanmış veya kağıt serilmiş tepsiye ikişer tane konur.
  • Hamurun üzerine iki kaşık kadar peynirli içten konarak düzgünce yayılır. ( İçin miktarını zevkinize göre ayarlayın.)
  • Hamurun kenarları içe doğru 1-2 cm. katlanıp bastırılır ve uçlarına su sürülerek yapıştırılır.
  • 200° de kızarana kadar pişirilir.

“5 Çayına Lokmalık Minik Tatlar” Etkinliği ve Çikolatalı Macaronla Macaron Olayına Serbest Dalış:)

22 Feb 2009 at 22:21 | In Dünya Mutfaklari | 13 Comments

Bu makaronları Sevgili arkadaşım Seval’in 5 Çayına Lokmalık Minik Tatlar etkinliğine gönderiyorum.  Kolay gelsin arkadaşım…

 Kafayı makarona taktım! Bir deneme, ikincisi derken püf noktalarıyla olayı aşağı yukarı kavradım sayılır. Kavradım kelimesi biraz abartılı mı acaba? Ama aslında makaronu yapmanın çok zor olduğu fikri abartılı bence. Mesela etkelenmesi çok zor gibi anlatılıyor okuduğum bir çok kaynakta. Ama eteklenmesinin en büyük sebebi, makaronların yeterince kuruyup kabuk bağlamaları. Isının etkisiyle pişmeye başlayınca, kuruyan kabuğu delerek yukarı doğru kabaramiyorlar  ve altta kalan yumuşak taraftan alta doğru zazılmaza  başlıyor. Bu da üstünü pürüssüz altını eteklenmiş olarak gösteriyor. Bildiğimiz kurabiyeler nasıl üste doğru kabararak pişiyorsa, bunlarda tam tersi alttan genişleyerek kabarıyor.

Ayrıca kabuk bağlamaları için öyle uzuun saatlere de gerek yok. Alın elinize saç kurutma makinasını, paratikliğin keyfini çıkarın.:) (Bu konuyu tarif bölümünde ayrıntılı olarak yazdım.)

Veya bademin çok çok ince çekilmesi ve pudra şekeriyle elekten geçirilmesini de kesin bir kural olarak düşünmüyorum. Bademin ince çekilmesi üst yüzeyin pürüssüz olmasını sağlıyor ama, pürüzlerin de çok zararı yok bence. Hani imkanı olmayanlaranın da yapabilmesi açısından.

Aşağıdaki makaronların bademlerini çok ince çekmediğim gibi, pudra şekeriyle karıştırarakta birlikte ikinci bir öğütmeden de geçirmedim. Hatta eledikten sonra elekte kalan biraz daha büyük parçaları da içine kattım. Ben bu konuda uzman değilim ve sadece kendi edindiğim tecrübeleri paylaşıyorum.
Ama tadı konusunda söylenenler abartıdan ziyade yetersiz belki.  Tadı daha önce yediğim hiç birşeye benzemiyor. Yedikce dur denemeyen bir lezzet. Dolapta makaron varsa buzdolabından aşırmalarda artış olabilir ben den söylemesi.:))
Sözün özü: Korkmayın ve hemen deneyin, bu lezzetin tadına varın. Aklınıza takılan noktalarda sorularınızı rahatlıkla bildiğim kadar cevaplarım.

Zinnur‘ dan aldım. O ben den daha usta olduğundan bir de onun tarıfıne göz atın isterseniz.

 

100_29151

Malzemeler:

  •  70 gr.  ince çeklimiş badem
  • 115 gr. pudra şekeri
  • 3 kaşık kako
  • 2 yumurta beyazı
  • 5 kaşık şeker
  • Bir fiske tuz

Dolgusu:

  • 60 gr. çikolata
  • 40 gr. tereyağı
  • 1/2 bardak sıvı krema

Yapılışı:

  • Yumurta akları mikserin hızlı ayarıyla çırpılır.
  • Köpük görüntüsünü alana kadar çırpmaya devam edilir ve yavaş yavaş şeker eklenmeye başlanır.
  • Beş kaşık şeker her seferinde birer kaşık olmak üzere yedire yedire yumurta aklarına katılır ve cok sert bir kıvama ulasana kadar çırpılır.
  • Bu aşama da normal beze hazırlandığı gibi orta sertlikte bir köpük oluşunca çırpmayı kesmeyin. Yeterince sertleşti sanarak bu hatayı yaptım ve  sonuç hoş değildi. Çırpmaya devam ederek daha sert bir köpük oluşmasını sağlayın. Ben süre vermeyeceğim çünkü belli bir süreye sadık kalmadım. İlk yapışınız da olması gereken kıvamı anlamak için Zinnur’un verdiği süre olan 2 dakikayı ortalama olarak kullanabilirsiniz.
  • Diger tarafta kako, pudra sekeri ve badem tozu elekten geçirilir. (Ben bu işlemi ikinci yapışımda uygulamadım.)
  • Yumurta akları, toz karışıma yavaş yavaş iyice birbirine karışana kadar yedirilir.
  • Hazırlanan karışım sıkma torbasıyla kagıt serilmis tepsiye bir eu ( ya da 1 ytl.) büyüklügünde sıkılır ve tepsiyi birkaç kez tezgahınıza vurarak içlerindeki hava kabarcıklarının çıkmasını sağlanır. Eger üzerleri pürüssüz bir hal almadıysa elinizi hafifçe ıslatıp sıkmadan kaynaklanan tepecikleri düzeltin.
  • Bu arada kremasını hazırlamak için sıvı kremayı kaynama noktasına getirin ve ocaktan alıp çikolatayı ekleyin.
  • İlk sıcaklığı çıkınca tereyağını katın ve iyice pürüssüz bir hal alana kadar çırpın.
  • Tepsiyi el değmeyen bir yere kaldırarak makaronların kabuk tutmasını bekleyin. Ben size küçük bir sır vereyim: Ben saç kurutma makinamın soguk ayarında yaklasık yarım metre uzaktan elimle kontrol ederek kabuk tutmasini kolaylaştırdım. Dikkat edin sadece esinti gibi olsun hızlı üfürerek şekillerini bozmayın. Üzrelerine dokundugunuzda elinize yapismayacak bir kivamda olmali.
  • Önceden ısınmış 175° deki fırında 10- 12 dakika pişirin. Ama bu süreyi sakın aşmayın.
  • Tamamen soğuyan makaron kurabiyelerinizi şekil ve büyüklüklerine göre eşleştirin ve hazırladığınız kremadan 1 tatli kaşığı kadar birinin üzerine koyun ve diğer kurabiyeyi üzerine kapatın.
  • En az 4-5  saat buzdolabında ağzı kapalı bir kutu içinde bekletin ve ondan sonra tüketin.

Lezzet avcılarına ısrarla tavsiye ederim.

Cuma Yazıları – Endonezya Nasıl Müslüman Oldu? / Kış Kısırı

20 Feb 2009 at 11:39 | In Cuma Yazilari, Hafif Yemekler | 7 Comments

Tüm inananların cuması mübarek olsun… 

Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya’ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:

- Hangi kumaştan sattın?

-Şu kumaştan efendim.

-Metresini kaça verdin?

-On akçeye.

-Nasıl olur?” diye hayret etti,

-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?

Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.

-Ne demekti hakkını helâl et?

Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:

-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?

-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman’ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.

Kral,  İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm’ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.

250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya’nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık: “Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir.” Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.

………………………………………………………………..

Kış bitip de turşular tükenmeden bu kısırı sizinle paylaşmalıyım. Kısırı herkes gibi ben de çook severim.  Yazın bereketiyle çeşit çeşit sebzeler kullanılabilir ve tadına doyum olmaz. Ama kış için aynı şeyi söyleyemeyiz, çünkü malzeme listesi hem azalır hem normalden daha faklı bir maliyeti olur. Ancak ev deki malzemeleri kullanarak unutamayacağınız bir lezzette kısır da yapabilirsiniz. Ben bu tarifi Rabia’ da görmüştüm. Bir komşusu yapmış ona da.

bild_0921

Malzemeler:

  • 2 bardak simit ( İnce bulgur) Bulguru kişi başına yarım bardak olarak ayarlayın.
  • 2 domates
  • 1 kuru soğan ( Taze de olabilir.) Ben sarımsağı da soğanı da kuru kullandım.
  • 2-3 diş sarımsak ( Yine taze sarımsak da kullanılabilir.)
  • Bir miktar maydanoz
  • 1 kase doğranmış lahana turşusu ( Ev de olan baş ka bir turşu da olabilir, ben patlıcan turşusu bile koydum.)
  • 1 yemek kaşığı karışık salça
  • 1 tatlı kaşığı kuru sumak
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • 1 çay kaşığı köfte baharatı
  • Yeterince sıvıyağ ve zeytinyağı karışımı
  • Karabiber, tuz, pulbiber
  • 1 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi veya rende yerine  minik doğranmış limon kabuğu
  • Limon suyu

Yapılışı yaptığınız diğer kısırlarla aynı. Bir fikir de ben den olsun: Yağını önceden kızdırıp da pulbiberi atıp kokusu çıkınca kavrulmuş yağı kısıra katarsanız ,kısırın salatamsı çiğ tadını önlemiş olursınız.

Başka yerlerde yediğim kısırlar da çoğu  zaman aynı manzarayı görüyorum. Yeşillikleri pörsümüş ve sasımaya yüz tutmuş. Tane tane olması gerekirken, sulu, reksiz ve tadsız. Adeta pişmiş kısırlar…

Kısır yaparken kabaran bulgura önce salça, baharat ve yağını ileve edip güzelce malzemeyi birbirine yedirin. Daha sonra yeşilliklerini ve limonunu ekleyin. Böylece yeşillik, domates  vs.  malzeme diri kalacaktır.

Şimdiden afiyet olsun…

Lavantin’ den Mis Gibi Çöreeeek…

16 Feb 2009 at 21:06 | In Kendi Gelistirmelerim | 18 Comments
Hamurla oynamayi cok sevdigimden, hamurisi yaparken  gelistirmeler yapmayi cok seviyorum. Teknik ve malzemede oynamalar cok farkli tadlar ortaya cikariyor. Bu cörek uzun bir süre zihnimi kurcaladi ve sonunda hayata gecirdim. Kat kat ve mis gibi tereyag kokusu insani yemeye davet ediyor.  Biliyorsunuz  cok begenmedigim tarifleri vermiyorum. Bu cörekler de gercekten denenmesi gereken nefis ikramliklar.
yemek_004
Hamur malzemeleri:
  • 1 kutu sivi krema
  • 2-3 kasik siviyag
  • 1 yas maya
  • Tuz
  • 3 kasik seker
  • Mayyayi eritmek icin 1 bardak su
  • 1 yumurtanin beyazi  (sarisi üzerine sürülecek)
  • Aldigi kadar un

Hamurun üzerine sürmek icin 200 gr oda isisinda teryag.

Yapilisi:

  • Hamur hazirlanip mayalanmaya birakilir.
  • Mayalanan hamur iki bezeye ayrilip her beze fazla bastirmadan yarim cm. kalinliginda acilir
  • Tereyaginin yarisi acilan hamurun üzerine esit bir sekilde sürülür.
  • Bu asama da seker, cekilmis findik veya ceviz gibi eklemeler yapabilirsiniz.
  • Yag sürülen hamur bir ucundan baslanarak sarilir.
  • Rulo seklindeki hamur iki parmaklik parcalara kesilip buzdilabina konarak yarim saat bekletilir.
  • Diger bezeye de ayni islem uygulanir.
  • Buzdolabindan alidiginiz hamurlarin bicakla kesilen iki ucundan tutarak bu uclari büzülür.
  • Rulonun katlari en disda kalan üst  katin icinde kalacak sekilde büzülüp, iki uctan icine dogru bastirilir.
  • Yaglanmis tepsiye dizilerek yumurta sarisi sürülür ve 15- 20 dak.tepsi mayasi beklenir.
  • 200° de pisirilir.

 

Cuma yazilari – Fransa Bize Hayranlik Duyardi / Patetes Sulusu

12 Feb 2009 at 22:54 | In Antep Ana Yemekleri, Cuma Yazilari | 8 Comments

Ümmeti Muhammet’in cumasi mübarek ve bereketli olsun. 

Bu hafta, uzun zaman önce okudugum bir kitapdaki bu yaziyi paylasmak istedim sizinle.  Osmanli’nin Avrupa’ya atadigi ilk büyük elci bakin nasil karsilanmis. Artik gülünc mü dersiniz, aglamakli mi, yoksa yazik mi bize?… Karar sizin.

    Geçtikleri yerlerdeki halka önceden duyuru yapıldığından halk yol boyu sıralanmış ve “Yaşasın Büyükelçi, Yaşasın Osmanlı Devleti!” şeklinde tezahüratlarda bulunmuştur. 

    Nihayet 24 Haziran günü, Osmanlı Büyükelçisi Seyyid Ali Efendi Paris’e girmiş, Paris’te ancak önemli krallara yapılan büyük devlet töreniyle karşılanmıştır. (Fransız yazar Maurice Herbette, o zamana kadar Paris’i ziyaret eden Rus Çarı Deli Petro’ya bile böyle bir ilgi gösterilmediğini özellikle belirtiyor.)

    Herhalde bunun sebebi, Ali Efendi’nin, Osmanlı Devleti tarafından bir Avrupa başkentine tayin edilen ilk büyükelçi olmasıydı.

    Ali Efendi’nin Paris’e gelmesi halkı öylesine etkilemiştir k, evinin önü mahşere dönmüştür. Parisliler , Osmanlı Büyükelçisi’ni pencerede olsun görebilme umuduyla geceli- gündüzlü evinin önünde beklemişlerdir. Ayrıca oturduğu mahalledeki ev fiyatları aniden astronomik seviyeye yükselmiştir. Çünkü Osmanlı Büyükelçisi’nin evine yakın evde oturmak bir statü göstergesi olmuştur.

    Paris halkı bu değişmeden çok etkilemiş, özellikle Parisli kadınlar başlarına kavuk takmaya, Osmanlı şalvarı ve Anadolu fistanı giymeye, hilal şeklinde mücevherler kullanmaya başlamışlardır,kısacası Osmanlı Büyükelçisi’nin kılık kıyafetini taklide yönelmişlerdir. Paris caddeleri, Osmanlı kıyafetine girmiş Parisliler yüzünden İstanbul caddelerine bezenmiştir. Böylece Paris’te bir “Türk modası” olmuştur. (Çoktandır biz onların giyim kuşamını taklit ediyoruz.)

    Büyükelçi sıcak yerlerde yelpaze kullandığı için herkes yelpaze kullanıyor, pek çok kişi de yelpazesine Büyükelçi’nin resmini çizdirip ayrıcalıklı görünmeye çalışıyordu. Büyükelçi’nin oturduğu mahalle ise, Maurice Herbette’in kaydına göre, “Türk mahallesi”ne dönüşmüştü.

    Büyükelçi her yere davet ediliyor, gittiği tiyatrolar ağzına kadar doluyor, Büyükelçi’nin bulunduğu locanın çerçevesindeki locaların fiyatı ise ikiye, hatta üçe katlanıyordu. O kadar ünlüydü ki, artık ona “Paris Kralı” diyorlardı.

Biz Osmanliyiz

Yavuz Bahadiroglu

……………………………………………………………….

Annemin güzel yemeklerinden, daha dogrusu Antep’in yemeklerinden  biri olan patates sulusunun tarifini verecegim size.  Saniyorum ki, bir cok yerde biliniyor ama bir de bizim nasil yaptigimiza bir göz atin: 
 

Malzemeler:

  • 5-6 tane patates.
  • Istege bagli 250 gr. orta yagli kusbasi et ( Ben kullanmadim.)
  • 1 büyük sogan
  • 1 yemek kasigi karisik salca
  • Tuz, karabiber

Yapilisi:

  • Kusbasi et kendi yaginda bir süre kavrulup dogranmis kuru sogan ilave edilir.
  • Soganlar da bir süre kavrulup salca eklenir.
  • Salcanin kokusu cikana kadar orta atesde karistirilan malzemenin üzerine 4-5 bardak su ilavesi yapilir ve kaynamaya birakilir.
  • Patatesler soyulup iri küpler seklinde dogranir.
  • Yemegin suyu etler iyice pisene  kadar kaynatilip patatesler konur, patatesler yumusayana kadar pisrilir. ( Ben etlerin gec pismesinden et koymuyorum. Tamamen benim tenbelligimden yani.:) )
  • Karabiber ve tuzu konup bulgur ya da pirinc pilaviyla servis yapilir.

Kakolu Kurabiye

09 Feb 2009 at 22:23 | In Kurabiyeler | 33 Comments
  WordPress’ den herkese merhaba.  Blogumu takip eden dostlara karsi biraz sorumsuzca davrandigimin farkindayim. Uzunca bir zamandir güncelleyemiyor, hatta yorumlara dahi cevap yazamiyorum. Bazi seylerin üst üste gelmesinden olusan bu aradan dolayi üzgünüm ama, insallah artik kerseyin eski haline dönecegini ümit ediyorum.
 
WordPress’e gecisimle ilgili sorular aldim. Nedenini merak eden arkadaslar olmus. Aslinda nedeni bir cok blogcuyu Blogger’den ayiran sebeple ayni. Destekcisi olmak istemedigim bir zihniyete ait cünkü. Bologger’ deki bloglar ücretsiz saglanan hizmetler olarak da düsünülebilir ama, ben artik bu servisi kullanmak istemiyorum. Bu benim kisisel görüsümdür. Üstelik ben aylar öncesinden beri böyle bir tasinmayi palliyordum zaten. Sadece gerceklesmesi icin bir adim daha attim o kadar.
  Bu gün verecegim tarif hem göze hem damaga hitap edecek hos bir kurabiye tarifi. Cikolatali, findikli, kitir kitir nefis bir tat.

                                                  100_2989

Malzemeler:

  • 50gr. findik (çekilmis)
  • 200gr. tereyağ/margarin
  • 100gr. pudra şekeri
  • 50gr. bitter çikolata (rendelenmis)
  • 1 yumurta sarısı
  • 1 çorba kaşığı süt
  • 1 corba kaşığı kakao
  • 300gr. un

Yapilisi:

  • Cikolata ve tereyagini benmari usulüyle eritip sekeri ilave ettim.
  • Cikolatali karisima diger malzemeleride katip yogurdum.
  • Plastik bir folyaya sardigim hamuru bazan tezgaha bastirarak bazan elimle düzelterek uzun bir dikdörgen olusmasini sagladim.
  • Buzdolabinda 20 dakika beklettim.
  • Buzdolabindan cikarip keskin bir bicakla 1 cm. den daha ince olacak sekilde dilimleyip yaglanmis tepsiye dizdim.
  • Önceden isitilmis 180° de pisirdim.

Kağıt Kebabı

31 Jan 2009 at 23:55 | In Ana Yemekler | 19 Comments

Uzunca bir zamandan sonra yeni bir tarif ekliyor olmak benim icin oldukca güzel. Yaralar hala acitiyor ama hayatin devam ettigini de biliyorum…
Her insan gibi ben de ac kalacak güc de degildim ama, en azindan hos zamalarin ugrasi olarak degerlendirdigim tarif paylasma isini biraz da olsa ertelemem yerinde olacakdi.

Sayfami ziyaret eden, e posta ve msn’ le hatirimi sorup merak eden tüm dostlara tesekkür ediyorum. Saglik sihattim yerinde cok sükür. Sadece hayatimda yaptigim degisiklikler, yeni kararlar ve inancim adina daha dik bir durusla buradayim. Biz beserin birseyleri kavramasi, hayata gecirmesi, illaki olaylari yasamasiyla ya da yasayanlara sahit olmasiyla oluyor.

Kagit kebabi, su an da hatirlayamadigim bir blog arkadasimda görüp denedigim hos bir ana yemek. Firinda olmasi hem lezzet hem de daha hafif bir tavuk yemegi olmasina sagliyor.

1a2
 

1b3

Malzemeler:

  • 1/5 bardak pirinç
  • 1/5 parcalara ayrilmis tavuk
  • 1 domates
  • 2 patates
  • 1 büyük soğan
  • Karabiber, tuz
  • 1,5 bardak su

Yapılışı:

  •  Yağlı kağıt serilmiş bir tepsiye yıkanmış pirinç konur.
  • Üzerine doğranmış patates, soğan ve domates serpistirilir.
  • tuz ve karabiberi eklenip, 1/5 bardak su ilave edilir.
  • Tuz ve karabiberle ovulan tavuk parçaları malzemenin üzerine yerleştirilir.
  • Üzerlerine bir tabaka daha fırın kağıdı konup kenarları sıkıştırılıp, kürdanlarla sağlamlaştırılır.
  • 200° de fırınlanır.

Pisme süresini her zaman tavugu pisirdiginiz süreye göre ayarlayin.

Sabun Misali…

26 Jan 2009 at 22:56 | In Cuma Yazilari | 13 Comments

Dine pek inanmayan bir sabun imalatçısı bir gün konuşmakta olduğu bir hocaya:
“Sizin anlattığınız dinin dünyaya bir faydası olsaydı, insanlara bir iyilik getirseydi, aradan geçen bunca zamana rağmen hala kötülük ve kütü insanlar kalır mıydı?”der. Hoca efendi adamın yüzüne şöyle bir baktıktan sonra:
“Senin yaptığın sabunlar da bir işe yaramıyor anlaşılan. Zira bir işe yarasaydı, ortalıkta hâlâ kir ve pislik kalır mıydı? der. Sabuncu itiraz eder:
“Adamlar sabun kullanmıyorlarsa benim suçum ne?” Hoca efendi hemen taşı gediğine koyuverir:
“ Peki insanlar dinin getirdiklerine uymuyorlarsa dinin suçu ne? Eğer dinin kuralları uygulanırsa ve her alanda dine uygun yaşanırsa tüm dünyaya iyilik ve düzen gelir.”

Herşey De Bir Hayır Vardır…

04 Jan 2009 at 11:42 | In Cuma Yazilari | 14 Comments

Zalim zulmüyle taşı yerinden devindirdi. Evet, onlar akıllarınca bizi sindirmek için, öldürmek için harekete geçti ama, sonuçta ümmet ümmet olduğunu hatırlamaya başladı! Birlik olmaya başladı.
Sınırkapıları açılsa o bölgeye akın edecek milyonlar bekliyor elhamdülillah! Çünkü beşer plan yapar, rabbim o planları bozanların en hayırlısıdır!

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Hadis)

Lanet Onu Celbedenlerindir!!!… /Hicri Yılbaşı “Alacak senedi’ takvim belirledi”

28 Dec 2008 at 21:46 | In Cuma Yazilari, Diger | 23 Comments

Rabbim zalimi ihmal etmez mühlet verir. Elbette bu dünyanın inanamayanlar olsa da öteki tarafı da var. Elimden şu an için dua etmekten başka şeyle de gelsin isterdim. Ama biliyorum ki, dularımız arşın sahibine ulaşır. Her ne kadar sebebi bizim islamsızlığımız olasa da rabbim rahmeti geniş olandır…
İslamdan birşey eksilmiş değil, sadece ölen şehitlerimize duyduğum saygıdan, ben bir yemek blogu olarak bir süre yemek tarifi yayınlamayacağım.
Tv. kanallarını da duyarsızca eglence programı yayınlarından dolayı kınyorum. Ne yazık ki şu an da tv. 5 de aşıklar atışıyor, Kon tv. de ellerinde kaşıklarla halk oyunları gösterisi var, kanal 7 dizilerinden vazgeçememiş!!!.. Hani İslami kanal diyoruz ya onlar işte…

°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°
Ziya Kazıcı’nın İslam Ansiklopedisi’nde anlatıldığına göre, İslâm dünyasında ikinci halife Ömer (r.a.) zamanında bir gün bir alacaklı, Halife’ye Şaban ayında ödenecek bir borçlu senedi göstermişti. Halife bunun hangi Şaban olduğunu sorarak, geçtiğimiz senenin Şaban ayı mı, bu senenin Şaban ayı mı, yoksa gelecek senenin Şaban ayı mu olduğunu öğrenmek istemişti. Keza Vali Ebû Musa’ya birbirini tutmayan iki emir verilmiş, bunlardan hangisinin ilk, hangisinin son olduğu bilinememişti. Ebû Musa’nın, durumu Hz. Ömer’e (r.a) sorması üzerine, Şûrâ Meclisi toplanmış ve mecliste çeşitli görüşler ortaya atılmıştı. Sonunda Hz. Ali’nin teklifi üzerine Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicreti, tarih ve takvim başı olarak kabul edildi. Bu olay, hicretin 17. senesinde oldu.

Kaynak:
http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/mart/04/g7.html

Destekleyen arkadaşlarımdan Allah razı olsun, lütfen bakmadan geçmeyin…

yosunbuka

kakaolupasta

hayatcemresi

cahide

karakazan

binbircesni

papatya.kizkulesi

Cuma Yazıları – Kötü Sözü içinde Tut / Brownie – Cheesecake (Peynirli Çikolatalı Kek)

24 Dec 2008 at 18:30 | In Cuma Yazilari, Pasta ve Tartlar | 24 Comments

Cumaya değer veren herkesin cuması mübarek ve bereketli olsun…

Adamın biri Hasan-ı Basri hazretlerine gelir. ´Biliyor musunuz der, filanca sizin hakkınızda olmayacak şeyler söylüyor?
- Nerden biliyorsun?
- Kulaklarımla duydum.
- Nerede? – Fitnecinin evinde
- Orada ne arıyordun?
- Ziyafete gitmiştim.
- Peki neler ikram etti?
- Çorba, börek, pilav, tatlı, dolmalar, köfteler, meyveler, şerbetler… Bir sürü şeyler işte.
Bütün bunları içinde tutuyorsun da o üç beş kelimeyi niye tutamıyorsun?

…………………………………………………………

Aslında taslaklarımda bekleyen onlarca tarif varken, son günlerdeki yeni gözdemle tanıştırmak istedim sizi. Brownie cheesecake aklınızı başınızdan alacak, çikolata delilerinin rüyalarına girecek bir tad. Bu güne kadar yediğim en güzel iki lezzetten biri. ( Antep baklavasını apayrı bir katogori de tutuyorum karıştırılmasın.:)) Diğeri kakolu makaron ama karar veremedim makaron mu daha nefis brownie cheesecake mi?
Daha cok kadinlarin sevebilecegini düsündügümden, koca tepsi sizin şimdiden sevine durun. Ama yine de bir dilim isteyen var mı diye cimri gözlerle etrafı süzüyor insan.:))
Bloglarda ilk rastladığımda garipsemiştim, peynir ve çikolata nasıl bir uyum sağlar diye. Ama inanki yiyince bir daha kolay unutmayacaksınız.

İlk denemek istediğimde, ev de labne benzeri hiç birşey yokdu ve aklıma hemen bir lt. süt kestirmek geldi. Labne peyniri yerine süt kesmiği kullandım ve sonucu harikaydı. Tabi ben sonucun süt kesmiğinden olduğunu anlamadım ve ikinci denememi 500 gr. lık quarkla yaptım. Yenilecek hali yokdu, adeta çamur gibiydi. Azmettim ve üçüncüyü 500 gr. süt kesmiği kullanarak yaptım. Resmini gördüğünüz de bu en son yaptığım.
Kesinlikle ilk denemenizde süt kesmiği kullanmanızı tavsiye ediyorum ki, ikinci denemeniz de labne vs. ne kullanacaksınız kullanın ben karışmam.:))

Tarifi misss gibi arkadaşımız sevgili Zerrin’den aldım, süt kesmiği gibi bir iki değişiklik var sadece.

2 

Malzemeler:

115 gr bitter çikolata ( Bitter çikolata yoksa aynı miktarda sütlü çikolata kullanın ve 2 kaşık kako ilave edin.)
85 gr tereyağı (Yarım bardak)
2 yemek kaşığı krema ( Elinizin altinda yoksa süt kullanin.)
2/3 su bardağı şeker ( Bir bardaktan 2 parmak eksik.)
2 yumurta
2/3 su bardağı elenmiş un (Bir bardaktan 2 parmak eksik.)
1 paket vanilya
1 tutam tuz.
Peynirli Karişim:
1,5 lt. sütten yapılan süt kesmiği (Sütü kaynama derecesine kadar ısıtın ve sirke ekleyerek kesilene kadar karıştırıp süzün.) Isteginize göre  kesmigi 2 litre sütten de yapabilirsiniz. Ben denedim sonuc daha güzel oldu.
1 yumurta
4-5 çorba kaşığı toz şeker
1 yemek kaşığı nişasta
1 paket vanilya
Yapılışı:
Çikolata ve tereyağ sıcak su dolu bir kap içine yerleştireceğiniz ikinci bir kase de yani benmari usulü eritin.
Eriyen karışıma şekeri ilave edip karıştırın.
Yumurtaları kırın ve kremeyı koyup gğzelce çırpın.
Un, vanilya ve tuzu karıştırıp sıvı malzemeye ekleyin, yeterince karıştırın.
Diğer tarafda süt kesmiğini, şekeri, yumurtayı ve vanilyayı kerema kıvamına gelene kadar çırpın.
Yağlanmış tepsiye önce çikolatalı karışımı bir kaç kaşık kalana kadar boşaltın.
Üzerine peynirli karışımın hepsini döküp güzelce yayın.
En üste kalan çikolatalı karışımı kaşık kaşık benekler olacak şekilde koyun ve 180° de 30-35 dak pişirin.
Gündüz pişrip akşam herkesi uyuttuktan sonra tadına bakın.:))

Mantarlı Tavuk Dürümü…

21 Dec 2008 at 14:09 | In Ana Yemekler | 9 Comments

Yok, abarttığımın farkındayım, söylemenize gerek yok! Bu tür yemekler konusunda biraz değil çok abarttğımı biliyorum. Başlığa tantuni yazıp yazmama konusunda da epey terddüt ettim zaten. Tantuni desem ” Yeteeer!” sesleri duyacağım endişesiyle vazgeçtim.:)) Tantuni ile dürüm arasındaki farkı da size bırakıyorum, ben karıştırmayacağım o kısmını.
Hem tadı nefis, hem sağlıklı, hem kolay, yapmama için ne sebep varki? Şayet evdekilerden de “Yeteeer!” sesi duymassam.:))
Hamurişlerindeki gibi geniş bir yelpazesi var dürümlerin. Bu yelpazeyi açıldığı kadar açmalı öyleyse…

 3

Malzemeler:
300-400 gr. kıyılmış tavuk eti
9-10 tane taze veya konserve mantar
1 baş kuru soğan
1 tane domates
Yarım kırmızı biber
Karabiber, tuz, pulbiber ( Ben baharat kullanmadım ama kimyon yakışır denemek isterseniz.)
Bir kaç kaşık sıvıyağ
Arasına koymak için yeşillik.
Yapılışı:
Önce teflon tavaya sıvıyağı koyarak ısıtın ve tavuk etlerini kızgın yağa atın.
Etlerin rengi dönene kadar harlı ateşte çevirin ve mantarları ilave edin.
Mantarlar hafiften kızarmaya dönünce soğanı bir süre sonra da domatesi ilave edip yakmadan kısa bir süre daha kavurun.
Soğan ve domates fazla ölmeyecek, dişe gelir şekilde.
Etler ufak doğrandığından pişmesi kısa sürüyor ve ateşde fazla beklemediğinden suyunu salıp bilindik tavuk eti gibi sertleşmiyor.
Hatta ben eti azar azar kızgın tavaya atıp hızlıca pişirip bir kenera alırım ve diğer malzemeleri ayrı pişiririm, bu usul çok daha lezzetli oluyor.
Baharatlarını ileve edip yufkalara paylaştırın, yeşillik ve limonla servis yapın.

Cuma Yazıları – Strese Girenin İmanından Şüphe Ederim…

19 Dec 2008 at 10:18 | In Cuma Yazilari | 20 Comments

Müberek cumanın cümle Muhammed ümmetine hayır ve bereket getirmesini diliyorum.
Bu güzel cuma sabahi güne yine Tahir Büyükkörükçü hocanin o güzel vaaziyla başladim. Takip etmek isteyenler Kon tv.’ de her sabah Türkiye saati ile 09 ile 10 arasında bu doyulmaz vaaz dan faydalanabilir.

Geçenlerde Bir arkadaştan aldığım ve okuyunca ” Kendine gel!” dedirten bu güzel yazıyı sizinle de paylaşmak istedim.

Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği ‘Strese girenin imanından şüphe ederim!’ lafını attım ortaya. Arkadaşım ‘doğru bir cümle’ dedi. ‘Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar’ dedi.

Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor.
Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan ‘Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?’ demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi?
Hz.İbrahim’i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?
Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, ‘Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?’ deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah’a ‘Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?’ deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?
En büyük acı evlat acısıdır!’ denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar ‘Allah kimseye yaşatmasın!’ derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa’ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
‘Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız’ diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah’a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği ‘insanı’ acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz.
Stres ile iman arasındaki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, ‘Benim büyük bir derdim var!’ deme, derdine dönüp ‘benim büyük bir Rabbim var!’ de.

Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
www.saitcamlica.com sayfasından alıntıdır.

Köfteli Kuru Patlıcan Sarması

16 Dec 2008 at 14:20 | In Ana Yemekler | 20 Comments

Yemeğin ismini duyunca insanın Edirne’liler gibi “breh, breh” diyesi geliyor.:))) Ama yapılışı kolay ve zaman almayan hatta paratik diyebileceğimiz bir ana yemek. Kuru patlıcanı çok sevdiğimden ve kuru patlıcanın Antep yemekleri dışında kullanım alanlarını bilmediğimden, çok ilgimi çekti tarifi. Geleneksel bir yemek olduğunu biliyorum ama, nereye ait oldugunu bilmiyorum. Kuru patlıcan kullanabileceğiniz gibi, taze patlıcanı kızartarak da yapabilirsiniz. Ben tamamen kayınvalidemin anlatımına göre yaptım. Belki aslında ufak farklılıklar vardır.

 
yemek_009
Malzemeler:
  • 20- 25 tane uzunlamasına kesilip kurutulmuş patlıcan
  • 300 gr. kıyma
  • 2 tane kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı salça
  • 1 dilim bayat ekmek

Maydanoz

  • Karabiber, tuz
Üzerine dökmek için:
  • 1 tatlı kaşığı salça, 1 bardak su, sıvıyağ
Yapılışı:
  • Kuru patlıcanları üzerini geçecek kadar suda haşladım. ( Tırnak geçecek yumuşaklığa gelmeliler.)
  • Köftenin malzemelerini hazırlayarak normal bir köfte harcı yoğurdum.
  • Minik köfteler yaparak patlıcanları kenarlarına sardım. (Resme bakın.)
  • Patlıcan sardığım köfteleri tepsiye yan yana dizdim.
  • Sıvıyağı tavaya koyup salçayı kavurdum ve suyunu koyup bir taşım kaynattım.
  • Salçalı suya bir miktar tuz ve pul biber ekleyerek tepsideki malzemenin üzerine gezdirdim.
  • 2oo° de ısıtılmış fırında suyunu çekene kadar pişirdim.

Hindistancevizli Kurabiye

10 Dec 2008 at 13:36 | In Kendi Gelistirmelerim, Kurabiyeler | 20 Comments

Biraz geç olsa da herkesin kurban bayramı yürekten kutluyorum.

Günlerin kıslmasıyla hayat içindeki koşuşturma daha da hızlandı. Çoğu insan gibi ben de işlerin bir ucunu diğer ucuna yetiştiremiyorum. Sorun birşeyler hazırlayıp fotoğrafını çekmekten ziyade, bilgisayarın baçına geçip onları yayınlama aşamasına getirmek. Yine de zevkli bir uğraş olduğundan blogdan vazgeçmek işime gelmiyor.:)

Bu kurabiyeler yine benim geliştirmem. Daha doğrusu tevafuk geliştirdiğim bir kurabiye hamuruna fındık, hindistancevizi gibi eklemeler yaparak yeni çeşitler üretme çalışması. Zaten kurabiye yapmak öyle ahım şahım birşey de değil. Bir kaç kurabiye bilince artık tahmin edebiliyorsunuz ne eklersem nasıl sonuç alırım diye. (Tabi çok özel tarifleri bunlardan ayrı tutuyorum.) Hindistan cevizi sevenlere ve kurabiye canavarlarına mutlaka tavsiye derim, gerçekten hoş bir tarif. 

yemek_036
Malzemeler:

1/2 bardak yumuşak tereyağ

3 kaşık crem frace

4-5 kaşık sıvıyağ

3 kaşık hindistancevizi

1/2 bardak şeker

1 vanilya

1 çay kaşığı silme kabartma tozu

1 yumurta

Yapılışı:

Sıvı bütün malzemeler karıştırılır ve 1 kaşık bir kenara ayırlır.

Toz malzemeler sıvı malzemelere katılarak kurabiyenin hamuru hazırlanır.

Küçük parçalar koparılarak yuvarlanır.

Ayrılan sıvı malzeme kurabiyenin üzerine sürülerek hindistancevizine batırılır. Yapışması için üzerine bastırılıp hindistancevizinin biraz içine gömülmesi sağlanır.

Tepsiye dizilip 180 de pişirilir.

Isparta’dan Kuyruğu Sulu / Cuma Yazıları – Altın Top

04 Dec 2008 at 22:53 | In Cuma Yazilari, Yöresel Yemekler | 13 Comments

Hayırlı ve bereketli cumalar…
Bu güzel hikayeyi yıllarca dedemden dinlemiştim. Rahmetli den kalan güzel hatıralarımdan biriydi. Internette karşıma çıkınca çok mutlu oldum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Rabbim bize emanet edilen altın toplarımızın kıymetini bilmeyi nasip etsin..

Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki gülme ve saadeti duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki:

   “Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok?  Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım.

   ” Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki:

   “Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz.” Akşam olunca zenginin karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top sipariş etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü doğmamış… Hatta madeni topun ağırlığı sebebeiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin ailesinden sual etmiş:

  “Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik.” demiş. Fakir komşu:

   “A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. Biz ona “altın top” diyoruz. Akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz.” cevabını vermiş.

İslam’da Kadın ve Aile, Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, 1979, 6. Baskı

……………………………………………………………………

İmkanım olsaydı Türkiye’yi adım adım gezer, yöresel yemekleri kayıt alıtına alırdım. Gerçi bu işi profosyonel anlamda yapanlar zaten var da, ben kendi adıma konuşuyorum. Yöresel yemekler aynı zamanda kültürümüzü tanıtmak adına da önemli. Mesela, buradan beni takip eden ve bloğu olmayan takipcilere desem ki, kendi yörenize ait ve çok bilinmeyen tariflerinizi bana ulaştırın ve ben imkanlarım el verdiği ölçüde onları deneyip yayınlayayım. Hatta sadece yemek değil peynirler de olabilir. Ben burada yapabileceğim kadarını denerim ve gönderen arkadaşımın ismiyle yayınlarım. Böylece mutfak kültürümüze katkımız olur.

İnternetin en güzel yanlarından biri bu sanırım. Farklı farklı şehirlerden – yabancı diliniz varsa ülkelerden- insanlarla ortak biryerde buluşma imkanı sunuyor.

İşte bu kadar cümleyi bana kurduran lezzetlerden biri: Isparta’nın “kuyruğu sulu” böreği. Çiğ böreğe benzeyen ama onun gibi kızartılmadan sac üzerinde pişirilen bir börek. İsmine pişerken uç kısımlarından akan harcın suyundan dolayı kuyruğu sulu deniyor. Tadıysa tahmin edebileceğiniz gibi gerçekten nefis.

6

Malzemeler:

  • 300 gr. kıyma
  • 1 tane domates
  • 1 tane ince kıyılmış soğan
  • Maydanoz
  • Karabiber, tuz
  • Un, su ve tuzdan hazırlanmış hamur
  • Yağlamak için tereyağı
  • 1 bardaktan biraz az su

Yapılışı:

  • Kıyma, rendelenmiş domates, ince kıyılmış maydanoz ve soğan karıştırılıp baharatları ve su eklenir.
  • Hamurdan bezeler hazırlanır.
  • Bezeler tabak büyüklüğünde açılıp, sulu içten bir kaşık kadar yayılarak konur ve bir tabak yardımıyla etrafı kesilir.
  • Kızgın sac üzerinde pişirilip tereyağıyla yağlanır.

Afiyet olsun…

Fındıklı ve Kakolu Biscotti

02 Dec 2008 at 22:26 | In Dünya Mutfaklari | 15 Comments

Bu aralar bloglardaki dugunluk herkesi etkiledi sanırım. Hepimiz kendimizle ilgili sanıyoruz ama, göründüğü kadarıyla bu bireysel değil. Hatta bazı teorilerim bile var: Yemek blogları arasında dolaşan bir grip, bilgisayarların topyekün grevi veya yemekler fotoğrafları çekilirken yüzlerini kapatıyor.:)) Ama biz sabırlıyız direniriz, ben den söylemesi.:))

Biskotti benim, macaron, peykek gibi geç tanıdığıma pişman olduğum lezzetlerden. Kurabiye değil en başta onu söyleyeyim, bu daha başka birşey…
Kıtır ve gerçekten nefsi bir tadı var. Hem içindeki malzemeler de yapılacak değişiklikle bir sürü farklı lezzet elde etmek de mümkün. Benim vazgeçilmezim kako olduğundan benim gözdem bu. Portakallı, fıstıklı gibi çeşitleriyle sizin gözdeniz hangisi olacak? Denemesi bedava  demiyorum tabiki az da olsa biraz maliyeti var.:))

 100_2561

 Malzemeler:

  • 2 bardak un
  • 90 gr. tereyağı
  • 1/2 bardak kako
  • 1 bardak şeker
  • 1 bardak iri fındık
  • 2 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı kabarma tozu
  • 1/4 tatlı kaşığı tuz

Yapılışı:

  • Önce tereyağı ve şeker çırpılır.
  • Yumurtalar kırılarak bir süre daha çırpılarak diğer malzemeler katılır.
  • Katılan malzemelerle güzelce yoğrulur.
  • Bu hamur iki parçaya bölünerek rulo yapılır ve her iki parçada tepsiye konup biraz bastırılır.
  • Fırın önceden 180° de ısıtılır ve tepsidekiler 25 dak. pişirilip çıkartılır.
  • 20- 30 dak. dinlendirilip iki cm. lik verev parçalara kesilir. hamurun parçalanması sebebiyle, bu işlem biraz zor oluyor ama sabırla bu işin üstesinden gelebilirsiniz.
  • Fırının ısısı 150 ° ye düşürüp fırın telinin üzerine biscottilerinizi dizin ve 20 dak. daha fırınlayın.
  • Bu süreyi aşmanızın hiç bie sakıncası yok, ben hep daha kıtır sevdiğimden daha fazla bekletirim.

Cuma Yazıları – Süt Mucizesi

28 Nov 2008 at 16:31 | In Cuma Yazilari | 7 Comments

Tüm inananların cuması mübarek ve bereketli olsun.
Bu kadar peynir tarifinden sonra, konuya uygunluğu hasebiyle daha önce yayınladığım “Süt Mucizesi” yazısını tekrar hatırlatmak istedim.

“Size onların karnındaki pislik ve kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla geçen sade bir süt içiriyoruz.”

Beşeriyet, 1400 küsur sene önce ortaya konan bu gerçeği görebilmek için, modern cihazların ve laboratuarların kurulmasını beklemek zorunda kaldı. Ve bir damlasını yapmaktan âciz olduğu sütün harika yapısını, asırlarca sonra bile çözümlemeyi başaramadı. Ama, acaba Ayet-i Kerim’de belirtildiği gibi, ibret alabildi mi?
Süt, tek başına kullanıldığı gibi, bazı gıdaların hammaddesi olarak da kullanılmakta ve hangi şekle girerse girsin, olağan üstü bir tesir icra etmektedir. Bunlardan yoğurt, midede kendi kendini sindirebilen tek gıda olarak bilinmekte ve verem ile şarbon dışında tifo, para tifo, difteri, dizanteri, kolera gibi 22 hastalığa ait mikrobu imha edebilmektedir.
Peynir ise, kemiklerin ana maddesi olan kalsiyumun, kalsiyum parakazeinat şeklinde çöktürülmüş halidir. Ve sindirilmesi son derece kolaydır. Bu yüzden ilâhi kudret, yeni doğan yavruların midelerinde (sadece süt emilen devrede olmak üzere) peynir mayası üretimini programlamıştır. Yani emilen süt, midede peynir haline gelmektedir. Yediğimiz peynirlerde de aynı mükemmel mekanizma taklit edilmekte ve süt, genç danaların veya kuzuların midelerindeki renin enziminden (şirden) faydalanılarak peynir haline getirilmektedir.Yapılan araştırmalarda, sütün en iyi mayalanma sıcaklığının 35-38 °C dereceler civarında olduğu anlaşılmıştır ki, bu sıcaklık da vücut ısısından başka bir şey değildir…

Mithat OKUYUCU
Kimya Mühendisi

Evde Peynir Nasıl Yapılır? Mayali ve Mayasiz Peynir Yapimi…

25 Nov 2008 at 21:26 | In Diger | 77 Comments

Uzun araştırmalarım ve denemelerim sonucunda peynir yapımıyla ilgili bana yetecek kadar bilgi sahibi oldum sayılır. Interneti didik didik ettim, tabi peynir konusunda bilen tanıdıkların beyinlerinide.:)) Aslında aradığım şey mayalı ve mayasiz sirke vs. ile hazırlanan peynirin arasindaki fark ve aynı maya kullanılarak nasıl peynir çeşidi yapıldığıydı?

Tencereler hazır süt hazır ama kafamda kaç çeşit peynir tarifi var, ben hangisini yapacagim? Zaten denemeler konusundaki fazlaca olan cesretim bazan beni pişman ediyor. Neyse üç çeşit denemeye karar verdim. Mayalı, sirkeyle yapılan ve süt kestirildikten sonra kaynatılan…

Tabi aklımın bir tarafında ise beni bu olayın içine ve daha da derinlere çeken Antep peyniri. Antep peynirine özlemim öyle böyle değil, kaç yıl oldu çocukluğumun en sevdiğim tadlarından olan bu peyniri yemeyeli. Açıkcası bu sadece bir hayal gibi geliyordu. Ama ben de biliyorumki, birşeye başladıysam mutlaka içine düşerim.:)

Kolları sıvayıp Antep deki dostumdan yardım istedim hemen. Sağolsun Naile hızır gibi imdadıma yetişti. Hemen babacığının anlatımını tastatura aktararak bana gönderdi. Ve hemen aynı gün uyguladım, sonuç muhteşem! Peyniri yaptıktan saatle sonra tadına bakmaya cesaret ettiğimde, yüzümdeki gülümseme bütün gün sürdü.:)) Tarifini daha sonra vereceğim inşallah. Şimdilik bu üç çeşitle idare edin.:)

Sirkeyle Yapılan Peynir: Mayalı peynire göre daha lezzetli bizim kanatimize göre, tadı daha çok peynire benziyor.

8

2 litre sütü kaynama asamsına kadar iısıttim, hatta fokurdar gibi oldu. Iki kaşık sirke özünü- normal sirke olarak yarım bardak sirke de kullanabilirsiniz- sıcak süte ekleyip karıstırdım. Zaten süt hemen kesilerek suyundan ayriliyor. Yeşimtirek bir su altta kalırken peynir kesintileri üste cikiyor.

10-15 dak. bir kenarda beklerken, temiz pamuklu bir bezi süzgecin icine serdim ve süzgeci geniş bir kabın içine oturttum.

Peynir kesintilerini kevgirle tamamen toplayip süzgece aktardim. 10-15 dak. sonra süzgecten alıp bezin uçlarını bağladım ve bir çengele gecirip uygun bir yere astım. Tabi altına bir kap koymaı ve o suyu muhafaza etmeyi unutmayın.

2-5 saat bu şekilde beklettim ve bezin içinde sıkışan peyniri alıp diktiğim bir bez torbaya koydum ve bir tepsinin içine manti aletini koyup üzerine torbayı yerleştirdim. (Siz düz bir süzek veya tepside kullanabilirsiniz.) Onun üzerine bir başka tepsi yerleştirip üzerine hamur açmak için ve yer sofrası olarak kullandığım masayı, onun üzerine de su dolu tencere, tursu kavanozlari gibi agirliklar koydum. Bu arada baski olarak daha pratik çözümler gelistirebilirsiniz.:)) Ayrıntıları size fikir olsun diye yazıyorum.

5-6 saat beklettikten sonra peyniri çıkarıp tuzladım ve buzdolabına koydum. Sonrasında ister salamura yapın isterseniz bu şekilde tüketin.

Mayalı Peynir: Tadı bildiğiniz taze peynir gibi süt kokulu ve biraz çiğimsi.  Ama kesinlikle çook lezzetli. 

bild-10041

Önce mikrobiyel bir maya bulun. Bu konu da hassa olmanızı tavsiye ederim, hayvansal mayaların menşei belli olmayabilir. Türkiye’ de iseniz sorun değil zaten marketlerde mikrobiyel mayaları bulmak zor değil. Yurdışında olanlar internetten araştırsınlar…

5 lt. sütü Edirneli arkadaşımın canlı telefon talimatlarıyla ılık, onun deyimiyle inekten sağıldıgı sıcaklığa kadar ısıttım. Dikkat edin soğuk degil ama sıcaklık da hissedilmeyecek.

Sütü getiren ablanin tavsiyesiyle bir cay kaşığı sıvı mayayı tencereye katıp güzelce karıştırdım.

Tencerenin ağzını kapatıp yerinden oynatmadan üzerini battaniye ile sıkıca örttüm ve 5-6 saat mayalanmaya biraktım. Telefonda arkadasım bana talimat verirken onun misafiri olan baska bir hanımın tavsiysiyle havanın soğuk olmasını hesaba katarak bu süreyi daha uzun tuttum.

Bekleme süresi dolmadan ben daha fazla dayanamayip tencerinin agzını açtm ve kücük bir şok yaşadım sütüm kesilmemiiiiş!!!… Bu hayal kırıkliğıyla çatacak adam aradım epey bir süre.:)) Tabi millet bilmiyor ki, peynirimin başarız oldugunu sanıyorum diye sinirliyim. 1 saat kadar sonra tekrar baktım tencereye ve cesaretimi toplayıp bir kasık batırdım. Eh işte kaşık içinden temiz çıkı ama, bence hala kesilmemiş bu süt!!!…

Bekleme süresinin sonun da biraz üzgün biraz umutlu tencerenın kapağını açtım. Diğer tarafda büyük bir süzeğin içine pamuklu bir bez açtım ve bir tepsinin içine oturttum. Kevgiri aldım ve amacım güya üste cikan peynir kesintisini – görünmese de – bir ümit toplamak. Kevgirle bir, iki üç… Yok sütün suyu yok! Tencerenin dibine geldim ve hala su yok! O zaman anladım sirke ile mayanın arasındaki farkı! :) ))  Maya tencerenin tamamını pelteye dönüştürmüş kalıp kalıp bir görüntüsü var. Sirke hemen kestirerek, kesmiği suyun yüzüne çıkarıyor. Eger sanal dahi olsa bir kaynak bana, mayanın sütü pelte şekline getirdigini, bu peltenin süzülüp peynir yapıldığını, sirkenin vs. ise sütü kesdirerek kesmiklerinin süzülmesiyle tadı ve dokusu farklı olan bir başka çeşit peynir oldugunu yazmış, anlatmış olsaydı ben bu şoku yaşamayacaktım.:) Oysa aradığım en önemli bilgi buydu. Sanki ağız birliği yapılmışcasına her türlü abur cubur bilginin dolaştığı internet ortamına, insanlar ev de peynir yapmasın diye mi bilmem, böyle bir ayrıntı yazılmamış!

Neyse, pelteyi tencereden kevgirle alıp büyükce bir bey torbaya koyup astım. Asma konusunda hayal gücünüzü kullanın ben öyle yaptım. Torbayı bağlayıp düğümün içinden oklava geçirmek gibi.:))

5-6 saat suyunu süzdükten sonra onu da baskıya aldım ve yine 4-6 saat arasında beklettim. Sonrası yazdığım gibi tuzlama ve dolaba kaldırma.

Sonra dan Edirne’li arkadaşıma sorduğum da ” Ben sirkeli peynir nasıl olur bilmemki.” dedi.:)) İnternette profosyenel peynir yapımını anlatan yazılarda var, ama internete bakan zaten o profosyeneller için kullanılan kelimeleri anlamaz, anlayanın internetteki bilgilerle işi ne? Onu da çözemedim.

Sirke İle Kestirilip Haşlanan Peynir: Bence en güzeli bu. Kaynamasından kaynaklanan hoş bir kokusu var. Böreklere güzel gider.

8b

Sirkeli peynir ile aynı şeklide süt kestirilip kesildiği suyun içinden çıkarılmadan 15-20 dakika kaynatıp o ndan sonra daha önce belirttiğim süzme ve baskılama işlemlerinden geçirdim.

Şunu belirteyimki, ben profosyenel değilim. Bildiğim duyduğum kadarıyla yaptığım denemelerimi aktarmaya çalıştım. Gerçekten yapmak isteyen olursa benim gibi kapı kapı internet dolaşmasın. Zaten isimlerinden de anlaşılıyor ne kadar profosyenel olduğum.:))Hatta bu bilgilere ekleme yapmak isteyenlerin yazacaklarını da seve seve sizlerle paylaşırım. Belki çoğunuz annesinden ninesinden vs. peynir yapımını görmüştür. Ben bu konuda tam cahil sayılırım, sadece salamura edildiğini gördüm çünkü.

Cuma Yazıları – Mezar Taşı / Özel Soslu Brokoli Salatası

20 Nov 2008 at 22:04 | In Kendi Gelistirmelerim, Salatalar | 5 Comments

Ümmeti Muhammed’nin Cuması mübarek ve bereketli olsun.

Behlül Dânâ’ya biri sorar:

” Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım? Behlül Dânâ şu cevabı verir:

” Şunu yazdır: Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter.”

……………………………………………………………………..

Benim uydurduğum ama çok sevdiğim bir salata sosu tarifini paylaşayım sizlerle. Evdeki malzemeleri karıştırarak deneme yanımla yöntemiyle keşfettim tadını. Kendi damak tadınıza göre ekleme veya çıkartmalar da yapabilirsiniz.

9

Sos icin malzemeler:

  • 2 kaşık katı yoğurt
  • 1 kaşık mayonez
  • 1 kaşık crem fraiche ( Bir çeşit krema veya peynirimsi bir süt ürünü.)
  • 1 çay kaşıgının ucuyla hardal
  • 1 paket hazır toz salata sosu (Bunun yerine maydanoz, dereotu, fesleğen gibi size göre yeşilliklerde kullanabilirsiniz. Ama sirke eklemeyi de unutmayın.)
  • Tuz

Yapılışı:

  • Bütün malzemeyi güzelce karıştırın ve haşlanmış brokoli, karnıbahar veya istediğiniz salatada kullanın.

Baharatlı Bisküvi

18 Nov 2008 at 13:28 | In Kendi Gelistirmelerim | 21 Comments

Arkadaşlar, son günlerde günlerin kısalması, saglık sorunları vs. hasebiyle ne sayfayı güncelleyebiliyorum ne de sizleri ziyaret edebiliyorum. İlgililere duyrulur…:))

Canınız birşeyler istiyordur ama, ne olduğunu, daha önce görüp görmediğinizi veya tattığınızdan bile emin değilsinizdir. Sadece farklı birşeyler olduğunu düşünürsünüz. Bu bana çok sık olur. Önce genel olarak nasıl bir tad olduğunu düşünürüm ve o tadı nasıl elde edeceğimi hesaplamaya başlarım. Bu kadar hesap kitaba ne gerek var diyorsanız, bildiğimiz yemekler de benzer tad arayıslarıyla kesfedilmiştir belki. Ben, benzeri damak tadı yönlendirmeleriyle coğu zaman nefis buluşlar yaparım.
Bahartlı olmalı, peynir tadı, kıtır kıtır hazır bisküvilere benzemeli… Ortaya çıkan tad beni ve her seferinde buluşlarımı deneme cesareti gösteren arkadaşımı tatmin ediciydi.
Ben bunu geçen yıl yapmış ve taslaklarıma koymuştum, tarif çokluğundan yayınlayamamıştım. Ben yaptıktan bir süre sonra sevgili Rabia‘da çok benzeyen bir tarif vermişti. Onda maya kullanılıyordu ve onu da denedim nefisti. İsterseniz ona da göz atabilirsiniz.

Ayrıca bu tarifi porselen demlik etkinliğinede göndermiş olayım. Keyifli bir etkinlik diliyorum…

10

Malzemeler:

  • 3 kaşık dolusu ezimlis beyaz peynir
  • 1/2 bardak zeytinyağ
  • 2 kaşık yumuşak tereyağ
  • 2 kaşık crem fraiche ( Krema ile paynir arası bir ürün.)
  • 1 yemek kaşığı susam
  • 1 yemek kaşığı ayçekirdeği
  • 1 tatlı kaşığı piza baharatı
  • 1 tatlı kaşığı tatlandırıcı (Natrium glutomat) İsteğe göre koyun ama, kullanırsanız tadındaki değişikliğe hayran kalacaksınız.
  • 1 çay kaşığı kırmızı pulbiber
  • 1 yemek kaşığı tane haşhaş
  • bir tutam dereotu
  • 1 tatlı kaşığı sarımsak tozu

Yapılışı:

  • Önce crem fraiche, tereyağı, zeytinyağı, beyaz peynir karıştırılıp sonrasında un ilave edilir.
  • Unun üzerine pulbiber hariç diğer malzemeler konarak hamur hazırlanır, en son pulbiberi katılarak karışması sağlanır.
  • Unlu zeminde yarım cm. inceliğinde açılarak ruletle bisküvi şeklinde kesilir.
  • Yağlanmış tepside 180° de biraz renk alana kadar tutulup ateş 150° ye getirilip iyice kurumaları sağlanır. (Isıyı fırınınızın durumuna göre daha da düşük tutarak kurutabilirsimiz.)

Biberli Sosis Kavurması / Cuma Yazilari – Münasebetsiz

12 Nov 2008 at 22:24 | In Cuma Yazilari, Kendi Gelistirmelerim | 10 Comments

Rabbim, mübarek cuma hürmetine Muhammet Ümmetinin ahlakini Kur’an’ a cevir.

II. Abdülhamid zamanında Münasebetsiz Mehmed Efendi adıyla anılan biri varmış. Bu şahsın ünü Sultan Abdülhamid’e kadar ulaşmış. Padişah ‘niye bu insana münasebetsiz diyorlar,’ diye düşünmüş ve onu bir iftar yemeğine davet edip onunla tanışmak, sohbet etmek istemiş.
   “Böylelikle belki de ona niye münasebetsiz dediklerini öğrenebilirim,” diye düşünmüş. Ve hemen adamlarından böyle bir organize yapmalarını istemiş. Emir derhal yerine getirilmiş…. İftar sofrası kurulmuş, davetliler gelip sofrada yerlerini almış. Münasebetsiz Mehmet Efendi denilen şahıs da davete icabet etmiş ve gösterilen yere oturmuş. Vakit girince hep birlikte oruçlarını açmışlar, namazlarını kılmışlar. Sonra da sohbet meclisi kurulmuş. Padişah da aralarında olduğu için bir ara özellikle herkes Osmanlılardan, Osmanlı Sultanlarından, onların başarılarından konuşmaya başlamış. Bu konu üzerine sohbet öylesine koyulaşmış ki, herkes öyle aşka şevke gelmiş ki; sohbetin tadına denilecek hiçbir şey yokmuş. Bu arada Münesebetsiz Mehmed Efendi, Sultan Hamit Hazretlerine:
   “Hamit Efendi! Sen zurna çalmasını bilir misin?” diye sormuş. Bu soruyu duyan herkes ‘böyle bir sorunun konuyla ne alakası var’ gibilerinden birbirlerini bakmışlar. Derken Sultan Hamit Hazretleri sorulan busoruya:
   “Hayır, ben zurna çalmasını bilmem,” diye cevap verince Mehmed Efendi az önce münasebetsiz söylenen sözü gölgede bırakacak şu sözü söylemiş:
“Bizim çocuk da bilmez de onun için sordum.”

………………………………………………………………………

Bazan basit malzemelerin birlesmesiyle ne kadar muhtesem tatlarin ortaya ciktigini görmek cok hosuma gider. Cabucak, kolayca ve lezzetli…
Genellikle sosisi cabuk hazirlanan yemekler listeme almamaya calisirim, ama arada bir baskilara dayanamayip yaptigim da oluyor.
Madem sucuk sosis benzerleri bazanda olsa sofralarimizi süsülüyor, en azindan daha zengin bir hale getirelim.

11

Malzemeler:

  • 3 tane halka dogranmis yeşil biber
  • 4-5 tane dogranmis sosis
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • Sıvıyağ
  • Kaşar peyniri

Yapılışı:

  • Halka doğranmış biberler sıvıyağda kavrulur ve sosisler ilave edilip bir süre daha kavrulur.
  • Sosisler pişince salçası eklenip salçanın kokusu çıkana kadar kavrulur.
  • Ekmeklerin arasına paylaştırılıp kaşar serpilir.

İçli Simit

11 Nov 2008 at 00:04 | In Hamurisleri | 7 Comments

Bizim vazgecilmez tadlarimizdandir pogaca ve simit. Hem kolay saklanir hem kolay tasinir ve lezzetlidir ayrica. Bu iki tadi birlestirirsek ne olur? Harika olur tabiki! Ister susamli pogaca deyin ister peynirli simit, ayni kapiya cikar. Ve o ciktigi kapidan sizi lezzet dünyasina davet eder.

Sevgili Seda gecenlerde benzeri bir tat olan kasarli simit pogaca ya yer vermisti sayfasinda. Onu gördügümden beri kafamin icin de ampüller yanmaya baslamisti.:))

Az önce internette bir arastirma yapinca, Türkiye’ de da zaten simit saraylarin da bu tür seceneklerin yapildigini gördüm. Tabi biz vatandan cok uzaklarda olunca oradaki yenilikleri takip edemiyoruz. Gerci o kadar da yeni degil ama, yine de benim hic görüp deneme imkanim olmamisti.

 yemek_013_2

Malzemeler:

  • 1 kutu krema
  • 2-3 kaşık sıvıyağ
  • 1 paket yas maya
  • 1,5 bardak su
  • Tuz,
  • Aldigi kadar un

Üzeri için: Pekmezli su ve susam

Ic malzemesi: Peynir, ve maydanoz

Yapilisi:

  • Hamur malzemeleriyle hazirlanan hamur mayalanmaya birakilir.
  • Bu arada maydanoz dogranip peynirle karistirilarak ic malzemesi hazirlanir.
  • Firin 200°-250° de isitilir.
  • Mayali hamurdan yumurta dan ufak parcalar koparilip elle acilir ve ic malzeme konur.
  • Istenilen sekil- ister uzun ister yuvarlak- verilerek pekmezli suya ve susama batirilir.
  • Susama batirildiktan sonra iki el arasinda hafifce vurularak susamlarin iyice yapismasi saglanir.
  • Yagli tepsiye dizilir ve 15- 20 dak. tepsi mayasina birakilir.
  • Iyice isinmis firinda kizartilir.

Vatan, millet, afiyet sohbetleri esligin de keyifle tüketilir.:))

Kırıntılı (Streusel) Narenciye Güzeli / Cuma Yazıları – Devasız Dert

06 Nov 2008 at 22:05 | In Cuma Yazilari, Kendi Gelistirmelerim | 18 Comments

Cumaya deger veren herkesin cumasi mübarek olsun.

İbn-i Sina’ya:
“Dünyada devâsı olmayan bir dert var mı?” diye sorduklarında ondan şu cevabı almışlar:
“Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır.”
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Gecen kis limonlu ve peynirli tatlilara kafayi takmis bir dizi yeni icat ve denemem olmustu demistim ya, iste bu da o deneme veya gelistirmelerimden biri. Temel prensibi ayni, bir tart, veya kurabiye hamuru, üzerine limonlu ve portakalli yogunlugu degisen dolgular. Ana fikir ise liminlu bardan alinma.:) Bakalim bu kis ev halkini neyle biktiracagim.:)

Buralarda üzerinde kirintilarin oldugu talilar cokca satilir ve sevilir. Epey bir süre denemeye cesaret edememistim, cünkü es dost da tatigim kirintili elmali vs. tatlilari lezzet bakimidan hic de güzel bulmamistim. Hatta ikram edilen yerler de bogazima takilip yutamadigimi bile hatirlarim.:)

Bu hamurla yaptigim tartlarin kenarlarinda daha fazla pisen bölümleri yemeye bile kiyamiyordum. Sonra düsündüm “Bu tadi nasil çogaltsam.” diye ve kırıntılar geldi aklıma. İstemedigim kadar kıtırlasmis hamur ve en sevdigim tatla birlikte. Bilmeyen, denemeyen  hatta ” Bu da ne olaki?” diyen vatandaslar, bir deneyin ve yorumlarinizi ondan sonra bildirin.:)

 yemek_040

 Malzemeler:

  • 2 kaşık tereyağı
  • 3 kaşık crem fraice (Yerine ne kullanilir bilmiyorum ama kesinlikle tuzsuz bir krem peynir belki olabilir. Avrupa’nin degisik yerlerin de farkli isimlerle satiliyor olabilir bir arastirin.)
  • Bir fiske tuz (Sakın fazla olmasın.)
  • Aldığı kadar un

Dolgusu için:

  • 3 portakalın suyu
  • 1 limon suyu
  • 2 kaşık nişasta
  • 2 kaşık un
  • 2 yumurta
  • Bir bardaktan biraz az toz şeker
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 vanilya

Yapılışı:

  • Hamur malzemeleri karıştırılıp yoğurulur.
  • Dikdörtgen cam bir tepsiye hamurun 3/4 ü rendelenerek yayılır. Kalan hamuru bu arada buzdolabına koyun.
  • Hamuru bildiğimiz rendeyle tepsinin içine rendeledim ve orantılı olacak şeklide yaydım.
  • Dikkat edin aralarinda dellikler kalmasin, parmaginizla deleikleri bastirarak yapistirmaya calisin.
  • Yayılan hamurun kenarlarını bastırarak bir parmak yükseltin.
  • Diğer malzemeleri yumurta ve şekerden başlayarak en son kabartma tozunu ekleyerek iyice çırpın.
  • Dolgu malzemesini tepsiye rendelediğiniz hamurun üzerine dökün.
  • Ayrıdığınız hamuru rendeleyerek dolgunun üzerine düzgünce yayilmasini saglayin.
  • önceden isitilmis 175-180° de iyice kizarana kadar pisirin.

Not: Ikinci bir secenek olarak kirintilari koymadan dolgulu tatliyi firina koyun ve dolgu kendini bir süre toparlayinca cikarip kirintiyi rendeleyin. Tekrar kizarmak üzere firina koyun.

Porselen Cay Demligi Etkinligine Bir Tarif de Ben den – Kabaklı Börek

03 Nov 2008 at 22:31 | In Hamurisleri | 17 Comments

Kimi insan icin kabak yavan bir sebze olarak bilinse de bence her damaga hitap eden bir kabak yemegi vardir. Kabak yemeyen yakinlariniza kabagin degisik yemek seceneklerini kullanarak yedirebilirsiniz.

Peygamber efendimizin de sevdigi sebzelerden oldugunu duyunca kabagin benim icin önemi daha da artti. O iklimde yenilen kabagin hangi cesit kabak oldugunu bilmiyorum ama, olsun efendimiz de kabak severmis.

Börek dünyasina attigim ilk adimlardandi bu börek. Merak eden ve kabak yedirme konusun da sorun yasayanlar buyrun tarifi:

14
Malzemeler:

  1. 3-4 tane kabak
  2. 3 tane yufka
  3. 100 gr. beyaz peynir
  4. 1 tane yumurta
  5. 100 gr. sıvı krema
  6. Karabiber

Yapılışı:

  1. Kabakları rendeleyip suyunu sıkın.
  2. Karabiber, peynir ve yumurta ile karıştırıp iç harcını hazırlayın.
  3. Yufkaları ortadan ikiye bölün.
  4. Yarım daire olan yufkalara önce kaşıkla sıvı krema gezdirin.
  5. Daha sonra hazırladığınız harçtan eşit olarak yufkanın her yerine yayın ve sarma yapar gibi sarin
  6. Elde ettiginiz böregi, ister tek porsiyonluk gül böregi seklinde,, isterseniz tepsinin ortasindan baslayarak tepsinin tamamini doldurana kadar birbiri etrafina sarin.
  7. Diğer yufkalara da aynı işlemi uygulayıp tepsiyi doldurun.
  8. Üzerine, ister yağlı yoğurt, isterseniz yumurta sarısı sürüp 200°de önceden ısıtılmış fırında pişirin.

Cuma yazilari – Sandıkta Ne Var?

31 Oct 2008 at 08:05 | In Cuma Yazilari | 14 Comments

Allah’in kulu, Muhammet’in ümmetiyim diyen herkesin cumasi hayirli ve bereketli olsun.

Uzun zamandir cuma yazisi yazmiyorum. Oysa önceki sene yaz tatilinde sayfada devam eden tek bölüm cuma yazilariydi. Gecen sene den bu seneye neler oldu, neler degisti de cuma yazilarina bile ara verdim? Iyi bir muhasebe yapmali. Bazi seyleri de ihmal etmemli sorumluluklar adina.

Kelimelerin, ata sözlerinin vs. kökenini hep merak etmisimdir. Sik sik duydugumuz “Ayagini sicak tut, basini serin.” sözünün hem devami oldugunu, hem de kimin dedigini bu cuma yazisinda okuyalim isterseniz:

Lokman Hekim, ailesine bir sandık bırakarak şöyle demiş:
“Ben öldükten sonra bu sandığı açmadan satışa sunun, oradan alacağınız paralar sizindir.”Lokman Hekim vefat edince ailesi onun bu isteği üzerine sandığı satmış. Sandığı alan şahıs ise heyecanla
“Acaba sandıkta ne var” düşüncesiyle sandığı açınca, üzerinde şöyle yazan bir kemikle karşılaşmış:
“Ayağını sıcak tut, başını serin; Kendine bir iş bul, düşünme derin…”


Eklenti:

Sevgili Fulya günler öncesinden benim adimi blog ödüllüleri listesinde zikretmis. Ben vafasiz arkadasi ise, dikkatinden kacinca ona direk tesekkür etse de, sayfasinda yer vermeyi ihmal etti. Fulya’cigim özür dilerim sen den.

Ben en sona kalanlardan oldugumdan ödülü birkac kisiye degil de Beni seven, dost ve arkadas olarak kabul eden herkese veriyorum. Hangi blogcu arkadasim, yüreginde beni tanimadi halde güzel birseyler hissediyorsa bilsin ki, bu ödül onundur.



Tarçınlı Kurabiye ile Geri Döndüüüüm…

28 Oct 2008 at 12:17 | In Kurabiyeler | 6 Comments

Bu kadar uzuuuuun bir ara verince blog dünyasinda olmayi ne kadar özledigimi fark ettim. Isin kötüsü bu arada arkadaslari da takip edemedim. Ama artik insallah buradayim.

Kurabiye yapmanin ve yemenin zamani geldi artik. Bilmiyorum siz kurabiyenizi nasil yersiniz? Sik sik duydugum ve analyamadigim sicacik kurabiyeler olarak mi seversiniz yoksa? Kurabiye bekleyip kendini cekince tadi yerine oturur, nasil olurda sicak kurabiye sevilir bilen varsa bana da anlativersin.:) Benim kurabiyelerim soguk, kitir ve tarcinli. Zaten insanin bünyesi mevsimin ihtiyaclarina göre ayarlanmis saat gibi, kis aylari gelince de tarcin tadi her zamankinden daha cok isteniyor.
Bir dönem ana tarif olarak kesfettigim bu tarifin, farkli malzemeler ekleyerek bir sürü cesidini yapmistim. Hepsi de birbirinden lezzetli olmustu. Sizin de seveceginizi düsünerek tarife geciyorum:

 yemek_007

Malzemeler:

  • 2 kaşık tereyağı
  • 2 kaşık crem fraıce veya schmand (Süzme yogurt da kullanilabilir.)
  • 1 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 bardak pudra şekeri
  • Aldığı kadar un
  • Bir fiske tuz

Yapılışı:

  • Bütün malzemeler karıştırılıp kurabiyenin hamuru hazırlanır.
  • Küçük parçalar koparılarak yuvarlanır ve yağlanmış tepsiye dizilir.
  • 180 de pişirilir.

Sicak cay veya kahveyle afiyetle tadina varilir…

Yorumlariyla yanimda olan tüm arkadaslara tesekkür ediyorum.

Sonraki Sayfa »

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.